GeriDeniz SİPAHİ Geleneksel medyasız olmuyor olmayacak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Geleneksel medyasız olmuyor olmayacak

 KORONA salgınının başladığı ilk günlerde “Bilime, doktorlara ve medyaya olan güven artar” diye yazmıştım.


Bu tezimi güçlendiren araştırmayı Beykoz Üniversitesi yapmış.
Süreç gösteriyor ki; geleneksel medyaya olan güven ciddi bir şekilde artmış.
Geleneksel diyorum ve altını çiziyorum; çünkü sosyal medyayı burada ayırmak gerekiyor.
Normal zamanlarda haber kaynağı olarak televizyon, gazete gibi geleneksel medyayı güvenilir bulmayanların yüzde 53’ü kovid-19 zamanında geleneksel medyayı daha güvenilir bulduklarını ifade etmiş.
Emin olun salgın sonunda bu oranlar çok daha artar.
***
Beykoz Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nüket Güz, “Günümüzde, sosyal medya kanallarının da etkisiyle geleneksel medyanın önemini kaybettiği ve ortadan kalkma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı düşünülmeye başlanmıştı. Araştırmamız, pandemi öncesinde sosyal medyada yer alan haberlere daha çok güvenen bireylerin pandemi sonrasında, doğru bilgiye ulaşmak için geleneksel medyayı tercih ettiğini ortaya koydu” diyor.
Ben sosyal medyayı yakından takip edenlerden biriyim.
Hem mesleğim gereği bunu yapıyorum, hem de yeni birçok şey öğreniyorum.
Zaman zaman bu konuda tavsiyelerde bulunuyorum.
Geleneksel medyadan uzaklaşmamak gerektiğini yazıyorum.
Bunu Hürriyet’te görev aldığım, yazılar yazdığım için değil; iletişimin her alanını iyi bildiği için söylüyorum.
Sosyal medyayla kesin, net, doğru bilgilere her zaman ulaşamayabilirsiniz.
Bir de sosyal medyada giderek artan eleştiri dozunu ve linç kültürünü de unutmamak gerekiyor.
Siz siz olun medyasız kalmayın.

 
Habercilik kolay iş değildir

SOSYAL medyayı ben çok eğlenceli buluyorum. Bazen buradaki polemikleri izliyor, demokrasi kültürünün geliştirilmesi adına da önemsiyorum. Ama hiçbir zaman sosyal medyada gördüğüm bir bilgiyi doğrulatmadan, test etmeden, kaynağına ulaşmadan paylaşmıyorum. Çünkü emin olamıyorum. Tam güvenilir bulmuyorum. Bazen de gerçeklerden uzak olduğunu görüyorum.
Gazetecilik kolay bir meslek değil. Bir bilgiyi servis etmeden önce birçok kişiyle konuşuyorsunuz, emin olmadığınız zaman yine farklı kanalları zorluyorsunuz.
Üstelik bununla da yetinmeyip fikri, görüşü olan herkesi haberin içine dahil ediyorsunuz. Bütün bunlar biraz zaman alıyor ama haberden emin oluyorsunuz.
Geleneksel medya hiçbir zaman ölmeyecek.
Dijital dünya hiçbir zaman tam anlamıyla internetten haber veren hale gelmeyecek.
En azından çok uzun bir süre için daha...

 
Sosyal medya yazarları da
bu etik kurallara uymalı

BİR de karşımıza sosyal medya yazarlığı çıktı. Blog yazarı olup da sıkı takip ettiğim insanların sayısı bir hayli fazla... Ama şunu eleştiriyorum. Ben yazarken nasıl dikkatli davranıyor, hassas bir terazi kullanıyor, yasalara, insan haklarına saygı gösteriyorsam aynı şeyi de bu yazarlardan da bekliyoruz.
Herkes her şeyi yazabilir elbette ama geleneksel medyanın kurallarının, ilkelerinin, etik yasalarının blog yazarları için de, sosyal medyayı kullananlar için de geçerli olduğunu unutmamak gerekir.

