Deniz Sipahi

Deniz Sipahi

dsipahi@hurriyet.com.tr

‘En iyi fiyat’a kanma sen de kontrol et

YILBAŞI yaklaşırken sadece sokaklar değil, perakende sektörü canlanıyor.

Haberin Devamı

 

Etiketler şöyle:

“Yılbaşı indirimi”, “Son fırsat”, “Kaçırma”, “En iyi fiyat.”

Bu kelimeler artık tanıdık mottolar.

Ama son yıllarda bu refleks biraz da şüphe yaratıyor.

Kasımda 10 bin liraya gördüğünüz ürün, aralıkta üstü çizili 15 bin liradan indirimle yine 10 bin lira.

İşte Ticaret Bakanlığı önemli bir uyarı yapıyor:

"Yılın son döneminde artış gösteren indirimli satış reklamlarına yönelik gerekli denetimler ve incelemeler aralıksız devam edecek. Mevzuata aykırı, tüketiciyi yanıltıcı tanıtımlara karşı gerekli idari müeyyideler kararlılıkla uygulanacak.”

Bence bu uyarı sadece tüketiciye değil, markalara da yazılmış bir mektup.

Bakanlık çok net:

“Yanıltıcı indirimlere tolerans yok” deniyor.

‘Yıldızlı ürün’, ‘fırsat ürünü’, ‘en iyi fiyat’ gibi süslü ifadeler artık büyü yapmıyor; denetime giriyor.

Tüketiciye düşen pay da var.

Haberin Devamı

Alışverişe çıkmadan önce gerçekten neye ihtiyacınız olduğunu belirlemek bu işin ilk adımı.

Özellikle sosyal medyadan gelen linkler, işte orası mayın tarlası.

Logosu tanıdık, ismi benzer, fiyatı inanılmaz ama site sahte.

Bakanlığın uyarısı yerinde.

SSL var mı, ödeme güvenli mi, site gerçekten markanın kendisi mi?

Bunlar artık alışverişin yeni okuma yazması.

Bir de kampanyaların küçük yazıları meselesi var.

Bakanlık diyor ki:

“Başlangıç ve bitiş tarihi net olacak.

Kapsam açık olacak.

Şartlar gizlenmeyecek.”

Çünkü tüketici kandırılmak için değil, bilgilendirilmek için orada.

Yılbaşı alışverişi biraz mutluluk işidir.

İnsan kendine, sevdiklerine küçük sevinçler almak ister.

Ama o mutluluk, “Acaba kandırıldım mı?” duygusuyla gölgeleniyorsa, orada sorun vardır.

Yeni yıla girerken belki de en çok ihtiyacımız olan şey şu:

Biraz daha şeffaflık, biraz daha akıl, biraz daha vicdan.

Ve evet…

Gerçek indirim hala en kıymetli şey.

O da güven…

 

Ben Z kuşağını destekliyorum

ÇOK eleştirdiğimiz o Z kuşağı, alışverişte bizden epey farklı.

Ben bunu teoriden değil, sohbetten biliyorum.

Arada konuşuyorum, dinliyorum, anlamaya çalışıyorum.

Haberin Devamı

Ve fark ediyorum ki, birçok alışkanlık aslında bilinçli bir tercih.

En başta şunu söylüyorlar:

“Gereksiz olanı almak istemiyoruz.”

Bu cümle bizim kuşak için pek alışıldık değil.

Çünkü biz uzun yıllar alışverişi biraz da kendimizi iyi hissetmenin yolu olarak gördük.

Onlar ise tam tersine alışverişi bir ihtiyaç ve duruş meselesi olarak ele alıyor.

Z kuşağı zamansız şeyleri seviyor.

Modası bir sezon sürecek parçalar yerine, uzun süre giyebilecekleri ürünleri tercih ediyorlar.

“Bir yıl sonra bu bana hala iyi hissettirecek mi?” sorusunu soruyorlar.

