Paylaş
Bankanın temel amacı, benzer güvenlik anlayışına sahip müttefik ülkelerin savunma kapasitesini artıracak projelere uzun vadeli ve düşük maliyetli finansman sağlamak.
Banka 100 milyar sterlin, 134 milyar dolara kadar finansman kapasitesine ulaşarak savunma sanayii yatırımlarını, altyapı projelerini destekleyecek.
Mantığı Avrupa Yatırım Bankası’nın (EIB) veya Dünya Bankası’nın savunma sektörüne uyarlanmış hali.
Neden önemli?
Savunma sanayii yalnız silah, mühimmat ve teknoloji üretimi değil; yeni bir finans ekosistemi haline geliyor.
Yakın bir gelecekte savunma artık otomotiv gibi finanse edilebilir.
Bugüne kadar savunma şirketlerinin en büyük sorunu üretim değil; finansmandı. Çünkü; siparişler çok büyük, teslim süreleri uzun sürüyordu.
Peşin sermaye ihtiyacı yüksek olduğu için ticari bankalar siyasi riskler nedeniyle isteksiz oluyor.
Yeni kurulacak banka bu boşluğu doldurabilir.
Türkiye açısından neden kritik?
Türkiye artık yalnızca savunma ürünü satan bir ülke değil.
ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN, BAYKAR, MKE, STM, HAVELSAN gibi şirketler yüzlerce ihracat sözleşmesi yürütüyor.
Bugüne kadar daha büyük uçak, füze, tank için yarışan ülkeler belki de “Kim daha uzun vadeli finansman sağlayacak?” sorusuna cevap arayacak.
Yani savunma sanayiinin görünmeyen cephesi finans olacak.
Türkiye sadece kurucu üye olmuyor.
Kuralların yazıldığı masaya oturuyor.
Uluslararası finans kurumlarında kurucu üye olmak, ileride kredi politikaları, yönetim yapısı ve öncelikli yatırım alanlarının belirlenmesinde söz sahibi olmak anlamına geliyor. Bu nedenle mesele yalnız finansmana erişim değil; finans mimarisinin tasarlandığı odada bulunmak.
ŞİMDİ ÜÇÜNCÜ PERDE AÇILIYOR
BiR zamanlar ülkelerin gücü merkez bankalarının rezervleriyle ölçülüyordu. Sonra teknoloji şirketlerinin piyasa değeri konuşuldu. Şimdi üçüncü perde açılıyor. Geleceğin jeopolitiğinde en güçlü ülke, en çok tank üreten değil; o tankı en düşük faizle finanse edebilen ülke olacak. Çünkü modern savaş artık sadece mühendislerin değil, yatırım bankacılarının da işi. Türkiye bu oyunun içinde olmalı. Savunma sanayiindeki son yıllardaki başarısını böyle taçlandırmalı.

EN PAHALI TEKNOLOJİ HEP İNSAN ELİ OLACAK
Geçen gün Vogue’da Paris Haute Couture Haftası üzerine bir analiz okudum.
Haute couture evlerinde müşteri bekleme listeleri uzuyormuş. En büyük sıkıntı o elbiseleri dikecek ustaları bulabilmekmiş.
Düşünsenize...
Yapay zekâ saniyeler içinde kıyafet tasarlıyor.
Zara, H&M, Uniqlo gibi markalar haftalar içinde podyumdaki fikri mağazaya taşıyor.
3D yazıcılar artık kumaş yerine elbise basıyor.
Termoplastikler, silikon benzeri yüzeyler ve dijital üretim teknikleri modanın sözlüğünü yeniden yazıyor.
Peki bütün bunlara rağmen neden insanlar hâlâ tek bir elbise için aylarca prova sırası bekliyor?
Haute couture tam da böyle bir şey...
Bir elbise satın almıyorsunuz.
Yılların ustalığını ve başka kimsede olmayacak bir hikâyeyi satın alıyorsunuz.
Uzun yıllardır bize teknolojinin el emeğini öldüreceği anlatıldı.
Oysa bugün tam tersi oluyor.
El emeği öldükçe daha da pahalılaşıyor.
Çünkü kıtlaşıyor.
Bir Chanel ceketin iç astarını elle diken usta ya da bir Dior elbisesine yüzlerce saat işçilik koyan zanaatkâr artık lüksün en nadir hammaddesi.
Belki de geleceğin en pahalı teknolojisi insan eli olacak.

HATALARI GÖRÜP ÜSTLENMEK YENİLGİNİN ÖNÜNDE DURMAK
Bir dünya kupası daha bitti.
Çok şey yazılabilir. Ama Fransa’nın kaptanı Mbappé, İspanya yenilgisinden sonra taktik hataları anlatırken sorumluluğu da üstlenen konuşmasını çok sevdim.
Bugünün ruhuna uygun cümle şu...
“Liderlik, zaferin önünde yürümek değil; yenilginin önünde durabilmektir.”
Bu yalnız futbol için değil, siyaset, iş dünyası ve günlük hayat için de sağlam bir cümle.

Kylian Mbappé
BEN BU DRONU ALIRIM
Benim için sivrisinek sesi, uykusuz bir gecenin habercisidir.
Yaz geceleri ışıklar söner, tam uykuya dalacakken o meşhur ses başlar. Sonrası ise karanlıkta oynanan sinir bozucu bir saklambaç...
Bu yüzden Fransız teknoloji girişimi Tornyol’un geliştirdiği haberi görünce ilk tepkim şu oldu.
“Ben bu dronu alırım.”
Yapay zekâyla çalışan bu 40 gramlık mikro drone, sivrisineği kanat çırpma frekansından tanıyor, arı ve uğur böceği gibi faydalı canlılara dokunmadan hedefini havada etkisiz hale getiriyor.
Elbette ekosistemin dengesi korunmalı. Ama bu teknoloji hastanelerde, tatil köylerinde ya da yazlık evlerde kimyasal ilaçlara alternatif olabilirse, bence önemli bir buluş.
Kendi adıma söyleyeyim...
Yatak odamın hava savunmasını Tornyol’a emanet etmeye hazırım.

Paylaş