Deniz Sipahi

Deniz Sipahi

dsipahi@hurriyet.com.tr

Herşeyi devlet yapamaz “Bir şey olmaz” anlayışı kalıcı bir risk oluşturuyor

Fatih’te bir otelde konaklayan Böcek ailesinin şüpheli ölümü hepimizi sarstı. Kusma, mide bulantısı, hastane; ardından gelen ölümler…

Haberin Devamı

 

Emniyet çalışıyor, detaylar çıkacak.

Önce bir gıda zehirlenmesi sonucu olayın geliştiği düşünüldü sonra da oteldeki bir ilaçlanmadan olabileceği konuşuldu.

Yakında bütün detayları öğrenmiş olacağız.

Ama son dönemde gıda zehirlenmesi olayları da tehlikeli biçimde artıyor.

Kastamonu, Zonguldak, Trabzon; üç farklı şehirde, üç farklı etkinlikte yüzlerce kişi aynı günlerde hastanelik oldu.

Tavuklu pilav ve döner gibi kitlesel ikramlar yapılmış.

Bunun yanında yurtlarda da benzer zehirlenmeler görülüyor.

Birçok öğrencinin hastanelere kaldırıldığını biliyoruz.

Bu sadece birkaç kötü işletmenin sorunu olmaktan çıktı gözüküyor.

Uzmanların söylediği şey net.

“Bir tabak yemek durduk yere insanı zehirlemez.”

Ama o yemeğin hazırlanması, saklanması, taşınması ve servis edilmesi sırasında yapılan küçük hatalar toplandığında bugün yaşadığımız tablo ortaya çıkıyor.

Haberin Devamı

Sıcaklık kontrolü yok, soğuk zincir tamamen kopuk, gıdalar saatlerce açıkta bekletiliyor.

Mutfaklarda hijyen takip edilmiyor, personel eğitimi yetersiz, hız baskısı altında çalışan işletmeler hatalar yapıyor.

Herşeyi devlet yapamaz, her işletmenin başına bir denetleyen dikemez.

İşletmelerin bu bilinçte olması gerekiyor.

Sorun şu ki, gıda güvenliği bizde hala ciddiye alınmıyor.

Toplu etkinliklerde en ucuz menüye yönelmek, tavuk gibi en hassas ürünü saatlerce sıcaklık kontrolsüz bırakmak, denetimi sadece bir kağıt prosedürü olarak görmek…

Bu yaklaşım her yıl yüzlerce insanı zehirliyor.

Bugün bir düğünde, yarın bir okulda, ertesi gün bir otelde yaşanıyor.

Dünyaya kebabı, baklavayı, sokağımızın lezzetlerini tanıtıyoruz.

Ama aynı ülke, bir tabak pilavı güvenle sunamıyorsa, burada bir çelişki var.

Gıda güvenliği gastronominin lüks bir detayı değil, en temel gerekliliği.

Restoranların temiz olması yetmiyor.

Arka tarafta çalışan süreçler denetlenmediği sürece sorun bitmez.

Bugün yaşanan olayların hiçbiri “kader” değil.

Hepsi önlenebilir.

Tekrarlıyorum.

Devlet herşeyi yapamaz.

Biraz da iş işletmelere, buralarda çalışanlara düşüyor.

 

Haberin Devamı

Tüketiciye de düşen görevler var

 

Geçen gün de yazdım.

Sokak lezzetlerimiz harikadır.

Ama bu olaylar yaşandıkça inanın yemek içimden gelmiyor.

Çünkü bu hatalar zincirinin kimi, nerede bulacağını kimse bilmiyor.

O yüzden bu konu herkesi ilgilendiriyor.

Her tüketici denetlemek, sorgulamak zorunda bundan böyle…

Çünkü bu baskı gelirse işletmeler de kendine çeki düzen vereceklerdir.

Elbette yerel yönetimlerin, ilgili bakanlıkların da denetimlerini artırması ve standartları yükseltmeleri gerekiyor.

 

 

Bazı notalar zaman aşımına uğramıyor

 

Bir Bach sever olarak Almanya’dan gelen haber beni heyecanlandırdı.

Johann Sebastian Bach’ın iki org eseri, bestelendikten tam 320 yıl sonra ilk kez Almanya’da çalındı.

Haberin Devamı

Haberin satırları arasında dolaşırken, içimden sadece şu geçti.

“Keşke o salonda olsaydım.”

Bu iki eser aslında 1992’de Belçika Kraliyet Kütüphanesi’nde keşfedildi.

Bach’ın el yazmalarını kataloglayan Alman müzik araştırmacısı Peter Wollny’nin dikkatini çekmişti.

El yazmalarında ne imza vardı, ne tarih.

Kimin yazdığı belli değildi.

Wollny, müzik dünyasının belki de en sabırlı araştırmacılarından biri gibi davrandı.

Tam 30 yıl boyunca iz sürdü.

Karşılaştırdı, analiz etti, kıyasladı, tekrar dinledi…

Ve sonunda iki eserin Bach’a ait olduğu kesinleşti.

Bu sayede ‘Re minör Chaconne BWV 1178’ ve ‘Sol minör Chaconne BWV 1179’ resmi kataloglara eklendi.

Bu, klasik müzik dünyasında her gün olan bir şey değildir.

Haberin Devamı

Tüm bu araştırmanın ardından, Bach’ın gençlik döneminde bestelediği düşünülen iki eser, bugün ilk kez Leipzig’deki St. Thomas Kilisesi’nde seslendirildi.

Bach’ın tam 27 yıl boyunca koro yönettiği, mezarının bulunduğu, adıyla bütünleşmiş o tarihi kilisede…

Eseri çalan kişi ise Hollandalı efsane orgcu Ton Koopman.

Bir eser 300 yıldan uzun süre raflarda, tozlu bir kağıtta sessiz kalıyor.

Sonra bir gün biri onu buluyor ve dünya o sesi yeniden duyuyor.

Beni en çok etkileyen kısımlardan biri de şu.

Eserlerin, 1705 yılında Bach’ın öğrencilerinden Salomon Günther John tarafından kağıda geçirildiğinin düşünülmesi.

Bir öğrenci…

Büyük bir bestecinin arkasından not alıyor, saklıyor, koruyor.

Haberin Devamı

Ve üç asır sonra o notlar yeniden hayat buluyor.

Bazı notalar zaman aşımına uğramıyor.

Bazı besteciler ölmüyor.

 

 

Sanki bir konser salonunda gibi

 

İyi bir konseri elbette iyi bir salonda izlemek, dinlemek yazım.

O salonun atmosferini hiçbir şeye değişmem.

Ancak son dönemde ses sistemlerinde öylesine önemli gelişmeler oldu ki, imkanı olanlar için evlerde de bu ruhu yakalamak artık mümkün.

Teknikler çok ilerledi, akıllı evler sayesinde teknolojinin olanaklarını daha fazla kullanır olduk.

Ve yeni müzik ve görüntü sistemleri sanki sizi bir konser salonundaymış gibi sizi iyi hissettiriyor.

Yazarın Tüm Yazıları