Doç. Dr. Salih Boğa

Mide Fıtığı (Hiatal Herni)

3 Mayıs 2021
Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ediz Altınlı ve Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Salih Boğa, mide fıtığı (hiatal herni) hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Mide fıtığı basitçe, midenin üst kısmının diyaframdan yukarı doğru göğüs boşluğuna kaymasıdır. Diyafram, karın ve göğüs arasında uzanan ve bu iki bölgeyi ayıran büyük bir kastır ve nefes alıp vermede yardımcı kas olarak kullanılmaktadır. Bu büyük kasın ortasında içinden yemek borusunun geçtiği bir açıklık bulunmaktadır. Normalde bu açıklıktan geçen yemek borusu ve mide hemen diyaframın altında birleşmekte ve midenin tümü diyaframın altında yer almaktadır. Ancak, mide fıtığı olan kişilerde midenin bir kısmı diyaframdaki bu açıklık içinden yukarı doğru kayar. Mide fıtığı olarak tanımlanan bu durum yaşla beraber artar ve 50 yaşın üzerindeki kişilerde daha yaygın olarak görülür.

Mide fıtığına ne sebep olur?

Mide fıtığının kesin nedeni bilinmemektedir, genel olarak diyafram kasının dokusunda zayıflığa sebep olan her durum midenin diyaframdan geçmesini kolaylaştırarak mide fıtığına sebep olabilir. Bu bazen hastalarda yaralanma veya diğer kas hasarlarına bağlı oluyor iken, bazı hastalarda da kronik öksürme, inatçı kusmalar, ağır nesneleri kaldırmak gibi durumlarda diyaframdaki açıklığın etrafındaki bağlara tekrar tekrar ve çok sayıda baskı uygulanması ile ortaya çıkmaktadır. Gebelik ve obezite de yine diyafram kasını zorlayıp zayıflatan ve böylelikle mide fıtığına sebep olan durumlardandır.

Mide fıtığının türleri nelerdir?

Genellikle iki tür hiatal herni vardır: kayan hiatal herniler ve sabit veya paraözofageal herniler.

Kayan hiatal herni, daha yaygın görülen mide fıtığı türüdür. Mideniz ve yemek borunuz, diyaframdaki açıklıktan göğsünüze girip çıktığında ortaya çıkar. Mide fıtıklarının çok büyük bir kısmını oluşturan kayma fıtıkları başlangıçta küçük olsa yaşla boyutunu artırma ve daha şiddetli şikayetlere sebep olma eğilimindedir.

Daha nadir görülen paraözofageal fıtıklarda, midenin bir kısmı diyaframdaki açıklıktan, yemek borusunun yerini değiştirmeksizin göğüs boşluğuna çıkar ve orada sabit kalır. Bazı vakalarda bu durum midenin kan akışının engelleyerek ciddi tıbbi acil durumlara sebep olabilir.

Mide fıtığının belirtileri

Yazının Devamını Oku

Ramazanda mide bağırsak hastalıkları ve beslenme

19 Nisan 2021
Ramazan ayında oruç tutmak kişinin sağlığını iyileştirebilir, ancak doğru şekilde beslenme ve gerektiğinde ilaç kullanımı uygulanmazsa sindirim sağlığıyla ilgili bazı hastalıkların tetiklenmesine neden olabilmektedir. Oruç ve sahurda fazla yemek yemek ve iftarı geciktirmek olumsuz etki eder. Ramazan ayında özellikle iftar veya sahur yemeklerinde çok fazla yedikten sonra reflü, hazımsızlık, şişkinlik ve mide ekşimesi gibi sindirimle ilgili şikayetlere sıklıkla rastlanır. Ölçülü yemek yemeye ve bu şikayetleri tetikleyebilecek yiyeceklerden kaçınmaya dikkat edilmelidir.

