Paylaş
Deniz Kuvvetleri’ne bağlı TCG Anadolu’da yürütülen robotik cerrahi işlemi aynı anda TEKNOFEST’i izlemek için alana gelenlere izlettirildi.
Da Vinci robotik sistemi üzerinden alınan yüksek kaliteli görüntü ve ses, Turkcell’in 5G altyapısında aktif hale getirilen ağ dilimleme teknolojisiyle Kocaeli Üniversitesi’ndeki hekimlere aktarıldı.
Evet; bu tarafı teknik...
Ama hayatın geleceği açısından önemli bir ayrıntı.
Çünkü sağlık hizmetinin temel kısıtı hep coğrafyaydı.
Uzman doktor İstanbul’da; hasta Van’da; cerrah Ankara’da, hasta başka bir ülkede...
Aralarında yüzlerce, binlerce kilometre bulunacak.
Ama cerrah açısından mesafe birkaç milisaniyeye inecek.
Bence 5G meselesinin asıl heyecan verici tarafı burada.
Telefonumuzdan filmi birkaç saniye daha hızlı indirmek değil.
İnternetin hayatımıza girdiği ilk büyük devrim bilgiydi.
Şimdi ikinci aşamaya geçiyor olabiliriz.
İnternet önce bilgiye erimişi hızlandırdı; şimdi teknoloji, insanın sadece bilgisini değil, maharetini de uzaklara taşımaya başlıyor.
Üstelik TCG Anadolu’daki uygulama tek örnek değil.
Mayıs ayında Muş Devlet Hastanesi’nde yatan bir hastanın ameliyatına İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki doktorlar yaklaşık 1500 kilometre uzaktan 5G teknolojisi üzerinden katkı sağladı.
Bu kez de TCG Anadolu’daki robotik cerrahi işlemin görüntü ve sesi Kocaeli Üniversitesi’ndeki uzmanlara ulaştırıldı.
Üniversitedeki hekimler operasyonu gerçek zamanlı izleyip gemideki hekime anlık yönlendirmelerde bulundu.
Bugün gördüğümüz şey henüz bilimkurgu filmlerindeki gibi İstanbul’daki cerrahın robotu kullanıp bin kilometre ötedeki hastayı tek başına ameliyat etmesi değil.
Altyapının gittiği yönü gösteriyor.
Ve bazen geleceği anlamak için bugünün vardığı noktadan çok da uzağa bakmak gerekiyor.
BİR KASABANIN KADERİ DEĞİŞEBİLİR Mİ
Çok iyi bir cerrahın aynı anda her şehirde bulunmasını sağlayamazsınız. Ama belki onun bilgisini ve becerisini aynı anda birçok yere ulaştırabilirsiniz.
Düşünün...
Anadolu’nun küçük bir kentindeki doktor, çok nadir görülen bir vakayla karşılaşıyor.
Eskiden hastayı büyük şehre sevk etmek zorundaydı.
Belki birkaç yıl sonra dünyanın en iyi uzmanlarından biri ekrana bağlanacak, robotik sistem üzerinden operasyona katılacak.
O zaman bir insanın yaşadığı şehrin posta kodu, alacağı sağlık hizmetinin kalitesini bugünkü kadar belirlemeyebilir.
Bu görüntüleri izlerken başka şeyler de düşündüm.
Bir makine İzmir’de bozulduğunda Almanya’daki mühendis müdahale edebilir mi?
Afrika’daki bir öğrenci Paris’teki bir laboratuvarın cihazlarını uzaktan kullanabilir mi?
Bir teknisyen binlerce kilometre ötedeki fabrikadaki robota kendi elleriymiş gibi müdahale edebilir mi?
Bugüne kadar uzaktan çalışmayı bilgisayar ekranıyla sınırlı düşündük.
Zoom toplantıları yaptık.
Dosyalar gönderdik.
Evden çalıştık.
Oysa önümüzdeki dönem çok daha farklı olabilir.
