Şimdi demokrasimizi güçlendirme zamanı

CUMHURBAŞKANI Erdoğan geçenlerde şöyle bir açıklama yaptı.



“Kendimizi başka yerlerde değil, Avrupa’da görüyor, geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz...”
Katılıyorum.
Türkiye’nin dünyaya bakışı her zaman batılı olmuştur.
Geçmişimiz de, devlet geleneğimiz de bunu söylüyor.
Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecine şöyle bakıyorum.
Türkiye’nin eksikleri elbette var. Yerine getirmediği birçok kriter de olabilir.
Ama Türkiye’nin eksiği ne kadar varsa Avrupa’nın da olduğunu düşünenlerdenim.
Süreç öylesine uzadı, istekler listesi o kadar değişti ki; Türkiye’nin de motivasyonu düştü.
30 yıl öncenin anketleri Türk insanının Avrupa Birliği konusundaki samimiyetini net gösteriyordu.
Büyük çoğunluk AB’den yana oy kullanmıştı.
Şimdi benzer anketler yapılsa sonuçların ne olacağını herkes gibi ben de merak ediyorum.
Bana göre konu Avrupa Birliği’ne girip girmemek de değil.
Önemli olan Türkiye’nin demokrasi kriterlerini Avrupa’nın da üzerine çıkarmaktır.
Her zaman söylüyorum.
Ben Türkiye’nin geleceğine inanan insanlardanım.
Ekonomide büyük sıçramalar yaptık, üreten bir sanayimiz var. Bütün eksiklerine rağmen işleyen bir demokrasimiz de var.
Şimdi sıra bunu daha da güçlendirmeye geldi.
Avrupa istediği için değil, AB liderler zirvesinde konuşulduğu için değil.
Kendimiz için, insanımız için, geleceğimiz için...
Daha fazla demokrasiyi güçlü Türkiye için istemeliyiz.


“Bana bir şey olmaz” demeyin

GEÇEN hafta sevdiğim iki insanı koronavirüse kurban verdik.
İlki Altay’ın eski başkanlarından Tuğrul Koparan’dı.
İkincisi de medya dünyasının yakından tanıdığı Mehmet Dinge...
Koparan 68, Dinge 53 yaşındaydı.
İkisinin de bildiğim öyle kronik rahatsızlığı yoktu.
Tuğrul Koparan’ı sporseverler daha yakından tanır.
Gerçekten çok renkli biriydi.
Özü, sözü birdi.
Sporcu geçmişi olduğu için de her zaman diri, güçlü görünürdü.
Ama virüs onu da aramızdan aldı.
Üzgünüm...
Mehmet Dinge de hoş sohbeti olan, herkes tarafından sevilen, dost canlısı biriydi.
Çok dertleştiğimiz olmuştur.
İkisine de Allah’tan rahmet, sevenlerine başsağlığı diliyorum.


İkinci çevre yolunu
gündeme almalıyız

İMKANI olan kendine bir araba almaya çalışıyor. Pandemi uzunca bir süre toplu taşımayı etkileyecektir. İnsanlar doğal olarak otobüslere, tramvaya, metroya binmekten çekinecektir.
Zaten araç fiyatları çıldırmış durumda. İkinci elde fiyatlar sıfırlarına yaklaştı.
Bu doğal olarak merkez trafiğini de olumsuz etkiliyor.
İnanın bu pandemi etkisi uzun yıllar devam edecektir.
Diyorum ki;
Gündemimizde ikinci çevre yolu vardı.
Fizibilitesinin bittiğini biliyorum.
Bu dönemde hiç vakit kaybetmeden bu projeyi gündeme almalı İzmir...
Yoksa yakın bir gelecekte kent merkezinden geçmek, bir yere gitmek çok zor olacak.


