Mekanlar, insanlar ve anılar

BAZI mekanların bende hep anısı vardır.

 

Örneğin İzmir Hilton Oteli…
Yakın bir zamanda kapanacağını öğrendik.
O günden bu yana gittiğim toplantıları, düğünleri, buluşmaları hatırlıyorum.
32’inci kattan İzmir’i seyredişimi düşünüyorum.
Cumhurbaşkanlarıyla, başbakanlarla, bakanlarla; Türkiye’yi yönetmiş önemli siyasetçilerle konuşmalarımızı hatırlıyorum.
İnanın hepsi aklımda...
Ben kolay unutmayanlardanım.
Ne isimleri, ne yüzleri unuturum; anıları ise asla...
Hilton işte öyle mekanlardan biriydi benim için...
Ve kapatılması taze olarak koruduğum anılarımın, bir dosya halinde rafa kaldırılması gibi geliyor şimdi bana...
Biz ne yazık ki bunu koruyamıyoruz.
Oysa mekanlardır insanı ayakta tutan...
Hafta içinde İzmir Bostanlı’daki Yasemin Kafe yandı.
Geçen gün önünden geçerken durdum, etrafını dolaştım.
Yanmış, neredeyse kül olmuş.
O kafe açılırken Ahmet Piriştina’yla sahil yürüyüşlerimizi hatırladım.
Sahil denetimlerinden sonra çimlerin üstünde tavla partilerini, o kahkahaları ve İzmir konuşmalarını...
Biliyorum; çok insanın buluşma adreslerinden biriydi.
Önce Hilton, sonra Yasemin Kafe...
Anıları düşünüp yeniden hatırlamam için galiba benim biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var.

 
Et profesörü Asil de
aramızdan ayrıldı

GEÇEN hafta İzmirlilerin yakından tanıdığı bir isim daha sonsuzluğa gitti.
Kendisini herkes “et profesörü” olarak tanırdı.
Karşıyaka’nın eski yöneticilerindendi.
Asil Öztürk’ü tanımayan, onun o meşhur lokantasından içeri girmeyen tanımadım.
Kendine özgü üslubu, sunumu, lezzetiyle Köfteci Asil, benim unutulmayanlarım arasındaydı.
Eski dostlar gibi o da nurlar içinde yatsın.

Mekanlar, insanlar ve anılar

 
Ben silemiyorum ya siz

GEÇEN gün yazdım, bu hafta da dostlar aramızdan ayrılınca telefonumu kontrol ettim.
Aramızdan ayrılan dostlarımı, tanıdıklarımı telefon defterinden silemiyorum.
Sildiğimde sanki anılar da gidiyormuş gibi geliyor bana...
Aynı şey sosyal medya için de geçerli.
Örneğin Twitter’da, Facebook’ta, İnstagram’da arkadaşım olan birini ben nasıl silerim.
Silemiyorum zaten...
Bence telefon üreticileri, sosyal medya sahipleri bunları da düşünsünler ve kapasiteleri sınırlamasınlar.
Ben zaten silemiyorum da; kimse de silsin istemiyorum.

