Bernadet’in hikayesini sizler de bilin istedim

SİZE bugün anlatacağım öykü; bir hayalin gerçeğe dönüşmüş halidir. Bu hayali kuran Berna Mimaroğlu bugün aramızda değil. 2015 yılında lösemiden hayata veda eden Berna Hanım’ın 2000’lerin başında Alaçatı’da kurduğu otel hayalini yerine getiren de eşi Vedat Mimaroğlu olmuş.


Geçenlerde otel Bernadet’teydim.
Vedat Bey anlattıkça, yazmalıyım dedim.
Gelin sizi pazar günü bu öyküye ortak edeyim.
***
Otel, ismini 1955 Ankara doğumlu, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu, sanatta yeterlilik diploması sahibi, öğretim üyesi, grafiker, evli ve iki çocuk annesi Şefika Berna Tunalı Mimaroğlu’ndan alıyor.
Berna yurtdışı seyahatlerinde yabancılarla karşılaştığında veya rezervasyon yaparken ismi kolay anlaşılsın diye kendisini “Bernadet’teki gibi Berna” diye tanıtırmış.

Bernadet’in hikayesini sizler de bilin istedim

Yerli yabancı birçok mutfakta başarılı olmuş bir amatör aşçı, ödül sahibi sanatçı (1978, 6. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali Afişi birinciliği gibi), ileri seviyede bir kayak ve rüzgar sörfü sporcusu olan Berna, 2000’li yılların başında adı önce rüzgar sörfüyle duyulmaya başlayan Alaçatı’ya gelir ve 2015’te aramızdan ayrılana kadar ailesiyle birlikte her sene gelmeye devam eder.
Alaçatı’ya gelir gelmez onun rüzgarına, havasına, suyuna ve mimari dokusuna hayran kalan Berna, konaklama seçenekleri de henüz gelişmemiş olduğundan bir seferinde “keşke burada bir evimiz olsa” der.
Eşi her seferinde “Yazlık evler kullanılmıyor, atıl kalıyor” diyerek öneriye sıcak bakmaz.
Berna da her seferinde, “O zaman ev gibi zevkli ve rahat bir otel yapalım bütün sene kullanılsın” diye cevap verir.
Bernadet Oteli’nin Yeni Mecidiye Mahallesi’ndeki hikayesi 2003’te işte böyle, boş bir arsayla başlar.
Ancak, Mimaroğlu Ailesi’nin yoğun iş temposu bunu engeller.
Ta ki, 9 sene sonra 2012’de Berna’nın “Madem oteli yapmıyoruz, o zaman kendimize küçük parselde bir ev yapalım” demesine kadar...
İzinler, projeler derken, evin inşaatına Mart 2013’te başlarlar.
Aynı senenin kasım ayında, Berna 19’uncu kez ziyaret ettiği Hindistan’dan dönüşünde kendini yorgun hisseder, kontrollere gider ve lösemi olduğunu öğrenir.
Vedat Mimaroğlu, o gün bir karar verir ve 30 senelik profesyonel çalışma hayatını sonlandırır.
Berna ve çocukları adına “İkinci Balayı” diye koydukları, iki yıllık sürecin tamamını baş başa, el ele, diz dize, koyun koyuna geçirirler.
***
Bu arada, iyi bir haber gelir; Mısırlı bir doktorun büyük şans eseri Almanya’da bulduğu tam uyumlu donör sayesinde nakil yapılır. Sonuçlar olumludur. Berna, Alaçatı’da yarım kalan inşaata döner.
Her şey yolunda giderken nakilden dört ay sonra korkulan olur, hastalık geri dönmüştür.
İkinci nakil için apar topar New York’a giderler.
Uzun tedavi döneminde Vedat Mimaroğlu, mutfağa girer, özel kokteyller hazırlar, özel menülerle misafirlerini ağırlar.
Evde çayın altını yakma fırsatı bile bulamayan Vedat Bey, bu tedavi döneminde usta bir şef olarak Türkiye’ye dönecektir.
Ancak, tedaviler sonuç vermemektedir. Berna’nın doktoru farklı tedavilere, hatta deneme aşamasında olan bazı ilaçları kullanmasına rağmen sonuç alamadıklarını eşine ender rastlanacak bir netlik ve zarafetle kendisine ifade eder.
Berna’nın da kendi rızasıyla 3 ila 6 ay olarak tahmin edilen kalan zamanı, en güzel şekilde evlerinde ailesiyle geçirmek üzere dönerler.
Vedat Bey, sürüncemede kalmış olan ev projesini yetiştirebilmek için yoğun bir çaba sarf eder ve dört ayda bitirip Berna’yı eve sokarlar.
Eve girdiği ağustos başından itibaren tekrar hastaneye yatmak zorunda kaldığı kasım sonuna kadar evde dolu dolu 6 hafta geçirebilirler.
Berna doğum günlerinde hediyesini Vedat Bey adına kendisi alırmış.
Bu sefer Vedat Bey, Berna’ya 1000 yaşında olduğu söylenen bir zeytin ağacını hediye alır ve boş olan arsaya diker.
İşte Bernadet Otel’in tam ortasında şimdi bu zeytin ağacı var.
Berna Mimaroğlu’nun çok istediği, hayalini kurduğu otelin misafirleri de bu öyküyü bilsin istedim.

