"Doç. Dr. Güliz Onat" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doç. Dr. Güliz Onat" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doç. Dr. Güliz Onat

Doç. Dr. Güliz Onat

Emzirme döneminde lazer epilasyon yapılır mı, saç boyanır mı?

2 Haziran 2020

Lazer ışını, süt dokusuna ulaşmadığı için süt miktarını etkilenmez. Ancak bu konuda yeterli sayıda çalışma da yapılmadı. Yani ‘kesin zararlıdır’ ya da ‘kesin zararsızdır’ diyemiyoruz. Lazer epilasyondan çok daha zararlı olabilecek bir şey var ki, lokal anestezi için kullanılan krem ya da enjekte edilen ilaçlar… Herhangi bir alerji durumu gelişebilir. Lazer epilasyon yaptıracaksanız, asıl bu konuya dikkat etmenizi öneririm. Herhangi bir anestetik ilaç kullanırken doktorunuza danışmadan uygulatmayınız.

Laktasyon dönemindeki hormonal durumdan dolayı, kıl kökleri beslenme eğilimindedir ve ciltte renk değişikliklerine sebebiyet verebilir. Yani emzirdiğiniz sürece aslında kıl kökleri de varlığını sürdürür. Emzirme döneminde lazer epilasyon bir bakıma boşa kürek çekmek gibidir. Zaman ve para kaybı anlamı taşıyabilir. Siz aldırırsınız, o yeniden çıkar. Etkisi beklenenden az olabilir. Belki emzirme döneminiz bitene dek, lazer epilasyonu ertelemeyi düşünebilirsiniz.

Bu dönemde saç boyamak zararlı mı?
Saç boyaları her ne kadar üzerinde organik, zararlı kimyasal içermez ifadeleri taşısalar da oldukça fazla kimyasal içerir. Özellikle emziren annelerde saç boyasının etkileri üzerine çalışmalar yetersiz olsa da, ben şahsi olarak hamilelerin ve emziren annelerin saç boyası yaptırmalarını önermiyorum. En azından ek gıdaya geçene dek, boya ihtiyaçlarını ertelemelerini öneriyorum. Yapılan bazı çalışmalarda saç boyası kullanımı ile meme kanseri, çocukluk çağı germ hücre tümörü ve lösemi arasında ilişki olduğu belirlenmiştir. Bazı kaynaklarda detaylı olarak saç boyalarının olumsuz etkileri gösterilmiştir. Saç boyama konusunda detaylı araştırma yapıp çalışma sonuçlarına mutlaka bakmalısınız.

Yazının devamı...

Korona günlerinde doğum yapacak anneler ne zaman hastaneye gitmeli?

25 Nisan 2020

Bazı kasılmalar yalancı, bazıları ise gerçek doğum dalgalarıdır. Bunu ayırt etmeyi öğrenmeniz, korona günlerinde sizi gereksiz hastane ziyaretinden korur. Ancak kasılmalar hastaneye gitmek için tek neden değildir. Endişe verici belirtiler olduğunda ambulans çağırabilir ya da hastaneye gidebilirsiniz. Kasılmaları erken dönemde mümkün olduğunca evde karşılamak, tüm doğuma hazırlık sınıflarında tavsiye edilen ortak bir bilgidir. Böylelikle hem evinizin rahatlığında güvende hisseder, hem hastaneye erken gitmeye bağlı gereksiz müdahalelerden korunur, hem de korona günlerinde virüsten de mümkün mertebe korunmuş olursunuz.

Peki, kasılmalar başlarsa, bunun gerçek bir doğum dalgası mı yoksa yalancı kasılmalar mı olduğunu nasıl ayırt edebilirsiniz?
Gebeliğin son dönemlerinde rahmin doğum provalarına ihtiyacı vardır. Bu provalara “Braxton Hick” kasılmaları ya da “yalancı doğum ağrıları” denir. Bu tip bir kasılmayı ayırt edebilirseniz, gereksiz yere hastaneye gitmemiş olursunuz. Eğer bunu ayırt etmekte zorlanırsanız, doktorunuza ya da bir ebeye başvurabilirsiniz. Tam da bu gibi nedenlerden dolayı hamilelik döneminde bir doğuma hazırlık eğitimine uzaktan eğitimle katılmak yararlı olacaktır. Bir ebenin ya da bir doğum uzmanının güvenli alanında, ulaşım kolaylığından faydalanırsınız. 

