Ofislere geri dönüş başladı

PANDEMİNİN ilk gününden beri yazıyorum.


Evden çalışmak ve verim almak mümkün değil diye…
Nitekim dünya devlerinden de benzer açıklamalar geliyor.
Pandemi nedeniyle çalışanlarına uzaktan çalışma imkanı tanıyan Amazon, sonbaharla birlikte ofise dönüleceğini açıkladı.
Google’da da işler değişti. Pandemi öncesinde de esnek çalışma modellerine sıcak bakan ve şirketi böyle dizayn eden Google; nisan sonu itibariyle ofisten çalışılmaya başlanacağını söyledi. Eylül ayında ise tüm çalışanların haftada 3 gün ofise gelmesini zorunlu hale getireceklerini açıkladı.
Bizde de bazı gruplar, holdingler evden çalışmayla ilgili açıklamalar yaptılar ve bazı kadroların kalıcı olarak evden çalışacaklarını duyurdular.
Şu net ki;
Evden çalışmakla olmuyor.
Ne verimlilik kalıyor, ne iş arkadaşlığı, ne de yaratıcı ortamlar...
Bazı detaylar önemlidir.
Evde kalarak işteki gibi düşünmek, hissetmek mümkün değildir.
Kaldı ki; herkesin evi, şartları, aile ortamı buna da müsait değildir.
O yüzden şirketler hızlı karar vermesin.
Zaten esnek çalışan Google, Amazon gibi şirketler bile “Aşısını olan ofise dönsün” diyorsa, üç günlük ofise gelmeyi zorunlu hale getiriyorsa dünyadaki gelişmeleri izlemeden kimse karar vermesin. Hatırlatıyorum.
Yüz yüze iletişim gibisi yok.


Kalabalık salonları özledim

KABUL ediyorum.
Teknolojinin avantajlarından yararlanmak lazım.
Tek bir tuşla dünyanın herhangi bir yerinden toplantılara katılıp istediğiniz bilgiyi alabiliyorsunuz.
Bu müthiş bir şey...
Pandemiye bu açıdan baktığımda benim için çok verimli oldu diyebilirim.
Sayısız on-line toplantıya katıldım, konuşmalar yaptım, yeni şeyler öğrendim.
Ama yine tekrar etmek gerekiyor.
Bir salondaki o ortam, atmosfer hiçbir şekilde olmuyor.
Üstelik evde olmanın rahatlığıyla toplantılar öyle uzuyor ki... Benim gibi 20 dakika sonra yerinde oturamayan insanlar için bu katlanılmaz da oluyor.
Özetle;
Dijital dünyanın bize verdiklerini kabul etmekle birlikte o kalabalık salonları da özlediğimi söylemem gerekiyor.


Bilmek kadar yapabilmek de önemli

BU dönem içine kapanık insanlar için müthiş verimli oldu diyebilirim. Kendi oğlumu, arkadaşlarını izliyorum. Daha utangaç, içe kapanık bazı arkadaşlarının derslerinde ilerlediğini görüyorum. İyi bir şey tabii...
Daha dışa dönük çocukların ise bu dönemde zorlandığını gözlemliyorum.
Bu da normal anlıyorum.
Ama bize neler söyleniyordu.
“Okul başarısı kadar hayat başarısı da önemlidir” gibi yorumlar hep duyarak büyüdük.
Ben de hayat başarısını daha çok önemseyenlerdenim.
Çünkü bizdeki eğitim daha çok ezbere dayalıdır.
Oysa hayat başka akar.
Bilmek kadar yapabilmek de önemlidir.
Bilip de yapamayanlar çoktur.
Yapabilenler ise hayat başarısını yakalayanlardır.
İşte bu dönemde sorguladığım ayrıntılardan biri de bu...
O yüzden okulların hep açık olması gerektiğini en başından bu yana savundum.
Bir çocuğun hayatında okuldan daha önemli bir şey yoktur.
Dünya herşeyi kapattı ama okulları açık tuttu.
Biz de öyle yapmalıydık.


İşte bu yüzden bu durumdayız

DOKTOR arkadaşlarımla konuşuyorum.
Bitmiş durumdalar...
Gerçekten bu sefer yürüyecek halleri yok.
Ve biz maalesef kendi bildiğimizi okuyoruz.
Her gece haberleri izlerken aklıma o doktor arkadaşlarım geliyor.
Muhabir arkadaşım soruyor;
“Hafta sonu sokağa çıkma yasağı var. Siz bankta oturuyorsunuz, yasak olduğunu bilmiyor musunuz?”
Cevaplar genelde şöyle;
“Biliyoruz. Biz oturduk ama elinde bir poşetle gün boyu dolaşanlara niye sormuyorsunuz?”
İşte o yüzden yüzlerce sağlıkçımız, doktorumuz hayatına kaybetti.
İşte o yüzden ölüm sayıları 350’lere geldi.
İşte o yüzden okullarımız kapalı...


Çanakkale’ye inanamıyorum

ŞU an Çanakkale Türkiye’de birinci sıraya yükseldi.
Çanakkale’de 100 bin kişide görülen vaka sayısı bir haftada 797.34’ten 962.98’e çıktı.
Kentte vaka sayıları 8 Şubat’tan günümüze 26 kat artış göstermiş.
Gerçekten inanamıyorum.
Rahat, küçük, açık alanları çok olan Çanakkale nasıl olur da vaka artışında Türkiye birincisi olur.
Mutlaka araştırılması gereken bir konu...

X