 
Bu gençler umutlarımı artırıyor

ÇOK başarılı bulduğum bir Saint Joseph’li kardeşimi bugün yazmak istiyorum.
Adı Yalçın Bora Varsay...
Müzisyen; takip ediyorum müthiş işler yapıyor.
Bora, 1992 yılında İzmir’de doğdu ve şu anda Los Angeles’ta kariyerine devam ediyor.
Müzik eğitimine ailesinin büyük desteğiyle 7 yaşında İzmir Maria Rita Epik Müzik Okulu’nda klasik gitar ve müzik teorisi dersleri ile başlıyor. 10 yıl devam eden bu süreçte İngiliz the Associated Board of the Royal Schools of Music’in düzenlediği performans sınavlarına katılarak 7 aşamayı başarıyla geçiyor. Klasik gitara devam ederken 13 yaşında ilk elektro gitarını alarak kendi kendine öğrenmeye ve yavaş yavaş klasikten uzaklaşıp elekro gitara yönelmeye başlıyor. Lise yıllarında kurduğu rock grubuyla İzmir’de Dungeon gibi çeşitli canlı müzik sahnelerinde konserler veriyor. Rock, hip-hop, pop, blues, r&b, elektronik müzik gibi birçok farklı müzik türüne duyduğu ilgi onu müzik prodüksiyonuna yöneltiyor.
Liseyi İzmir Saint Joseph Lisesi’nde okuduktan sonra, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin müzik bölümüne giriyor. İstanbul’daki ikinci yılının sonunda, Valencia’da girdiğim Berklee College of Music’in yetenek sınavını kazanarak Boston’a yerleşiyor. Berklee’de müzik prodüksiyonu ve ses mühendisliği bölümünde daha önce Mary J. Blidge, Sting, Usher ve Aretha Franklin gibi isimlerle çalışmış Grammy ödüllü prodüktör Prince Charles Alexander ve Radiohead’in prodüktörlüğünü üstlenmiş Sean Slade ile prodüksiyon çalışmaları yapıyor.
Bu çalışmalar ona Berklee’den başarı bursu getiriyor ve 2017 yılında yüksek onur derecesi ile mezun oluyor.
Berklee’yi bitirdikten sonra Los Angeles’a yerleşerek daha önce Metallica, Michael Jackson, Aretha Franklin, Jimi Hendrix, Etta James, Mark Ronson gibi isimlerin kayıt yaptığı eski adı ile One on One, şimdiki adı ile 17 Hertz Studio’da bir yıl prodüktör ve ses mühendisi olarak çalışıyor.
En önemlisi de kendi şarkılarını yazmaya başlıyor.
Ardından, müzikal gelişimime devam etmek için California State University, Los Angeles’ta burs kazanarak kompozisyon ve aranjman üzerine master yapmaya başlıyor. Master programı sürerken aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak Müzik Teknolojileri dersleri vermeye başlıyor. Master programındaki çalışmaları sonucunda da onur ödülüne layık görülüyor. Bu yılın mayıs ayında da yüksek onur derecesiyle mezun oluyor.
Çok başarılı bulduğum Bora Varsay şunları söylüyor: “Mezun olduğumdan beri Los Angeles’ta çeşitli pop albümlerinde prodüktörlük, aranjörlük ve mix yapmaya devam ediyorum. Ekstra projelerin dışında düzenli birlikte çalışmaktan keyif aldığım müzisyen arkadaşlarımla çalışmalarım sürüyor. Bu aralar elektro ve bas gitar çaldığım, müziklerini yazdığım, kayıtlarını ve prodüksiyonunu üstlendiğim ‘IF’adındaki pop grubumla ilk teklimizi yayınlamaya hazırlanıyoruz. Aynı zamanda bu yılın ilerleyen zamanlarında yayınlamayı planladığım solo albümümün hazırlıklarına devam ediyorum.”
Ben bu gençlerimizin hikayelerine bayılıyorum.
İyi ki varlar.
Bu gençleri takip ettikçe moralim düzeliyor.

Mekanlar, insanlar ve anılar

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Arda 8’inci vaka herkes destek olsun

YAĞMUR Merve Hızal’ın oğlu Arda için #guzelolanbizibulsun hashtagiyle başlattığı farkındalık kampanyasını destekliyorum.

Beş aylıkken beynindeki tümör teşhisiyle başlanan mücadelenin üzerinden tam 6 ay geçmiş. Sayısız ameliyat, kemoterapi ve hastanelerde geçen o büyük mücadele... Açık beyin ameliyatı sonrasında, patoloji tanısı değişmiş. ‘Pineoblastoma anlage’ tanısı konmuş. Pineoblastoma; epifiz bezinin hücrelerinde başlayan nadir, agresif bir beyin kanseri türü...
Ve, şimdi 11 aylık olan Arda, literatüre göre dünyadaki 8’inci vaka...
Anne Yağmur Merve Hızal, “Benim bebeğim o kadar özel ki, ilk doğduğunda anladım. Hastalığını da onun bir parçası gibi görerek sürece adapte olmaya, farkındalık hareketi yaratmaya çabalıyorum. Arda şu an 11 aylık ve minik savaşçı... Hep birlikte çocuklarımızın sesi olabiliriz. Çocukluk çağı, kanseri paylaştıkça hafifleyecek” diyor.
Günlük hayatımız akıp devam ederken bazen sıkılıyor, üzülüyor, kendimizi iyi hissetmiyoruz.
Ben de diyorum ki...
Sıkılmayın, üzülmeyin...
Aksine böyle hikayelere destek verin, bu mücadelelerin içinde olun ve kendinizi iyi hissedin.