Kış nüfusu artan turizm
merkezlerine bütçe lazım

BAKIN pandemi birçok alışkanlığı değiştirdi, değiştirecek de... Bodrum’un kış nüfusu 200 binlerden 400 bine çıkmış durumda.
Bu durum elbette esnafı mutlu ediyor ama Bodrum’da görev yapan memurları zor durumda bırakıyor.
Besa Grup Satış Ve Pazarlama Koordinatörü Şule Alp, “Öncelikli korona nedeniyle sezon geç başladığı için esnaf iş yapmamıştı. Burada yaşamaya devam edenler nedeniyle onlar için sezon hiç kapanmamış gibi devam ediyor şimdi. Esnaf bu durumdan çok memnun. Ancak memurlar için hayat zorlaştı. Çünkü ev ve arsa ücretleri artınca bir kısmı merkezden uzak ilçelere yönelmek zorunda kaldılar. Normalde kısa mesafede işlerine gidebilecekken şimdi minibüs, özel araç kullanıyorlar. Bodrum’un sakin yaşantısını seven insanlar da kalabalıklardan şikâyetçi. Bodrum Belediyesi de genel bütçeden daha fazla pay almak için Bodrum’da yaşamaya başlayan insanların ikametlerini aldırmaları için kampanya yapıyor” diyor.
Bu konuyu defalarca yazdım.
Türkiye’de Bodrum gibi yerler var.
Çeşme, Marmaris, Fethiye, Ayvalık gibi yerler artık kışın da kalabalık olacak.
Ama mevcut bütçelerle buraları yönetmek zor.
Turizm beldelerine özel bütçe yapmanın zamanı geldi.


Seyircisiz maça
alışamadım

BEN seyircisiz spor karşılaşmalarına alışamadım.
Kendimi ne kadar motive etsem de; bir süre sonra kopuyorum.
Biliyorum bu yıl yapacak bir şey yok.
Ve önümüzdeki sezona kadar maçları seyircili izlemeyeceğimizi biliyorum.
Yine de kendimi ikna edemiyorum.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Okulları ve restoranları açalım

YAZILARIMI takip edenler bilir.


Restoranlara HES koduyla girilmesini ilk öneren bendim.
Ve ısrarla diyorum ki;
Bu uygulamayı bir an önce başlatmak gerekiyor.
İdeal bir çözüm olmadığını biliyorum ancak HES koduyla birçok yere girebiliyoruz.
AVM’lere HES koduyla giriliyor ama içerideki restoranlara gidilemiyor.
Açık söyleyeyim.

Yazının Devamını Oku

Nüfus yaşlanıyor bakımevleri çoğalmalı

EGE Cansen’e katılıyorum.


Pazar günkü yazısında şöyle bir yorumu vardı:
“Geleceğin meslekleri nelerdir diye bir sıralama yapılsa herhalde ‘yaşlı ve hasta insanlara bakma’ birinci sırada yer alır. Bütün dünyada toplam nüfus içindeki yaşlıların oranı artmaktadır. Ayrıca 65 yaş sonrasında beklenen ömür de uzamaktadır. Evliler eşleriyle birlikte yaşlanmakta ve ikisi birden bakıma muhtaç hale gelmektedir. Eşlerini kaybedenlerin durumu daha müşküldür. Bakıma muhtaç bir yaşlının evladıyla birlikte oturması, koca insan olmuş, aile kurmuş, çoluk çocuğa karışmış evlat için de zordur. İster bakım evlerinde, ister kendi evlerinde olsun; varlıklı hatta orta halli insanlar bile ciddi paralar ödeyerek kendilerine bakacak birini bulma peşindedir. Birinci elden söylüyorum, piyasada bu işi doğru dürüst yapacak yeterli sayıda yerli ve milli bakıcı da yoktur.”
***
Bu konuyu ben de birkaç kez yazdım.
Genç nüfusumuzla her zaman övündük ama istatistikler gösteriyor ki Türkiye de yaşlanıyor.
Geleneksel aile yapımız bizi ayakta ve güçlü kılıyor.

Yazının Devamını Oku

70 yaşındaki dahi çocuk

İSMET Berkan’ın Tekno Gündem’inde ilginç bir yazı vardı.Oradan aktarıyorum.