 
Bu yaz farklı olacak

NORMAL hayata dönüşle ilgili iyi haberler gelmeye başladı. Örneğin AVM’lerin 11 Mayıs’tan sonra açılabileceği konuşuluyor. Tabii sıkı tedbirler devam edecek. Olsun... Bir işarettir.
Örneğin ligler haziran ayı itibariyle oynanmaya başlayacak. Seyircisiz de olsa sporun yeniden başlayacak olması iyi haber...
Bayram sonrasında hayat normale girmeye başlar.
Ama bu yazın diğerlerinden farklı olacağını hatırlatmak isterim.

 
Bu ara çok da eğleniyorum

INSTAGRAMI eğlenceli buluyorum. Çoğunlukla herkes mutlu olduğu kareleri paylaşıyor. Günlük hayatımızda canımızı sıkan çok şey olduğu için bana iyi geliyor. İkincisi çok sıradan bulduğum bazı insanların renkli yanlarını intagramda keşfediyorum. İlk gördüğümde de “Sende ne cevherler varmış” diyorum.
Son günlerde; tabii kuaförler de kapalı olunca insanlar eski fotoğraflarını daha çok paylaşıyor. Galiba kimse uzamış saçlarını, sakallı hallerini ya da beyazları çıkmış saçlarını paylaşmak istemiyor. Paylaşanlar var tabii; onlara bir sözüm yok. Kendime “Sizde ne cevherler varmış” diyeceğim bir liste yapıyorum. Mutfağa girenler, yemek yapanlar, ekmek bile yapanlar biliyorum.
Sabah akşam yürüyüşte olan, fitness çalışanları görüyorum.
Hoşuma da gidiyor.
Bir de sürekli kitap paylaşanlar var.
Bazılarını ben de okudum.
Onlara da küçük bir sınav yapacağım, ona göre...

X

Yaralar sarılmış anılar hala taze

TEMMUZ sonuydu; Selimiye’ye gidecektik.

 

Oğlum Atlas çocukluğundan beri Söğüt’ü, Selimiye’yi çok sever. Doğası, sakinliği, denizi; her şeyi bambaşkadır aslında Marmaris ve çevresinin...
Tam hazırlanırken yangınlar başladı.
Atlas’a durumu anlattım, Selimiye tatilini eylülde yapacağımızı söyledim.
Hiç unutmuyorum; 29 Temmuz’du.
Armutalan’dan İçmeler’e sonra Hisörönü’ne, Osmaniye’ye, Turunç’a, Turgut’a, Yeşilbelde’ye sıçradı. Bir hafta sonra yangın kontrol altına alındığında 13 bin 600 metrekare ormanlık alan yanmıştı.
O günlerden sonra ilk defa Marmaris’e gittim.

Yazının Devamını Oku

Önceliğimiz kentsel dönüşüm olmalı

CUMHURBAŞKANI Erdoğan bugün İzmir’de olacak.


Geçen yıl 30 Ekim’de 2020’de yaşanan depremde evleri yıkılan veya ağır hasar gören depremzedeler için yapılan konutlar törenle hak sahiplerine verilecek.
Konutların bir yılda bitirilip tamamlanması önemli...
Gerçekten de İzmir’in ucuz atlattığı bir depremdi.
Kentin birçok yerinde kentsel dönüşüm çalışmaları deprem sonrasında hızlandı.
Deprem yönetmeliklerine uymayan, eskimiş birçok binanın yıkılıp yerine yenilerinin yapıldığına şahit oluyoruz.
Sadece İzmir’in değil, Türkiye’nin de sorunu bu...

Yazının Devamını Oku

Zamanın ruhunu anlatan filmler

SEYRETTİNİZ mi bilmiyorum; Netflix’teki ‘Kulüp’ dizisi bugünlerde en çok konuşulan prodüksiyonlardan biri... Son yıllarda seyrettiğim en iyi dizilerden...