Yazının Devamını Oku

Çoktan hak edilmiş bir ödül

PANDEMİ, sonra İzmir depremi, fırsat bulup yazamadım.

O yüzden bu gecikmiş bir yazı...
Bu yıl 57’ncisi yapılan Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde bir ‘ilk’e imza atılarak, ‘en iyi kadın oyuncu’ ödülü aynı filmde oynayan tüm kadın oyunculara verildi.
Fikret Reyhan’ın senaryosunu yazıp yönettiği Çatlak’ta rol alan İzmir Devlet Tiyatrosu sanatçısı Süreyya Kilimci, Gülçin Kültür Şahin, Tuğçe Yolcu, Canan Atalay ve Elif Ürse en iyi kadın oyuncu seçildi. Film aynı zamanda Dr. Avni Tolunay Özel Jüri Ödülü’ne de layık görüldü.
Ödül alan herkesi tebrik ederim.
Ve özellikle Süreyya’yı...
Süreyya Kilimci’yi çok eskiden beri tanıyorum.

Yazının Devamını Oku

Depremde çözümler ancak bilimsel adımlarla olur

DEPREM hepimizi çok sarstı. Çok güzel insanlarımızı kaybettik.

 

Yarım kalan hayatlara şahitlik ettik. Ve dersler de çıkarmaya başladık. Bundan sonra gelecek planlarını mutlaka iyi stratejiler üzerine kurmalıyız. Ve bilimden asla ayrılmamalıyız.
Aslında sorgulanması gereken çok şey var.
Hepsini masanın üzerine koyup tartışmalıyız.
Örneğin İzmir depremi en çok Bayraklı ve Bornova bölgesinde etkili oldu.
Burası yeni İzmir diye planlanan bir bölge ve çok sayıda gökdelenin olduğu bir yer...
Depremde gördük ki zemin ne olursa olsun iyi yapılmış binalarda hasar olmadı.

Yazının Devamını Oku

Pozitifle temaslı birbirine karıştı

İZMİR Valisi Yavuz Selim Köşger’in dünkü açıklaması netti.


“Depremin olduğu güünlerde pozitifi, temaslısı tüm vatandaşlar sokağa çıktı ve hepsi birbirine karıştı. Biz bunu tahmin edebiliyorduk. İzmir Türkiye’deki en iyi ilk 10 il arasındaydı depremden önce. Ancak depremle vaka sayısında bir patlama oldu. Şimdi hemşehrilerimizden depremde gösterdikleri metaneti, sükuneti ve vakarlı duruşu burada da göstermelerini ve depremde nasıl tek yürek olmuşlarsa burada da tek yürek olarak koronavirüsü tekrar eski rakamların da altına çekecek şekilde kurallara riayet etmelerini istiyoruz.”
Biliyorum; deprem gibi bir felaketten sonra soğukkanlı kalmak kolay değildi.
Herkes sokaklarda vakit geçirdi ve büyük kalabalıklar oldu.
Ama o günleri ve yetkililerin açıklamalarını çok iyi hatırlıyorum.
Bizler de uyardık.
Normal bir dönemde olsaydık işimiz daha kolaydı ama pandemi her şeyi değiştirdi.

Yazının Devamını Oku

Kendi karantinamızı uygulamalıyız

VE beklediğimiz oldu.


Yasak alanları genişletildi, belirli saatler de olsa evden çıkma yasağı geldi.
Böyle olacağı belliydi.
Bana göre çok başarılı bir ilk dönemden sonra yaz dönemini çok kötü geçirdik.
Zannettik ki, havanın etkisiyle virüs ortadan kaybolacak.
Mış gibi yapıp, tedbirleri boşverdik.
Kalabalık ortamlarda virüsün gezinmesine, çoğalmasına izin verdik.