70 yaşındaki dahi çocuk Frank Wilczek’i anlatan müthiş bir başarı öyküsü...
Büyük fizikçi Frank Wilczek’in yeni bir kitabı Fundementals: 10 Keys to Reality adlı kitabından özetler yapmıştı Berkan...
Wilczek kimdi?
İkisi de lise bile bitirmemiş, Polonya asıllı bir baba ile İtalya asıllı bir annenin çocuğu olarak New York Queens’te doğmuş. Daha ortaokulda, gittiği devlet okulunda IQ’su ölçülmüş ve çok yüksek çıkmış; o andan itibaren bir çeşit “dahi koridoru”nda yaşamaya başlamış. Liseyi iki sınıfı atlayarak 16 yaşında bitirmiş ve üniversiteye Chicago’ya gitmiş. Burada fizik, biyoloji ve matematik arasında daldan dala atladıktan sonra 4 yerine 3 yılda matematik mezunu olmuş. Ardından yüksek lisans ve doktora için Princeton’a gitmiş. Princeton’da doktora tezini tamamladığında sadece 21 yaşındaymış. Yani liseden çıktıktan sadece 5 yıl sonra doktora tezini tamamlamış. O tezde Wilczek ve tez hocası David Gross, atomun içindeki “kuvvetli güç”ü (strong force) çözdüler ve kanıtladılar. 21 yaşındaki Frank, bu teziyle 2004’te Nobel Fizik Ödülü’nü kazandı. “Kuvvetli güç” atom içindeki parçacıkları bir arada tutan şey; yani aslında atomu atom yapan güç. Bunun bulunması sadece meşhur Standart Model’i tamamlanmaya bir adım daha yaklaştırmadı, aynı zamanda evrenin doğuş anından sonraki ilk dönemleri hakkındaki bilgimizin de patlamasına neden oldu. Fiziğe ikinci büyük katkısı “karanlık madde”yi onun Axiom adını verdiği son derece hafif ve bugüne kadar henüz gözlenmemiş olan bir parçacığın oluşturduğuna ilişkin teorisiydi. Evet bu henüz kanıtlanmış değil ama karanlık maddeyle ilgili geri kalan bütün teoriler çöktü, şimdilik Axiom hala ayakta ve onu saptamak için deney tasarlama çalışmaları da Wilczek’in de katkılarıyla devam ediyor. Üçüncü büyük katkı, “zaman kristalleri” ile ilgiliydi. Dördüncü katkı ise maddenin bilinenden çok farklı bir hali olan anyonlarla ilgiliydi.
İsmet Berkan şöyle diyor;

Yazının Devamını Oku

Gönüllü olup niye aşı oldum

YİNE hatırlatayım.


Geçen ay Türkiye’deki Faz 3 aşı çalışmalarına gönüllü olarak katıldım ve programa dahil oldum.
Bunu yaparken şunu düşündüm.
Bir yıldır devam eden bir salgınla karşı karşıyaydık. Evlerimize kapanmış, sosyal hayatlarımızı unutmuş, ailelerimizden sevdiklerimizden uzak kalmıştık.
Bu karanlık tünelden çıkışın tek bir yolu vardı; toplumsal bağışıklık...
Herkesin Kovid 19’u geçirmesini bekleyemezdik; vaka sayıları her geçen gün artıyor, ölümler de devam ediyordu.
İki Türk’ün kurduğu BioNTech firmasının Pfizer ile geliştirdiği aşı umut olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Bu devirde kimse kral değil

İKİ milyardan fazla insan WhatsApp kullanıyor. Bu bir marka için müthiş bir erişim demek...

 
Facebook ve İnstagram’ın da gücünü eklediğinizde karşınıza yıkılmayacak bir kale gibi gözüküyor.
O zaman bu markalar kural koyabilecekleri, ezber bozabileceklerini ve her istediklerini yapabileceklerini düşünüyorlar.
Bir açıdan da haklılar...
Çünkü hayatımızı kolaylaştırıyorlar ve her seferinde vazgeçilmez olmayı başarıyorlar.
Tabii algıyı iyi yönettikleri sürece...
WhatsApp’ın sahibi Facebook’un durumu izah etmeye çalışan açıklamalarına rağmen on binlerce kişinin diğer haberleşme platformlarına yönelmesi birkaç gün içinde o kadar hızlandı ki sosyal medya uzmanları bu hareketliliği “dijital medyada kavimler göçü” olarak tanımlıyor.

