Deniz Sipahi

Deniz Sipahi

dsipahi@hurriyet.com.tr

Üç anne tek bir talep: ADALET

Üç anne tek bir talep: ADALET

Haberin Devamı

“Her şey aynı değil mi?” diye sormuştum.

Bugün o sorunun ağırlığı biraz daha arttı.

Çünkü artık tekrar eden bir hikâyeyi değil, derinleşen bir boşluğu konuşuyoruz.

Adalet...

Mattia Ahmet Minguzzi’nin annesi Yasemin Minguzzi “Evladımın katillerinden iki kişi hâlâ serbest... Sürekli ölüm tehditleri alıyorum. Küçücük yeğenlerim okullarına kadar takip ediliyor. Katiller TikTok’ta canlı yayın yapıyor” diyor.

Bu cümleleri okurken insanın aklı duruyor.

Failin, faillerin yarattığı korku, mahkeme salonunun dışına taşmış.

Atlas Çağlayan’ın annesi Gülhan Ünlü’nün bir cümlesi başka bir yerden vuruyor.

“Atlas’ı tanımanızı çok isterdim.”

Tanıyamadık.

Ama bir ülke tanıdı onu.

Bir fotoğrafla, birkaç anıyla, yarım kalmış bir hayatla...

Ve ekliyor.

“Atlas’ım için adalet istiyorum.”

Haberin Devamı

Kubilay Kaan Kundakçı’nın annesi Ülker Kundakçı ise şöyle konuşuyor.

“Kim varsa ortaya çıksın... Hepsi gözümün içine baksın... Adalet yerini bulana kadar susmayacağım.”

Üç anne.

Üç farklı cümle.

Ama tek bir talep.

Adalet...

Bir çocuk öldürüldüğünde, o ülkede adalet ne kadar hızlı, ne kadar net ve ne kadar güçlü çalışır?

Sorun sadece suç değil.

Sorun, suçtan sonra oluşan iklim.

Eğer bir anne “Ben tehdit alıyorum” diyorsa o mesaj tehlikelidir.

Oysa tam tersi olması gerekmez mi?

Korkuyu suçlunun içine koymak, güveni mağdura vermek lazım.

Belki artık “Bu son olsun” demek yerine daha dürüst bir cümle kurmalıyız.

Bu mesele büyüyor.

Bunu küçültmeye çalışmayalım.

Devletin görevi açık.

Adaletin görevi net.

Ama toplumun da bir sorumluluğu var.

Haksızlığın karşısında durmaktır.

Mağdurun yanında durmaktır.

Ve en önemlisi...

Unutmamaktır.

Üç anne tek bir talep: ADALET

KAN GÖVDEYİ GÖTÜRMEDEN EKRAN REKABETİ OLMAZ MI

SORU şu...

“TV dizilerindeki şiddetten hangi markalar sorumlu?”

Sorunun cevabını arayan ise itibar ve iletişim danışmanı salim Kadıbeşegil...

Bizim kuşak “Kaynanalar” dizisi ile ekran başındaydı. “Bizimkiler” ile neşemizi buluyorduk. “En son babalar duyar” defalarca izlemekten bıkmadığımız televizyon dizileri arasındaydı. Aynı anda birkaç kanalda gösterimde olan ”Çocuklar duymasın” ve “seksenleri” bıkmadan izlemeye devam ediyoruz.

Haberin Devamı

Salim Kadıbeşegil, “Dahası bunlar hala reklam alıyorlar” diyor.

Haklı...

Ve ekliyor.

“Aslında markalar cephesinden baktığımızda burada bir fırsat var. Düzenleyici kurul yaptırımları beklemeden kendi iradeleri ile ‘şiddet içeren dizilerden uzak durduklarını’ belgeleyen bir yaklaşım onların tüketici nezdindeki itibarlarını ve güvenilirliklerini artırır. Toplumun duyarlılıkları ve değerleri ile örtüşen bu belgelemeyi de pazarlama dünyasındaki meslek kuruluşlarının ortak bir komitesi bu iradeyi destekleyen bir logoyu markaya iliştirilmesiyle gerçekleştirebilir.”

