Deniz Sipahi

Deniz Sipahi

dsipahi@hurriyet.com.tr

Bir yanda seferber olanlar bir yanda duyarsız kalanlar

ÇARŞAMBA akşamı Çeşme’ye bir toplantı için geldim.

Haberin Devamı

Gazeteden çıkarken Ildır Mahallesi’ndeki yangın yeni başlamıştı.

Çeşme’ye yıllardır gelirim ama temmuz başında böyle bir rüzgârı bu bölgede hiç görmemiştim.

Saatler içinde yangının büyüdüğü haberleri geldi.

Germiyan, Karaköy, Nohutalan, Reisdere mahalleleri tahliye edildi.

İzmir-Çeşme Otoyolu kapatıldı.

Arabaya atladım, yangını tepeden görebileceğim bir noktaya çıktım.

Karşılaştığım manzara gerçekten dehşet vericiydi.

Rüzgâr durmak bilmeden esiyor, alevler neredeyse yanı başımıza gelmiş gibi hissediliyordu.

Gecenin ortasında gökyüzü beyaza çalan gri bir dumana kesmişti.

Ama bir yandan da beni umutlandıran bir başka manzara vardı.

Çeşme’nin hayvanseverleri yine sokaklardaydı.

Bir yanda seferber olanlar bir yanda duyarsız kalanlar

Haberin Devamı

Yangın bölgesindeki kedileri, köpekleri, can dostlarımızı toplayıp güvenli yerlere, pati parklara taşıdılar.

İş dünyası elindeki ekipmanı seferber etti.

Evlerinden çıkan insanlar, Çeşmeli komşularının evlerinde misafir edildiler.

Gerçek bir imece hali yaşandı.

Ben böyle zamanlardaki bu halimizi seviyorum.

Ama beni üzen bir
detay vardı; onu da yazmam gerekiyor.

Gece yarısını biraz geçmişti ki Alaçatı’ya vardım.

Artık İzmir’e dönemeyeceğim belli olmuştu.

Bir yanda yangın tüm vahşetiyle sürerken, Çeşme’nin semaları duman altı olmuş, yollar kapanmış, mahalleler boşaltılmışken...

Alaçatı’da müzik sesi kesilmemişti.

Sanki hiçbir şey yokmuş gibi eğlence tüm hızıyla devam ediyordu.

Alevler Çeşme’ye doğru yaklaşırken bile, vur patlasın çal oynasın geceler sürüyordu.

Bir yanda seferber olanlar bir yanda duyarsız kalanlar

Tanıdığın bazı insanlar tepkilerini sosyal medyalarında gösterdiler. Çok haklıydılar. Gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum.

Biz nasıl bu kadar duyarsız olduk?

Bir taraf yanarken, bir taraf nasıl bu kadar duyarsız kalabiliyor?

Bu soruyu kendimize sormadan uyuyabilecek miyiz?

Ben sabaha kadar uyuyamadım.

Haberin Devamı

O GASTRONOMİNİN HİKÂYE ANLATICISI

BUNDAN on yıl önceydi.

Gökmen Sözen sordu.

“Bu ülkeye dünyanın en iyi şeflerini getirirsem ne olur?”

O vizyonun adı Gastromasa oldu.

Mutfaktan çok sahneye benzeyen bu dünyanın arkasındaki sessiz diplomatın adı Gökmen Sözen.

Gault&Millau’yu Türkiye’ye getirdi.

Bir yanda seferber olanlar bir yanda duyarsız kalanlarGökmen Sözen

Sadece İstanbul değil, Gaziantep, İzmir, Antalya da bu sarı rehberin içine girmeye başladı.

Dünyanın en seçici yemek rehberlerinden biri artık Türkiye’nin sokak lezzetlerine, şef restoranlarına ve lokal mutfaklarına not veriyor.

Ben ona hikâye anlatıcısı; bazen de bir arka plan stratejisti diyorum.

Mesele, onun Türkiye’nin mutfak mirasını bir kültürel müzakere masasına çevirmiş olması.

Haberin Devamı

Sözen, bu zenginliği kültürel sermayeye dönüştüren bir akıl koydu masaya.

Ve o masa şimdi Londra’da da kuruluyor. Yarın Tokyo’da, öbür gün New York’ta.

Türkiye’nin turizm hikâyesi uzun yıllar “güneş, deniz, kum” üçlemesinden ibaretti.

Oysa bugün turizmin en hızlı büyüyen segmenti ne deniz ne de tarih... Artık gastronomiyi konuşuyoruz.

TÜRKİYE’NİN YAVAŞLAMAYA İHTİYACI VAR

TÜRKİYE’NİN artık hızdan kaçan bir ruhu var. Kimi Cihangir’den sıkılıyor, kimi Nişantaşı’ndan, kimi Maslak’ın temposuna dayanamıyor. Biraz yavaşlamak, nefes almak isteyenin rotası Ege’ye dönüyor. Kimi Alaçatı diyor, kimi Seferihisar ama son yıllarda Urla öne çıkıyor.

Urla’nın kendine has
bir temposu, kokusu, yürüyüşü vardır.

Haberin Devamı

Güneş yükselir, zeytin ağaçlarının arasından hafif bir rüzgâr dolaşmaya başlar. Ve o andan itibaren Urla kendi ritmine kavuşur.

Ne aceleci ne ağırkanlı; gösterişsiz bir sadeliği vardır.

Ama işte tam da bu sadeliği bozmakta üstümüze yok.

Biraz daha restoran, biraz daha otel, biraz daha yapı” dediğimiz anda o ritim bozuluyor.

Urla başkalarına benzemeye başladıkça kendine yabancılaşıyor.

Oysa Urla’nın gücü tam da bu doğallığı korumasında.

Gastronomiyle büyümek istiyor.

Bir yanda seferber olanlar bir yanda duyarsız kalanlar

Sanatla, üzüm bağıyla, zeytinle, kültürle anılmak istiyor.

Bir kimlik inşa ediyor.

Aslında Urla “gelişirken değişmemeyi” başarıyor.

Bu, Türkiye’de pek alışık olmadığımız bir şey...

Salon du Chocolat gibi küresel etkinlikleri Türkiye’ye getirmek bunun parçası.

Haberin Devamı

Gökmen, Gault&Millau Türkiye turunu Urla’dan başlattı.

Teruar Urla’nın şefi Osman Serdaroğlu, Vino Locale’nin şefi Ozan Kumbasar, Luigi Taglienti ve Karime Lopez aynı anda mutfağa girdiler.

Türk mutfağının eşsiz potansiyelini uluslararası düzeyde tanıtma macerası yeni başlıyor.

Yazarın Tüm Yazıları