Mide ve bağırsak sağlığını korumak için dikkat edilmesi gerekenler

Gastriti ve ülseri olan kişiler uzun süre aç kaldığında, midede bulunan asitler ağrıya ve ülserin şiddetlenmesine neden olabilir. Bu oldukça yaygın görülen bir sorundur ve doğru tıbbi destek ile yönetilebilir. Gastrit kabaca mide mukozasının iltihabına, ülser de üst sindirim kanalındaki açık yaralara verilen isimdir. Ülser, mideyi sindirim sıvılarından koruyan kalın mukus tabakası hasar gördüğünde sindirim asitlerinin, midenin iç dokusuna zarar vermesiyle ortaya çıkar. Gastrit ve ülserde en yaygın şikayet göğüsle göbek deliği arasındaki bölgede yanma hissi veya ağrıdır. Normalde, mide boşken ağrı daha yoğun olur ve birkaç dakika veya birkaç saat sürebilir. Gastrit ve ülserinin diğer semptomları arasında şişkinlik, geğirme, mide ekşimesi bulunur. İftarla beraber gıda alındığında ağrı azalır.

Bazı yiyecekler bu mide hastalıklarına bağlı ağrıyı daha da kötüleştirebilirken, bazıları hafifletici bir etki sağlar. Yağlı ve asitli yiyecekler, baharatlı yiyecekler bu ağrıyı artıran yiyeceklerin başında gelmektedir. Ülser ağrısını artırmamak için kahve, gazlı içecekler ve sosis salam gibi işlenmiş gıdalardan uzak durulması gerekmektedir. Süt ve süt ürünlerinin de mide ağrılarını bir nebze giderdiği hastalar tarafından ifade edilmektedir. Yine de bilinen mide hastalığı olan hastaların gastroenterolog ile görüşerek uygun dozda mide koruyucu ilaç ve antiasit şuruplar kullanmaları hastaların önemli bir kısmında şikayetleri giderebilmektedir. Uygun ilaç kullanımına rağmen şikayetlerin devamı halinde, hastaların gereğinde oruç tutmaya belli bir dönem ara vermeleri ve de endoskopi ile ileri tetkik edilmeleri gerekebilmektedir.

Uzun süreli ilaç kullanan hastalar, gerekli değişiklikleri doktoruyla görüşmeli, hekim önerisi ile ilacın etkisini optimize etmek için doz alış saatlerini ayarlamalıdır. Oruç tutmanın ilaçlarınıza uymanızı etkilemesine izin vermeyin.

Gastrointestinal problemler, özellikle diyabetik olmayan kişilere kıyasla diyabetli kişilerde daha yaygın ve şiddetli olma eğilimindedir. Bu nedenle hekimlerine danıştıktan sonra oruç tutmasına izin verilen şeker hastalarında ekstra ihtiyat gereklidir.

Orucunuzu bozarken ılımlı bir yaklaşım benimsenmeli, daha küçük porsiyonlarda ama daha sık yemek yenmelidir. Mesela akşam namazından sonra dinlenmeden önce hurma ve hafif yiyeceklerle başlayıp, ardından teravih namazından önce ana yemek yenilmesi bu açıdan makul bir beslenme önerisidir. Sahurdan hemen sonra uyunması önerilmemektedir, çünkü bu asit reflü ile sonuçlanabilir. Nefes alma, terleme ve tuvalete gitme yoluyla kaybedilen günlük su kaybını gidermek için bol su içilmesi akıldan çıkarılmamalıdır.

Dikkate alınması gereken yeme alışkanlıkları

Kızarmış, yağlı ve asit içeren yiyecekler ve meyveler (örneğin limon, misket limonu, greyfurt ve portakal gibi turunçgiller) ve domates bazlı ürünler (domates teknik olarak çok fazla asit içerir) uzun süre aç kalmış midedeki asit yükünü daha da artıracağı için önerilmemektedir.

Yazının Devamını Oku

Reflü hastalığında Stretta tedavisi

18 Şubat 2021
Reflü hastalığı tam ismi ile gastroözofagial reflü hastalığı, sıklıkla mide asidinin yemek borusuna kaçması sonucu oluşmaktadır.

Reflü göğüs kısmında ağrıya ve yanmaya, ağıza kadar acı su gelmesine, öksürüğe, ses kısıklığına, diş çürüklerine ve boğaz ağrısına, kulak ağrısına hatta zatürreye sebep olabilir, hastada alerjik astımı tetikleyebilir. Mideden yemek borusuna doğru olan bu kaçışın en yaygın nedeni, yemek borusu ve mide arasındaki kaslardan oluşan özofagus alt sfinkteri adı verilen ve sadece lokmalar geçtiğinde açılan kapakçık benzeri yapının gevşek ya da sürekli açık olmasıdır.

