Deniz Sipahi

Deniz Sipahi

dsipahi@hurriyet.com.tr

Eski Hatay yok ama hayat var... Şimdi görevimiz ona yeniden ruh üflemek

ANTAKYA’daydım.

Haberin Devamı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile beraberdik.

Cumhurbaşkanı Erdoğan kalabalık bir heyetle şehre gelerek; “Asrın İnşası Türkiye’nin Başarısı: 455 Bin Konut Tamam” töreniyle ev ve iş yerleri sahiplerine teslim etti.

Ben de izlenimlerimi yazdım.

Bu yazıdan sonra çok sayıda mesaj aldım.

Kimi teşekkür ediyordu, kimi destekliyordu; eleştirenler de vardı.

Ama neredeyse hepsinin ortak bir cümlesi vardı.

“Eski Hatay yok.”

Haklılar.

Eski Hatay, bildiğimiz haliyle belki yok.

Bazı sokaklar yerinde ama başka bir dokuya sahip.

Eski Hatay yok ama hayat var... Şimdi görevimiz ona yeniden ruh üflemek

Bazı binalar aslına uygun yapılmış, bazıları ise yeniden tasarlanmış.

Haberin Devamı

Ama bir gerçeği de gözden kaçırmamak gerekiyor.

6 Şubat’ta sadece binalar yıkılmadı.

Bir şehir, bir hafıza, bir yaşam biçimi yerle bir oldu.

Böylesine büyük bir yıkımın ardından, hiçbir şehir kaldığı yerden devam edemezdi.

Hatay da edemezdi.

Bu yüzden yapılan şey, sadece “eskiyi birebir kopyalamak” değildi.

Bu, mümkün de değildi.

Yapılan şey; insanları yeniden evlerine kavuşturmak, hayatı yeniden başlatmak, umutla nefes alınabilecek alanlar oluşturmak oldu.

Devlet büyük bir kaynak ayırdı.

Yeni evler yapıldı, yeni iş yerleri kuruldu.

Okullar, yollar, altyapılar yeniden inşa edildi.

Bu bir zorunluluktu.

Çünkü hayat, beklemiyor.

Ama şimdi başka bir eşikteyiz.

Artık sıra bize geliyor.

Bu yeni binalara eski Hatay’ın ruhunu katmak bizim işimiz.

Sokaklara o tanıdık sesleri, çarşılara o eski telaşı,

pencerelere o sıcaklığı geri getirmek hepimizin işi olmalı...

Bu binaların değil, insanın yapabileceği bir şey.

Biliyorum, kolay değil.

Böylesine büyük bir acının ardından yeniden başlamak insana ağır geliyor.

Bazı sabahlar aynı şehirde uyanıp kendini yabancı hissetmek mümkün.

Ama hayat, bütün kırılganlığıyla devam ediyor.

Ve biz, bu hayata tutunmak zorundayız.

Hatay artık eski Hatay olmayabilir.

Ama Hatay, hâlâ Hatay.

Şimdi görevimiz, bu yeni Hatay’ı sadece ayakta tutmak değil; ona yeniden ruh üflemek.

Haberin Devamı

Eski Hatay yok ama hayat var... Şimdi görevimiz ona yeniden ruh üflemek

GAZETECİLİK HÂLÂ BİR VİCDAN MESELESİ

SON yaşananlar ister istemez bizim mesleği de yeniden sorgulatıyor.

Bu sorgulama beni rahatsız etmiyor. Aksine, iyi geliyor. Çünkü gazetecilik, arada bir durup aynaya bakmadığında yolunu kaybeden bir meslek.

Medya eleştiriyi sert yapar.

Dayanışma başka sektörlerde daha fazladır, bizde ise çoğu zaman daha sınırlıdır. Rekabet fazladır, bireysel başarılar öne çıkar, vitrin dardır. Bu yüzden medyada acımasız bir eleştiri kültürü oluşmuştur. Bunu anlamak zor değil.

Gazeteciliğe başlayalı 38 yıl oldu.

Bu sürede neler görmedik ki...

Daktiloyla başladık, bilgisayara geçtik.

İnternet geldi, oyunu tamamen değiştirdi.

Tek kanaldan özel kanallara, radyolara geçtik.

Haberin Devamı

Gazetelerin haber siteleri açıldı.

2010’larla birlikte sosyal medya hayatımıza girdi ve medya bambaşka bir şeye dönüştü.

Bugün artık tek kaynaktan beslenen bir medya yok.

Haber her yerden geliyor.