Yalancı doğum dalgaları ve gerçekleri arasındaki farklar
Yalancı dalgalar yürümekle geçer, düzensiz aralıklarla gelir ve bir saatten uzun sürmez. Gerçek dalgalarda ağrı hissi yürümekle geçmez, giderek artar, iki dalga arasındaki dinlenme periyodu zamanla kısalır, dalgalar daha sık aralıklarla ve şiddetlenerek, düzenli aralıklarla gelir. Yalancı kasılmalarda ağrı genelde karında iken, gerçek bir doğum dalgası belden başlayıp karına yayılır. İlk zamanlar 15 dakikada bir, ardından 10 dakikada bir ve giderek kısalarak 5 dakikada bir gelmeye başlar. Suyunuz gelebilir, hafif kanlı bir akıntı olan, halk arasında “nişan” adı verilen rahim ağzındaki tıkacın atıldığını hissedebilirsiniz. Hastaneye suyunuz gelince ya da dalgaların arası 10 dakikadan daha az olunca gitmeniz gerekir. 

Değişen dünyada tele sağlık hizmetleri yaygınlaşırken, doğumların da yeri değişebilir
Korona günlerinde hastanelere gitmemek için pek çok özel hastanenin uzaktan görüntülü görüşmeler yaparak, tele sağlık hizmetlerini yaygınlaştırdığına şahit oluyoruz. Günümüz şartlarında planlı ev doğumları da sıklıkla gündeme geldi. Doğuma sertifikalı bir ebe ya da bir hekimin eşlik ettiği ve evde doğumun tıbbi açıdan sakıncalı olmadığı durumlarda, acil anlarda hastaneye transferin tüm ayrıntılarıyla planlandığı bir ev doğumu, sizi evinizin konforunda güvende hissettirir, ağrı kesici, anestezi, suni sancı, dikişli doğum gibi gereksiz müdahalelerden korur. Virüs bulaşma riskini evinizde doğum yaparak azaltmış olabilirsiniz. Michel Odent'in Çiftçi ve Doğum Uzmanı kitabında, hastane doğumlarının, doğumun kendi doğallığında akmasına engel oluşu, oldukça yalın bir dille anlatılmıştır, kitabı okumanızı tavsiye ederim. Aşkla beslendiğimiz güzel günlere kavuşmak dileğiyle...

Yazının devamı...

Cinsel mutluluk bedeni tanımaktan geçiyor

12 Mart 2020

TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE CİNSEL YAŞAM

Doktora tezimde tüp bebek adayı çiftlerde cinsel yaşamı araştırırken, su yüzüne çıkan önemli bir konudan bahsedeceğim. Tüp bebek tedavisi alan çiftlerde, uygulanan tedavinin belli aşamalarında mesela yumurtlamadan hemen önce, yumurta henüz çatlamamışken, cinsel birleşme beklenir. Yaptığım araştırmada ve hatta benzer pek çok çalışmada, cinsel yaşamı belirli günlere, saatlere bağlamak, sanki bunu bir görevmişçesine hazza değil de, "üremeye" odaklanarak yapmak, aslında pek çok çiftin hiç memnun olmadığı bir durum.

ERKEKLERDE PERFORMANS ANKSİYETESİ

Öyle ki, bu durum erkeklerde "performans anksiyetesi" olarak tabir edilen durumun da yaşanma sebepleri arasında. Erkekler, kendilerinden beklenen döllenme olayını üzerlerinde bir çeşit baskı gibi hissedip, yük edinip, stres geliştirdiklerinde ereksiyonla ilgili çeşitli zorluklar yaşayabiliyor. Kadınlar da keza aynı. Belirli gün ve saatlerde olması gereken cinsel eylem, cinselliğin doğasındaki cazibe, gizem, haz gibi duyguları maalesef ikinci plana atabiliyor. Araştırmalarda çiftlerin cinsel eylemi bir programa tabi tutularak yaşamalarının cinsel doyumu azalttığı ortaya konuldu.

CİNSELLİK HAKKINDA BİLGİLENMEK TEDAVİYE DESTEK SAĞLIYOR

Bu gibi ve hatta vajinismus, cinsel istek azlığı, orgazm olamama, cinsel doyum azlığı gibi pek çok üreme sağlığı sorunlarının üstesinden gelmenin yolu, beden farkındalığını arttırmaktan geçiyor. İçinde yaşadığımız beden ile teması yeniden hatırlamak, bu kopuşların telafisini yapmak, adet döngüsü okur-yazarlığı ve bununla uyum içinde yaşamda akabilmek cinsel hayata da mutluluk getiriyor. Tüp bebek tedavisine de yararlı etkileri olabiliyor.

BİR DİĞER ÖNEMLİ KONU İSE CİNSEL İLETİŞİM

Eşlerin birbirlerine karşı şeffaf ve şefkatli iletişimi, farkında olmadan kişinin üzerinde taşıdığı olumsuz cinsel öğretilerin, doğru bildiği yanlışların bir uzman desteği ile düzeltilmesi gerekir. Çiftlerin ortak akıl ve kalple ortaya koydukları cinsel eylem deneyiminin özgürleşmesi ve keyifle yaşanılası hale getirilmesi için her çiftte olduğu gibi tüp bebek adaylarında da en temel adımlardan biridir. Aşkla besle, Güliz...