Reflü tanısında altın standart yöntemi yanlış bilinenin aksine endoskopi değil, pH metredir. Endoskopi sırasında yemek borusuna bırakılan kapsül, pH ölçümlerini hastaya hiç rahatsızlık vermeden 2 gün boyunca mümkün kılmaktadır. Daha sonra dışkı yoluyla kendiliğinden atılan bu kapsülün verdiği veriler sayesinde, hastada tüm reflü atakları saptanabilmekte ve reflünün şiddetine göre tedavi yöntemi belirlenmektedir.

Reflü tedavisinde en önemli nokta yaşam tarzında değişiklik yapmaktan geçer. Bazı hastalar, yaşam tarzında değişiklik yaparak veya ilaçlarla reflüyü kontrol altında tutabiliyorken, bazı hastalarda bu ilaç tedavisi ya işe yaramaz ya da hasta her gün ilaç kullanmaya bağımlı hale gelir. Bu durumda, hastaneye başvuran hastalara mide kapakçığı gevşekliğinin giderilmesi amacıyla Radyofrekans Ablasyon (Stretta) yöntemi uygulanarak hastalarda mide kapağı diye tabir edilen alt özofagus sfinkterinin daha sıkı ve daha sızdırmaz olması sağlanır. Bu yöntem mide fıtığı olmayan tüm reflü hastalarında cerrahi gereksinimi azaltan, kesisiz dikişsiz endoskopik bir tedavi yöntemidir.

Radyofrekans ablasyon (stretta) ile ameliyatsız reflü tedavisi

Stretta tedavisinde, aslında yıllardır kalp ritim bozuklukları, karaciğer kistleri gibi çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan radyofrekans akımı kullanılır. Tamamen endoskopik yolla yapılan bu tedavide öncelikle hasta, hiçbir şey hissetmeyeceği bir şekilde sedasyon ile uyutulur. Daha sonra ağızdan yemek borusunun alt ucuna gönderilen özel bir kateter ile, mide kapakçığının olduğu bölgeye milimetrik elektrotlar kullanılarak radyofrekans akımı verilir. Bu akımın etkisi ile mide kapakçığı bölgesindeki kas tabakasını birkaç hafta içinde daha kalın, kuvvetli ve daha az genişlemeye meyilli hale getirecek tedavi verilmiş olur. Stretta işlemi ileri teknoloji ürünü cihazın kullanıldığı son derece güvenli bir işlem olup ABD’nin tıbbi otorite kurumu olan FDA‘den de hem etkisi ve hem de güvenliği açısından onay almış, uzun yıllardır reflü tedavisi için tüm dünyada yapılagelen bir tedavi yöntemidir. Sadece 20-25 dakika süren bu ameliyatsız tedavi yönteminin ardından hastalar hem reflü hastalığından hem de bu hastalığa bağlı ilaç yükünden kurtulmuş olarak aynı gün evlerine dönebilmektedir. Daha önemlisi her etkili reflü tedavisinde olduğu gibi, Stretta işlemi sonunda da hastanın reflüsüz hayat kalitesinde artış izlenmekte ve hastanın başta kanser olmak üzere reflünün uzun dönem kötü sonuçlarından kurtulması sağlanabilmektedir.

 

Yazının Devamını Oku

Polip nedir, CAD EYE ile teşhis ve tedavisi nasıldır?

26 Ocak 2021
Polipler, çoğunlukla küçük, düz yumrular veya küçük mantar benzeri saplar gibi görünen anormal doku büyümeleridir. Poliplerin çoğu iyi huyludur, yani kanserli değildir. Ancak anormal hücre büyümesine bağlı olduklarından, sonunda kötü huylu veya kanserli hale gelme potansiyeline sahiptirler.

Bağırsakta oluşan poliplerinin erken dönemde kolonoskopi ile tespit edilmesi ve çıkarılarak tedavi edilmesi, poliplerin kansere dönüşüp hayati tehlikeye yol açmasını önlemek açısından büyük önem taşımaktadır. Polip tedavisi, poliplerin bulundukları yere, boyutlarına ve iyi huylu veya kötü huylu özellikler gösterip göstermemelerine göre değişiklik gösterse de sıklıkla aynı kolonoskopi seansında poliplerin güvenli şekilde çıkarılması ile tedavisi yapılmış olur.

Endoskopik uygulamalarda CAD EYE yapay zeka teknolojisi, kalın bağırsak poliplerinin hata payı olmadan belirlenmesini sağlayarak, hastalığın tanı ve tedavisinde önemli fayda sağlamaktadır.

