Paylaş
“Bizim çocuklar” ilk maçta istediklerini yapamadılar.
Kurguladıklarını sahaya yansıtamadılar.
Üstüne üstlük Avustralyalılara sosyal medyada dalga konusu da olduk.
Ama inan kaybedilmiş bir şey yok henüz.
Harika gençlerimiz, harika sporcularımız ve altın bir kuşağımız var.
İsterlerse herkesi yenebilecek güçleri, enerjileri de var.
Ama sonuçta spor bu, futbol işte...
Kazanmak da var, kaybetmek de...
Sonuçta hayat futboldan ibaret değil.
Hatta futbol, senin kurduğun hayallerin sadece küçük bir parçası olabilir.
O yüzden üzülme güzel çocuğum...
Hayat gerçekten güzel...
Hem de bazen bir maç sonucundan çok daha güzel.
Çünkü futbolun asıl anlamı kupalar değil.
İnsanları aynı hayalin etrafında buluşturabilmesi.
Bir çocuğun sabah uyandığında formasını giyip aynaya bakarken kendini milli takım oyuncusu gibi hissetmesi.
Bir babanın oğluyla aynı tribünde aynı heyecanı paylaşması.
Bir annenin televizyon karşısında dualar etmesi.
Bir ülkenin milyonlarca insanının aynı anda aynı sevince, aynı üzüntüye ortak olabilmesi.
İşte bu yüzden milli takım sıradan bir takım değil.
O formanın içinde aynı zamanda hayal kuran çocuklar var.
Mahalle arasında top koşturan gençler var.
Bugün fotoğraflarda gördüğümüz o çocuklar gibi...
Milli takımın galibiyetleriyle mutlu olan; bir golle yüzü gülen, bir zaferle geleceğe biraz daha umutla bakan çocuklar gibi...
Biz bu çocukları seviyoruz.
Onların heyecanını seviyoruz.
Ve aynı nedenle “bizim çocuklar”a da inanıyoruz.
Çünkü onlar bir ülkenin hayallerini de temsil ediyor.
Bu yüzden Paraguay maçına çıkarken sadece skoru değil; bu çocukları da düşünsünler.
Onların gözlerindeki ışığı, kurdukları hayalleri, taşıdıkları umudu da düşünsünler.
Ve sahaya öyle çıksınlar.
Şimdi sıra bizim çocuklarda; milli futbolcularımızda.
Biz inanıyoruz.
Onlar da kendilerine inansın.
Ve çıksınlar, iki maçı da kazansınlar.

DEVLETİN GÖREVLERİNDEN BİRİ DE GERÇEĞİ ARAMAKTAN VAZGEÇMEMEK
HAFIZALARIMIZA kazınan bazı
dosyalar yeniden
açılmaya başlandı.
Akın Gürlek’in açıkladığı özel birim, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı.
Örneğin Gülistan Doku dosyası...
2020’den beri kayıp olan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili soruşturma yeniden yoğunlaştırıldı.
Örneğin Dorukhan Büyükışık olayı...
İzmir’de 2018’de ölü bulunan Dorukhan Büyükışık dosyası yeniden incelendi. İlk aşamada “intihar” değerlendirmeleri yapılmışken soruşturma genişletildi ve bazı kamu görevlileri hakkında dava açıldı.
Aynur Kanbur cinayeti...
Müzik grubu Mezdeke’nin üyesi Aynur Kanbur 2016 yılında öldürülmüştü. Yaklaşık 10 yıl sonra dosyanın yeniden incelenmesi sonucu şüpheliler tespit edilerek operasyon yapıldı.
Şeref Kocabıyık dosyası...
Antalya’da 2014 yılında yangın çıkan bekçi kulübesinde ölü bulunan müteahhit Şeref Kocabıyık cinayetinde 12 yıllık sır perdesi aralandı.
Gülcan Yazıcı cinayeti...
2006 yılında bulunan ancak kimliği belirlenemeyen kadın cesedinin, yıllardır kayıp olarak aranan Gülcan Yazıcı olduğu DNA incelemeleriyle tespit edildi. Dosya yeniden açıldı ve yakın çevresinden kişiler hakkında işlem yapıldı.
Müzeyyen Hiçgüngörmez cinayeti...
2008 yılında İstanbul Üsküdar’da öldürülen Müzeyyen Hiçgüngörmez dosyasında yıllar sonra DNA eşleşmesi sağlandı ve şüpheliye ulaşıldı.
Bir dosyanın kapağını yeniden açmak yalnızca hukuki bir işlem değildir.
Topluma verilen
bir sözdür.
“Biz unutmadık” sözü.
İşte bu nedenle Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nı önemsiyorum.
Çünkü devletin en önemli görevlerinden biri gerçeği aramaktan vazgeçmemektir.

UMUT İÇİN UMUDUMUZU KAYBETMEDİK
BAZI dosyalar bir annenin bekleyişidir. Bir babanın bitmeyen itirazıdır. Bir kardeşin her sabah yeniden başlayan umududur.
Ben de bir dosyayı hatırlatayım.
Aslında sembol olaylardan biridir.
Türkiye’de yorgun mermiyle ölen çok insan oldu.
Ama 2012 yılında İzmir Karabağlar’da, parkta kaydırakta oynarken vurulan 6 yaşındaki Umut Ceylan’ın yüzünü hiç unutmadım.
Umut, okul kaydının yapıldığı günün akşamında arkadaşlarıyla oynamaya çıkmıştı.
Hayatının en sıradan ve en güzel anlarından birini yaşıyordu.
Sonra bir kurşun geldi.
Nereden geldiği tam olarak anlaşılamayan bir kurşun...
Ve Umut artık yoktu.
Yıllar süren soruşturmalar yapıldı.
Sanıklar yargılandı.
Mahkûmiyet kararları verildi.
Kararlar bozuldu.
Yeniden yargılamalar yapıldı.
Sonunda delil yetersizliğinden beraat kararı çıktı.
Hukuk kendi kuralları içinde kararını verdi.
Ama geriye başka bir soru kaldı.
O kurşun nereden geldi?
Bir çocuğun hayatını kim elinden aldı?
İşte tam da bu yüzden bazı dosyalar kapanmıyor.
Bugün yeniden açılan dosyalara bu yüzden değer veriyorum.
Umut Ceylan dosyasını Adalet Bakanlığı yeniden ele almalı.
Yorgun mermiyle ölen o minik bedenler adına da sembol olması için...
Umut Ceylan
Paylaş