Türkiye’yi dinlendirmeliyiz

YAZIMI yazdığım saatlerde Bakanlar Kurulu toplantısından çıkan sonuçlar henüz açıklanmamıştı. O yüzden yazacaklarımın bazı detayları eksik kalabilir. Onları da bir sonraki gün yorumlarım.


Ama şu bir gerçek;
Bu vaka sayılarıyla devam edemeyiz. Ramazan döneminde mümkün olduğu kadar Türkiye’nin dinlenmesi, dinlendirilmesi gerekir. Yaptığımız her yanlışın sonuçları çok ağır oluyor.
Bu sefer de öyle oldu.
Mart başında tedbirler biraz gevşetilince her şeyi bitmiş kabul ettik, tablo ortada...
Oysa bu gevşemenin bir nedeni vardı.
Özellikle hizmet sektörü sıkıntılı bir süreç yaşamıştı. Restoranlar, lokantalar, kafeler 2020’nin yarısını kapalı ya da yarı kapasite çalışarak geçirmişlerdi.
2 milyondan fazla çalışanıyla 10 milyon kişiye nefes aldırmak gerekiyordu.
Ben işletmelerin çoğunun kurallara uyduklarını, mesafeleri koruduklarını düşünüyorum.
Ama insanlar dışarıda olmayı o kadar özlemişti ki, kurallar hiçe sayıldı, kalabalıklara engel olunamadı.
Ve 55 bin vaka sayılarına kadar geldik.
Şunu da unutmamak gerekir.
Virüs bazılarını entübe edecek kadar hasta ediyor, bazılarında ise farkına varmayacak kadar hafif belirtilerle teyet geçiyor.
O yüzden bu rakamlara da çok güvenmemek gerekir.
Vaka sayılarını bütün dünya üçle, dörtle çarpıyor.
Türkiye’nin turizm sezonuna hazırlanabilmesi için vaka sayılarını binli rakamlara çekmesi lazım.
Nitekim ilk sinyal Rusya’dan geldi.
Rusya Türkiye’ye uçuşları 1 Haziran’a kadar azaltma kararı aldı.
Ramazan ayını iyi geçirmemiz gerekir.
O yüzden dinlenmek sözcüğünü kullanıyorum.
Hayata devam ederek, ekonomiyi durdurmayarak Türkiye’nin, hepimizin dinlenmesi gerekir.


Okullarla ilgili
görüşüm değişmedi

“BEN okulları hep açık tutmalıydık” diye yazınca bazı okurlar eleştiriyor. Bazıları çok ağır eleştiriyor hem de...
Ama ben bütün dünyayı takip ediyorum.
Hangi ülke bu pandemi sürecinde ne tür tedbirler alıyor, uyguluyor izliyorum.
Elbette her ülkenin kendi gerçekleri, parametreleri var. Bizim de öyle... Küçük bir ülke değiliz. Nüfusumuz fazla, topraklarımız geniş... Ve farklı bir coğrafyadayız. Ama bir gerçek var. Pandeminin en ağır dönemlerinde bile ülkelerin çoğu, özellikle ana sınıflarını ve ilköğretim okullarını hep açık tutmaya çalıştılar. Yani her şeyi kapattılar, okulları kapatmadılar. Daha doğrusu kapanmalar okulları açık tutmak içindi. Bizde böyle olmadı. Kapanmaları da, tedbirleri de yanlış anladık. Ve sonuç olarak okulları kapatmak zorunda kaldık. Ben yine ve ısrarla yazmaya devam edeceğim.
Okul çağları bir çocuğun en önemli dönemleridir. Buradaki eksiklikler hayat boyu devam edecektir. Biz çocuklarımız, gençlerimiz için çalışıyor ve daha iyi bir dünya olmasını istiyorsak okulları açık tutacak formülleri de hayata geçirmeliyiz.
Üstelik okula gitmeyen çocuk dışarıda olmuyor mu? Aynı riskler oralarda yok mu?
Ben okullarımızın hijyen açısından çok daha korunaklı olduğuna inanıyorum.
Elbette öğretmenlerimizin de süratle aşılanması gerektiğine inanıyorum.


Trafik bütün şehirlerin ortak sorunu

BAKIN bütün belediye başkanları trafikte yaşanan sıkışmaları pandemiye bağlıyor. Doğrudur, toplu taşımadan çekinen birçok kişi kendi arabalarıyla işe gidip geliyorlar. Sadece İstanbul’un değil artık bütün büyükşehirlerin ortak sorunudur ulaşım... Ve diyorum ki; Trafiğe çıkan araç sayısı azalmayacak, artacak. İzmir gibi zaten merkeze sıkışmış bir kent için daha radikal tedbirlerin alınması gerekir. Pandemi sonrasında trafik hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak.


Eksikleri tamamlamak
biz büyüklere düşüyor

OĞLUM Atlas’ı izliyorum. Kovid 19’un ilk başladığı günlerde kendisine bu virüsü anlattık, neler yapması gerektiğini, kendisini nasıl koruması gerektiğini söyledik.
Söylemeliyim ki;
Çocuklar büyüklerden daha disiplinli. O gün bugündür; eksiksiz, tavizsiz kurallara uyuyor. Hatta bizi bile uyarıyor. Çocuklarımız okullarında olmalı.
Ve bir yıldır yaşanan eksikleri tamamlamak biz büyüklere düşüyor.


Sırasını gelip
olmayanları
anlamıyorum

AŞI tartışmalarının hala yapıldığına inanamıyorum. 65 yaş üstünde aşı olanlarda ölüm oranları artık istatistiklere yansımış durumda. Ölümler azaldı, hatta ağır vaka sayılarında bile belirgin bir düşüş var. O yüzden aşı sırası gelip aşıya gitmemiş olanları anlamakta zorlanıyorum.


İzmir Futbol Holding olur mu?

TARTIŞMAYI Sıtkı Şükürer başlattı. O kadar çok yorum var ki... Demek ki, uzun süre konuşulması gereken bir konu. Biliyorum; geleneksel camialarda bazı yenilikleri konuşmak zor oluyor. Ama Şükürer farklı bir yöntem tarif ediyor. Bir süre bu yorumlara köşemde yer vereceğim. Sizlerden de katkı bekliyorum. İzmir gibi önemli bir şehrin kulüplerini nasıl kurumsallaştırmalıyız ve sporu bir kentin gündemine yerleştirmeliyiz?

X