Uzaktan çalışmanın ikinci çağı, insanın sadece zihnini değil becerisini de başka yere taşıması olacak.
Gölcük’te dev bir savaş gemisinin içinde yapılan robotik cerrahi işleminin görüntülerine bakarken benim aklımdan geçen teknoloji değildi.
Mesafeydi.
ASIL SATRANÇ İZMİR’DE OYNANACAK
Mansur Yavaş’ın YENİ Parti’ye geçmemesinin arkasında Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’ndeki aritmetiğin etkili olduğu konuşuluyor. Olabilir.
Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi 148 üyeden oluşuyor.
Çoğunluk için sihirli rakam 75.
AK Parti’nin 50, CHP’nin 49, YENİ Parti’nin 30 üyesi var.
MHP 9, bağımsızlar 7, BBP 2, Yeniden Refah 1.
Cumhur İttifakı’nın toplamı 61.
Satrançta bazen en güçlü hamle, taşı oynatmamak olabilir.
Bir de İzmir denklemi var.
İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi artık birkaç yıl önceki kadar homojen bir siyasi yapıya sahip değil.
Üstelik Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay da bugün bağımsız.
Yani İzmir’de taşlar çoktan yer değiştirmeye başladı.
Bundan sonra “Hangi kritik oylamada kimin eli havaya kalkacak?” buna bakacağız.
İzmir’i Ankara’dan ayıran bir başka özellik daha var.
Büyükşehir ayrı, ilçe belediyeleri ayrı.
Her belediyenin kendi dengesi, kendi siyasi psikolojisi var.
Satranç benzetmesini bu nedenle seviyorum.
Çünkü satrançta hiçbir taş tek başına hareket etmez.
‘BİR ÖMRÜN SEYRÜSEFERİ’ SÖZÜNÜ ÇOK SEVDİM
Serginin adı, Nâzım Hikmet’in 1962’de tamamladığı, son romanı “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” için seçtiği “Romantika” adından geliyor.
Romanın zaman örgüsünün İzmir’de başlayıp İzmir’de son bulması, serginin İzmir’de açılmasına daha da anlam katıyor.
5 Eylül’de Kültürpark Atlas Pavyonu’nda İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Folkart’ın katkılarıyla açılacak sergi Nâzım Hikmet üzerine bugüne kadar hazırlanan en kapsamlı sergilerden biri.
Ben serginin adındaki “Bir Ömrün Seyrüseferi” sözünü sevdim.
Nâzım’a da yakışıyor.
Çünkü onun hayatı gerçekten bir seyrüsefer.
Nâzım’ın şiirlerini ezbere biliyoruz.
Ama şiirlerin arkasındaki insanı ne kadar tanıyoruz?
Bence bu serginin asıl değeri burada.
“Romantika” nın ilgimi çeken taraflarından biri bu.
Şairi sadece şiir kitaplarının arasına sıkıştırmıyor.
Hayatı, ilişkileri, belgeleri, yaşadığı dönem ve şehirlerle birlikte anlatmaya çalışıyor.
Mutlaka gidin.
BİR ŞEHRİN HAFIZASI SADECE BİNALAR DEĞİL
Sergiyi Folkart yapıyor.
Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak’ın sergiyle ilgili söylediği bir cümleyi önemsiyorum.
“Bir kentin kimliği yalnızca binalarıyla, yollarıyla ve meydanlarıyla oluşmuyor.”
Gerçekten öyle.
Bazen bir şairin yüz yıl önce kaldığı küçük bir kulübe bile şehrin hafızasının parçasıdır.
İzmir’in bu tarafını daha fazla ortaya çıkarması gerektiğini uzun zamandır yazıyorum.
Çünkü İzmir’in güçlü bir kültürel hafızası var.
Ama bu hafızayı zaman zaman yeterince görünür kılamıyoruz.
Bu önemli sergi için Mesut Sancak’a teşekkür ederim.
Paylaş