Senaryo da iyi, oyunculuk da, çekimler de...
Türk film endüstrisinin geldiği noktadan gerçekten gurur duyuyorum.
Bundan sonra daha iyilerini de bekleyelim.
Her şeyin bir zamanı var.
Ve Türk prodüksiyonları artık çok daha fazla ilgi görecektir.
Yakın tarihimize ışık tutan bir konusu var Kulüp dizisinin...

Yazının Devamını Oku

Kapanma olmasın diye yazıyorum

GEÇEN hafta yazdığım birkaç yazıya çok mesaj geldi.


Elbette ağırlıklı olarak aşıya soğuk bakanlardan, aşı olmayanlardan, aşı karşıtlarından...
Hepsine tek tek tek cevap vermeye çalıştım.
Ben bu yazıları önümüzdeki günlere öngörerek yazıyorum.
Çünkü veriler iyi gelmiyor, uzmanlar uyarıyor, dünyanın farklı ülkelerinde tedbirler ağırlaşıyor.
Ama görüyorum ki, “Bize bir şey olmaz” anlayışı hala hakim.
Ben de diyorum ki...

Yazının Devamını Oku

Orhun ve Alper’in başarıları örnek olsun diye yazıyorum

GAZETECİ olarak çok farklı ortamlara girip çıkıyorum. Çok farklı sektörde insanla buluşup sohbet ediyorum. Bazı şirketleri, kurumları ve insanları yakından takip ediyorum. Tabii ilgi duyduğum farklı alanlar da var. Ve elbette hobilerim...Örneğin sanatın birçok dalını yakından takip ediyorum. Spor da öyle... Futbol ve basketbol sevgimi de ayrı bir yerde tutuyorum.Çok küçük yaşlardan itibaren izlediğim bazı oyuncular var.



Orhun Güngören örneğin...
Antrenmanlardaki performansını çok beğenirdim.
Büyüdü; üniversite okurken de basketten kopmadı.
Pınar Karşıyaka’da, Mersin’de, Giresun ve Balıkesir’de profesyonel oynadı.
Kariyerinde ve aklında hep basket olduğu için hayat boyu devam edeceği koçluğu seçti. Birçok başarılı oyuncunun arkasında Orhun vardı.

Yazının Devamını Oku

Avusturya aşıyı zorunlu hale getirdi destekliyorum

MAİL kutumda aşıya mesafeli duranların mesajları var.

 

Hepsini okuyorum.
Aşağı yukarı benzer sözlerle “Neden aşı olmadıklarını” anlatıyorlar.
Çoğu “10 – 15 yıl sonra neler olacağını göreceksiniz” diyor.
15 yıl sonrasını bilemem elbette ama bilimsel araştırmaların sonuçlarını okudukça aşılara olan inancım daha da artıyor.
Bu kısır döngüden başka çıkış yolu önermiyorlar.
Sadece uzakta, ileri bir tarihte olabilecekleri söylüyorlar.

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Yunanistan tek destinasyon olabilir

DOKUZUNCU Türkiye Yunanistan Forumu’nda İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener önemli bir konuşma yaptı.Benim de uzun yıllardır ısrarla yazdığım bir konuyu dile getirdi.


İki ülke; yani Türkiye ve Yunanistan dünya turizm pazarına tek destinasyon olarak çıkabilir.
Özgener iki ülkenin turizminde, kültüründe ve etkileşiminde yeni düşünceleri, yeni eğilimleri Ege kıyılarında uygulamak ve süreçleri doğru kurgulamak adına işbirliği yapmasını önerdi.
Ve dedi ki;
“Çeşme-Sakız, Ayvalık-Midilli, Kuşadası-Samos, Bodrum-Kos, Marmaris-Rodos, İzmir-Selanik-Halkidiki, İzmir-Atina-Girit gibi özel programlar ve pazarlama kampanyaları yapmamız gerekir. Bu durum Türk ve Yunan turizmcileri motive edeceği gibi iki ülke bakanlıkları tarafından da bir strateji olarak benimsenirse, üçüncü ülkelere birlikte giderek ortak standlar ve organizasyonları gerçekleştirebiliriz.”
Pandemi koşullarında deniz trafiği de aksadı. Oysa Türkiye ile özellikle adalar arasında yoğun bir trfik yaşanırdı.
Yunanistan uzun süre kapılarını kapadı, girişlere izin vermedi.

