Deniz Sipahi

Deniz Sipahi

dsipahi@hurriyet.com.tr

Torunlarımızla biz de bu kampanyayı yapabiliriz

Geçenlerde OPET’in kurucu yönetim kurulu üyesi Nurten Öztürk’le sohbet ediyordum.

Haberin Devamı

 
Başından geçen bir olayı anlattı.
Ağustos’un başı; Bodrum’da sabah erken bir saatte yüzmeye gidiyor.
Bir bakıyor; eldivenli bir grup insan ellerinde poşet, çöp topluyor.
Yaklaşıyor, soruyor.
Meğer Kazakistanlı bir yönetici, orada üst düzey görevlerde bulunmuş.
Şimdi ailesi, çocukları, torunları ve hatta köyün muhtarıyla beraber Bodrum’un çöpünü topluyor.
Düşünebiliyor musunuz?
Bizim attığımız çöpleri, bizim misafirlerimiz topluyor.
Adam diyor ki.
“Biz ülkemizde de torunlarla bunu yaparız. Çocuklara doğaya saygıyı böyle öğretiriz.”
O an Nurten Öztürk’ün içinden geçen şu oluyor.
“O kadar utandım ki… Ve karar verdim. Çöp atmamayı, doğaya sahip çıkmayı öğretmeliyiz.”
İşte OPET’in yeni kampanyası “Doğaya Saygı, Çöp Toplama Seferberliği” böyle başlıyor.
Ama bakın bu sadece bir “temizlik kampanyası” değil.
Nurten Öztürk öyle bir cümle kuruyor ki, altını çizmek lazım.
“Doğaya atılan her çöp, sadece bir atık değil; vatan toprağının bağrına saplanan bir tehlike, bir yangının kıvılcımıdır.”
Bu cümle bence her sosyal medya duvarına asılmalı.
Çünkü bizim en büyük sorunumuz burada.
Çöpü bir estetik sorun sanıyoruz.
Halbuki mesele hayat memat meselesi.
Bir izmarit, bir pet şişe, ormanlarımızı yani vatanımızı yakıyor.
Proje Bodrum’dan başlıyor; Çanakkale, İzmir, Bursa’ya doğru büyüyecek.
Rehabilitasyon, ağaçlandırma, yangın riski yüksek bölgelerde örtü temizliği yapılmak isteniyor.
Yerel yönetimler, STK’lar, gönüllüler bu kampanyaya dahil edilecek.
Yani aslında kocaman bir “organik seferberlik” yapılacak.
Sloganları da akılda kalıcı…
“Doğaya saygı duy, çöpe sahip çık. Sakın atma, vatanını koru. Sakın atma, vatanını yakma.
Sakın atma, çevreni öldürme. Yaşat vatanı.”
Hani bazen sabah yürüyüşünde gördüğünüz küçücük bir manzara bir fikri ateşler ya; işte bu da onlardan biri.
Ve ben kendi adıma şunu düşündüm.
Belki de bu yazıyı okuyan herkesin bu hafta sonu yapması gereken en basit şey şu…
Bir çöp poşeti alın. Çıkın sokağa. Bir kere de siz toplayın… Çünkü bazen bir çöp torbası, sadece atıkları değil, bütün bir vicdanı temizler.

Haberin Devamı


 
 