Doktora tezimde tüp bebek adayı çiftlerde cinsel yaşamı araştırırken, su yüzüne çıkan önemli bir konudan bahsedeceğim. Tüp bebek tedavisi alan çiftlerde, uygulanan tedavinin belli aşamalarında mesela yumurtlamadan hemen önce, yumurta henüz çatlamamışken, cinsel birleşme beklenir. Yaptığım araştırmada ve hatta benzer pek çok çalışmada, cinsel yaşamı belirli günlere, saatlere bağlamak, sanki bunu bir görevmişçesine hazza değil de, "üremeye" odaklanarak yapmak, aslında pek çok çiftin hiç memnun olmadığı bir durum.

Öyle ki, bu durum erkeklerde "performans anksiyetesi" olarak tabir edilen durumun da yaşanma sebepleri arasında. Erkekler, kendilerinden beklenen döllenme olayını üzerlerinde bir çeşit baskı gibi hissedip, yük edinip, stres geliştirdiklerinde ereksiyonla ilgili çeşitli zorluklar yaşayabiliyor. Kadınlar da keza aynı. Belirli gün ve saatlerde olması gereken cinsel eylem, cinselliğin doğasındaki cazibe, gizem, haz gibi duyguları maalesef ikinci plana atabiliyor. Araştırmalarda çiftlerin cinsel eylemi bir programa tabi tutularak yaşamalarının cinsel doyumu azalttığı ortaya konuldu.

Bu gibi ve hatta vajinismus, cinsel istek azlığı, orgazm olamama, cinsel doyum azlığı gibi pek çok üreme sağlığı sorunlarının üstesinden gelmenin yolu, beden farkındalığını arttırmaktan geçiyor. İçinde yaşadığımız beden ile teması yeniden hatırlamak, bu kopuşların telafisini yapmak, adet döngüsü okur-yazarlığı ve bununla uyum içinde yaşamda akabilmek cinsel hayata da mutluluk getiriyor. Tüp bebek tedavisine de yararlı etkileri olabiliyor.

Eşlerin birbirlerine karşı şeffaf ve şefkatli iletişimi, farkında olmadan kişinin üzerinde taşıdığı olumsuz cinsel öğretilerin, doğru bildiği yanlışların bir uzman desteği ile düzeltilmesi gerekir. Çiftlerin ortak akıl ve kalple ortaya koydukları cinsel eylem deneyiminin özgürleşmesi ve keyifle yaşanılası hale getirilmesi için her çiftte olduğu gibi tüp bebek adaylarında da en temel adımlardan biridir. Aşkla besle, Güliz...

Yazının devamı...

Azalan östrojenimle barışmak

2 Mart 2020

Bu çağrı, derinden onu duyan ile buluşmak için yapıldı.

Kadın ataların rehberliğinde, kuşaklar boyunca taşınan dişi bohçadan armağanlarımı almak, kadınlık döngülerimle barışmak, fazlalıkları boşaltmak için kendimle karşılaşmadır bu. Yalnızca orada olması istenilenin duyabildiği bir davettir bu.

Kadın yaşam döngülerinin 4 kapısının onurlandırıldığı (ilk adet-menarş, bereket ve doğurganlık dönemi ve mihenk taşı menopoz), beden şefkat pratiklerinin yapıldığı, rahim bilgeliğinin armağanlarını kendime sunma anıdır. Doğurmuşun doğurmamışa el verdiği, gencin bilgesine canlılığını, bilgenin gence alan tuttuğu, kadınlarla kucaklaşmanın şifasıdır bu...

Her bir kadınlık hallerimle hemhal olduğum, yaşam döngü kapılarından kendimi kucaklayarak geçtiğim, kendime her şey olma hakkını verdiğim iznimdir bu.

İçimdeki bilge dişinin uyanışına şahitlik ettiğim, gücümü fark ettiğim, kadın yaşam döngümde öldüğüm ve yeniden doğduğum geçiş törenimdir bu.

Kendimle dansımdır bu…

Ruhumun geçişini izlemek için açtığım alandır, ayırdığım zamandır. Öz’üme “Seni görüyorum” demektir.

Genç kızlığımı bir ziyarettir bu.

Yazının devamı...

Doğum yaparken ağzınızı açık tutun

20 Aralık 2019

Doğumhanede yıllarımda annelere nasıl ıkınacağını tarif ederken şöyle derdik:

“Ellerinle masanın kenarındaki demirleri tutup, ordan güç alarak, (hem soğuk demirler onlara iyi geliyor), derin bir nefes al, çeneni göğsüne değdir ve var gücünle AĞZIN KAPALI, ıkın”

Oysaki şimdi artık “ıkın” yerine, “bebeğine yol ver” diyoruz ve bu yumuşacık söylemin, yumuşacık doğumları da beraberinde getirdiğini gözlemliyorum. Dil kullanımı hayatın her alanında olduğu gibi, doğum alanında da mucize Söz büyüdür” Kesin bilgi...

