Deniz Sipahi

Deniz Sipahi

dsipahi@hurriyet.com.tr

İtibar bir proje değil vicdanın ayak izidir

SALİM Kadıbeşegil bu ülkede itibar kavramını en önce, en iyi anlatan insanlardan biri oldu.

Haberin Devamı

Benim de yıllardır aklımda kalan o sözü vardır:

“İtibar proje değildir, bir yaşam felsefesidir.”

Aslında o tek cümle, koskoca bir ders gibidir.

Çünkü itibar, PR kampanyasıyla süslenen bir afiş değil; kriz anında gösterdiğin omurgadır.

En pahalı takım elbiseyi giymek, sahnede vizyon sunumları yapmak, süslü sürdürülebilirlik raporları bastırmak, bunların hepsi bir yere kadardır.

Asıl mesele işler kötü gittiğinde, fırtına patladığında ortaya çıkar.

O gün kim olduğunu, hangi değerleri savunduğunu gösterirsin.

Kadıbeşegil yıllardır bunu anlatıyor.

“İtibar yönetilmez, yaşanır” derken, aslında şunu söylüyor:

İtibar bir karakter meselesidir.

Ve şimdi Salim Kadıbeşegil’in yeni kitabı bu sefer İngilizce olarak çıktı.

İtibar bir proje değil vicdanın ayak izidir
İtibar bir proje değil vicdanın ayak izidir

Haberin Devamı

‘Vicdan Ayak İzimiz: Yaşama Anlamlı Bir İz Siz de Bırakabilirsiniz’.

Amazon’da satılıyor, Cinius Yayınları çıkarmış.

Ve bence bu kitap sadece Türkiye’de değil, dünyanın pek çok yerinde okunmayı hak ediyor.

Çünkü dünyada da durum çok farklı değil.

İş dünyası etikten söz ediyor, şirketler ‘değerlerimiz’ diye slaytlar hazırlıyor, liderler ‘vizyon’ dolu cümleler kuruyor.

Ama kriz gelince ilk atılan, gözden çıkarılan da o değerler oluyor.

Kadıbeşegil’in yeni kitabı bu ikiyüzlülüğe karşı bir çağrı.

İster maaşlı bir çalışan olun ister bir şirketin tepe yöneticisi, herkes için bir vicdan aynasıdır.

Kitapta sürdürülebilirliğin sadece çevresel değil, aynı zamanda ahlaki bir mesele olduğu vurgulanıyor.

Çünkü gerçek etki yaratmak istiyorsan önce vicdanlı olacaksın, dürüst olacaksın, adil olacaksın.

Ve geride bırakacağın mirası düşünerek hareket edeceksin.

Salim Kadıbeşegil’in yıllardır verdiği ders budur.

“İtibar son nefese kadar süren bir sınavdır.”

O yüzden bu kitabı bir yaşam dersi, bir vicdan manifestosu olarak okuyun.

 

Bizim kuşak yüzü kızaran kuşaktı

BİZ hata yaptığımızda, birinin hakkını yediğimizde ya da sözümüzde duramadığımızda yüzümüz kızarırdı. Mahcup olurduk. Başımızı öne eğerdik. Özür dilemeyi bilirdik. Bunu bir eksiklik değil, insan olmanın şartı sayardık. Çünkü bizim kuşakta ‘ayıp’ diye bir kavram vardı. Bundan korkardık.

Haberin Devamı

Ama şimdiki dünyada ayıptan utanmak ‘zayıflık’ gibi görülüyor. Hata yapan değil, hatayı en iyi pazarlayan öne çıkıyor. Vicdanın sesi kısılıyor, PR’ın sesi yükseliyor. Özür dilemek küçüklük sayılıyor. İnsanlar yüzlerinin kızarmasından değil, yakalanmaktan korkuyor. İşte tam da bu yüzden, vicdanı olan, hatasını gören, yüzü kızarabilen insanlar bu dönemin en kıymetli serveti haline geldi.

Salim Kadıbeşeğil’in şu itibar manifestosu gerçekten önemli…

 

Bir gastronomi olimpiyatında altın madalya

GEÇEN yıl burada size bir kitaptan söz etmiştim.

Adı, ‘Viskinin Gizemli Yolculuğu’ idi.

Yazarı Şan Eylem Doğan.

O yazıda şöyle demişim:

“Anlatan insanları seviyorum. Hele anlatılanlar sayfalara dökülmüş, bir kitap haline gelmişse daha çok seviyorum.”

Haberin Devamı

Bugün aynı cümleyi bir kez daha yazmak istiyorum. Ama bu kez yanına küçük bir not ekleyeceğim:

“Ve anlatılanlar sadece bizim değil, tüm dünyanın ilgisini çekmişse daha da çok seviyorum.”

Çünkü Doğan’ın kitabı geçtiğimiz günlerde Portekiz’de çok prestijli bir ödül aldı.

Gourmand World Cookbook Awards…

İtibar bir proje değil vicdanın ayak izidir

‘Gastronominin Oscar Töreni’ diyorlar buna, gastronominin olimpiyat oyunları.

30 yıldır dünyanın dört bir yanında düzenleniyor.

Bu sene 82 ülkeden yüzlerce kitap finale kaldı.

Amerika’dan Çin’e, Japonya’ya dünyanın en büyük pazarlarından çıkan rakiplerle yarıştı.

Ve kitap rakiplerini geride bırakıp ‘Dünyanın En İyi Viski Kitabı’ seçildi.

Bir kitap bir yolculuk, bir Türkiye hikayesi…

İşin güzel yanı şu:

Haberin Devamı

Şan Eylem Doğan, gastronominin tarihini, kültürünü, tadını ve kokusunu anlatırken aslında insanlığın yolculuğunu da anlatıyor.

Bir kısmını akademisyenlerle birlikte çalışarak yazmış. Tahılların izini sürmüş, fıçıların sırlarını kurcalamış.

Ve en sevdiğim kısmı, tadım notlarını müzikle anlatmış.

Şan bunu, “müziğin trafikleriyle anlatmak” diye tarif ediyor.

İşin içine biraz kimya, biraz tarih, bolca sanat ve en önemlisi de kendi sesi giriyor.

Bu yüzden kitaba baktığınızda sayfalardan kokular, sesler ve hikayeler yükseliyor.

Kitap sadece içeriğiyle değil, tasarımıyla da ödül aldı.

Altın varaklı kapağı, kabartmalı yazıları, kuşe kâğıdı, fotoğrafları, illüstrasyonları…

Haberin Devamı

Bir süs eşyası değil, ama süslü.

Bir tasarım harikası.

Ve Ege’den çıkan bir baskı evi tarafından basıldı.

Bunun altını çizmek lazım. Çünkü bu ödül yalnızca Şan Eylem Doğan’ın değil, Türkiye’de kitap tasarımına, basımına, edebiyata, gastronomiye emek veren herkesin.

Gastronomi yalnızca tüketilecek şeyler değil, bundan daha değerli olan ‘kültür’ yanıdır.

Bir gastronomik öyküyü anlatırken aslında insanlığın ortak hafızasına da dokunursunuz.

Hikâyesi olan ülkenin hikâye anlatan insanları da olur.

Ve hikâye anlatan bir ülke, dünyayla daha güzel konuşur.

Yazarın Tüm Yazıları