Hep yeni olanın peşindeydi

ÇOCUKLUĞUMDA amcam İsmet Sipahi’den ve onun en yakın arkadaşlarından biri olan Selçuk Yaşar’dan çok Karşıyaka anıları dinledim.

Üniversitede okurken gazeteciliğe de başlamıştım ve arada Selçuk Bey ile yemek yer iş dünyasından haberler alırdım. Ekonomi gazeteciliğini tercih edip, böyle bir başlangıç yapmamı sağlayan Selçuk Bey’dir. O yemeklerin bazılarında Selim Yaşar da olurdu. Türkiye’de olduğu günlere denk gelirdi.
“Biz yemeklerde de, evde de iş konuşuruz” derdi Selim Yaşar...
Ve eklerdi; “Yakında grup olarak 100’üncü yılımızı kutlayacağız. Dedemden alırsam 3’üncü jenerasyon, babasından alırsam 4’üncü jenerasyon işin başındayız. Hatta bizim çocuklarımız da artık işe başladılar. Yani 5’inci jenerasyon da işin içinde diyebiliriz. Biz bir aile şirketiyiz. Doğduğumuz günden beri işlerle ilgili konulara hep vakıfız. Çünkü evimizde iş konuşulurdu. Bir kulak dolgunluğumuz hep vardı. İş konuşmaya, iş yapmaya o kadar hazırız ki… Girişimci olmak bizim kanımıza işlemiş...”
Gerçekten de Türk sanayisine ilkler kazandırmış bir ailedir Yaşar Grubu...
Ve Selim Bey haklıydı.
Kendi işleriyle yatıp kalkan, Türkiye’nin büyümesine katkı koyan, sanayiye aşık bir gruptu Yaşar ailesi...
Bazen farklı düşünürdü; yol haritasında...
Sadece kendi işinde değil; sivil toplum örgütlerinde de aykırı ses olmayı göze alır, doğru bildiklerini söylemekten çekinmezdi Selim Bey...
Ve ben arada kendisini arar; “Bu aralar nelerle meşgulsünüz” diye sorardım.
Çünkü bilirdim ki; yeni bir şeylerin hep peşindedir Selim Yaşar...
Ve Selçuk Bey gibi şuna inanırdı;
Türkiye büyüyecekse, değişecekse daha fazla üretmeliydi. Sanayisi daha güçlü olmalıydı.
Çok genç bir ölüm oldu.
Ve gerçekten çok üzgünüz.
Selim Yaşar; nurlar içinde yatsın.

Hep yeni olanın peşindeydi


Güzelbahçe ve Çeşme’yi
otizm vadisi yapalım

SELİM Yaşar’ın otizm konusunda önemli destekleri vardı. Ve bir öneride bulunmuş; “Güzelbahçe ve Çeşme’yi otizm vadisi yapalım” demişti.
Otizmli bireylerin sosyal yaşama hazırlamak amacıyla Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından kurulan Güzelbahçe Özel Eğitim İş Uygulama Merkezi (Umut Okulu) öğrencileri Altınyunus’ta bir sergi açmışlardı.
Oradaki konuşmasını unutmuyorum.
Şöyle demişti;
“Maalesef halen yapılan araştırmalarda otizmin günümüzde neden arttığına dair kesin bir bulgu yok. Otizmin neden arttığı konusunda ciddi araştırmalar yapılıyor fakat halen bir cevap bulunamadı. İlerleyen yıllarda her beş çocuktan birinin otizmli doğma ihtimali olduğu çeşitli bilimsel makalelerde dile getiriliyor. Fakat bu konuda çözüm bulunana kadar otizmli çocuklarımızı kucaklamamız, onları eğitmemiz ve onları kazanmamız gerekiyor. Otizmli çocuklarımızı desteklemek için ve katkıda bulunmak için tüm yetkilerimize çağrıda bulunuyorum. Bu çocuklarımıza meslek öğretilebilir. Bireysel çalışacakları, onların yeteneklerini ortaya çıkaracakları meslek dallarında eğitimler verilebilir. Güzelbahçe ve Çeşme olarak el ele verelim. Otizm için bu iki ilçe faaliyetler, çalışmalar ve kamplar düzenlesin. Bu alan için yatırım yapmak isteyen yabancıları da bu bölgeye çekelim. Güzelbahçe ve Çeşme’yi otizm vadisi yapalım...”
Türkiye bu konulara daha yeni eğiliyor. Oysa binlerce çocuğumuz ve ailesi bu konuda çözüm bekliyor.
Ne dersiniz; Selim Yaşar’ın o günkü önerisi hayata geçebilir mi?


Urlalı annenin oğlu
Mikis Teodorakis

DÜN çok sevdiğim bir besteciyi daha kaybettik. Mikis Teodorakis hayata veda etti. Babası Giritli Yorgos Teodorakis, annesi Çeşme-Urla doğumlu Aspasia Pulaki’ydi.
O yüzden Türk dostuydu, İzmir sevdalısıydı.
Zülfü Livaneli, Aziz Nesin, Yaşar Kemal gibi sanatçı ve yazarlarla 1986 yılında Türk-Yunan Dostluk Derneği’ni kurmuştu.
O günler için çok anlamlıdır bu adımlar...
Zülfü Livaneli ile Efes Antik Tiyatro’daki konserini unutmam mümkün değil.
Zorba’yı, müziğini, bestelerini de unutmam mümkün değil.
Büyük sanatçılar göçse de bizlerle birlikte hep yaşarlar.

Hep yeni olanın peşindeydi


Ben de gemileri özledim

KUŞADASI’na 16 ay sonra ilk kruvaziyer gemisi geldi. Hatırlayın kruvaziyer gemilerinin çok geldiği günlerde İzmir’de eleştiriler vardı. Gemiler sabah gelip birkaç saat kalıp akşamüstü de gidiyorlardı. Ben de o günlerde destek yazıları yazıyordum. Biliyorum Kuşadalılar da, İzmirliler de gemileri çok özledi. Bir şehrin mobilyası gibi duruyordu limandaki o gemiler...

X