Şimdi ağzın AÇIK ya da KAPALI olmasına değineceğim.

Yazının devamı...

Armağanınla kucaklaş: Kadından- anneye dönüşüm deneyimi

4 Kasım 2019

Usul usul özgürlüğün sanki elinden kayıp, gidiyormuş gibi geliyor mu?

Belki itiraf edemiyorsun kendine...

Kendine vakit ayırmak öyle zor olmaya başladı ki...

“Ben” iken; “ben-İM” vakt-İM, benim sevdiğ-İM şeyler, ben-İM uyk-UM, benİM bedenİM derken; o kutsal buluşma anından sonra bir anda “ben” “sen” oldu, ben-İM’ler, SENİN oldu.

9 ay boyunca bedenimi, uykumu, yediklerimi paylaştım senle.

Ve kavuştuktan sonra bedenim artık senin, sen istedikçe seni emziriyorum.

Uykum, senin uykuna göre artık.

Yediklerimi bile senin gazına, allerjilerine göre seçer oldum.

Yazının devamı...

Doğum ve emzirme travması

24 Haziran 2019

Bu yazımda; tıbbi uygulamaların bebekler, çocuklar ve kadın bedeni üzerindeki travmatik etkilerinden bahsetmek istiyorum. Tıbbi uygulamaya maruz kalmanın travma sebebi olabileceği fikri, pek çoğumuz için şaşırıtıcı da olabilir. Aslında, bu konu sağlık personeli tarafından yeterince bilinmiyor. Bazı rutin uygulamaların hazırlık aşamasında, hareket etmelerini önlemek için çocukları “bohça” gibi bağlıyorlar. “Hücre hafızası” düzeyinde, mesela sezaryenin kadın bedeninde ya da aşı, ameliyat gibi uygulamalarda bebek ve çocukların bedeninde neler olup bittiği ve bunun hayatımızın sonraki bölümlerine yansımaları konusunu detaylandırıcağım. Hatta daha önceki “Aşı yapılırken emzirmeyi talep edin” başlıklı makalemde de bahsettiğim noktaları destekleyici olacak, uzun yıllardır travma üzerine çalışan ve travma çözümlemesinde “somatik deneyimleme” yöntemini geliştiren Dr. Peter Levine’in bulgularına yer vermek istiyorum.

Mesela herhangi bir operasyon (buna sezaryen ya da dil bağı kestirme gibi basit ve küçük uygulamalar da dahil), bebek/kadını uzun süre hareketsiz bırakıyor. Bilinç açık olmasa bile, hareketsizlik, dokuların kesilmesi gibi uygulamalar, beden tarafından hayatı tehdit eden bir olay olarak algılanır, hücreler tarafından kayıt altına alınır ve hücre hafızasında saklanır. Biz entellektüel düzeyde operasyonun yararına inanıyor olsak bile, ilkel beynimiz buna inanmaz. Beden, kendisini ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmış gibi algılar. 6 hafta ile 18 ay arası değişen gecikmeli reaksiyonlar gösterebilir (1).

Travma oluşumuna neden olabilecek yaygın tıbbi uygulamalardan bazıları şunlardır:

Bir doğum günü partisinde, birkaç çocuğun birarada olduğu bir ortamda, insanlardan korkması, diğer çocuklardan kaçması ve anneye bağımlı davranışlarıyla dikkatimi çeken 2 yaş civarında bir çocuk görmüştüm. Bu tür davranışlarıyla diğerlerinden sıyrılıyordu. Aklıma çocuğun bir travmaya maruz kalabileceği ihtimali geldi ve annesi ile sohbete başladım. Annesine “Geceleri ağlayarak uyanır mı?” diye sordum. Annesi gözleri kocaman açılarak, nerden biliyorsun dercesine yüzüme hayretle baktı ve “Evet, hem de gece de birkaç defa” dedi. Ardından doğum şeklini, annenin gebeliğinde ruhsal açıdan stresli olup olmadığını ve doğduktan sonra çocuğun herhangi bir kaza geçirip geçirmediğini sordum. Anne sezaryenle doğum yapmıştı, hamileyken stresli bir çalışma ortamına maruz kalıştı ve çocuk 1 yaş civari bacağını kurarak, uzun süre alçıya maruz kalmıştı.

