Hikayesi olanı seviyorum

ESKİYLE yeninin uyumunu çok seviyorum.

Haberin Devamı

Bir de farklılıkların uyumunu... Acaba “uyumsuzluğun uyumu” mu demek lazım, belki de... O dört duvara ruh katan bakışlar, küçük dokunuşlarla bambaşka bir görüntü yaratanlar var ya, işte o beyinlere hayranım...
Benim mimari tarzım galiba böyle...
Sadeliğin içinde patlayan objeler, hayran bırakan ayrıntılar ve insana hayal kurduran farklılıklar...
Evler, işyerleri, gidilen yerler insanların kişiliklerini yansıtır.
İçimi ısıtan bir mekanda saatlerce kalabilirim.
Müzik dinleyip, kitap okuyabilirim.
Belki de ruhuma iyi gelen o mekana bir Picasso tablosu gibi bakabilirim.
Türkiye’de çok başarılı mimarlar var. Bazılarını çok yakından takip ediyorum. Yaptıklarına gidiyor, geziyor ve hayallerimi zenginleştiriyorum.
Bazen de kafamda sanal evler yapıyor, onları döşüyor, bambaşka mekanlar yaratıyorum.
Bu oyun hoşuma gidiyor, bana iyi geliyor.
***
Geçenlerde tarzını çok beğendiğim Funda Arkas’ın Alaçatı’da yaptığı evlerden birini gezmeye gittim.
Dedim ya...
Güzel bir resim tablosuna nasıl bakıyorsam, Alaçatı’daki bu eve de öyle baktım.
Kahvemi yudumlarken, bir yandan da Funda Arkas’ın kullandığı ilginç objelere dalıp gittim.
Alaçatı Hacımemiş’teki bu evin 10 metre yüksekliğinde bir tavanı vardı, ortasındaki büyük alana zincirlerle inen dev aydınlatma kullanmıştı Funda Arkas... Belki de evi taçlandırmış diyebiliriz. Özel taş şömine ve çelik konstrüksiyonlarla harmanlanmış, sıcak ve şık bir yaşam alanı olmuş.
Evin orijinal hali tamamen korunmuş, titiz bir restorasyonla ayağa kaldırılmış.
Çelik konstrüksiyon, orijinal Alaçatı taşları, Kastamonu’dan getirtilen eski ağaçlarla müthiş bir ev olmuş.
Modern çizgiler, eski parçalarla karıştırılınca ilham kaynağı olan bir eser çıkmış ortaya...
***
Alaçatı’yı o yüzden seviyorum...
Mimarlara sonsuz seçenekler sunuyor.
Bunları takip etmek beni de mutlu ediyor.

Haberin Devamı

Hikayesi olanı seviyorum


Farklılıkların uyumunu
merak ediyorsanız
Rue 1387 derim

FUNDA ARKAS, Fransız ve Toskana mimarisini kendi motifleriyle karıştırıyor. İçinde yine Ege var, İzmir’in çizgileri de...
Sadeliğin içinde patlayan renkler, objeler...
Eklektik koltuklar, dökme demirden askılıklar, renkli karolar, ahşap sandalyeler...
Ya da Toskana tarzındaki perde tasarımları, meşe dolaplar, çiçek desenler...
Ama illa da Ege’nin, Anadolu’nun motiflerini de katarak bunları kullanıyor.
Eğer bu çizgiyi, bu bahsettiğim objelerden örnekler görmek istiyorsanız, gidebileceğiniz iki adres var.
2014 yılında FD Architecture bünyesinde kurulan Rue 1387 Concept Store’un Alaçatı Hacımemiş Mahallesi’nde ve İzmir Alsancak’ta iki mağazası var.
Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz askerlerinin özel eşyalarını muhafaza ettikleri, üzerinde isimlerinin yazdığı sandıklar çok ilgimi çekti örneğin...
Gördüğüm bir ayaklı saat aslında eski uçak pervanesiydi. 1915 yapımı bir şatodan çıkma üçlü aydınlatma, yine başka bir şatodan çıkma şamdanlar olduğu gibi kendilerinin tasarladıkları masalar, sandalyeler, büyük avizeler, aydınlatmalar çok dikkat çekiciydi.
“Farklılıkların uyumu” diyorum ya, birbirinden çok farklı özellikleri olan bu eşyalar bir araya gelince büyüleyici bir atmosfer ortaya çıkıyor.
İşte bazen birkaç saatimi buralarda geçiriyorum.
Kendime sanal bir ev yapıp döşüyorum.

 

Haberin Devamı

Dokusu, kokusu
ruhu olan güzeldir

FUNDA ARKAS diyor ki...
“FD Architecture olarak evleri sıfırdan giydiriyoruz, dekore ediyoruz. Bu alanda FD için dünyanın çeşitli yerlerinden topladığımız dekorasyon ürünlerinin bulunduğu büyük bir depomuz ve stoğumuz var. Ürünlerimiz çok talep gördüğü, satın alınmak istendiği için biz de Rue 1387 markamızı kurmaya karar verdik. Burada hikayesi olmayan hiçbir ürün yok. Ayrıca güncel olarak ödüllü sanatçıların fotoğrafları, resimleri, heykelleri var. Benim için öncelikli olan konforlu, yaşayan evler tasarlamak. Dokusu, kokusu, ruhu olan, karakterli eşyaları kullanmaya özen gösteriyorum.”

 

Yenisini yaparken de
eskiyi koruyalım

Haberin Devamı

GEÇEN gün de yazdım.
Tekrarlayayım.
Yurtdışına çıktığımda kıskandığım tek bir şey var, o da şehirleşme, mimari...
Avrupa yaptığını bozmuyor, yıkmıyor, parçalamıyor.
Yenisini yaparken de eksiye uyumlu yapıyor.
Bizde öyle mi?
Alacağımız çok ders var.
Kentlerimizi kurgularken günübirlik kararlar aldık.
Bunların yanlışını şimdi görüyoruz.
Diyorum ki, en azından yeni yaptıklarımızı bir estetik kaygıyla yapalım, modern şehirciliğe örnek olacak yapılar yapalım.
Yoksa hiçbir şey değişmeyecek.
Şehirlerimiz güzel olmalı, konforlu olmalı, işlevsel olmalı, estetik olmalı.
O yüzden Alaçatı, Kastamonu, Ayvalık, Bozcaada gibi örnekleri bozmadan koruyalım.
Korumak için de titiz davranalım, taviz vermeyelim.
O yüzden hepimize ilham veren bu yapıları zaman zaman köşeme taşıyacağım.

Yazarın Tüm Yazıları