Yazının Devamını Oku

Önce okulları açmalıyız

VAKA sayısındaki düşüş devam ediyor.


Bu haberlere seviniyoruz tabii...
Yine de vefat sayısı hala çok yüksek ve ağır hasta sayısında düşüş olmasına rağmen rakamlar yüksek...
Ve içimiz acıyor.
Tedbirlerin sonuç verdiğini biliyoruz, keşke rakamlar daha da iyi olsa...
Cumhurbaşkanı Erdoğan, hafta başındaki kabine toplantısından sonra tedbirleri yavaş yavaş gevşeteceklerini söyledi.
Hepimiz sabırsızlıkla bekliyoruz.

Yazının Devamını Oku

İkinci aşımı da oldum

İki hafta önce Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gittim. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji-İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Şükran Köse’nin odasına girdiğimde asistanlarıyla ve doktor arkadaşlarıyla biraz sohbet ettik.


Bu ekibi uzun yıllardır tanıyorum.
Harika işler yapıyorlar.
Sonra aşılanmayla ilgili süreci bana anlattılar.
“Dışlama Kriterleri” adı verilen iki sayfalık formu doldurdum, sorulara cevaplar verdim.
PCR testim yapıldı. Ardından Kovid-19 geçirip geçirmediğimi belirlemek üzere antikor testi için kan örneği alındı.
Bu testler Ankara’ya gönderildi, gerekli incelemeler bittikten sonra Şükran hoca arayıp hastaneye gelmemi istedi.

Yazının Devamını Oku

Mutluluk tarifini herkes kendisi yapar

İSMET Berkan’ın Tekno Gündem’inde okudum. İtalyan yazar Alberto Moravia’nın (baş rollerinde Marcello Mastroianni ve Sophia Loren’in oynadığı bir filme de çekilen) Konformist adlı romanın kahramanı şöyle diyor;

“Meğer mutluluk; kendi kendine mutlu olduğunun farkında olmamakmış. ”İsmet Berkan da; “Bu güzel bir tanım. Bu kadar güzel bir başka mutluluk tanımı Yahudilerin kutsal bilgelik kitabı Talmud’da geçen ‘Mutluluk, nerede olduğunu bilmek ve orada kalmaktır’ sözü. İnsanlık mutluluk hakkında eski Yunan’daki meşhur Epikür’den beri kafa yoruyor. Ama tabii, Amerikalıların Bağımsızlık Bildirgesi’ne bir temel insan hakkı olarak ‘Mutluluğu arama hakkı’nı yazdığından beri, mutluluk bir çeşit tüketim maddesine de dönüştü. Hatta bilmiyordum, aydınlanma felsefesi ise mutluluk arayışını özdeşleştiren bir de kitap varmış. Berkan; BBC’nin web sitesindeki bir mutluluk yazısına da atıfta bulunuyor. O yazıyı buldum ve okudum. Şöyle bir dipnot vardı: “Modern mutluluk kavramları öncelikle pratiktir ve felsefi değildir, mutluluk teknikleri diyebileceğimiz şeye odaklanır. Sorun mutluluğun ne olduğu değil, nasıl elde edileceğidir. Medikal terimlerle mutluluğu, üzüntü veya depresyonun tersi olarak görme eğilimindeyiz, bu da mutluluğun beyindeki kimyasal reaksiyonlardan ortaya çıktığını ima ediyor. Mutlu olmak, sizi üzen kimyasal reaksiyonlardan daha azına ve sizi mutlu eden reaksiyonlardan daha fazlasına sahip olmak demektir. ”Kitapçılarda vakit geçirmeyi seviyorum. Son yıllarda mutluluk tarifi yapan kitapların sayısında fazlalık görüyorum. Bazılarını alıp okuyorum. Ama şunu biliyorum. Hangi tarifi okursanız okuyun siz yine gece yatağa yattığınızda kendi mutluluk tarifinizi yapmak zorundasınız.