Yazının Devamını Oku

Hürriyet maceramı başlatan o telefon

1999’un ekim ayıydı.


Telefonum çaldı; arayan Nedim Demirağ’ydı.
Gazete Ege maceramız bitmiş, Ankara için gelen önemli bir teklife evet demek üzereydim.
“Buluşalım” dedi; buluştuk, konuştuk, hem de uzunca konuştuk.
Sonra Ertuğrul Özkök’e telefonu verdi.
Ertesi gün İstanbul’daydık.
Üç gün içinde İzmir, Ankara, İstanbul üçgeninde hızlı bir trafik yaşamıştım.

Yazının Devamını Oku

Karantinamızı uygulamazsak yeni tedbirler gelecek

OSMAN Müftüoğlu hoca bile son günlerdeki vaka artışından endişeliyse ve “Ben bile kaygılıyım” diyorsa, durup bir kez daha düşünmek gerekir.

Türkiye ilk dalgayı iyi yöneten ülkelerden biri oldu.
Bunda sağlık sistemimizin güçlü oluşu kadar insanların kurallara uyarak kendilerini karantinaya almalarının da etkisi oldu.
Ancak yazla birlikte her şey unutuldu.
İşin kötüsü virüsle ilgili kaygılar da ortadan kalktı.
Ve bugünlere geldik.
Vaka sayısı günlük 3 binin üzerinde...
Test olmayıp dışarıda elini kolunu sallayan insanlarla birlikte bu rakamı en az 8 ile çarpmamız gerektiğini söylüyor uzmanlar...

Yazının Devamını Oku

İnsanlığa adanmış bir hayat

DÜNYA medyası koronavirüs aşısını geliştiren Türk doktorlar Prof. Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci’yi yazıyor.


Bizler de gururlanıyoruz elbette...
Çünkü değişen hayatımızı yeniden normale döndürecek aşının formülünü bulduklarını ve yüzde 90’nın üzerinde başarı yakaladıklarını söylüyorlar.
Bu müthiş bir hikaye...
Şahin ve eşi ve elbette şirketleri BioNTech; Nobel dahil birçok ödülün sahibi olabilirler.
Medya günlerdir bunu konuşmasına rağmen, Şahin son derece mütevazi açıklamalar yapıyor.
Belli ki insanlığa adanmış bir hayat sözkonusu...

Yazının Devamını Oku

Konutta fiyat arttı kontrol şart oldu

İZMİR depremi kentin ruh halini de değiştirdi. Körfez depreminden sonra İstanbullular ne hissediyorsa, İzmirliler de şimdi aynı durumda.

 

Örneğin evleri az hasarlı bile olsa herkes yeni bir adres arayışında...
Orta hasarlı olanlar zaten taşınmaya başladılar bile...
İyi de konut stokları yeterli mi, bu kadar kiralık ya da satılık ev var mı?
Varsa bile herkesin imkanı buna uygun mu?
İşte herkes bu soruların cevaplarını arıyor bugünlerde...
Bir de yükselen emlak fiyatları ve kiralar var.

Yazının Devamını Oku

Lütfen aradan çık sosyal medya canavarı

HEP yazıyorum.


Sosyal medyayı kullanıyorum, seviyorum, çok şey de öğreniyorum, hatta eğleniyorum da...
Ama bazen gerçekten de iş çığrından çıkıyor.
Deprem gibi çok önemli ve içimizi acıtan bir olayı bile farklı noktalara çekiyoruz.
Rızabey Apartmanı İzmir depreminin sembolüydü.
O apartmandan 91 saat sonra çıkarılan Ayda Gezgin de sembol isimlerden biriydi.
İyileşen Ayda’yı babası kucaklayıp hastaneden çıkarırken görüntülendi.

Yazının Devamını Oku

Gerçeklerle yüzleşelim kentsel dönüşümü yapalım

SOSYAL medyayı seviyorum, ama o kadar çok bilgi kirliliği var ki...

 

Herkes arayıp soruyor.
“Bir ay içinde ikinci büyük bir deprem olacakmış...”
Kim söylüyor diyorum.
WhatsApp gruplarından gelmiş, Facebook’ta görmüşler, bir arkadaşı söylemiş, o da bir programda dinlemiş...
Bütün bunları kim bilebilir ki...
Ben bilmiyorum.