Sağlık çalışanları iyilik ve faydalı olma niyetiyle yaklaşır buna şüphe yok ancak yeni bilgiye karşı direçli bir yaklaşımları vardır, bu bazen istendik sonuçlar da doğurabilir, ancak yukarıda bahsedilen uygulamaların kalıcı ve uzun süreli etkilerini anlamaları şarttır. “Aşı yapılırken emzirmeyi talep edin” başlıklı makalemden sonra çokça tepkiler aldığım gerçeğini yeri gelmişken, onların dirençlerini belirtmek adına örnek vermek isterim. Bazen onların, siz ebeveynlerden daha fazla bilgilenmeye ihtiyaçları olabilir. Travma önlenemez, hayatın bir olgusudur ancak iyileştirebilir ya da en aza indirgenebilir.

Yazının devamı...

Bebeklerde meme reddine karşı nasıl önlemler alınmalı?

20 Haziran 2019

Bebeklerde meme reddi neden yaşanır? Biberon kullanımı meme reddine neden olur mu? Memeyi reddeden bebeğe nasıl yaklaşmak gerekir? Memeyi reddeden bebeği emzirmeye zorlamak doğru mu?

Yaklaşık yedi senedir uğraştığım emzirme danışmanlığında, “En çok hangi şikayetle başvuru oluyor?” sorusunun cevabıdır meme reddi… Özellikle bebeklerin büyüme atakları yaptıkları 3. hafta, 6. ve 12. hafta gibi zamanlarda daha sık görülür.

Bunun dışında herhangi bir zamanda da ortaya çıkabilir. Birkaç nedenden kaynaklanır. En sık nedenlerden biri biberon kullanımıdır. Biberona alışan bebek, onun kolaylığını memede bulamayınca, kolayı seçerek, memeyi red eder. Bazen de büyüme atağına girer. Her gün güzelce emen bebek, birden memeyi istemez, anne aç olduğunu düşünerek, emzirmeye zorlar, bebek iyiden iyice daha çok reddeder ve memede bir kavgadır alır başını gider.

MEMEYİ REDDEDEN BEBEĞE NASIL DAVRANMAK GEREKİR?

Meme reddi durumlarında birazdan sıralayacağım tavsiyeleri uygulayabilirsiniz. Ancak hiç yapılmaması gereken ama annelerin sıkça yaptığı birşey var ki; o da bebeği “emmeye zorlamaktır.” Bebek almadıkça, anne zorlar, zorlanan bebek ağlar, memeyi ittirir, anne kendini red edilmiş hisseder, öz güveni kırılır sanki bunu “yavrusunun kendisini red edişi” gibi algılar ve olumsuz duygulanımlara kapılması sonucu sütün memeden dışarı akışını sağlayan mekanizmayı istemeden engellemiş olur (oksitosin refleksi). Süt inmeyince de “sütüm yok/yetmiyor” gibi düşüncelere kapılır.

MEMEYİ REDDEDEN BEBEĞİNİZİ ZORLAMAYIN

Halbuki süt oradadır, hücrenin içindedir. Ancak memeyi zorlamayla ortamda oluşan olumsuz duygulanım ve koşullar işleri iyice işin içinden çıkılmaz hale dönüştürür. Anne memeyi zorladıkça bu kısır döngü sürer gider… Sonuç gergin ve üzgün bir anne, huysuz ve memeyi almakta inatlaşan bir bebek.

Yapılacak şey memeyi sadece teklif etmek, almadığı takdirde zorlamamaktır. Teklif etme sıklığınızı arttırabilirsiniz.

AYNA NÖRONLAR

Başka bir canlının hareket ve duygularını sadece gözlemlemek bile beyinde “ayna nöron” adı verilen hücrelerin aktive olmasını sağlayarak, kişinin gözlemlediği canlıya göre tepki oluşturmasını sağlar. Buna örnek olarak film izlerken hissettiklerimizi verilebilir. Henüz sözcük dilini kullanarak, kendini ifade edemeyen bir bebeğin bakımı konusunda bu yetenek annelere onları anlamaları imkanı sunar. Örneğin gece emmek için uyanan bebekten önce annesinin uyanması gibi.

Ancak ayna nöronlar karşılıklıdır. Örneğin bebekler de, gergin ve stresli bir anneyi hissedip, aynı tepkileri gösterebilirler. Diğer yandan yenidoğandaki stres de; annede stres yaratıp, fiziksel gerginlik oluşturur, annenin bebeğini sakinleştirme, içgüdülerini dinleme ya da bebek tarafından verilen mesajları anlama becerilerini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle sürekli ağlayan bir bebeğin öncelikle anne ve babasını sakinleştirmekle işe başlarım her zaman.

MEDİTASYON YAPIN

AYNA NÖRONLAR anne ya da bebekten biri gergin ise diğerinin de gerginleşmesine neden olabilir. Bu nedenle annenin sakin ve rahatlamış olması meme reddinde uygulanacak altın kuralımdır. İnstagram hesabımdan takip edenler bilir, annelere bu amaçla sıkça meditasyon yapmalarını öneririm.  Önce anneyi ruhsal olarak sakinleştirmek, bebeğin emzirme problemine de fayda sağlayabilir.