Polip teşhisinde CAD EYE teknolojisi kullanımı

Kalın bağırsakta bulunan genellikle iyi huylu olan poliplerin tedavisi ihmal edilirse, zaman içinde anormal büyüme ve başkalaşım göstererek kolon yani kalın bağırsak kanserine dönüşebilir. Özellikle 50 yaşından sonra görülme sıklığı artan polipler CAD EYE teknolojisi ile erken dönemde teşhis edilebilir.

CAD EYE, kolondaki endoskopik lezyon tespiti için yapay zeka teknolojisinden faydalanan yeni bir teknolojidir. Bu teknoloji gerçek zamanlı polip algılama oranını en üst seviyeye yükseltmeyi, görüntünün köşesinde kalan gözden kaçma ihtimali daha yüksek olan lezyonların, daha az fark edilen düz lezyonların ve çoklu poliplerin aynı anda teşhisine imkan sunmaktadır. Bu sayede kalın bağırsak kanseri gibi hayati sonuçları olabilecek ciddi bir hastalığın önüne geçilebilmektedir.

CAD EYE teknolojisi ile şüpheli bir polip tespit edildiğinde, konum haritasındaki farklı renk kodlarının kullanımıyla görsel olarak gösterilen bir polipin hiperplastik (görece daha masum) veya neoplastik (kansere dönüşme potansiyeli görece daha yüksek) olup olmadığını gerçek zamanlı olarak, görüntüyü dondurmadan ve de yakınlaştırma ile işlem süresini uzatmadan analiz eder.

CAD EYE uygulaması ve avantajları

CAD EYE uygulaması kolonoskopiye benzer bir uygulamaya sahiptir. Operasyondan önce bağırsağın temizlenmesi sağlanır. Bir gün öncesinden itibaren yeme içme durdurulur. Anestezi altında toplam 15-20 dakika süren bir işlemdir. Ucunda kamera bulunan özel bir aletle bağırsaktaki polipin yeri, büyüklüğü, tanımlaması yapılır. Yapay zeka teknolojisini kullanan CAD EYE tekniği ile kolonoskopi sırasındaki görüntüler hem doktorun ekranına yansıtılır hem de kendi yapay zeka işlemcisine gönderilir. Bu sayede kolon poliplerinin saptanma oranını en üst seviyelere çıkarır. Genellikle aynı işlem sırasında poliplerin alımı da gerçekleştirilir.

Yazının Devamını Oku

Geçirgen bağırsak sendromu nedir, nasıl ortaya çıkar?

20 Ocak 2021
‘Geçirgen bağırsak sendromu’ tıbbi olarak kabul görmüş bir hastalık değildir ve bilimsel çalışmalarla varlığı tanımlanmamıştır. Ama bağırsağın geçirgenliğinin artmasının vücutta birçok rahatsızlığı tetikleyebildiği bilinmektedir.

Hipokrat’ın dediği gibi “Bütün hastalıklar bağırsaktan başlar. Bağırsak hasta ise vücudun geri kalan kısmı da hastadır.”  

Bağırsak, yüzeyini kaplayan özelleşmiş hücreleri sayesinde gıdaların sindirilmesini ve emilmesini sağlarken; bir yandan da her çeşit işlenmemiş gıdayı ve bağırsak içinde bulunan bakterileri sınırlandırarak vücuttaki en önemli savunma mekanizmalarından birini oluşturur.

Bağırsaklarımızda bulunan probiyotikler, bu savunma mekanizmasını yani bağışıklığımızı güçlendiren dost bakterilerdir. Bağırsak iç zarını kaplayan bu yararlı bakteriler, ağızdan alınan zararlı bakterilerin bağırsak duvarından içeri geçmesine dolayısıyla birçok hastalığın oluşmasına engel olurlar.

Günümüzde başta antibiyotik olmak üzere; stres, kötü beslenme, ağrı kesici ilaçların alınması gibi durumlarda zararlı bakterilerin faydalı bakterilere oranı yükselmektedir. Zararlı bakterilerin bağırsak iç zarında artmasıyla probiyotiklerin oranı azalır ve bağırsak geçirgenliği artar.