Ama bütün bu değişimin ortasında benim inandığım bazı gerçekler hiç değişmedi.

Mesleğin özü değişmedi.

Haber, haberdir.

Ve bir de haber namusu vardır.

Bu laf kulağa eski gelebilir ama eskimedi.

Gazetecilik; hızla yarışırken aklı geride bırakmamayı gerektirir.

Popülerlikten beslenirken mesafeyi korumayı gerektirir.

Güçle temas ederken bağımsız kalmayı, kalabalıkla konuşurken yalnız kalabilmeyi gerektirir.

Bugün medyada yaşananlara, ortaya saçılan tartışmalara, sesini yükseltenlerin gürültüsüne fazla takılmıyorum. Siz de takılmayın. Çünkü biliyorum ki hiçbir meslek, hatalarından ibaret değildir.

Haberin Devamı

Yanlış yapanlar vardır ama bu, doğruyu arayanları görünmez kılmaz.

Bildiğim bir şey var.

Habercilik ilkesiz yapılmaz.

Kaynağıyla, diliyle, niyetiyle bir sınırı vardır.

Ve içerik hala kraldır.

Algoritmalar değişir, mecralar değişir, alışkanlıklar değişir.

Ama iyi haber yerini bulur.

Meslek uzun bir yolculuktur.

Bugünü kurtaran hamleler yarını garanti etmez.

Ama ilkesini koruyanlar, her dönem ayakta kalır.

Gazetecilik hâlâ dünyanın en kıymetli mesleklerinden biridir.

Çünkü bu iş, gücünü güvenden alır.

Gerisi gelir geçer.

GAZETECİ HABER OLMAZ HABER YAZAR

MESLEĞE başlarken meslek büyüklerimin söylediği bir söz bugün gibi aklımda.

“Gazeteci haberin öznesi değildir. Haberin önüne geçmez, geçmemelidir.”

Haberin Devamı

Gazeteci kendini değil, gerçeği görünür kılar.

Adını parlatmaz, bilgiyi çoğaltır.

Sesini yükselterek değil, doğruyu yazarak etkiler.

Gazetecilik; görünme mesleği değil, gösterme mesleğidir.

Yorum yapılır, eleştiri yapılır ama haber, kişisel hesaplaşmanın alanı değildir.

Gazeteci konuşulduğu için değil, yazdığı haber konuşulduğu için değerlidir.

Haber; disiplin ister, mesafe ister, sorumluluk ister.

Bu sınırlar kaybolduğunda, gazetecilik değil gürültü üretilir.

O yüzden ölçü nettir.

Gazeteci haber olmaz.

Haber yazar.

KENDİMLE KONUŞMALAR... AH BENİM İYİMSER YANIM

YENİ yıl yazıları genelde ya fazla umutlu olur ya da gereksiz bir muhasebeye sapar. Ben ikisini de sevmiyorum.

Yıl değişiyor diye insan değişmiyor.

Benimle ilgili bildiğim bir şey var. İflah olmaz bir iyimserim. Bu iyimserlik, olup biteni görmezden gelmekten değil; yaşananlara rağmen ayakta kalabilmekten geliyor. Yıllar içinde bana en çok iyi gelen şey de bu oldu.

Bir de dedemin kulağıma küpe olan bir öğüdü var. “Üzüntülerini de sevinçlerini de 24 saatten fazla yaşama” derdi.

O zamanlar pek anlamazdım. Şimdi çok iyi anlıyorum.

Üzüntüler uzarsa insanı hasta ediyor. İçine kapanıyorsun, ağırlaşıyorsun, hayattan kopuyorsun.

Ama sevinçler de uzun sürerse tehlikeli. İnsanı gerçeklerden uzaklaştırıyor, ayaklarını yerden kesiyor.

Hayat, ikisinin arasında bir yerde duruyor. Belki de bu yüzden anı yaşamayı öğrendim.

Aile dediğimiz şeyin sadece aynı soyadı taşımak olmadığını, ülke dediğimiz şeyin de sadece bir coğrafya olmadığını zamanla fark ettim.

Beni iyimser yapan tam olarak bunlar oldu.

Yeni yıldan mucizeler beklemiyorum. Büyük sözler, süslü dilekler de etmiyorum.

Sadece şunu istiyorum.

Üzüntüyü yerinde yaşayalım, sevinci tadında bırakalım.

Ve yarın geldiğinde, bugünü boş geçirmemiş olalım.

Hepsi bu.

Herkese güzel bir yıl diliyorum.

Yazarın Tüm Yazıları