Kadıbeşegil iki markaya şimdiden ödüllerini vermiş.

Samsung ve MediaMarkt bir süre önce ana konusu kadına ve çocuğa uygulanan şiddet olan dizi ve programlara reklam vermeme, sponsor olmama ve ürün yerleştirmede bulunmama kararı almıştı.

Kadıbeşegil diyor ki...

Haberin Devamı

“Kan gövdeyi götürmeden de ekran rekabeti yapılabileceğini markaların ‘etik ve adil olmak, şeffaflık, sorumluluk ve hesap verilebilirlik’ kantarında tartması gerekiyor.”

Üç anne tek bir talep: ADALET

SİYASET YUMUŞADIKÇA TOPLUM NEFES ALIR

SİYASETİN dili ve üslubu bazen öyle sertleşiyor ki...

Yıllardır bu alanı izleyen biri olarak beni bile yoran, hatta zaman zaman üzen bir noktaya geliyor.

Özellikle salı günleri grup konuşmalarından sonra kelimeler keskinleşiyor.

Siyaset bir süre sonra tartışma değil, gerilim üretme alanına dönüşüyor.

Ama sonra bir an geliyor.

Katar’daki helikopter kazasında şehit olan ASELSAN teknisyenlerinin cenaze töreninde yaşanan o kısa an gibi.

Tören bitiyor. Kalabalık dağılıyor. Ve iki lider, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile MHP lideri Devlet Bahçeli, birlikte yürümeye başlıyor.

Haberin Devamı

Bahçeli’nin “Siz beklemeseydiniz...” cümlesi, Özel’in “Olur mu efendim...” diye karşılık vermesi...

Saniyeler sürüyor.

Ama etkisi uzun.

Çünkü o görüntü bize şunu hatırlatıyor:

Siyaset sadece rekabet değildir.

Aynı zamanda bir nezaket alanıdır.

Sizi bilmem ama ben bu anları özledim.

Birbirine laf yetiştiren değil, birbirine alan açan siyasetçileri...

Mikrofon önünde sert ama insani temaslarda saygılı olan o dengeyi de özledim.

Çünkü toplum siyasete bakarak öğrenir.

Siyaset sertleştikçe toplum gerilir.

Siyaset yumuşadıkça toplum nefes alır.

Üç anne tek bir talep: ADALET

MİMARLARA AVM’LERE DUYURULUR

BENİM gibi migrenle yaşayanlar için dikkat çekici bir araştırma yayımlandı.

NÖROM Müdürü Prof. Dr. Hayrunnisa Bolay Belen’in açıkladığı, Ankara Üniversitesi araştırmacılarının katkı sunduğu çalışma, nörobilim alanının saygın dergilerinden The Journal of Headache and Pain’de yer aldı.

Haberin Devamı

Üç anne tek bir talep: ADALET

Migrenli beyin, görsel uyaranları filtreleyemiyor.

Yani normalde önemsiz olan ışıklar, yansımalar, çizgiler...

Bizim için doğrudan ağrıya dönüşebiliyor.

Prof. Belen bunu şöyle anlatıyor.

“Beynin ön bölgesinde tekrar eden uyarıları eleyen bir mekanizma var. Bu sistemdeki aksaklık, görsel uyaranların doğrudan ağrıya dönüşmesine yol açıyor.”

Buraya kadar bilim.

Ama işin bir de hayat tarafı var.

Alışveriş merkezine giriyorsunuz; ışıklar fazla parlak, zemin desenli, tavandan gelen çizgili aydınlatmalar gözünüzü yoruyor.

Ve bir süre sonra o tanıdık his.

Başınızın arkasında başlayan, sonra tüm kafayı saran o ağrı.

Kendimde denedim.

O istatistiklerin içindeyim.

O yüzden Prof. Belen’in önerisi önemli.

“AVM’lerde ışık şiddeti azaltılabilir.”

Mimarlara, alışveriş merkezlerini yönetenlere duyurulur.

Üç anne tek bir talep: ADALET

Yazarın Tüm Yazıları