Birçok zararlı mikroorganizma, bakteriyel toksinler, sindirilen gıdalardaki alerjik maddeler, toksik ürünler, kanserojen moleküller birbirine komşu bir şekilde sıralanan bağırsak hücreleri arasında bulunan ve ‘tight junction’ denilen bağlantı noktalarından sızarak birçok hastalığı tetikler. Hem bu normalde olmaması gereken kompartmanlara geçen maddelerin direkt etkisi ile hem de bu yabancı maddeleri tanımayan bağışıklık sistemin bu maddelere saldırması sonucu oluşan zincirleme reaksiyonlarla başta hassas bağırsak sendromu olmak üzere alerji, astım, egzama, artrit, şeker hastalığı, iltihabi bağırsak hastalıkları, obezite, karaciğer yağlanması ve hatta kalın bağırsak kanseri gibi hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olan hadiseler meydana gelmektedir.

Belirtileri nelerdir, tedavisi nasıl yapılır?

Zararlı bakterilerin artıp bağırsak iç zarında probiyotiklerin azalmasıyla oluşan ve bağırsak geçirgenliğinde artışa sebep olan bağırsak flora bozukluğuna "Disbiyozis’’ denir. Dizbiyozis belirtileri aşırı gaz, şişkinlik, ödem, zaman zaman ishal zaman zaman kabızlığa varan dışkı şekil bozuklukları ve hazımsızlıktır. İlerleyen zamanlarda tedavi edilmeyen dizbiyozisin tetikleyeceği yukarıda bahsedilen hastalıkların her biri kendi belirtilerini ortaya çıkarır. Geçirgen bağırsak sendromu adında bir hastalık olmadığı için kendi başına belirtisi olamaz ancak bağırsak florasındaki bozukluğun ve buna bağlı oluşan hastalıkların belirtileri gözlemlenebilir.

Geçirgen bağırsağa karşı ne tür önlemler alınabilir?

Yazının Devamını Oku

Mide balonu ile zayıflama

4 Aralık 2020
Ülkemiz maalesef Avrupa'da obezitede birinci sırada yer alıyor. Türkiye'de erişkin nüfusunun 20 milyonu obezite hastası, bundan daha fazlası aşırı kilolu. Bu sebeple obezite ile mücadelede hastalara yardım edecek etkin tedavi yöntemleri gün geçtikçe daha da önem kazanıyor. Mide balonu da bu tedavi yöntemlerinden birisi olarak kullanım kolaylığı ile öne çıkıyor.

Mide balonu, midenize normal serum dolu bir silikon balon yerleştirmeyi içeren bir kilo verme yöntemidir. Bu, yenilen gıdaları sınırlayarak ve kendinizi daha hızlı tok hissetmenizi sağlayarak kilo vermenize yardımcı olur. Kilonuzla ilgili endişeleriniz varsa, diyet ve egzersiz sizin için işe yaramadıysa mide balonu kilo vermek için iyi bir seçenek olabilir.

Diğer kilo verme yöntemleri gibi mide balonu da daha sağlıklı bir yaşam tarzına uyum gerektirir. Mide balonu yönteminin uzun vadeli başarı sağlaması için beslenmenizde kalıcı sağlıklı değişikliklere gitmeniz ve düzenli egzersizi bir yaşama biçimi haline getirmeniz gerekir.

Mide balonun yerleştirilmesi ile kilo vermeniz dolaylı olarak; gastroözofageal reflü hastalığı, kalp hastalığı, inme, yüksek tansiyon, obstrüktif uyku apnesi, yağlı karaciğer hastalığı ve tip 2 diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarının görülme sıklığını ve şiddetini azaltır.

Kimler için uygundur?

Vücut kitle indeksiniz (BMI) 30 ile 40 arasındaysa, başta diyet ve egzersiz olmak üzere sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri yapmaya ve düzenli tıbbi takip almaya istekliyseniz, daha önce mide veya yemek borusu ameliyatı geçirmediyseniz mide balonu işlemi sizin için uygundur.

Mide içi balonlar, fazla kilolu herkes için doğru seçim değildir. Konunun uzmanı bir gastroenterolog ile yapacağınız bir ön görüşme, mide balonu işleminin sizin için yararlı olup olmayacağının belirlenmesine yardımcı olacaktır.

Nasıl yapılır?