BAĞLANMANIN TELAFİSİ

Lohusalıkta emzirme sorunları genellikle bağlanmanın bozulması sonucu gelişir. Bağlanma ilk olarak doğumdan hemen sonra ten tene temasla gerçekleşir. Ancak bunun yapılamadığı durumlarda telafi edilmesi mümkündür.

Telafi uygulaması; bebeğin yeterince ısıtılmış bir odada sadece alt bezi ile annenin çıplak üst bedenine yerleştirilmesiyle gerçekleşir. Anne ve bebek birlikte banyo yaparak, sonrasında da nemli halde iken ten temasını sağlayarak, telafiyi gerçekleştirir. Bu koşullar, bebeğin amnion sıvısı ile nemli olduğu hemen doğum sonrası bağlanma anını çok iyi taklit eder. Eğer travmatik bir doğum deneyimi yaşanmışsa, banyo suyuna lavanta yağı gibi bitki yağları eklenerek rahatlatıcı aromatik etkiden yararlanılabilir. Bebekler doğumdan sonra genellikle hep aynı hareketleri yapar, ayakları ile kendisini memeye doğru yöneltir, memeyi yakalamaya çalışır. Bu uygulamada annelerde yoğun duygular açığa çıkar. Birçok anne için ilk ten temasının sağlandığı an kendilerini gerçekten anne olarak hissettikleri andır.

Ten temasıyla bağlanmayı telafi ettiğim bir anne: 

“Emzirmenin bu kadar keyifli bir şey olduğunun farkına şu an varıyorum. Şimdiye kadar herkes beni bir yandan çekiştirdi, öyle tutma, böyle tut diye... Emzireceğim diye boynum, omuzlarım tutulmuştu. Halbuki emzirmek ne kadar doğal ve keyifli bir süreçmiş. Bebeğimi ilk defa şu an hissettim” (6 günlük bebek annesi, ilk bebeği, 26 yaşında).

TEN TEMASI

TEN TEMASI, meme redlerinde de uygulanabilecek, iyileştirici özelliği yüksek, basit bir uygulamadır. Fayda sağlanana dek gün içinde çeşitli sıklıklarda uygulanabilir. 10 gün üst üste, günde 10 kere ve 10’ar dakika olacak şekilde. Genellikle aileler, bebeklerin çıplak üşeyebileceği kaygısını taşır. Bu kaygının doğru olmadığını anlatmak için, instagram hesabımda yayınladığım emzirilen memedeki termografik verilerin gösterildiği posta bakabilirsiniz. 

BİRLİKTE BANYO YAPMAK/YENİDEN DOĞMAK

Bebeklerin emmeye programlı doğmuş olması ve doğuştan getirdiği bu yetenek ilk aylarla sınırlı değildir. Gerçekten de klinik deneyler, bu içsel yeteneğin belki de en az bir yıl daha uzun süre devam edebileceğini göstermiştir. Anne ve bebek ılık suyun içinde, bebeğin sırtı annenin karnına değecek şekilde, bir kuvete birlikte girdiklerinde, bu bebeklerin memeye doğru hareket ettikleri ve emzirme sürecini başlattıkları görülmüştür. Buna birlikte banyo yapmak adı verilmiştir. O dönemde bu teknik yeniden doğma olarak popülerlik kazanmıştır. Benim de sıklıkla uyguladığım bu yöntem, meme reddi yaşayan üç ay civarı üç bebekte olumlu sonuçlar vermiş, iki bebekte ilk denemede, üçüncü bebekte ikinci denemede sonuç almıştık.

BÜYÜME ATAKLARINDA MEME REDDİNİN NORMAL OLDUĞUNU KABUL EDİN

Bebekler bazı dönemlerde büyüme atağı yaparlar. Bunu, büyük bir sıçrayış gerçekleştirecek bir uzun atlamacının, engelden atlaması için bir adım geriye gidip, hız kazandıktan sonra sıçrayışını gerçekleştirmesi gibi düşünebilirsiniz. İşte bu geri adımlarda bebeklerde meme redleri görülmesi son derece normaldir. Bu dönemde aynı zamanda uykusuzluk, iştahsızlık, huysuzluk hali görülür. Ancak anne bu şikayetlerin hepsini meme reddine bağlayıp, uykusuzluğu sütün az oluşuna, iştahsızlığını da memeyi red edişine bağlar. Halbuki genel olarak bu geçici bir dönemdir. Nasılki bizler hasta olduğumuzda keyifsiz ve iştahsız oluyorsak ve keyifle yemek yerine sadece hayatta kalmamıza yetecek kadar yiyorsak, bebekler de öyle... Üstelik bir, iki dakika aldığı süt bile ona yeter. Geceleri emerek, gündüzki açığını kapatır. 