Yazının Devamını Oku

Tünelin ucu gözüktü tek şart aşılama

DÜNÜN iki önemli açıklaması şuydu.


Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nün Direktörü Anthony Fauci, “Eğer aşılama oranı artarsa gelecek yılın ilkbaharında Covid-19 salgın kategorisinden endemik kategorisine geçebilir” dedi.
Fauci’nin şartı aşılanmanın artmasıydı.
Aşıların tamamlandığı ülkelerde lokal bazlı hastalık haline gelecek Kovid 19 çünkü...
Şu an yüzde 50’lerdeki aşılanma oranlarının artması şart.
Üstelik hatırlatma dozlarını da dikkate alırsak vakit kaybetmemiz gerektiği de ortada...
Çünkü ikinci önemli açıklama Türkiye’nin bıçak sırtı bir dengede olduğunu gösteriyor.

Yazının Devamını Oku

O tereddütlerin artık bitmesi gerekiyor

AŞILARLA ilgili yazınca bir grup üzerime çullanıyor.


En baştan beri net yazıyorum aslında...
Herkes gibi benim de rehberim bilim; zaten aksini kimse bana anlatamaz.
Başlangıçtaki tereddütleri anlıyorum.
Daha önceki aşılar uzun çalışmalar, deneyler sonucunda uygulanmıştı. Bu sefer geçici kullanım onayı alınan aşılar yapıldı.
Ki;
Ben o günlerde gidip gönüllü oldum; ilk doz aşımı geçen kasım başında yaptırdım.

Yazının Devamını Oku

İhracata odaklanalım İtalya gibi yapalım

HÜRRİYET’in Ekonomi Zirvesi’nin bu seferki adresi Afyon’du. Afyon denince akla hemen mermer geliyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Şeref Kalaycı toplantının özetini anlatan şu cümleyi kullandı. “2021 yılında doğal taş ihracatının 2 milyar doları geçmesini bekliyoruz. Aslında İtalya’nın, İspanya’nın yaptığı gibi katma değerli bir ihracat yapabilseydi bu rakam 18 milyar dolar olabilirdi...” Aslında sadece mermerde değil; birçok sektörde benzer bir tablo var. Kendi markanızla dünya pazarlarına çıkmadığınızda geometrik bir büyüme yakalayamıyorsunuz. Ticarete konu 90 madenin 70’i Türkiye’de var. Dünyadaki toplam doğal taş rezervlerinin yüzde 40’ı Türkiye’de bulunuyor. Borda dünya rezervlerinin yüzde 73’ü ülkemizde… Kromda da dünyada ilk 5’e giriyoruz. Kalaycı’nın dediği gibi mevcut rakamın 9 katını üretebilecek bir Türkiye’nin bu potansiyelle neler yapabileceğini siz düşünün.

Afyonluların anlatacakları çok şey var

AFYONKARAHİSAR Valisi Gökmen Çiçek salondakilere “Afyon deyince akla neler geliyor?” diye sordu. Salondakiler sıralamaya başladı. Mermer, termal, gastronomi, sağlık turizmi, sucuk, lokum, kaymak... Ve dedi ki; “Aslında Afyon birçok konuyla öne çıkan bir şehir. İstanbul’un et tüketiminin yüzde 25’ini tek başına üstleniyor. Termalle sağlık turizminin en önemli adresi haline geldik...” Haklı... 35 bin yatak olmuş. Üstelik 12 ay rağbet gören bir turizm yapıyorlar. Afyon’un sucuğu, kaymağı, ekmek kadayıfı çok meşhur... Domatesi bir harika... Mantarı müthiş... Yumurtanın fiyatını afyon belirliyor. Ama konuştuğum Afyonlular bu kadar üretime, ekonomiye katkıya rağmen yeterince kamuoyunda yer almadıklarını söylüyorlar. Haklı olabilirler... Ama bence Afyonlular da yaptıklarını daha iyi anlatmalılar. Çünkü dünya artık böyle bir dünya... Ne üretirsen üret harcadığın vakit kadar tanıtıma da zaman ayır. Başka türlü olmuyor.

