Deniz Sipahi

Deniz Sipahi

dsipahi@hurriyet.com.tr

CHP’deki kriz artık sadece CHP’nin sorunu değil

BAZI siyasi krizler başlangıçta bir partinin iç meselesi gibi görünebilir. Ama uzadıkça bütün ülkenin gündemini esir alır.

Haberin Devamı

 

CHP’de yaşanan mutlak butlan tartışması artık tam da böyle bir noktaya geldi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Yargıtay’ın süreci hızlandırması gerektiğine yönelik çağrısını önemli bulduğumu söylemiştim.

Mahkeme kararıyla CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısı yapacağını açıklamasıyla başlayan süreç yeni bir aşamaya geçti.

Neyse ki sağduyu galip geldi; grup toplantısı gerçekleşmedi derken bu kez de partiden ihraç talepleri ile gerilim daha da arttı.

Siyasette bazen asıl tehlike kriz değildir.

Bugün CHP’de yaşanan mesele artık yalnızca kimin genel başkan olacağı meselesi değildir.

Partinin kurumsal bütünlüğüyle ilgili bir sınava dönüşmüştür.

Dikkat edin; taraflar artık sadece farklı düşünmüyor.

Haberin Devamı

Birbirlerini çok ağır ifadelerle suçluyor; tartışmalar ahlaki meşruiyet tartışmasına evriliyor.

Siyasi partiler fikir ayrılıklarıyla yaşayabilir ama meşruiyet tartışmalarıyla uzun süre yaşayamaz.

CHP’deki kriz artık sadece CHP’nin sorunu değil

Türkiye’nin ana muhalefet partisinin aylar boyunca kimin yöneteceğinin, hangi kararın geçerli olduğunun, hangi organın meşru kabul edileceğinin tartışıldığı bir tablo ne CHP’ye ne de Türk demokrasisine fayda sağlar.

Muhalefetin enerjisini kendi iç mücadelelerine harcadığı bir ortamda siyaset sağlıklı işlemez.

Daha da önemlisi, belirsizlik uzadıkça ayrışma derinleşiyor.

Bugün iki farklı görüşten söz ediyoruz; yarın daha farklı yapılardan söz ederiz.

Türk siyasi tarihi bunun örnekleriyle dolu.

Bu nedenle hâlâ aynı noktadayım.

Yargıtay, süreci bir an önce sonuçlandırmalı.

Karar neyse vermeli.

Beğenilir ya da eleştirilir.

Ama herkes önünü görür.

CHP’deki kriz artık sadece CHP’nin sorunu değil

BİR ŞİRKETİ AYAKTA TUTAN KÂRDAN DAHA ÇOK GÜVENDİR

DÜNYANIN ritmi değişti.

Eskiden iş dünyasının en çok konuştuğu kelimeler büyüme, verimlilik ve kârlılıktı.

Haberin Devamı

Bugün ise toplantı salonlarında, yönetim kurulu masalarında ve yatırımcı sunumlarında başka iki kelime öne çıkıyor.

Dayanıklılık ve güven...”

Bir sabah uyandığınızda enerji fiyatları değişebiliyor.

Bir gümrük kararı bütün tedarik zincirinizi yeniden şekillendirebiliyor.

Yapay zekâ iş yapış biçimlerini her gün yeniden tanımlıyor.

Böyle bir dönemde mesele yalnızca büyümek değil; güven vermeye devam etmek de lazım.

Dünyanın önde gelen yönetim ve liderlik okullarından International Institute for Management Development’ın (IMD) İstanbul’daki Business Forum toplantılarında dinlediğim en dikkat çekici konuşmalardan biri Anadolu Grubu İcra Başkanı Burak Başarır’a aitti.

Haberin Devamı

Başarır’ın konuşmasının merkezinde iki kavram vardı.

Belirsizlik dönemlerinde sürdürülebilir başarının temelinde dayanıklılık ve güven vardır.”

Başarır’ın sözünü ettiği dayanıklılık, kriz anında verilen reflekslerden ibaret değil.

Şöyle dedi:

Dayanıklı kurumlar yalnızca krizlere tepki veren kurumlar değildir. Aynı zamanda krizlerden önce hazırlık yapan, riskleri erken okuyan, yerel gerçeklikleri anlayan ve gerektiğinde hızla uyum sağlayan kurumlardır.”

Bu cümleyi duyunca aklıma son yıllarda yaşadığımız büyük kırılmalar geldi.

Pandemi; Rusya-Ukrayna savaşı, enflasyon şokları...

Tedarik zinciri krizleri...

Bu süreçlerde bazı şirketler savruldu, bazıları ise güçlenerek çıktı.

Haberin Devamı

Aradaki fark çoğu zaman finansal büyüklük değildi.

Hazırlıklı olup olmamaktı.

Çünkü günümüz dünyasında başarıyı belirleyen şey kusursuz plan yapmak değil, planlar bozulduğunda yeniden ayağa kalkabilmek.

Belki de yeni çağın en değerli kurumsal yeteneği budur.

CHP’deki kriz artık sadece CHP’nin sorunu değil

ARTIK HERKES KURUMLARIN KARAKTERİNE DE BAKIYOR

GÜVEN...

Aslında iş dünyasının en az konuşulan ama en değerli sermayesi.

Bilançolarda görünmeyen bir varlık.

Satın alınamayan bir güç.

Yıllar içinde biriken ama birkaç yanlış kararla kaybedilebilen bir değer.

Başarır bunu şöyle ifade etti.

Güven ise bu dayanıklılığın en önemli sermayesidir. Çalışanlarımız, iş ortaklarımız, kamu kurumları, müşterilerimiz ve toplum nezdinde güven inşa etmeden sürdürülebilir büyümeden söz edemeyiz.”

Haberin Devamı

Bazı şirketler kriz yaşadığında müşterileri onları terk etmedi.

Çünkü geçmişten gelen bir güven kredileri vardı.

Bazıları ise ilk sarsıntıda ciddi itibar kaybı yaşadı.

Çünkü rakamları güçlüydü ama güven sermayeleri zayıftı.

Bugün yatırımcılar yalnızca finansal sonuçlara bakmıyor.

Çalışanlar yalnızca maaşa, tüketiciler yalnızca ürüne bakmıyor. Artık herkes kurumların karakterine de bakıyor.

BELİRSİZLİK ARTIK YENİ NORMALİMİZ

ANADOLU Grubu’nun hikâyesi bu açıdan ilginç.

20 ülkede faaliyet gösteren, 100 binden fazla çalışanı bulunan bir yapının 75 yılı aşan yolculuğu bize şunu gösteriyor.

Kurumlar yalnızca büyüyerek değil, güven biriktirerek uzun ömürlü oluyor.

Belki de liderliğin yeni tanımı burada saklı.

Liderlik artık sadece bugünün performansını yönetmek değil.

Yarının belirsizliklerine hazırlanmak.

Sadece sonuç üretmek değil.

İnsanlara güven vermek.

Sadece kriz çözmek değil.

Kriz gelmeden önce onu hissedebilmek.

Burak Başarır’ın konuşmasından aklımda kalan en önemli mesaj buydu.

Çünkü belirsizlik artık geçici bir dönem değil.

Yeni normalimiz.

Bu yeni dünyada kazananlar da en hızlı koşanlar değil; en dayanıklı ve en güvenilir olanlar olacak.

CHP’deki kriz artık sadece CHP’nin sorunu değil

 

 

Yazarın Tüm Yazıları