"Deniz Sipahi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Sipahi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Sipahi

Bu hikaye beni hep etkilemiştir

BU öyküyü ben birkaç kere yazdım.


Başka meslektaşlarım da yazdı; yine de tekrarlamak istedim.
Leyla Figen...
Müthiş bir insandı, iyi bir sivil toplum örgütçüydü, hayatı çok sevenlerdendi ve Alaçatı aşığıydı.
Bizim de uzun yıllardır tanıdığımız, sevdiğimiz, akıl danıştığımız Şevki Figen’in eşiydi.
Hikaye şöyledir;

Bu hikaye beni hep etkilemiştir

***
1995 yılında Amerikalılar, Teknopark için Alaçatı sırtlarını seçmişler, o devrin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile anlaşmışlardı. Özel uçakla geldiler, gezdiler, beğendiler ama Özal aniden vefat edince proje de yarım kalmıştı.
Amerikalıların ziyaret organizasyonunu Leyla Figen üstlenmişti. ABD’liler gittiler ama o ilk kez geldiği Alaçatı’da taş evlere, o insanların evlerinin kapı eşiklerinde oturduğu, doğal hayatın doyasıyla yaşandığı sokaklara aşık olmuştu.
Eşi Şevki Figen’i ikna etmişti buraya yerleşmek için...
Leyla Figen planladığı gibi taş ustaları getirterek antik bir taş eve sahip oldu ve evinin karşısındaki bir taş evi de beğenerek Agrilia (Yunancada körpe zeytin fidanı demek) isimli bir restoran kafe açtı.
Agrilia o yıllarda benim için de bir keyif mabedi gibiydi. Ambiansı, yemekleri, o havası, müzikleri...
Kendimi bir İtalyan kasabasındaymış gibi hissettirirdi.
Yemek için İstanbul’dan gelenleri bilirim.
Leyla Figen eşi Şevki Figen’le birlikte Alaçatı’yı Koruma ve Güzelleştirme Derneği’ni kurdu.
Gerçekten de Alaçatı hem korunuyor, hem de güzelleşiyordu.
Bana göre Alaçatı bütün eksiklerine rağmen hala Türkiye’nin mimari açısından en güzel yerlerinden biridir.
Yıllar geçti; o evler, o dar sokaklar, Agrilia ve Agrilia’yı beğenip buralarda ev alıp, dükkanlar restoranlar açanların sayısı da arttı.
Ve yıllar içinde Alaçatı’yla Leyla Figen’in adı özdeşleşmiş oldu.
***
Günün birinde Leyla Hanım hastalandı. Tedaviler sonuç vermedi. Ve bir gece eşi Şevki Figen’e şunu söyledi; “İstanbulluyum ama daha çok Alaçatılıyım. Ölünce beni buraya defnedin. Alaçatı’da kalayım...”
Öyle de oldu.
Leyla Hanım artık sonsuza kadar Alaçatı’da yatacak.
Bu öykü beni her zaman etkilemiştir.


Leyla Figen ismini
bir yere verelim

NEDEN bu hikayeyi yeniden hatırlatmak istedim.
Şevki abiyle geçen gün buluştuk.
Kasım’da 96 yaşına giriyor.
Leyla Hanım’ı bir anma gecesinde verilmiş bir sözün yerine getirilmesini istiyor.
O da şu;
Alaçatı’nın bir yerine Leyla Figen isminin verilmesi...
Bir cadde, bir sokak, bir park olabilir.
Ya da onunla özdeşleşmiş bir yer de olabilir.
Bazı yerler isimlerle anılır ve hatırlanır.
Ben Leyla Figen’i hep öyle hatırlıyorum.
Ve içimden her seferinde onun için dua ediyorum.
Çeşme belediye Başkanı Ekrem Oran’ın bu isteğe karşılık vereceğini düşünüyorum.


Daha net olunabilir mi

HANDE Fırat’a konuşmuş Mehmet Ceylan hoca...
Özetle diyor ki;
“Vaka sayımız 900’lerde ama bunların yüzde 62’si hastaneye yatıyor. Hiçbir ülkede böyle bir rakam yok. Amerika’da hastaneye yatış oranı yüzde 5 ila 10. Yoğun bakıma yatış oranımız ise yüzde 12. Dünya genelinde yoğun bakıma yatış oranı ise yüzde 1. Biz sadece hastalığı ağırlaşmış insanlara test uyguluyoruz. Belirtisiz gizli virüs taşıyıcılarına ulaşamıyoruz. Bunlar ve hastalığı hafif atlatanlar, virüsü bulaştırmaya devam ediyor. Bu şekilde vaka sayısını düşük seviyeye indirmek mümkün değil.”
Daha net ne kadar konuşulabilir ki...
Yaz aylarında bulaşıcılık azalmıyor. Açık havanın da mesafe koyulmazsa, maske takılmazsa olumlu bir etkisi olmayacağını artık biliyoruz.
Ama siz Çeşme’yi, Bodrum’u, Marmaris’i; tatil beldelerini bir görün.
Geçen yıllardan hiçbir farkı yok.
Bu sözler beni endişelendirmedi değil.
Eylül başı bizi zor günlerin beklediği kesin.


Gece yarısında bile
kesilmeyen müzik sesi

BENİM evim Alaçatı’da...
Leyla Figen’in Alaçatı’sında…
Ben de onun gibi burayı çok seviyorum.
Özellikle de baharlarına bayılıyorum.
Tek başıma uzun yürüyüşler yapıyorum.
Bazen de o dar sokakları dolaşıp Köşe Kahve’de bir kahve içip yazılarımı yazıyorum. O günler kelimeler daha güzel akıyor sanki... İnsanın mutlu olduğu bir yerde bulunması, havasını içine çekmesi çok ayrı...
Ama yazları Alaçatı bir kabusa çevriliyor. Biliyorum Ege’nin bütün kıyıları da böyle...
Güya pandemi var, düne kadar da saat kısıtlaması vardı.
Ama geçen yıldan hiçbir farkı yok.
Gece 2’de bile müzikler kesilmiyor.
Oysa ben ertesi gün işe gideceğim, uyu uyuyabilirsen.
Müziğin sesi sonuna kadar açık; “Gecenin bir vakti ayıp olur” diyen yok.
Üstelik denetim de yok.
Ya bu denetimleri yapın, ya da yapacak mekanizmayı kurun.
Bu iş böyle olmaz.
Bazı yerlerde yetki çevre müdürlüklerinde, bazılarında belediyelerde...
Bu bir sorun ve tatil beldelerini aşağıya çeken bir durum.

X