 

Yeni bir kavram zihin değiştiriciler


BİLİYORUM bu pandemi hepimizi çok etkiledi. Biz eskiyi özlediğimiz için yeni normale pek adapta olamayacağız galiba... Şahsen ben o kalabalık sofraları, masaları çok özledim. Kalabalık toplantılarda eski dostlarla karşılaşmayı, yenileriyle tanışmayı da özledim. Sevdiklerime sarılmayı da özledim. Ben her gün işe gidiyorum ama hala büyük çoğunluk evden çalışıyor ya da hibrit bir modelle çalışmaya devam ediyor. Günlere sığmayan randevuları da özledim.Yurtdışı yayınlara, psikolojik tespitleri okurken yeni bir kavramı sık görmeye başladım. O da zihin değiştiriciler...Galiba dünya yeni normalin kalıcı olacağını düşünüyor. Zihniyet devrimine karşı değilim, dolayısıyla zihniyet değiştiricilerine de itirazım yok.Ama isterim ki; yeni normali kurgularken eskinin güzelliklerini, değerlerini, ilkelerini, bizi biz yapan lezzetlerini, ayrıntılarını da unutmasın bu zihin değiştiriciler... 

 

Beynimizin algoritması


Yazının Devamını Oku

Yerel olanı destekleyelim

PANDEMİNİN mağdurları perakende sektörü, esnaf ve özellikle yeme içme sektörü oldu.

 

Her fırsatta yazıyorum.
Türkiye’nin acil olarak bu sektörlere destek vermesi gerekiyor.
Biliyorum devletler vaka sayılarını yönetirken ekonomileri de ayakta tutmaya çalışıyor.
Bazen dengeler de bozuluyor.
Ancak pandemi sonrasında sevdiğimiz bu mekanlara gidebilmemiz için bu işletmelerin yaşıyor olması gerekir.
İşletmelere HES koduyla girebilmeliyiz.

Yazının Devamını Oku

ABD’de yaşananlar akıl tutulması

AMERİKA’da yaşananları hep birlikte izliyoruz. Bir akıl tutulması yaşanıyor. En gelişmiş demokrasi diye tanımlanan ve gerçekten insanlara sonsuz olanaklar sunan bir ülkenin geldiği nokta düşündürücü...

Sosyal medyada fırtınalar kopuyor.
“Demokrasinin kalesi diye biliyorduk meğerse bir muz cumhuriyetiymiş” diye yorumlar yapılıyor.
Amerikan demokrasisi yerden yere vuruluyor.
Bana göre bu bir akıl tutulması...
En kısa sürede ABD’nin fabrika ayarlarına geri döneceğini düşünüyorum.
Bu yaşananlardan hem Amerikalı siyasetçiler, hem Amerikalı seçmen, hem de sivil toplum örgütleri dersler çıkaracaktır.
Tıpkı 15 Temmuz’da yaşadığımız darbe girişimi gibi...

Yazının Devamını Oku

Pandemi bilimi öne çıkardı

SABAH gazeteleri okuyordum. Televizyonda Fox TV’de İsmail Küçükkaya’nın ABD’den bir konuğu vardı.


“İzmirliyim, Karşıyakalıyım” deyince gazeteleri bırakıp ekrana odaklandım.
İzmir’in yanına Karşıyaka eklenince ben başka olurum.
Emrah Altındiş anlatıyordu.
Altındiş, 2000 yılında Ege Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra çalışmalarını ODTÜ’de devam ettirmiş. Doktorasına başlamak için İtalya’ya yerleşerek eğitimine yurt dışında devam etmiş. Doktorasını Bologna Üniversitesi’nde yapmış.
Boston College Biology Department şirketinde Assistant Professor olarak görev yapıyor. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, mikrobiyoloji bölümünde çalışan, kolera hastalığına sebep olan vibrio cholerae bakterisinin virulans faktorleri üzerine araştırmalarını sürdürüyor.
Altındiş, viral hormonların fonksiyonel karakterizasyonu, bağırsak mikrobiyomu, viromun Tip 1 diyabet otoimmünitesinin başlangıcındaki potansiyel rolü üzerine odaklanmış.