Bu soru birçok markanın da pek hoşuna gitmiyor açıkçası.

Bir diğer önemli fark, sürdürülebilirlik.

Bu onlar için bir pazarlama cümlesi değil.

Gerçekten bakıyorlar.

Haberin Devamı

Ürünün nerede üretildiğine, kim tarafından yapıldığına, doğaya nasıl bir yük bıraktığına…

İnsana, çevreye, emeğe saygı duyan markaları daha rahat benimsiyorlar.

Bir markanın hikâyesi varsa, o hikâye samimiyse, işte orada duruyorlar.

Giyim tarzlarında da benzer bir sadeleşme var.

Daha rahat, daha fonksiyonel, daha az gösterişli.

Ama bu özensizlik değil.

Aksine bilinçli bir tercih.

Birkaç parçayı farklı kombinlerle kullanmayı seviyorlar.

Az ama doğru.

Çok değil, yeterli.

Aslında şunu fark ediyorum.

Z kuşağı sahip olmaktan çok kullanmayı önemsiyor.

Dolap dolu olsun istemiyorlar, işe yarasın istiyorlar.

Bu yüzden indirim tabelalarına biz kadar kolay kapılmıyorlar.

Haberin Devamı

“Gerçekten ucuz mu?” diye soruyorlar.

“Gerçekten buna ihtiyacım var mı?” diye düşünüyorlar.

Belki de en önemlisi şu:

Sadeliği bir eksiklik değil, bir erdem olarak görüyorlar.

Az eşya, daha az yük.

Daha az tüketim, daha çok alan.

Hayatta da böyle bakıyorlar çoğu zaman.

Biz onları sık sık ‘isteksiz’, ‘motivasyonsuz’, ‘tüketmiyorlar’ diye eleştiriyoruz.

Ama belki de yanlış yerden bakıyoruz.

Onlar tüketimi değil, anlamı öncelik haline getiriyor.

Belki Z kuşağının alışverişte bize öğrettiği en önemli şey şu.

Daha az satın almak, daha az mutlu olmak demek değil.

Bazen tam tersi…

 

Z kuşağı neden daha az alışveriş yapıyor?

SON yıllarda yapılan küresel araştırmalar, Z kuşağının ‘tüketimi kısmak’ için değil, tüketimi yeniden tanımlamak için alışveriş alışkanlıklarını değiştirdiğini gösteriyor.

Haberin Devamı

McKinsey ve Deloitte verilerine göre Z kuşağının yüzde 60’tan fazlası bir ürünü satın almadan önce etik üretim, çevresel etki ve markanın duruşu hakkında araştırma yapıyor.

Aynı araştırmalar, bu kuşağın ‘indirim’ yerine ‘değer’ kelimesine daha fazla önem verdiğini ortaya koyuyor.

İlginç bir detay.

Z kuşağı markalara sadık ama koşulsuz sadık değil.

Değerlerinden uzaklaşan markayı çok hızlı terk ediyor.

Kısacası mesele para değil, prensip.

 

Az eşya daha çok kontrol hissi

PSİKOLOGLAR, Z kuşağındaki bu sadeleşme eğilimini sadece ekonomik nedenlerle açıklamıyor.

Arkasında daha derin bir duygu var: Kontrol ihtiyacı.

Dijital dünyada büyüyen bu kuşak, sürekli uyarana maruz kaldığı için hayatın başka alanlarında ‘fazlalıkları’ azaltma eğiliminde.

Daha az eşya, daha sade bir dolap, daha net tercihler zihinsel yükü de azaltıyor.

Bu yüzden ‘minimalizm’ onlar için estetik değil, ruhsal bir denge aracı.

Yani Z kuşağı aslında şunu söylüyor:

“Hayat zaten yeterince karmaşık. Dolabım olmak zorunda değil.”

Yazarın Tüm Yazıları