Paylaş
Geçtiğimiz günlerde oyuncu Müge Boz’un sedef hastalığıyla ilgili yaptığı samimi açıklama, pek çok kişide aynı duyguyu uyandırdı: “Ben de yalnız değilmişim.” Yıllarca saklanan, makyajla, uzun kollularla, sessizlikle örtülmeye çalışılan bir hastalıktan söz ediyoruz.
Aslında sedef hastalığı, sadece deride değil, kişinin aynayla, sosyal hayatla ve bazen kendisiyle kurduğu ilişkide iz bırakıyor.
Sedef hastaları çoğu zaman:
Oysa sedef kesinlikle bulaşıcı değildir. Ancak toplumdaki bilgi eksikliği, hastayı hastalığın kendisinden daha fazla yorar.
Nedir, ne değildir?
Sedef hastalığı (psoriasis), bulaşıcı olmayan, kronik ve immün sistemle ilişkili bir deri hastalığıdır.
Deri hücrelerinin normalden çok daha hızlı çoğalması sonucu, kızarık zemin üzerinde gümüşi-beyaz pullarla seyreden plaklar oluşur. En sık saçlı deri, dirsekler, dizler, bel bölgesi ve tırnaklar tutulur.
Ancak sedefi sadece “deride görülen bir sorun” olarak tanımlamak büyük bir eksikliktir.
Çünkü sedef, günümüzde sistemik bir inflamatuvar hastalık olarak kabul edilmektedir. Yani sadece cildi değil, eklemleri, kalp-damar sistemini, metabolizmayı ve psikolojik durumu da etkileyebilir.
Neden ortaya çıkar?
Sedefin temelinde genetik yatkınlık vardır. Ancak hastalığın ortaya çıkmasını, alevlenmesini tetikleyen bazı faktörler bulunur:
Bu noktada özellikle stresin altını çizmek gerekir. Sedef, stresle alevlenir; alevlendikçe de stres yaratır. Bu kısır döngü, hastalığın en zorlayıcı yönlerinden biridir.
Bulaşıcı mı?
Bu sorunun cevabı net ve tartışmasızdır ve ‘hayır’dır.
Sedef hastalığı kesinlikle bulaşıcı değildir.
Tokalaşmakla, aynı ortamda bulunmakla, havuzdan, denizden, kuaförden ya da yakın temasla bulaşmaz.
Sedef, bakteri, virüs veya mantar kaynaklı değildir.
Dolayısıyla bulaşma ihtimali yoktur. Buna rağmen hastaların sosyal hayatta maruz kaldığı mesafe, bakışlar ve yanlış tepkiler, çoğu zaman hastalığın kendisinden daha yıpratıcıdır.
Sadece kaşıntı değildir
Hastalık bazen hafif pullanmayla seyrederken, bazen ciddi alevlenmelerle günlük yaşamı zorlaştırabilir. Üstelik sedef sadece ciltte kalmayabilir:
Bu nedenle modern dermatolojide sedef hastasına yaklaşım, artık sadece “krem yazıp göndermek” değildir. Bütüncül bir bakış şarttır.
Ataklarla mı seyreder?
Evet. Sedef hastalığı ataklar ve sakin dönemlerle seyreder. Bazı hastalar uzun süre hiçbir belirti yaşamazken, bazı dönemlerde ani ve yaygın alevlenmeler görülebilir.
Atak dönemlerinde, lezyonlar yaygınlaşır, kızarıklık ve pullanma artar, kaşıntı belirginleşir, çatlama ve hassasiyet gelişebilir
Bu dönemler hem fiziksel hem de psikolojik olarak en zorlayıcı zamanlardır.
Tedavide yeni dönem
Günümüzde sedef tedavisinde elimizde çok güçlü seçenekler var:
Özellikle biyolojik tedaviler sayesinde, pek çok hastada uzun süreli temiz dönemler sağlanabilmektedir. Burada önemli olan, hastalığın şiddetine ve hastanın genel durumuna uygun tedavinin seçilmesidir.
Doğru tedavi ve takiple hastaların büyük bir kısmında uzun süreli, hatta tamamen temiz dönemler sağlanabiliyor. En kritik nokta, hastanın dermatoloğla düzenli ve güvene dayalı bir ilişki kurması.
Tedavide hastaya düşen
İlaç tedavisi kadar yaşam tarzı da önemlidir. Düzenli uyku, stres yönetimi, sağlıklı beslenme, kilo kontrolü, sigara ve alkolün sınırlandırılması atak sıklığını ve şiddetini doğrudan etkiler.
Bir ünlünün çıkıp “Ben de bu hastalıkla yaşıyorum” demesi, tıbbi açıdan değil ama toplumsal açıdan son derece kıymetlidir.
Çünkü sedef hastalığı ne utanılacak ne de saklanacak bir durumdur. Hastaların en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, “normal” hissetmektir.
Görünür olmak, konuşmak, paylaşmak... Bunlar bazen bir ilacın yapamadığını yapar. Bilgi, bu hastalıkta en güçlü tedavilerden biridir. Hastalığı yok saymak değil, onu tanımak gerekir. Sedef, sabır, bilgi ve doğru tedaviyle yönetilebilen bir yolculuktur.
Paylaş