Ormanlarımız için bir
Seferberlik ilan edelim
 
Çanakkale, İzmir ve Bursa’da yangınlardan zarar gören bölgelerde yeni ağaçlandırma çalışmalarına başlayacak.
Çanakkale’de ise işin boyutu biraz daha farklı. Orası yalnızca “Doğaya Saygı” değil, aynı zamanda OPET’in yıllardır sürdürdüğü “Tarihe Saygı Projesi” nin kalbi.
Bu yüzden Nurten Öztürk, “Orada sadece doğaya değil, insanlara da umut ve yaşama sevincini kazandırmayı amaçlıyoruz” diyor.
Bir sonraki adım ise Haziran 2026’da atılacak. Yangın riski yüksek bölgelerde kuru ot ve örtü temizliği seferberliği başlayacak.
Hepimiz biliyoruz; küçücük bir izmarit ya da plastik parçası koca ormanları küle çevirebiliyor.
O yüzden bu çalışma yalnızca doğayı değil; toplumu da bilinçlendirmeyi hedefliyor.
Peki proje aslında nereden geliyor?
“Doğaya Saygı” 2021’deki büyük yangınlardan sonra, Muğla köylerinde başlatıldı.
Marmaris’in Bayır Köyü’nde yapılan rehabilitasyon çalışmaları köyü baştan aşağı değiştirdi.
2000 yıllık çınar ağaçlarından kadın kooperatifine, köy evlerinin ruhuna uygun boyanmasından 600 saatlik eğitimlere kadar kapsamlı bir dönüşüm oldu.
Milas’ın Çökertme köyünde restore edilen bina ise bugün Halk Eğitim Merkezi olarak kullanılıyor.
Kısacası çöp toplamakla başlayan yolculuk, köyleri ayağa kaldıran bir kalkınma hamlesine; şimdi de yeni ormanlara uzanıyor.
Ve bana kalırsa en kıymetli tarafı şu…
Bu yalnızca bir şirketin projesi değil. Yerel yönetimler, üniversiteler, gönüllüler, devlet kurumlarıyla kurulan ortak bir bilinç hareketi.
Geçen yazıyı şöyle bitirmiştim:
“Bazen bir çöp torbası, sadece atıkları değil, vicdanı da doldurur.”
Bu yazıyı da şöyle bitiriyorum.
“Bazen bir çöp torbası, yeni bir ormanın ilk fidanına dönüşebilir.”
 
 
Geçmişle gelecek aynı
mekanda İzmir’de olacak
 
Benim çocukluğumun, gençliğimin en güzel anılarından biridir İzmir Fuarı.
Takvimlerde o günleri işaretlerdik. Kapılar açılınca bambaşka bir dünyaya adım atardık.
Gece ışıkları, havuz başında konserler, renkli pavyonlar, merakla gezdiğimiz sergiler; İzmir’in kalbi orada atardı.
Sonra hayat değişti; fuarlar başka bir kimliğe büründü. Heyecanlarımız azaldı. Ama o eski günlerin hafızadaki yeri hala capcanlı duruyor.
İşte bu yüzden bu yılın fuarı bende ayrı bir merak uyandırıyor.
Çünkü İzmir 94’üncü kez kapılarını açarken, çok özel bir projeye ev sahipliği yapacak.
Kültürpark Atlas Pavyonu’nda “Ve Mavi Gözleri Çakmak Çakmaktı – Mustafa Kemal Atatürk” başlıklı sergi yer alacak.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bugüne kadar hiç sergilenmemiş 256 kişisel eşyası ve 300’e yakın özel fotoğrafı İzmirliyle buluşacak. Ve bu sergiyi Folkart yapıyor.
Bir başka sürpriz de Refik Anadol’dan geliyor.
Veriyi ve yapay zekayı sanatsal bir dile dönüştüren dünyaca ünlü sanatçının iki sergisi İzmir’de olacak.
“Şifanın Algısı” ve “Makine Rüyaları: Ege’nin.”
İnsan ve makine arasındaki ilişkinin değiştiği bir dönemde bu sergiyi yapmak anlamlı.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay da; “Atatürk’ün
yaptıkları bize ilham verir, güç verir. Bu sergi özellikle gençler için ilham kaynağı olacaktır” diyor.
Geçmişle gelecek, aynı mekanda buluşacak.
 

Sancak’ın bu sözlerini beğendim
 
Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak’ın şu sözünü çok beğendim. Diyor ki…
“‘Mavi Gözleri Çakmak Çakmaktı’ sergimizde 406 önemli eser ve 300’e yakın benzersiz fotoğraf yer alacak. Bu sergi Atatürk’ün kurtuluş yolculuğunu gözler önüne serecek. 400 bin ziyaretçi hedefliyoruz. Benim için bu, 400 bin konut satmaktan daha değerli.”
Folkart Türkiye’nin en büyük gayrimenkul şirketlerinden biri…
Bugüne kadar birçok sosyal projeye; özellikle sanata ve spora destek olmuş bir şirket…
Bazen bir sergi yüz binlerce konut projesinden daha kalıcı bir gelecek bırakır.
Tuğladan değil; hatıradan, ilhamdan, ortak bir tarihten örülmüş bir inşa hem de…

Yazarın Tüm Yazıları