Yazının Devamını Oku

Mekanlar insanlarla güzeldir

ALİ ve Hüseyin Albay, Tuncay Reyhan, Hatice Reyhan Kutlu ve Rukiye Tozkoparan kardeşler...


Hepsi yakın dostlarımız...
Birçok İzmirli de bilir, tanır ve severler...
İzmir’in sembol mekanlarından biri Reyhan Pastanesi’nin sahipleridir.
Lezzetlerini size anlatmayayım, zaten herkes biliyor.
Ne yerseniz, ne tadarsanız hepsi çok güzeldir.
Ama daha önemlisi sevdiğiniz lezzetleri değişmeden bulabilmenizdir.

Yazının Devamını Oku

Avrupa Schengen vize sürelerini uzatmalı

BELKİ Dışişleri Bakanlığı’nın bu konuda temasları, görüşmeleri vardır bilemiyorum.


Ama ben hatırlatayım istedim.
Pandemi döneminde değil ülkeler arası şehirler arası yolculuk bile yapamadık.
Birçok program, buluşma ertelendi.
Fuarlar bile sanal ortamda, online yapıldı.
Festivaller, paneller, kongreler de dijital ortama taşındı.
Örneğin ben dört beş ayrı yurtdışı programımı iptal etmek zorunda kaldım.

Yazının Devamını Oku

Bilkent'in Diagnovir'i 10 saniyede çözüm yüzde 99 başarı

ÖYLE anlaşılıyor ki; bu salgın kolay bitmeyecek. Altı ayda bir aşı olmak zorundayız, toplumsal bağışıklığın kazanılabilmesi için uzun yıllara ihtiyaç olacak. Virüs her mutasyona uğradığında nasıl davranmamız gerektiğini bilim insanları söyleyecek.


Bu arada umut veren gelişmeler de oluyor.
Örneğin Bilkent Üniversitesi’nde geliştirilen yüksek teknoloji ürünü “Diagnovir” beni çok heyecanlandırdı.
Diagnovir’in PCR testlerinin yerini alması hedefleniyor.
Ve bilinen testlerden çok daha pratik; 10 saniyede yüzde 99’luk bir sonuç alıyorsunuz.
Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdullah Atalar ile konuştum. “Koronavirüs 150 nanometre boyutunda bir parçacık. Araştırmacılarımız yıllarca nano boyuttaki parçacıklarla uğraştılar. Sadece ağızdan alınan sürüntü için hızlı bir kit ve optik düzenekle hızlı tanı yapabiliyor. Pozitif olması halinde 5-10 saniye içinde sonuç veriyor, negatiflik olması halinde ise 20-30 saniye içinde sonuçlanıyor. Yapılan kontrollerde bu yöntemle pozitif bulduklarımızın PCR’ı negatif çıksa bile birkaç gün sonra PCR’larının pozitife döndüğünü gördük” dedi.
Harika bir çözüm ve geliştirilebilir özellikleri çok fazla...

Yazının Devamını Oku

Volkswagen haberini duyunca içim burkuldu

2020 biterken Türkiye yatırımından vazgeçen Alman otomotiv devi Volkswagen, Manisa’da kurduğu şirketi tasfiye etme kararı aldı. Tasfiye ilanı da Manisa Sicil Gazetesi’nde yayımlandı.

 

İçim burkulmadı değil.
Çünkü bu yatırımın otomotiv sektöründe nasıl bir heyecan yarattığını çok iyi biliyordum.
Bazı markalar sektörleri için sembolik bir değer taşır.
Volkswagen de o isimlerden biri bence...
Bana göre çok doğru bir karar almışlardı.
Türkiye’ye yapacakları yatırım için yıllarca çalıştılar, araştırdılar, raporladılar ve sektörün temsilcileriyle yoğun temaslarda oldular.

Yazının Devamını Oku

HES koduyla birlikte restoranları açalım

İLGİNÇ bir yıl oldu. Kimse böyle bir 2020 yılı hayal etmemişti.