MEME= STRES GİBİ ALGILAMAMALIDIR

Ancak bu dönemde memeye zorlanırsa, meme ve stres duygusu arasında bir ilişki kurar. Büyüme atağı geçtiğinde bile memeye geldiğinde bu ilişkiye bağlı strese girrr ve gerginleşir. Destek olduğum ailelerden birinde bunu bizzat yaşamıştım. Bebek üç aylıktı ve şikayeti meme reddiydi. Bebek daha annesinin memesini görür görmez derin ve hızlı solunum yapmaya başlıyor, ellerini yumruk yapıyor ve birkaç saniye içinde ağlamaya başlıyordu. Anneye zorlayıp zorlamadığını sorduğumda çok zorladığını söyledi. Bebek meme ile stres ilişkisini kurmuştu. O bebeğe bağlanmanın telafisi, ten teması ve birlikte banyo uygulamalarını yapmıştık. Büyüme atağı geçince memeye tekrar dönmüştü.

SÜTÜNÜZÜ SAĞIN

Büyüme atağı geçene dek, annenin bebek memeden almadığı takdirde sütünü sağması, süt üretiminin devamlılığını sağlar. Boşaltılmayan meme, bir süre sonra süt yapımını da “ihtiyaç nasılsa yok” diye düşünüp, azaltır. Memeye, ihtiyaç olduğu mesajını vermek istiyorsak, memeyi tıpkı emzirirkenki aralıklarda boşaltmak gerekir.

UYKUDAYKEN EMZİRİN

Yukarıda örneğini verdiğim bebekte ve telefon danışmanlığı ile uzaktan yardım ettiğim pek çok ailede, bebeğin uykuya dalış sırası ya da uyanmak üzere olduğu yarı uykulu dönemde memeyi emdiğini keşfettik. Emmek, onlarda içgüdüsel olarak var olan bir refleks olduğundan, henüz tam üst beyin faaliyetleri başlamadan memeyi teklif etmek, kendiliğinden emmeyi de beraberinde getirmişti.

YARDIM ALMAKTA GEÇ KALMAYIN

Son olarak, işin içinden çıkamadığınız durumlarda profesyonel yardım almakta lütfen gecikmeyin. Kulaktan dolma bilgiler ya da internette okuduğunuz bilgiler çoğu zaman fayda sağlar ancak baktınız olmuyor, yardım alın. Çünkü hangi yöntemin Sizin bebeğiniziçin fayda sağladığına karar vermeniz güç olabilir. Her bebek kendine özeldir ve genel bilgiler sadece geneldir, bebeğinize özel değil.

Aşkla besle sevgili anne…

Yaklaşık yedi senedir uğraştığım emzirme danışmanlığında, “En çok hangi şikayetle başvuru oluyor?” sorusunun cevabıdır meme reddi… Özellikle bebeklerin büyüme atakları yaptıkları 3. hafta, 6. ve 12. hafta gibi zamanlarda daha sık görülür.

Bunun dışında herhangi bir zamanda da ortaya çıkabilir. Birkaç nedenden kaynaklanır. En sık nedenlerden biri biberon kullanımıdır. Biberona alışan bebek, onun kolaylığını memede bulamayınca, kolayı seçerek, memeyi red eder. Bazen de büyüme atağına girer. Her gün güzelce emen bebek, birden memeyi istemez, anne aç olduğunu düşünerek, emzirmeye zorlar, bebek iyiden iyice daha çok reddeder ve memede bir kavgadır alır başını gider.

Meme reddi durumlarında birazdan sıralayacağım tavsiyeleri uygulayabilirsiniz. Ancak hiç yapılmaması gereken ama annelerin sıkça yaptığı birşey var ki; o da bebeği “emmeye zorlamaktır.” Bebek almadıkça, anne zorlar, zorlanan bebek ağlar, memeyi ittirir, anne kendini red edilmiş hisseder, öz güveni kırılır sanki bunu “yavrusunun kendisini red edişi” gibi algılar ve olumsuz duygulanımlara kapılması sonucu sütün memeden dışarı akışını sağlayan mekanizmayı istemeden engellemiş olur (oksitosin refleksi). Süt inmeyince de “sütüm yok/yetmiyor” gibi düşüncelere kapılır.

Halbuki süt oradadır, hücrenin içindedir. Ancak memeyi zorlamayla ortamda oluşan olumsuz duygulanım ve koşullar işleri iyice işin içinden çıkılmaz hale dönüştürür. Anne memeyi zorladıkça bu kısır döngü sürer gider… Sonuç gergin ve üzgün bir anne, huysuz ve memeyi almakta inatlaşan bir bebek.

Yapılacak şey memeyi sadece teklif etmek, almadığı takdirde zorlamamaktır. Teklif etme sıklığınızı arttırabilirsiniz.