Yazının Devamını Oku

Kentsel dönüşüm siyaset üstü mesele

DEPREM olduğundan bu yana İzmir’den bakanlar kurulu haricinde hiç ayrılmayan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya, Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli’ye önce bir teşekkür edelim.

 

Böyle durumlar insanüstü çalışmayı, özveriyi istiyor.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Kurum önemli bir açıklama yaptı.
Ve dedi ki;
“Orta hasarlı binalarımıza güçlendirme yapılarak girilebilir...”
Ve ilave etti.
“Hasar tespitleri yapılmış, hafif, az hasarlı ve hasarsız evlere vatandaşlarımız girebilirler. Sadece ağır hasarlı binalara ilişkin zaten girme durumumuz yok. Orta hasarlı binalarımıza güçlendirme yapılarak girilebilir, burada altını çizerek ifade edelim. Ağır hasarlı binalarımızdaki eşya boşaltma sürecini de muhtarlarımız aracılığıyla vatandaşlarımıza bilgilendirme yapıyoruz.”

Yazının Devamını Oku

Daha iyi bir koordinasyon şart

DÜNKÜ yazımda Hilton İzmir’in depremzeler için kullanılabileceğini yazmıştım.

Hürriyet Ege’nin baskısı biraz daha erken olduğu için baskıdan hemen sonra İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, otelin bu kış boyunca İzmir depreminde mağdur olanlar için kullanılacağını açıkladı. Aklın yolu bir...
Çok doğru bir karar ve hamle...
“Bir kira bir yuva” kampanyasını da doğru buluyorum.
Ve bütün Türkiye’nin bu kampanyaya destek vereceğini düşünüyorum.
Bu arada bana bile çok sayıda kişi nasıl yardım edebileceğini, neler yapabileceğini soruyor.
Türkiye’nin her yerinden ve çok önemli şirketlerinden bu talepler geliyor.
Çok da mutlu oluyorum.

Yazının Devamını Oku

İYİ FİKİR: Bir kira bir yuva

“BİR kira bir yuva” kampanyası İzmir’de evlerini kaybedenler için çok iyi bir fikir...

 

Başkan Tunç Soyer, “Yeni bir sayfa açıyoruz. Bir kira bir yuva. İhtiyaç sahipleriyle bunu karşılama gücüne sahip olanları buluşturuyoruz. Aynı ‘Halkın Bakkalı’ ve ‘Uyku Tulumu’nda yaptığımız gibi... Ana fikir bu” dedi.
Destekliyorum…
Ateş düştüğü yeri yakıyor.
Hepimiz çok üzüldük, perişan olduk.
Ama emin olun; bir ay sonra, hayat devam edince herkes yine kendi yoluna gidecek.
Hep öyle olmadı mı?

Yazının Devamını Oku

Mucizeler her gün olmaz

ELİF’in itfaiye erinin parmağını tutan eli bir mucizenin habercisiydi. O kadar çok sevindik, o kadar mutlu olduk ki...

 

Fotoğrafa durup durup bakmaktan kendimi alamadım.
Tabii gözyaşlarımı da herkes gibi tutamadım.
Bir mucize gerçekleşmişti.
Dün de öyle oldu.
Ayda, sanki hiçbir şey olmamış gibi bulunduğu yerden çıkarıldı.
En ufak bir çizik yoktu vücudunda...

Yazının Devamını Oku

Umut varsa hayat vardır

O ses var ya o tanıdık ses...


“Sesimi duyan var mı?” diyen o beynime kazınmış ses...
Yıllar sonra yine duydum.
Dün Bayraklı’da Rızabey ve Doğanlar apartmanları arasında mekik dokudum.
Bir oraya bir oraya gittim.
Ve bir an “Sessizlik...” dendi.
Yürümemize izin vermediler, nefesimizi tuttuk, gözlerimizle konuştuk.

Yazının Devamını Oku

İzmir’in sadece Kordon’u yok bunu bir kez daha hatırladık

Benim gibi doğma büyüme İzmirli olanların deprem korkuları pek yoktur.