Destek gelirse büyüme de olur

İSCEHİSAR 15 bin nüfuslu bir ilçe ama Afyon ekonomisi için gerçekten önemli... Mermer rezervlerinin büyük bir bölümü, üretimi buradan. Belediye Başkanı Ahmet Şahin de sektörü çok iyi bilen biri... Haklı olduğu bazı şeyler var. Diyor ki; “Değerli madenlerle, stratejik madenlerle, doğal taşların birbirinden ayrılması gerekiyor. Böylece mermer üretimi ve ihracatı hızlanacaktır. Bugün bizim ihracatçılarımız dünyanın en önde gelen ülkelerine, devlet başkanlarının konutlarına saraylara, en modern yeni binalara Afyon mermeri gönderiliyor. Eğer destek görürsek çok daha iyi başarılar elde edebiliriz.” Afyon’dan dönerken Başkan Şahin’in sözlerini düşündüm. Üstüne Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Şeref Kalaycı’nın verdiği o çarpıcı rakamları da koyunca; sektörün gerçekten de desteğe ihtiyacı olduğunu gördüm. Çünkü destek gelirse Türk ekonomisine katkısı da büyük olur.

Ahmet Piriştina’yla İkbal Lokantası anısı

15 Temmuz 2003 günü Ahmet Piriştina’yla Ankara’ya gittik. CHP grup toplantısı öncesinde Genel Başkan Deniz Baykal’ın odasında biraz sohbet ettik. Piriştina CHP’ye geçecekti. Grup toplantısı bittikten sonra Baykal Piriştina’yı kürsüye çağırdı ve rozetini taktı. Tabii büyük bir alkış koptu. Meclis’ten çıktık; uçağa giderken Piriştina “Gel karayoluyla dönelim. Uçağa binmek istemedim” dedi. Öyle yaptık, yola çıktık. Afyon’a yaklaşırken “İkbal’e gidelim mi” dedi. Oturduk; sucuklu yumurtalarımızı söyledik. Bir çatal ekmek kadayıfı tattık, çayımızı içtik. Tarihi İkbal Lokantası’nın öyküsünü Atatürk’ün ziyaretini dinledik. Ve yola devam ettik. Piriştina seçimlere CHP’den girip yeniden seçildi. 15 Haziran 2004’te de aramızdan ayrıldı. O günden bugüne o lokantaya gitmemiştim. Afyon’daki zirve öncesi İkbal’e gidip; Piriştina’yla oturduğumuz masaya gittim. Oturdum; konuştuklarımız aklıma geldi. Ahmet abiye bir Fatiha okudum. Nurlar içinde uyusun. Çok anımız oldu. Afyon, İkbal de onlardan biriydi.

Yazının Devamını Oku

Mustafa Denizli’nin hakkıdır

SPOR sever bir ailede büyüdüm. Sadece futbol değil; evlerde basket de, voleybol da, tenis de konuşulurdu. Çünkü ailenin her ferdi farklı branşlarda spor yapar ya da ilgi duyardı.


Tabii futbolun yeri çok ayrıydı.
Her gün gazeteye giderken Alsancak Stadı’nın önünden geçiyorum. Burasıyla ilgili o kadar çok anım var ki...
Babamla, ailenin diğer üyeleriyle, arkadaşlarımla gittiğim maçların her biri unutulmazdı.
Şimdi bilemem ama bizim için bir eğlenceydi, sosyalleşme aracıydı maçlar...
Keyifli bir hafta sonu geçirir, derslerden biraz olsun uzaklaşırdık.
Tarihi maçlara da tanıklık ettik bu statta...

Yazının Devamını Oku

Pandeminin bitmediğini hatırlatmak isterim

Galiba yazın etkisinden çıkamadık.