Mide balonu işlemi, ayaktan bir poliklinik işlemi olarak endoskopi ünitesinde yapılır. Anestezi hekimi tarafından uygun şekilde sedasyon ile uyutulduktan sonra mide içi balonla yüklü ince bir tüp (kateter) boğazınızdan aşağıya midenize doğru ilerletilir. Daha sonra, endoskop (kamera takılı esnek bir tüp) boğazınızdan aşağıya midenize doğru ilerletilerek balon işlemin her anı kamera ile izlenerek yaklaşık 10-15 dk. süren bir işlem ile güvenle yerleştirilir. Böylece midenin gıda alma kapasitesi düşürülür ve çabuk doyma sağlanır. Bu da daha az kalori alımına sebep olarak uygun hastalara zayıflama yolunu açar.

Yazının Devamını Oku

İltihaplı bağırsak hastalıkları

13 Kasım 2020
İltihaplı bağırsak hastalığı (İBH), sindirim sisteminizin kronik yani uzun süreli iltihaplanmasını içeren bozuklukları tanımlamak için kullanılan genel bir terimdir. Üseratif kolit (ÜK) ve Crohn hastalığı (CH) inflamatuvar bağırsak hastalıkları çatısı altında yer alan iki hastalık olarak tanımlanır. Aynı hastalık grubu içinde yer alsalar da nedenleri, klinik seyirleri ve tedavi yöntemleri birbirlerinden ayrı özellikler gösterir.

Ülseratif kolit ve Crohn hastalığının günümüzde nedenleri halen tam olarak aydınlatılamamıştır. Çevresel nedenler, ailesel yatkınlık ve bağışıklık sisteminin uygunsuz çalışması hastalıkların nedeni olarak suçlanmaktadır. Genel olarak her iki hastalık da hayatın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilirse de çoğunlukla genç yetişkinlerin hastalıkları olarak göze çapmaktadırlar. Hem ülseratif kolit ve hem de Crohn hastalığı alevlenme ve düzelme dönemleri ile seyreden kronik hastalıklardır. Ülseratif kolit sadece kalın barsağı tutarken, Crohn hastalığı sıklıkla ince bağırsakların son kısmını etkileyen bir hastalıktır. Ancak Crohn hastalığı ağızdan anal kanala kadar tüm sindirim sistemini tutabilir.

Belirtileri nelerdir?

İltihaplı bağırsak hastalığı belirtileri iltihabın şiddetine ve nerede ortaya çıktığına bağlı olarak değişir. Her iki hastalık için de hastalık seyri hastadan hastaya değişkenlik gösterir, kimi hastada hayatında sadece bir kez alevlenme olurken kimi hastada daha sık alevlenmeler olabilir. Crohn hastalığında karın ağrısı, ishal yakınmaları ön planda iken ülseratif kolitte kanlı ishal şikayetlerin en belirleyici olanlarıdır. Ancak her iki hastalık içinde, halsizlik, istemsiz kilo kaybı, hafif düzeyde ateş yüksekliği, karın ağrısı ve krampları, karında şişlik hatta bazen kabızlık gibi değişik yakınmalar da söz konusu olabilir. Dahası, şikayetler her zaman sindirim sistemi ile ilgili olmayabilir. Bel ağrısı, eklem ağrıları, göz ve cilt ile ilgili bağırsak dışı yakınmalar da inflamatuvar barsak hastalıkların belirtileri olabilir.

Bağırsak alışkanlıklarınızda kalıcı bir değişiklik yaşarsanız veya iltihaplı bağırsak hastalığının belirti ve semptomlarından herhangi birine sahipseniz gecikmeden gastroenteroloğa görünmelisiniz. İltihaplı bağırsak hastalıkları genellikle ölümcül olmasa da bazı durumlarda hayatı tehdit eden komplikasyonlara neden olabilen ciddi hastalıklardır.

Neden olur?

İltihaplı bağırsak hastalığının kesin nedeni bilinmemektedir. Olası nedenlerden biri bağışıklık sistemi arızasıdır. Bazı genetik olarak hassas bireylerde, bağışıklık sisteminin istilacı bir virüs veya bakteriyle mücadele sırasında ortaya koyduğu anormal aşırı bağışıklık tepkisi, bağışıklık sisteminin sindirim sistemindeki hücrelere de saldırmasına neden olur ve bu saldırı sonucunda ortaya iltihaplı bağırsak hastalığı çıkar. Kalıtım da önemli bir faktördür, hasta bireylerin çocuklarında veya birinci derece akrabalarında inflamatuvar barsak hastalığı görülme sıklığının artığı bilinmektedir.