Bernadet’in hikayesini sizler de bilin istedim


Güzel fikirler hayata geçmeli

PEKİ Vedat Mimaroğlu, Berna’nın sonsuzluğa gidişinden sonra neler yaptı?
Kendisine bir sebze bahçesi yaptı. Bir de marangozhane... Bunları kendi imalatı üzüm ezme presi, elma parçalama makinası, ev yapımı pekmez, pestil, reçel, turşu, şerbet, dondurmalar izler.
Bernadet, yap, sat, kurtul villalarından Berna’nın hayal ettiği “ev gibi zevkli ve rahat bir otele” dönüşür.
Her şeyiyle Berna’nın izlerini yaşatacak olan bu girişimin aynı zamanda bir sosyal sorumluluk projesine de dönüşmesini istiyorlar şimdi...
Sevenleri tarafından onun adına başlatılmış olan Darüşşafaka’nın Eğitimde Fırsat Eşitliği programına, yapımı Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı tarafından Urla’da gerçekleştirilmiş olan Koruncuk Köyü’ne ve Alaçatı’daki çocukların sanatsal gelişimine katkı sağlayacak programlarına destek oluyorlar.
Bernadet’te misafirler sebze bahçesine tohum ekiyorlar, tadımlara katılıyorlar, istediklerinde mutfağa girip bir şeyler hazırlıyorlar, paylaşmak istediği konularda sunumlar yapıyorlar, çamur tornasında cam, seramik veya ahşap atölyesinde çalışıyorlar.
Bernadet böyle bir hikaye işte...
Vedat Bey, bazen mutfağa giriyor ve Berna’ya yaptığı yemekleri misafirleri için de yapıyor.
Şuna inanıyorum...
İnsanlar ölür, fikirler ölmez.
İyi ve güzel fikirleri destekliyorum.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Sohbet robotunuzu yapmaya hazır mısınız?

MICROSOFT’un aldığı bir patent herkes gibi benim de ilgimi çekti. Ölen kişilerin kişisel bilgilerini kullanarak sohbet robotu yapmaya olanak tanıyan bir patentten söz ediyorum.


Patent “görüntülere, sese, sosyal medya gönderilerine, elektronik mesajlara” ve diğer kişisel bilgilere dayalı bir robotu yapmanıza izin veriyor.
Sohbet robotu bir arkadaş, akraba, tanıdık, ünlü, kurgusal karakter, tarihi figür veya rastgele birisi gibi geçmiş ya da şimdiki zamana ait bir kişiye karşılık gelebilirmiş.
Microsoft hayattaki kullanıcıların öldükten sonra kullanılabilecek dijital bir yedek de alabileceklerini söylüyor.
Aslında vefat etmiş birinin simülasyonuyla gelecekte konuşabileceğiniz fikri yeni değil. Black Mirror’un “Be Right Back” bölümünün konusu olmasıyla da biliniyor. Bölümde genç bir kadın bir uygulamayı kullanıp ölen partnerinin verilerini toplayarak sohbet robotu oluşturuyor.
Yine bir örnek Ekim 2020’de Kanye West, Kim Kardashian 40’ıncı yaş gününü kutlamak için ölen babası Robert Kardashian’ın hologramını satın almıştı.
Microsoft dışında teknoloji şirketi Luka’nın kurucu ortağı Eugenia Kuyda, trafik kazasında hayatını kaybeden arkadaşı Roman Mazurenko’yla kendi arasındaki 8 bin satırlık kısa mesajları kullanarak Mazurenko’nun konuşma tarzını taklit eden bir sohbet robotu oluşturmaya çalışmıştı.