Sokağa çıktığınızda bunun farkına varıyorsunuz.
Pandeminin ilk gününden bu yana çok disiplinli olanlar bile aşıların etkisiyle daha rahat hareket ediyor.
Herkes sıkıldı biliyorum ama salgının bitmediğini hatırlatmak isterim.
Kışa girdik.
Havalar hala iyi gittiği için dışarıda oturabiliyor, kapalı alanlar tercih edilmiyor.
Ama yakında herkes içeride olacak.

Yazının Devamını Oku

Türk filmleri lig atladı ben de gurur duyuyorum

SİNEMA eğitimi de almış biri olarak yıllardır sektörü yakından takip ediyorum. Ve gerçekten gurur verici gelişmeler olduğunu söyleyebilirim.

Türk filmleri ve dizileri her geçen yıl daha da iyi prodüksiyonlar haline geliyor.
Zaten yurtdışından filmlere olan ilgi bunu da gösteriyor.
Geçen hafta oynanan Real Madrid Barcelona maçından daha fazla rating alan bir Türk dizisi oldu.
El Clasico’yu geçmek öyle kolay değildir.
Üstelik İspanya son yıllarda müthiş filmlere imza atıyor.
İspanyol senaristleri gerçekten çok başarılı buluyorum.
Ama Türkiye’deki gelişmeler de bana umut veriyor.

Yazının Devamını Oku

Bir yarış sürecinin bize öğrettikleri

ARAYA birçok gündem girdi yazamadım.


Skal Türkiye’de yeni yönetim iş başı yaptı.
İzmir Skal’ın bir dönem önceki başkanı Emre Gezgin de Türkiye yönetim kuruluna girdi.
Emre; bu dönemi gerçekten iyi bir performansla kapattı.
Sadece Ege turizminin değil; genel bir algının oluşmasında önemli katkı sağladı.
Üstelik pandemiye rağmen Makedonya Kulübü’nün kuruluşunda da büyük emek sarf etti.
Bu arada uluslararası bir yarışın da oyuncusu oldu.

Yazının Devamını Oku

Metaverse ile yeni bir dünya başlıyor

DİJİTAL dünyada önemli gelişmeler oluyor.



Facebook, Mark Zuckerberg’in “metaverse” olarak adlandırdığı sanal bir dünyaya yaptığı büyük yatırımla adını Meta olarak değiştirdi. Metaverse sözcüğünün yaratıcısı; yazar Neal Stephenson ise Facebook’a konuyla ilgili hiçbir tavsiyede bulunmadığını söyledi.
İsmet Berkan’ın Tekno Gündem’inde güzel bir yorum vardı.
Diyordu ki;
“Neal Stephenson’un icat ettiği kavramın bir süredir hayata geçtiğini de görüyoruz. Örneğin Roblox adı verilen oyun platformu tam olarak bu. Geçen hafta Facebook da, hem şirketlerinin adını Meta olarak değiştirdi hem de şirketin gelecek vizyonunun Metaverse’de olduğunu ilan etti. Metaverse, yani insanların oyun oynayacağı, sanal konserlere katılacağı, sanal şeyleri alacağı, sanal sanat eserleri toplayacağı, birbirlerinin sanal avatarlarıyla takılacağı sanal evren. Facebook bu evreni yaratmak ve tamamlamak için deli gibi para akıtmaya hazırlanıyor. Sadece 2022’de 10 milyar dolarlık yatırım yapacaklar. Şimdiden 10 bin kişi çalışıyor, bir 10 bin kişi daha işe alacaklar. Tabii sıfırdan bir evren yaratmak kolay değil. Ancak merak etmeyin, şimdiden metaverse için ürünler çıkaran şirketler belirmeye başladı bile. İşte bunlardan biri, Metaverse’de biz insanlar için hizmetçilik yapacak yapay zeka destekli ve insan görünümlü robotlar yaratıyor. Kim bilir, belki Facebook bu şirketi de satın alır.”

Yazının Devamını Oku

Bilim kurulu temkinli ama çocukları da aşılamalıyız

TÜRKİYE’de ilk aşı olanlardan biriyim.


