Deniz Sipahi

Deniz Sipahi

dsipahi@hurriyet.com.tr

Sosyal medya detoksu öneriyorum

Haklısınız; gündem sadece yoğun değil, neredeyse nefes aldırmıyor.

Haberin Devamı

 

Zaman, haberin önüne geçti; haber ise anlamın.

Sabahın ilk saatlerinde parlayan bir başlık, akşam olmadan arşive düşüyor.

Eskidiği için değil, üzerine daha yenisi geldiği için.

Gündem artık ilerlemiyor; üst üste yığılıyor.

Ve biz, o yığının altında kalıyoruz.

Siyasetin dili de sert, keskin, çoğu zaman bağırarak konuşan bir dil.

Ama sadece siyaset değil mesele; gündelik hayat da aynı tonda.

Hızlı, sabırsız, tahammülsüz.

Oysa siyaset dediğimiz şey; teoride, ortak aklın alanı olmalıydı.

Uzlaşmanın, konuşmanın, dinlemenin dili.

Pratikte ise çoğu zaman bir gürültü yarışına dönüştü.

Kim daha yüksek sesle konuşuyorsa, haklı sayılıyor.

Bu tablo yalnızca bize özgü değil; dünya da benzer bir ruh halinde.

Ama Türkiye’nin gündemi başka türlü yoruyor insanı.

Haberin Devamı

Daha ani, daha sert, daha kişisel.

Bu hızlanmanın en büyük katalizörü ise sosyal medyadır.

Zamanı sıkıştırdı, dikkati parçaladı.

Sosyal medya, haber alma özgürlüğünü genişletti belki ama haberin ağırlığını azalttı.

Artık herkes bir yayıncı; bir muhabir, herkes bir editör.

Ama editörlük, herkesin yapabileceği bir iş değil.

Çünkü haber, sadece aktarmak değil; ayıklamak demektir.

Seçmek demektir, bağlam kurmak demektir.

Her bilgi, kamusal değildir.

Her doğru, paylaşılmak zorunda değildir.

Her duygu, başlık olamaz.

Bu ayrımlar silindikçe, bilgi çoğaldı ama bilgelik azaldı.

Haber arttı ama gerçek bulanıklaştı.

Bu yüzden bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, daha fazla içerik değil; daha nitelikli içerik.

“İçerik kraldır” sözü hala geçerli.

Ama artık bu krallık, kalabalıklar üzerinde değil, vicdanlar üzerinde kuruluyor.

Ben yine de, bütün bu gürültünün ortasında küçük bir kişisel reçete önermek istiyorum.

Sosyal medya detoksu.

Geçici bir geri çekilme.

Bir tür zihinsel oruç.

Ben zaman zaman yapıyorum.

Ve fark ediyorum ki dünya, ben bakmayınca da dönmeye devam ediyor.

Gündem, benim yorumum olmadan da akıyor.

Ve bu fark ediş, insana tuhaf bir hafiflik veriyor.

Detoks, kaçmak değil.

Daha temiz bir zihinle geri dönmek.

Yavaşlamak, süzmek, seçmek.

 

 

Haberin Devamı

Bu yazıları yazmaya devam edeceğiz

 

Bu yıl siyasetin önüne gelen en ertelenemez başlıklardan biri kadınlar ve gençler.

Kadınlarımızı koruyamıyoruz.

Her gün birkaç kadın cinayeti haberi düşüyor ekranlara.

İsimler değişiyor, şehirler değişiyor ama hikaye neredeyse aynı kalıyor.

Ben de bir gazeteci olarak sık sık bir ikilemin içine düşüyorum.

Bu haberleri daha çok yazdıkça, öne çıkardıkça bir yanlışı büyütüyor muyuz?

Şiddeti yeniden mi üretiyoruz?

Yoksa susarak mı daha büyük bir suça ortak oluyoruz?

Ama şunu da biliyorum:

Bu haberler yazılmadığında, konuşulmadığında, gündemde tutulmadığında hiçbir şey değişmiyor.

Her “bir kadın daha” haberi, aslında önlenebilecek bir cinayetin kaydı.

Haberin Devamı

Çoğunun arkasında korunma talebi var, uzaklaştırma kararı var, ihmal var.

Yani kader yok, tesadüf yok.

Bu noktada sorumluluğu bireylerin omzuna yıkmak kolaycılık.

“Toplum bilinçlensin”, “aile yapısı korunsun” gibi yuvarlak cümleler artık yetmiyor.

Yasalar sadece kağıt üzerinde kalmamalı.

Koruma kararları gerçek korumaya dönüşmeli.

Cezasızlık hissi ortadan kalkmalı.

Kadının beyanı, gerçekten esas alınmalı.

Çocuklarımız ve gençlerimiz de bu tablonun dışında değil.

Bugün koruyamadığımız kadınlar, yarının travmalı çocukları demek.

Bu bir döngü ve kırılmazsa daha da sertleşiyor.

Bu mesele günlük siyasetin tartışma başlığı olamayacak kadar hayati.

Birlikte çözüm aranması gereken konulardan biri.

Haberin Devamı

O yüzden bu yazıları yazmaya devam edeceğiz.

Okuması zor olsa da, ruhu yorsa da.

 

 

Bazı haberler insanın hafızasına kazınır

 

Üzerinden zaman geçse de silinmez.

2025’te beni en çok konuştuğumuz haberlerden biri, Ahmet Mattia Minguzzi cinayetiydi.

Bir çocuktu.

Kadıköy’de, gündelik hayatın ortasında, bir bıçakla hayattan koparıldı.

Minguzzi ailesinin acısına, farkında olmadan hepimiz ortak olduk.

Ahmet, hiç tanımadığımız halde evimizin bir çocuğu gibi yer etti içimizde.

Ve bazı kayıplar vardır, unutulmaz.

Edirne’de bir duvarda Ahmet’in yüzünü gördüm.

Genç, yarım kalmış bir hayatın yüzüydü bu.

Bir an durdum, geçemedim.

Babası Andrea Minguzzi o duvarın önünde sessizdi.

Haberin Devamı

Ama o sessizlik, söylenmiş bütün cümlelerden daha ağırdı.

Haklı.

Bazı resimler bakmak için değildir.

Hatırlamak içindir.

Bir genç öldüğünde, bir baba gözyaşını saklayamadığında, bir şehir sessizleştiğinde…

Biz genelde bir sonraki gündeme geçeriz.

Ama ben bu haberi geçemiyorum.

Ben Ahmet’in her fotoğrafını gördüğümde içimin acıdığını hissediyorum.

 

 

Herkese iyi ve güzel bir yıl dilerim

 

Bütün bu yıkıcı gündeme rağmen, iyi ve güzel dilekler dilemeyi bırakmamak gerekiyor.

Belki de tam bu yüzden gerekiyor.

Günlerdir okuduklarımız, izlediklerimiz insanın içini yoruyor.

Acı üst üste geliyor, biri bitmeden diğeri başlıyor.

Kalbimiz, aklımızdan daha çabuk tükeniyor.

Ama hayat sadece manşetlerden ibaret değil.

2026’nın güzel bir yıl olmasını diliyorum.

Türkiye’nin geleceği için her zaman umutluyum.

Büyük ve önemli bir ülkede yaşadığımızı unutmayalım.

Yazarın Tüm Yazıları