Yazının Devamını Oku

Yeni bir adım atmamız gerekiyor

ARALIK başından beri yazıyorum.


Bir pandemi döneminden geçiyoruz ve önceliğimiz toplum sağlığımız...
Tedbirleri bu parametrelere göre alıyoruz, yeni normali güncel rakamlara göre yapıyoruz.
Mart ayındaki gibi karamsar değiliz aslında, çünkü aşılar bulundu ve yaygın bir şekilde dünyanın her yerine ulaşmaya başladı.
Bölgesel gecikmelere de takılmayalım.
Göreceksiniz mart ayından itibaren daha çok kişi aşılanacak.
Bu arada yerli aşılarımız da yaza hazır olacak.

Yazının Devamını Oku

Yeni kongre üyelerine Bir Türk ders verecek

ELVAN Demirkan çok eski bir gazeteci dostum…



Birçok gazetede çalıştı, haberler yaptı, köşe yazdı.
Şimdi de Amerika’da...
Hem yazılarından kopmadı, hem de hobilerinden...
Ama hobileri giderek bir iş planı haline geldi.
Geçen gün müthiş bir haber öğrendim.

Yazının Devamını Oku

Okulları ve restoranları açalım

YAZILARIMI takip edenler bilir.


Restoranlara HES koduyla girilmesini ilk öneren bendim.
Ve ısrarla diyorum ki;
Bu uygulamayı bir an önce başlatmak gerekiyor.
İdeal bir çözüm olmadığını biliyorum ancak HES koduyla birçok yere girebiliyoruz.
AVM’lere HES koduyla giriliyor ama içerideki restoranlara gidilemiyor.
Açık söyleyeyim.

Yazının Devamını Oku

Nüfus yaşlanıyor bakımevleri çoğalmalı

EGE Cansen’e katılıyorum.


Pazar günkü yazısında şöyle bir yorumu vardı:
“Geleceğin meslekleri nelerdir diye bir sıralama yapılsa herhalde ‘yaşlı ve hasta insanlara bakma’ birinci sırada yer alır. Bütün dünyada toplam nüfus içindeki yaşlıların oranı artmaktadır. Ayrıca 65 yaş sonrasında beklenen ömür de uzamaktadır. Evliler eşleriyle birlikte yaşlanmakta ve ikisi birden bakıma muhtaç hale gelmektedir. Eşlerini kaybedenlerin durumu daha müşküldür. Bakıma muhtaç bir yaşlının evladıyla birlikte oturması, koca insan olmuş, aile kurmuş, çoluk çocuğa karışmış evlat için de zordur. İster bakım evlerinde, ister kendi evlerinde olsun; varlıklı hatta orta halli insanlar bile ciddi paralar ödeyerek kendilerine bakacak birini bulma peşindedir. Birinci elden söylüyorum, piyasada bu işi doğru dürüst yapacak yeterli sayıda yerli ve milli bakıcı da yoktur.”
***
Bu konuyu ben de birkaç kez yazdım.
Genç nüfusumuzla her zaman övündük ama istatistikler gösteriyor ki Türkiye de yaşlanıyor.
Geleneksel aile yapımız bizi ayakta ve güçlü kılıyor.

Yazının Devamını Oku

70 yaşındaki dahi çocuk

İSMET Berkan’ın Tekno Gündem’inde ilginç bir yazı vardı.Oradan aktarıyorum.