Aşıların geldiği günlerde gönüllü olup iki doz Sinovac aşısı oldum.
Mesleğim gereği birçok yere girdim, çıktım, toplantılara katıldım.
Maske, mesafe kuralına çok dikkat ettim.
Evden çalışmadığım için riskli olmama rağmen aşılar beni korudu.
Sonrasında da sıra bana geldiğinde üçüncü doz, hatırlatma dozumu da Biontech oldum.
Yurtdışı seyahatler olabileceği için de dördüncü doz aşımı yine doktorlarımın tavsiyesiyle Biontech oldum.

Yazının Devamını Oku

Tedbirler sıkılaştırılıyor kimse rehavete kapılmasın

PANDEMİ döneminde izlediğim bazı ülkeler oldu.


Bunların başında İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya ve Fransa var.
Ama Hollanda ve Belçika’yı da yakından takip ediyorum.
Onlar bizden bir ay önde gidiyor.
Bir kapanma ya da tedbirlerde sıkılaşma varsa bilin ki, birkaç hafta sonra benzer gelişmeler bizde oluyor.
Yine gözüm bu ülkelerde bu ara...
Çünkü kışa girmiş olduk; bundan sonra içerilerde daha fazla vakit geçirmeye başlayacağız.

Yazının Devamını Oku

Markalarımız dünya liginde olmayı çoktan hak ettiler

 MÜTHİŞ bir coğrafyada yaşıyoruz.


Türkiye’nin her bölgesi ayrı bir güzel...
Dün Akhisar’a giderken sağımdaki solumdaki, uçsuz bucaksız zeytin bahçelerini seyrettim.
Adeta bir zeytin denizi gibi...
Denizli’nin Güney’ine gittiğimde de bağlar bana aynı hissi veriyor.
Hafta sonu Ayvalık’taydım.
Körfezin o florası da bana çok iyi geliyor.

Yazının Devamını Oku

Bu rakamlar talebin süreceğini gösteriyor

TÜRKİYE sanayisiyle, yeni teknolojileriyle büyümeli... Ama inşaatı da, gayrimenkulü de ihmal etmemeli. Daha modern şehirlere ihtiyacımız olduğu bir gerçek... Modern derken, çok katlı binalardan bahsetmiyorum. Şehirlerin bazı bölgelerinde gökdelenler olabilir ama silueti bozacak bir yapılaşmaya karşı olduğumu söylemeliyim.



Benim yaşımdakiler, yani 50’leri geçmiş olanlar mahalle kültürüyle yetiştik.
O günleri unutmamız mümkün değil.
Bugün belki büyüyen şehir ortamında bunu bulmak mümkün değil ama en azından bozmadan ve iyileştirerek şehirlerimizi değiştirmenin yollarını aramalıyız.
Birkaç yıldır konuttaki fiyat artışları dikkat çekiyor.
Rakamlar, ortalamalar dikkat çekici...

Yazının Devamını Oku

Çay benim için bir terapi gibi

YAKIN çevrem benim çay tutkumu bilir. En yeni harmanı bulur getirtirim. Bazen iş bana düşer kendi harmanımı kendim yaparım. Dünyanın neresine gitsem çay alır getiririm. Benim için en güzel hediye de tanımadığım coğrafyanın bir çayıdır.


Fonda sevdiğim bir müzik, iyi demlenmiş bir çay varsa aynı odada saatlerce kalabilirim.
Okurken de, yazarken de bu ritüeli değiştirmem.
Geçen gün Rize’de, Rize’nin çay tarlalarında, çayın başkentinde, Karadeniz’e tepeden bakan bir yerde yine uzun bir çay sohbeti yaptık.
Ama öncesinde bir tarlada kendi ellerimle çay topladım.
Makas olmadan, dikkat ederek, çayı harmonisini bozmadan, bize çayı öğreten ustaların dediklerine sadık kalarak torbayı doldurdum.
En sevdiğim ritüellerden birinde, doğayla baş baya kalarak çay toplamak bana bir terapi gibi geldi.

Yazının Devamını Oku