Başka bir canlının hareket ve duygularını sadece gözlemlemek bile beyinde “ayna nöron” adı verilen hücrelerin aktive olmasını sağlayarak, kişinin gözlemlediği canlıya göre tepki oluşturmasını sağlar. Buna örnek olarak film izlerken hissettiklerimizi verilebilir. Henüz sözcük dilini kullanarak, kendini ifade edemeyen bir bebeğin bakımı konusunda bu yetenek annelere onları anlamaları imkanı sunar. Örneğin gece emmek için uyanan bebekten önce annesinin uyanması gibi.

Ancak ayna nöronlar karşılıklıdır. Örneğin bebekler de, gergin ve stresli bir anneyi hissedip, aynı tepkileri gösterebilirler. Diğer yandan yenidoğandaki stres de; annede stres yaratıp, fiziksel gerginlik oluşturur, annenin bebeğini sakinleştirme, içgüdülerini dinleme ya da bebek tarafından verilen mesajları anlama becerilerini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle sürekli ağlayan bir bebeğin öncelikle anne ve babasını sakinleştirmekle işe başlarım her zaman.

Yazının devamı...
Doç. Dr. Güliz Onat Kimdir?
Doğum ve Kadın Sağlığı Hemşireliği Doçentiyim. Kadın sağlığının bir “bütün” olduğuna inanıyorum. Bütüncü bu bakış açımdan yola çıkarak bir kadının doğurganlığını bütünleyen şeylerin başında cinsel sağlık ve egzersizin de önemli olduğunu düşünüp, bu konularda kendimi geliştirmeyi seçtim. Yüksek lisans ve doktora tezimde cinsellik çalıştığım için, deneyim ve gözlemlerimi de işin içine katarak yol almak kolay oldu. Doktora tezimde tüp bebek adayları ile çalıştığımdan, bu alanda deneyim kazandım. Hamileliği kolaylaştırıcı faktörleri onlara anlatmak üzere özel seanslar yapıyorum.International Board of Lactation Consultant Examiner (Uluslararası Emzirme Danışmanları Adayları Kurulu), süt verme dönemi ve emzirme bakımında, uygulayıcıları sertifikalandırmada, dünya çapında en güvenilir kuruluştur. Süt verme dönemi ve emzirme bakımında en iyi standartları oluşturur ve bu standartları karşılayanlara dünya çapında geçerli sertifika verir. Bu sertifikayı alabilmek için adaylar, belli saatlik danışmanlık yapmanın yanı sıra zorlu bir sınavdan geçirilir. Bu sertifika sahipleri "Uluslararası Kurul Sertifikalı Emzirme Danışmanı" (IBCLC) ünvanı alır. Ülkemizdeki hemşireler arasında bu sertifikaya sahip ilk ve şu an için tek hemşireyim. Bir vakıf üniversitesinde ebelik bölümünde ebe öğrenci yetiştirmenin yanı sıra, emzirme konusunda güçlük yaşayan anneleri evlerinde ziyaret ederek, emzirme danışmanlığı başta olmak üzere hamile, doğum ve cinsel danışmanlık yapmakta, hamile pilatesi dersleri vermekteyim.Aldığım Eğitimler:Comprehensive Lactation Education (2013); Sağlık Bakanlığı’ndan "emzirme danışmanlığı (2008)" ve "yenidoğan yeniden canlandırma (2007)", İstanbul Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi "Doğum öncesi eğitim için eğitici eğitimi (2004)", Cinsel Eğitim, Tedavi ve Araştırma Derneği’nden Cinsellik ve Cinsel Tedaviler 1. Modül eğitimi ve cinsel sağlık danışmanlığı sertifikalarının sahibiyim.Pilates EğitimimDoğal doğumun bir parçası da bilgilenme kadar kasları doğuma hazırlamak. Doğum ve emzirme danışmanı, yıllarını doğumhanede geçirmiş bir uzman hemşire olarak, tüm bu bilgilerimi birleştirerek, anneleri doğal doğuma yönlendirmek istedim. Bunun bir yolu olarak hamile pilatesini seçtim. Uluslararası Pilates Federasyonu ve Türkiye Cimnastik Federasyonu başta olmak üzere pek çok kurumdan eğitimlerimi tamamladım. Son üç senedir annelerin beden, ruh ve zihinlerini pilates yoluyla doğal doğuma hazırlıyorum."Kadına karşı şiddete hayır" aktivistlerindenim. Bölüm başkanlığını yaptığım ebe öğrencilerim için yeni vizyonlar geliştirerek, "doğumun doğallığına saygı" çerçevesi içinde mesleklerini en iyi nasıl yapabileceklerine temellenmiş bir öğretim programı oluşturdum. Yaşam boyu öğrenme ilkesine inanarak, kendimi geliştirmeye, kadınlara/annelere yardım etmeye ve hayallerimin peşinden gitmeye devam etmekteyim.