Deniz Sipahi

Deniz Sipahi

dsipahi@hurriyet.com.tr

Sokak lezzetlerini severim ama yemekten de korkuyorum

Sokak lezzetlerini severim.

Haberin Devamı

 

Gittiğim yerlerde mutlaka o yörenin tadının peşinden giderim.

Ama son dönemde yaşananlardan sonra, inanın, içim rahat etmiyor.

Almanya’dan Türkiye’ye tatile gelen bir aile yediklerinden dolayı hayatını kaybetti. Üç can gitti. Anne ve iki çocuk; babanın da durumu kritik…

Ortaya çıkan tablo hepimizi sarstı.

Benzerini geçen yıl İzmir’de yaşadık.

Aslında bu hikayeler bize yabancı değil. Ama bu sefer başka bir şey var. Göz göre göre gelen bir ihmal zinciri.

Hepimizin ekran başında içinin burkulduğu o acı görüntüler…

Restoran mühürlendi.

Kamera kayıtları inceleniyor.

Soruşturma sürüyor.

Ama ne olacak?

Her defasında olduğu gibi birkaç gün konuşup unutacak mıyız?

Geçen yıl İzmir’de Servet Polat…

Kızı ve torunuyla yediği bir kumpir sonrası fenalaştı.

Haberin Devamı

Hastaneye gittiler, eve döndüler…

Ertesi sabah Polat hayatını kaybetti.

Savcılık soruşturma başlattı, işletme sahibi hakkında 20 yıla kadar hapis istemi var.

Ama işin özü başka; bu ölümler önlenebilir ölümlerdi.

Türkiye mutfağı güçlüdür; sokak lezzetleri de öyle…

Dünyanın dört bir yanından turistler kokoreçimizi, midyemizi, kebabımızı konuşur.

Ama iş “denetim” kısmına gelince, resim bir anda bulanıyor.

Kötü malzeme, bozuk ürün, hijyen eksikliği; yıllardır çözemediğimiz bir mesele.

Bir sokak tezgahından bir ülkenin itibarına kadar uzanan bir zincir bu.

Ve en acısı şu…

Biz gastronomide güçlüyüz ama bu güç kontrolsüzlüğe kurban gidiyor.

Bugün İstanbul’da bir turistin midye yemeye korkması sadece bir sağlık sorunu değildir; aynı zamanda güvensizlik problemidir.

Bir şehrin ekonomisini, kültürünü, imajını etkileyen bir konudur.

Sokak lezzeti dediğimiz şey, aslında sokak kültürünün kendisidir.

Ve bugün o kültür, denetimsizlik yüzünden yara alıyor.

Dediğim gibi sokak lezzetlerini severim.

Ama artık korkuyorum.

 

 

Demek ki yalnız değilmişim

 

“Bir motosiklet meselemiz var” diye yazdım.

Haberin Devamı

Telefonum susmadı; Instagram’da mesajlar, e-postalar…

Trafikte direksiyon başındaki insanlar, motosiklet kullanıcıları, kuryeler; farklı yaşlardan, farklı şehirlerden…

Ama hepsinin söylediği tek bir şey vardı:

“Bu artık hepimizin meselesi.”

Demek ki yalnız değilmişim.

Aynaya bakıp bir anda yanımda beliren o motosiklet gölgesini sadece ben hissetmiyormuşum.

Sessizce gelip önümden geçen, bazen ürperten o hız; bir kişinin korkusu değil, bir ülkenin ortak endişesiymiş.

Bugün İstanbul’da, İzmir’de, Ankara’da sokaklardayız.

Ama o sokaklar artık tanıdığımız sokaklar değil.

Trafik bir otomobil meselesiydi eskiden şimdi başka bir dönemdeyiz.

Bugünün şehirlerinde sorun otomobil değil, kontrolsüz motosiklet akışı.

Haberin Devamı

Sayısı arttı, hızı arttı, risk arttı.

Ama bilinç aynı kaldı.

Burada adaletli olmak zorundayım.

O gençleri suçlayamam.

Çünkü onlar sadece siparişi yetiştirmeye çalışıyor.

Bir paket, bir yemek, bir ürün; arkalarında bir algoritma çalışıyor.

“30 dakika içinde teslim etmezsen ceza var.”

Bu ceza çoğu zaman maddi değil; puan kaybı, iş kaybı, rota kaybı…

Yani motosiklet sadece bir ulaşım aracı değil artık; ekonominin görünmez çarkı.

Bunu yazan bir tek ben değilim…

Mesaj atan yüzlerce insan bunu söylüyor.

Biz yıllardır yanlış soru soruyoruz.

“Motosiklet tehlikeli mi?”

Hayır…

Motosiklet dünyanın her yerinde var.

Asıl tehlike denetimsizlik; asıl tehlike hız kültürü.

Asıl tehlike gençlerin sigortasız, güvencesiz, baskı altında trafikte yol alması.

Haberin Devamı

Bir motosiklet sürücüsü bana şöyle yazdı.

“Korktuğunuz kadar biz de korkuyoruz. Ama durursak işten oluyoruz.”

Biz yıllardır milyonluk şehirlerde yaşıyoruz ama yollarımız hala 1990’ların mantığında.

Motosiklet şeridi yok.

Yaya yolu işgal altında.

Araçlar dip dibe, motosiklet aradan sıyrılıyor.

Kimse nerede kimin hakkı olduğunu bilmiyor.

 

 

‘Ben dikkatliyim’ diyerek

çözülecek bir mesele değil

 

Ben aynalara bakarım, hız sınırına uyarım, telefonuma bakmam…

Ama bazen korkuyorum.

Ve o korku bana şunu hatırlatıyor.

Bu sorun bireysel davranışla değil, toplumsal bir dönüşümle çözülebilir.

Eğitim olacak, denetim olacak, motosiklet şeritleri olacak.

Kuryeler üzerindeki baskı kalkacak, hız kültürüne savaş açılacak. Türkiye bu konuda adım atmazsa, yarın başka Engin Çağlar’ların haberiyle uyanacağız.

Ben ikinci kez uyarmış olayım.

 

 

Haberin Devamı

Bizim buralarda Kasım’lar güzel geçer

 

Ekim, Kasım Ege kıyıları için harika aylardır.

Nisan, Mayıs da öyledir.

Ama bilen bilir.

Aralık’ın 10’u gelince keskin bir soğuk başlar kıyılarda.

İşte o soğuk insanın içine işler; üşütür, hasta eder.

Bir ay boyunca eller üşür, ayaklar üşür, o nemle birleşen soğuk “soğuk şehirler” olarak bilinen birçok adresten bile daha soğuktur.

O yüzden kasımın güneşli, hala denize girilebilen günlerinin kıymetini bilin.

Soğuklar geliyor çünkü…

Yazarın Tüm Yazıları