Paylaş
Özgür Özel İzmir’de büyük bir kalabalığa konuşmuştu.
Meydanda Kılıçdaroğlu’na yönelik sloganlar da atıldı.
Ama dikkat çekici olan şu oldu.
Kılıçdaroğlu doğrudan hiçbir polemiğe girmedi.
Sadece Özel’e tahsis edilen otobüs üzerinden ince bir eleştiri yaptı.
Asıl dikkat çekici cümleyi ise Genel Merkez’de yaşanan görüntüler için kurdu.
“İçim burkularak izledim...”
Sanırım siyaseti yakından takip eden herkes o görüntüler karşısında benzer bir duygu yaşadı.
Çünkü CHP tarihinde Genel Merkez kapılarının kapanması, sadece fiziki bir görüntü değildir.
O fotoğraf aynı zamanda partinin hafızasına düşen sembolik bir not oldu.
Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri ise aslında açık bir mesaj taşıyordu.
“Kurultay yasal zeminde yapılmalı. Tedbir var. Benim elimde olsa yarın sabah kurultaya giderim. Bunların ayrıntılarını halkla buluşmada anlatacağım. Halkın da partililerin de duyması lazım. Sizin henüz bilmediğiniz pek çok ayrıntıyı anlatacağım. Mahkeme kararı çıkmasaydı hiç anlatmayacaktım.”
Mahkemenin verdiği ihtiyati tedbir kararının iki hafta içinde temyize gitmesi gerekiyor.
Kılıçdaroğlu’nun söylediği özetle şu:
“İhtiyati tedbir kalkmadan kurultaya gidilemez.”
Yargıtay süreci ise kısa görünmüyor.
İki ay da sürebilir, daha uzun da...
Karar onanırsa, Kılıçdaroğlu partiyi yeniden kurultaya götürecek.
Anlaşılan o ki, Türkiye bir süre daha CHP’yi konuşacak.
Ama benim asıl takıldığım cümle başka oldu.
“Mahkeme kararı çıkmasaydı hiç anlatmayacaktım.”
Siyaset biraz da zamanlama sanatıdır, doğru.
Ancak demokrasilerde bilgiyi gerektiğinde açıklamak değil; gerektiği anda açıklamak daha değerli değil midir?
Çünkü gerçekler, mahkeme kararına göre ortaya çıkıyorsa, orada siyaset değil; kontrollü sessizlik vardır.
Elbette ben de Kemal Kılıçdaroğlu’nun neler açıklayacağını merak ediyorum.

DEVLETİN EN BÜYÜK GÜCÜ HAFIZASININ GÜÇLÜ OLMASI
AKIN Gürlek göreve geldikten sonra Adalet Bakanlığı bünyesindeki Faili Meçhul Suçları Araştırma Dairesi bazı dosyaları yeniden raftan indirdi.
Yıllardır kamuoyunun vicdanında açık duran bazı yaralar yeniden incelenmeye başlandı.
Gülistan Doku dosyası bunlardan biriydi.
Eski Tunceli Valisi
Tuncay Sonel, delil karartma şüphesiyle gözaltına alındı ve tutuklandı.
Soruşturma derinleştikçe yeni ayrıntılar da ortaya çıkmaya başladı.
Bir başka dikkat çekici dosya ise emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık’ın oğlu Dorukhan Büyükışık ile ilgiliydi.
Uzun süredir tartışılan o şüpheli ölüm dosyasında da kritik gelişmeler yaşandı.
Şimdi ise yıllardır Türk spor tarihinin en karanlık olaylarından biri olarak hafızalarda duran Fenerbahçe kafilesine yönelik 4 Nisan saldırısı yeniden incelemeye alındı.
Bakanlık, Faili Meçhul Suçları Araştırma Dairesi’nin çalışmaları sonrası dosyayla ilgili “kanun yararına bozma” kararı verdi.
Bakan Gürlek’in açıklaması dikkat çekiciydi:
“Silahlı saldırı, milletimizin hafızasında derin izler bırakmış, sporun ruhuna ve toplumsal huzurumuza yönelmiş kabul edilemez bir eylem olarak kayıtlara geçmiştir. Soruşturmanın takipsizlik kararıyla sonuçlanması, kamu vicdanını rahatsız etmeye devam etmiştir.”
Bence çok önemli bir cümle bu.
Çünkü bazı olaylar toplumun hafızasında yaşayan kırılma anlarıdır.
Bir gazeteci olarak benim hafızamda da buna benzer çok dosya var.
Ve yıllar içinde şunu gördüm.
Toplum bazı olayları unutmuş gibi yapabilir.
Hayat devam eder, gündem değişir, manşetler eskir.
Ama özellikle cevapsız kalan dosyalar, bu ülkenin kolektif vicdanında sessizce yaşamaya devam eder.
İnsanlar bazen konuşmaz. Ama takip eder. Bazen tepki vermez.
Ama zihninin bir köşesine not düşer.
Bu yüzden yıllar sonra bile olsa dosyaların yeniden açılmasını, yeni delillerin araştırılmasını, eksik bırakılan noktaların üzerine gidilmesini çok önemli buluyorum.
Çünkü adalet sadece ceza vermek değil.
Topluma, “Bu ülkede hiçbir karanlık dosya tamamen unutulmaz” duygusunu verebilmektir.
Ve devletin en büyük gücü, hafızasının güçlü olmasıdır.
Destekliyorum.

KUYRUKLAR HAVALİMANLARINDAN FERİBOTLARA DOĞRU UZADI
BİR süredir çevremde aynı cümleyi daha sık duymaya başladım.
“Paris’e gitmeyi düşünüyorduk ama uğraşamadık... Midilli’ye geçtik. Roma yerine Sakız’a gittik.”
Aslında son iki yılın en ilginç sosyolojik değişimlerinden biri bu olabilir.
Schengen vizesi almak artık birçok insan için yorucu bir prosedür olmaktan çıktı; küçük çaplı bir sinir testine dönüştü.
Evrak listeleri uzuyor. Randevular aylar sonrasına veriliyor.
Bir belge eksik olsa süreç yeniden başlıyor. Üstelik bütün bunların sonunda bazen birkaç günlük vize çıkıyor.
Yunanistan, Türkler için artık sadece komşu ülke değil; Avrupa’ya açılan pratik bir kapı
gibi görülüyor.
Diplomatik kaynaklardan aldığım bilgiye göre, sadece İstanbul’daki Yunan Konsolosluğu günde yaklaşık 1300 vize veriyor.
“Vize Ekspresi” olarak bilinen ve “halklar arası diplomasi”nin bir parçası olarak lanse edilen “kapı vizesi” alanlar bu sayıya dahil değil.
Belki de bu yüzden yaz geldiğinde artık en büyük göç, havalimanlarında değil; feribot kuyruklarında yaşanıyor...

Paylaş