Deniz Sipahi

Deniz Sipahi

dsipahi@hurriyet.com.tr

Türk kadın girişimci Londra’da finalist oldu

BAZEN bir karar, insanın bütün hayatını değiştirir.

Haberin Devamı

Aslıhan Yılmaz da o kararı verenlerden biri.

Bilkent’te uluslararası ilişkiler okumuştu.

Sonra ODTÜ’de Avrupa üzerine yüksek lisans yaptı.

Yıllarca Türkiye’nin ihracat serüvenine, dış ticaretine katkı verdi.

Kısacası genç kuşağın iyi yetişmiş, ayakları yere basan, birikimi yüksek profesyonellerindendi.

Ama bir sabah, o cümleyi kurdu kendi kendine...

“Artık kendi hikâyemi yazmak, kendi şirketimi kurmak istiyorum.”

Önce Türkiye ardından Londra’da yeni bir başlangıç, yeni bir mücadele için adım attı.

Türk kadın girişimci Londra’da finalist oldu

ZOR BİR PAZAR AMA İYİ HAZIRLANMIŞ AKIL

Londra, kolay şehir değil.

Paranın, rekabetin ve başarının sert testlerden geçtiği bir yer.

Haberin Devamı

Aslıhan Yılmaz, kurduğu danışmanlık şirketiyle Türk ve İngiliz firmaları arasında köprüler kurmaya başladı.

İhracatçılarla İngiliz iş dünyasını buluşturdu.

Küçük adımlarla başladı ama kısa sürede Londra Ticaret ve Sanayi Odası’nın radarına girdi.

Ve şimdi...

O oda tarafından düzenlenen SME London Business Awards’ta, “Yılın Hızla Büyüyen İşletmesi” kategorisinde finalist.

Türk kadın girişimci Londra’da finalist oldu

TÜRKİYE’NİN YENİ YÜZÜ BAŞARILI KADINLAR

Bu hikâye bir şirketin değil, bir kadının hikâyesi bence.

Bir ülkenin yani Türkiye’nin dışa açılan yeni yüzü.

Çünkü emin olun Türk gençleri dünyanın birçok yerinde benzer hikâyeler yazıyorlar.

Londra’daki jüri belki onun başarı grafiğini ölçüyor ama biz burada başka bir şey görüyoruz.

Türk kadınının cesaretini, kendilerine yaptıkları yatırımı...

Ve en önemlisi, Türkiye’den çıkan bir aklın, küresel ölçekte kendine yer açabilmesi.

Aslıhan Yılmaz diyor ki...

“İngiltere zor bir pazar ama doğru hazırlıkla büyük fırsatlar sunuyor. Amacım Türkiye ile İngiltere arasında güçlü ticari bağların kurulmasına öncülük etmek. LCCI, İngiltere genelinde faaliyet gösteren British Chambers of Commerce (BCC) ağına bağlı en büyük bölgesel oda, Londra’nın dünya ekonomisindeki stratejik rolünde çok önemli bir yere sahip. İngiltere’de faaliyet gösteren işletmelerin başarılarını, yenilikçiliğini ve büyüme potansiyelini ödüllendiriyor. Aday olarak gösterilmemiz bile bizim için gurur vesilesi.”

Haberin Devamı

İKONİK OTELDE FİNAL GECESİ

 26 Şubat 2026 akşamı...

Londra’nın ikonik otellerinden birinde, Tower Bridge’in ışıkları altında kazananlar açıklanacak.

Aslıhan Yılmaz’ın Theaplus’u belki kupayı alacak, belki de sadece finalist olarak kalacak.

Ama eminim, o gece orada bir şey daha olacak.

Bir Türk kadınının hikâyesi, İngiltere’nin iş dünyası sahnesinde yankılanacak.

Bu, bir “ödül haberi” yazısı değil.

Bir kadının kendi kaderini yeniden yazma hikâyesi.

Belki de Türkiye’nin yeni kuşağının sessiz ama kararlı yürüyüşü.

Londra’da o gecede belki de başarılı bir Türk kadını o ödülün sahibi olacak.

BİR MOTOSİKLET MESELEMİZ VAR

TÜRK sinemasının efsane, Yeşilçam’ın unutulmaz isimlerinden Engin Çağlar’ı kaybettik.

Haberin Devamı

İstanbul Şişli’de yolun karşısına geçmeye çalışırken bir motosikletin çarpması sonucunda hayatını kaybetti.

O görüntüleri herkes gibi ben de defalarca izledim.

Sadece bir kaza olarak geçiştirebilir miyiz?