 

Bu salgın birçok şeyi değiştirdi. Alışkanlıklarımızı, eğilimlerimizi, ihtiyaçlarımızı, beklentilerimizi...
Aşılarla birlikte tünelin ucu gözüktü ama zorlu bir kış daha bizi bekliyor.
Bu arada gerçekten zor durumda olan sektörler var.
Hizmet sektöründe çalışan 2 milyondan fazla kişi, aileleriyle birlikte 10 milyon kişi mağdur oldu.
Ekonomiler küçüldü ama fabrikalar açıktı.
Kapasiteler belki düştü ama birçok sektörün alternatifleri vardı.

Yazının Devamını Oku

Akıllı ilaçların başında bir Türk

2020 bana göre bilimin öne çıktığı, bilim insanlarının çok konuşulduğu bir yıl oldu.

 

Zor ve belirsizlikler dolu bir süreç yaşadık.
Ama yeni isimler ve kavramlar hayatımıza girdi.
Örneğin Amerikan Pfizer firmasıyla koronavirüs aşısını geliştiren Alman BioNTech firmasının kurucuları Dr. Özlem Türeci ve Prof. Dr. Uğur Şahin’den çoğumuz haberdar değildik.
İnsanlık adına umut oldular.
Eğer tünelin ucunda bir ışık göründüyse Türeci ve Şahin’in önemli rolleri oldu.
Çünkü pandemiyi bitirecek ilk ateşi onlar yaktı.

Yazının Devamını Oku

Eski normali çok özledik

ŞU net...Nüfusun yüzde 60 – 70’i bağışıklık kazanmadan bu virüsten kurtulamayacağız.

 

O yüzden aşıları önemsiyorum.
Ve bunun için gönüllü oldum ve faz 3 çalışmalarına katıldım.
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gittim ve aşımı oldum.
En baştan söyleyeyim.
Bugüne kadar hiç grip aşısı olmadım, zatürre aşısı da vurdurmadım.
Ama bu sefer sürecin farklı olduğunu düşünüyorum.

Yazının Devamını Oku

Gönüllü oldum aşım yapıldı

İLGİNÇ ve zor bir yıl oldu. Bu yılın başında hiçbirimiz bir virüsle dünyanın kapanacağını, evlere zorunlu gireceğimizi, iş yapma alışkanlıklarımızın değişeceğini düşünememiştik.


Belki ilk dönem çok yakınlarımızda değildi bu virüs belası ama yazdan sonra herşey değişti, vaka sayılarında müthiş bir artış oldu, kayıplar da artmaya başlayınca herkes daha da endişelendi.
Bazıları ayakta, hiç anlamadan geçirdi; bazılarını ise hastalık adeta yatağa çiviledi.
Kovid 19’u geçirenlerin anlattıklarını dinleyince, okuyunca hastalığın hiç hafife alınmaması gerektiğini daha iyi anladık.
Ve kasımda beklenen tedbirler geldi.
Avrupa aslında kısıtlamaları bir ay öncesinden almıştı.
Aralık ayını hafta sonları evlerde, hafta içi de saat 9’dan sonra eve dönerek geçirdik.

Yazının Devamını Oku

Saniye Gülser Corat teknolojide 10 kadın liderlerden biri oldu

HAYRANLIKLA izlediğim kadınlardan biri Saniye Gülser Corat...

 

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bölümü’nden mezun olan Dr. Corat, 2004 yılında UNESCO Cinsiyet Eşitliği Bölümü’nün direktörü oldu.
Gülser Corat, merkezi Barcelona’da olan Digital Future Society tarafından 2020 yılının teknolojideki 10 kadın liderinden biri seçildi.
Corat; yapay zekada cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmek için özel çalışmalarıyla tanınıyor.
İlginç konulara dikkat çekerek toplumda kadın erkek eşitliği konusundaki farkındalığın artmasını sağladı.
Örnek mi?
Teknoloji çalışanlarının erkek ağırlıklı olması nedeniyle dijital asistanların neredeyse tamamının aşırı saygılı ve itaatkar kadın kimliğinde olduğunu söylüyordu.

Yazının Devamını Oku