Çocukluğumdan bu yana kafamda hep bir deprem planı vardır.

İzmir’de son yaşadığımız gibi değil ama yıl içinde bazen 5’lerde, bazen 6’ları geçen çok sayıda deprem olur.

Biz her seferinde “İyi oldu, enerji boşaldı” der günlük hayatımıza devam ederdik. Bu seferki farklıydı, hem uzun sürmüş, hem de şiddeti 7’ye dayanmıştı. Yıkıcı olduğu belliydi; Hürriyet İzmir’deki ofisimde masamın üzerindeki her şey yere düşmüş, bazıları da kırılmıştı.

O dakikadan bu yana da depremin en fazla etkisini gösterdiği İzmir’in Bayraklı bölgesinden çıkmadım.

O telaşı, insan üstü çabayı gözlerimle gördüm.

Bir kere şunun altını çizmek isterim. Bizim insanımız zor günlerde bir vücut olmayı her zaman başarıyor. Depremin hemen ardından bölgeye gittim. Devlet oradaydı, yerel yönetimler oradaydı, sivil toplum oradaydı. Bakanlar Kurulu’nun neredeyse tamamının İzmir’e süratle gelmesi moral açısından büyük etki yarattı. Kenti çok iyi tanıyan ve İzmir milletvekili de olan son Başbakan Binali Yıldırım’ın Afyon’dan İzmir’e gelişi ve koordinasyonu sağlaması sürecin hızlanmasını sağladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olay sıcakken yaptığı açıklamalar ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile yaptığı telefon konuşması da önemliydi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in İzmir’e gelişi de fotoğrafı tamamladı.

Yazının Devamını Oku

Deprem gerçeğini bir kez daha hatırladık

UZMANLARIN ilk yorumlarını dinleyince insan ürperiyor.

 

Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan diyor ki;
“Herkes 17 binaya odaklandı ama İzmir ve çevresinde 5-6 bin bina veya bina türü yapının ağır hasar görmüş olduğunu tahmin ediyoruz, ki bu da 25-30 bin konut eder. Yani bu depremde 25-30 bin konut ağır hasar görmüş olabilir. Vatandaş teknik ekipler inceleme yapmadan asla bu binalara girmemeli.”
25, 30 bin konut; belki de daha fazla...
Daha seri ve dikkatli bir inceleme yapılsa fatura daha da ağır çıkabilir.
Türkiye’nin deprem gerçeği yaşadığımız terör sorunu kadar önemlidir ve üzerine gidilmelidir.
Uzun yıllardır yazdığım bir konu...

Yazının Devamını Oku

Geçmiş olsun İzmir

BENDE deprem korkusu neredeyse yoktur.


Galiba bu biraz da İzmirli olmaktan, İzmir’de oturmaktan kaynaklanıyor.
Çünkü çocukluğumdan bu yana kafamda hep bir deprem planı vardır.
İzmir’de son yaşadığımız gibi değil ama yıl içinde bazen 5’lerde, bazen 6’ları geçen çok sayıda deprem olurdu.
Ve biz her seferinde “İyi oldu, enerji boşaldı” der, günlük hayatımıza devam ederdik.
Cuma günü gazeteden çıkmış, bir toplantıya gidiyordum.
Bir şey almak için bir yere girdim; sallanmaya başladık.

Yazının Devamını Oku

Haberi alınca çok eskilere gittim

ESKİ başbakanlardan Mesut Yılmaz’ın vefat haberini alınca eskilere gittim.

 

Gazetecilikte 30 yılı çoktan geçtim.
Düşündüm de; ne kadar çok insanla tanışmışım, ne kadar çok olaya tanıklık etmişim.
Gitmediğim şehir kalmamış.
Türkiye’nin çok hareketli, ilginç ve çok farklı geçen 80’li, 90’lı ve elbette 2000’li yıllarına tanıklık etmişim.
Bazı olayların da içinde yaşayarak görmüşüm.
Gazetecilik yapınca, üstüne yönetici kimliği de giyince ister istemez siyasetten kaçamıyorsunuz.

Yazının Devamını Oku