Nasıl teşhis edilir?

Yazının Devamını Oku

İrritabl bağırsak sendromu teşhisi ve tedavisi

8 Ekim 2020
Tıbbi terminolojideki ismiyle irritabl bağırsak sendromu, huzursuz bağırsak ya da hassas bağırsak sendromu olarak da bilinmektedir. IBS adı üstünde bir hastalığı değil sendromu ifade etmektedir ve altta yatan bir hastalık olmaksızın karın ağrısıyla seyreden bağırsak alışkanlıklarında; bağırsak şeklinde formunda ve sıklığında değişikliklerle karakterizedir.

Toplumda görülme sıklığı yaklaşık %10-12’dir ve hastalar genellikle; karın ağrısı, şişkinlik, kabızlık ve ishal atakları şikayetleriyle gelmektedir. En ufak stres altında bile hızlı şekilde etkilenen hassas bağırsaklarda görülen bu şikayetlere daha çok kadınlarda ve 30-50 yaş arasında rastlanılmaktadır.

İrritabl bağırsak sendromu belirtileri nelerdir?

IBS da dışkılama alışkanlığındaki değişiklikler devamlı kabızlık, devamlı ishal veya bunların düzensiz aralıklarla değişimi şeklinde olabilir. Genelde görülen kabızlığın ön planda olduğu ve seyrek olarak geçici ishal dönemlerinin eşlik ettiği formdur.

Normal bir insanda dışkılama sayısı normal ve ağrısız olmak üzere haftada en az 3 den günde en fazla 2 ya da 3 kez olarak kabul edilir. Karnın alt kısımlarında hissedilen ağrı ile birlikte dışkılama hissi gelmesi ve dışkılama sonrasında ağrının geçmesi, dışkılama sırasında aşırı ıkınmak zorunda kalmak, büyük abdestini yapacakmış gibi olduğu halde tuvalete gittiğinde yapamamak veya zorlanarak yapmak, dışkılamadan sonra tam olarak boşalamama hissi, keçi dışkısı gibi küçük parçalar halinde dışkılamak, dışkıda mukus görülmesi, dışkılama olmadan iç çamaşırının sümüksü bir akıntı ile kirlenmesi İBS’nin başlıca belirtileridir.

Bazı hastalarda duygusal çatışma, stres ve yakın bir akraba veya arkadaşının barsak kanseri olduğunu öğrenmek şikayetleri başlatabilir. Uzun süre soğukta kalmak, özellikle kuru baklagiller olmak üzere bulgur vb. yiyeceklerin ve kahve ve kolalı içeceklerin tüketilmesi sonrasında şikayetler alevlenebilir. Sınav dönemi, iş görüşmesi öncesi ve planlanmış önemli randevulardan önce tuvaletten çıkamama gibi tipik öykülerle gelen irritabl bağırsak sendromuna sahip hastaların yaşam kalitesi olumsuz şekilde etkilenmektedir.

İrritabl bağırsak sendromu sebepleri nelerdir?

Kalın barsağın fonksiyonları (barsakların kasılması, barsak içindeki muhtevanın hareketi, barsağın salgı ve emilim fonksiyonları vb.) barsak duvarında yerleşmiş olan ve çok zengin bir ağ oluşturan barsak sinir sistemi, merkez sinir sistemi ve çeşitli reseptör ve hormonların etkisi altındadır. Barsakların hareketleri, duyarlılıkları ve kişinin barsaklardan gelen uyarıları algılama derecesi bu sinir ve hormon sistemi tarafından düzenlenir. İBS’de bu düzenleyici sistemlerde hem merkezi sinir sistemi ve hem de barsaklar seviyesinde bazı değişikliklerin oluştuğu ve stres, adet dönemleri, soğuk, enfeksiyonlar, gıdalar vb. gibi değişik faktörlerin bu değişikliklerin ortaya çıkışını uyardıkları düşünülmektedir. İBS’li kişilerde barsaklardan gelen uyarıların algılanmasında artış olduğu ve barsakların bu uyarılara karşı bazen aşırı kasılma bazen de fazla hareketlilik ile cevap verdikleri gösterilmiştir

İrritabl bağırsak sendromu tanısı nasıl konur?

Yazının Devamını Oku