Son yıllarda bu tür kazalar çok arttı.

Yollarda artık bir “motosiklet gölgesi” var.

Sinyalsiz, sessiz ve bazen bir saniyede önünüzde.

Ehliyetimi 18 yaşıma girince hemen aldım.

Kurallara uymayı, trafikte sabrı öğrenmeyi önemsedim.

Bugün hâlâ direksiyon başına geçtiğimde o çocuk ciddiyeti bende vardır.

70 yazıyorsa 70’le giderim.

Telefon çalsa bakmam.

Aynalara öyle sık bakarım ki belki boyum ağrılarım ondandır.

Ama buna rağmen bazen korkuyorum.

Çünkü aynada görmediğim bir motosiklet, bir saniye sonra önümde olabiliyor.

Haberin Devamı

Birçoğu sipariş yetiştirmeye çalışıyor.

Zamanla yarışıyorlar; bazen hayatlarını riske atarak.

Birinin hızlı olma hakkı, diğerinin güvenli olma hakkını elinden almamalı.

Bizim şehirlerimiz hızla değişti ama trafik bilincimiz aynı hızda değişemedi.

Eskiden trafik bir otomobil meselesiydi; bugün artık bir motosiklet meselesine dönüştü.

Motosiklet bir ulaşım aracı olmaktan çıktı; bugünün ekonomisinin, hız kültürünün, hatta geçim derdinin simgesi haline geldi.

Kuryeler bizim yemeğimizi getiriyor, alışverişimizi taşıyor, şehrin nabzını tutuyorlar.

Ama trafik, sadece sürücü kursunda öğrenilen kurallardan ibaret değil. Bir trafik kültüründen de bahsetmeliyiz.

Haberin Devamı

Ve ne yazık ki, biz o saygıyı bazen birbirimize borçlu olduğumuzu unutuyoruz.

 Türk kadın girişimci Londra’da finalist oldu

ENGİN ÇAĞLAR’IN ARDINDAN

ENGİN Çağlar bir Yeşilçam yıldızıydı.

Sinemada zarafetin, beyefendiliğin temsilcisiydi.

Onun bu şekilde aramızdan ayrılışı, aslında bir ülkenin “trafik meselesini” yeniden düşünmesi gerektiğini gösteriyor.

Belki artık şunu konuşmalıyız.

Bir kazayı sadece “kader” diye geçiştirmemeyi...

Bir kaskı sadece “kural” diye takmamayı...

Ve bir hız sınırını
sadece “ceza” korkusuyla değil, bir hayatı korumak için tanımayı.

Engin Çağlar’ın ardından içimde şu cümle kaldı.

Biz sinemada onun zarafetini seyrettik.

Keşke o zarafeti biraz da trafikte gösterebilseydik.

 Türk kadın girişimci Londra’da finalist oldu

YUNANİSTAN ‘4 GÜN ÇALIŞ 3 GÜN YAŞA’ DİYOR

PANDEMİ hepimizin hayatını değiştirdi.

Evden çalışmayı sevdik, eşofmanla toplantı yapmayı öğrendik, kahve molalarının kıymetini anladık.

Bakın, komşu Yunanistan çalışma hayatında köklü bir dönüşüme hazırlanıyor.

Meşhur siestalarıyla tanınan Akdenizliler, bu kez işi resmiyete döküyor.

Haftada dört gün, 10’ar saatlik mesai geliyor.

Yasa tasarısı, çalışanlara haftada dört gün çalışma hakkı tanıyor.

- İsteyen beş gün, isteyen dört gün...

- İsteyen, 10’ar saatten dört gün çalışıp üç gün dinlenebilecek.

- İsteyen, 13 saate kadar mesai yapacak, tabii “gönüllü” olursa.

- Üstelik fazla mesainin saati yüzde 40 zamlı.

Yani kısacası Yunanistan diyor ki.

“Çalış ama ölçülü çalış. Hayatın da hakkını ver.”

İşin ilginç tarafı, aynı Yunanistan geçen yıl tam tersini konuşuyordu.

Bazı sektörlerde haftada 6 gün çalışmayı serbest bırakmışlardı.

O zaman sendikalar ayağa kalktı. “Biz Avrupa’yız, fabrika değiliz!” dediler.

Şimdi bu dört gün modeliyle, aynı ülke Avrupa’da esnek çalışmanın vitrini olma yolunda.

Yunanistan bu yasayla sadece çalışma saatlerini değil, hayata bakışını da yeniden yazıyor.

Yazarın Tüm Yazıları