70 yaşındaki dahi çocuk Frank Wilczek’i anlatan müthiş bir başarı öyküsü...
Büyük fizikçi Frank Wilczek’in yeni bir kitabı Fundementals: 10 Keys to Reality adlı kitabından özetler yapmıştı Berkan...
Wilczek kimdi?
İkisi de lise bile bitirmemiş, Polonya asıllı bir baba ile İtalya asıllı bir annenin çocuğu olarak New York Queens’te doğmuş. Daha ortaokulda, gittiği devlet okulunda IQ’su ölçülmüş ve çok yüksek çıkmış; o andan itibaren bir çeşit “dahi koridoru”nda yaşamaya başlamış. Liseyi iki sınıfı atlayarak 16 yaşında bitirmiş ve üniversiteye Chicago’ya gitmiş. Burada fizik, biyoloji ve matematik arasında daldan dala atladıktan sonra 4 yerine 3 yılda matematik mezunu olmuş. Ardından yüksek lisans ve doktora için Princeton’a gitmiş. Princeton’da doktora tezini tamamladığında sadece 21 yaşındaymış. Yani liseden çıktıktan sadece 5 yıl sonra doktora tezini tamamlamış. O tezde Wilczek ve tez hocası David Gross, atomun içindeki “kuvvetli güç”ü (strong force) çözdüler ve kanıtladılar. 21 yaşındaki Frank, bu teziyle 2004’te Nobel Fizik Ödülü’nü kazandı. “Kuvvetli güç” atom içindeki parçacıkları bir arada tutan şey; yani aslında atomu atom yapan güç. Bunun bulunması sadece meşhur Standart Model’i tamamlanmaya bir adım daha yaklaştırmadı, aynı zamanda evrenin doğuş anından sonraki ilk dönemleri hakkındaki bilgimizin de patlamasına neden oldu. Fiziğe ikinci büyük katkısı “karanlık madde”yi onun Axiom adını verdiği son derece hafif ve bugüne kadar henüz gözlenmemiş olan bir parçacığın oluşturduğuna ilişkin teorisiydi. Evet bu henüz kanıtlanmış değil ama karanlık maddeyle ilgili geri kalan bütün teoriler çöktü, şimdilik Axiom hala ayakta ve onu saptamak için deney tasarlama çalışmaları da Wilczek’in de katkılarıyla devam ediyor. Üçüncü büyük katkı, “zaman kristalleri” ile ilgiliydi. Dördüncü katkı ise maddenin bilinenden çok farklı bir hali olan anyonlarla ilgiliydi.
İsmet Berkan şöyle diyor;

Yazının Devamını Oku

Gönüllü olup niye aşı oldum

YİNE hatırlatayım.


Geçen ay Türkiye’deki Faz 3 aşı çalışmalarına gönüllü olarak katıldım ve programa dahil oldum.
Bunu yaparken şunu düşündüm.
Bir yıldır devam eden bir salgınla karşı karşıyaydık. Evlerimize kapanmış, sosyal hayatlarımızı unutmuş, ailelerimizden sevdiklerimizden uzak kalmıştık.
Bu karanlık tünelden çıkışın tek bir yolu vardı; toplumsal bağışıklık...
Herkesin Kovid 19’u geçirmesini bekleyemezdik; vaka sayıları her geçen gün artıyor, ölümler de devam ediyordu.
İki Türk’ün kurduğu BioNTech firmasının Pfizer ile geliştirdiği aşı umut olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Bu devirde kimse kral değil

İKİ milyardan fazla insan WhatsApp kullanıyor. Bu bir marka için müthiş bir erişim demek...

 
Facebook ve İnstagram’ın da gücünü eklediğinizde karşınıza yıkılmayacak bir kale gibi gözüküyor.
O zaman bu markalar kural koyabilecekleri, ezber bozabileceklerini ve her istediklerini yapabileceklerini düşünüyorlar.
Bir açıdan da haklılar...
Çünkü hayatımızı kolaylaştırıyorlar ve her seferinde vazgeçilmez olmayı başarıyorlar.
Tabii algıyı iyi yönettikleri sürece...
WhatsApp’ın sahibi Facebook’un durumu izah etmeye çalışan açıklamalarına rağmen on binlerce kişinin diğer haberleşme platformlarına yönelmesi birkaç gün içinde o kadar hızlandı ki sosyal medya uzmanları bu hareketliliği “dijital medyada kavimler göçü” olarak tanımlıyor.

Yazının Devamını Oku

Önce okulları açmalıyız

VAKA sayısındaki düşüş devam ediyor.


Bu haberlere seviniyoruz tabii...
Yine de vefat sayısı hala çok yüksek ve ağır hasta sayısında düşüş olmasına rağmen rakamlar yüksek...
Ve içimiz acıyor.
Tedbirlerin sonuç verdiğini biliyoruz, keşke rakamlar daha da iyi olsa...
Cumhurbaşkanı Erdoğan, hafta başındaki kabine toplantısından sonra tedbirleri yavaş yavaş gevşeteceklerini söyledi.
Hepimiz sabırsızlıkla bekliyoruz.

Yazının Devamını Oku

İkinci aşımı da oldum

İki hafta önce Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gittim. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji-İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Şükran Köse’nin odasına girdiğimde asistanlarıyla ve doktor arkadaşlarıyla biraz sohbet ettik.


Bu ekibi uzun yıllardır tanıyorum.
Harika işler yapıyorlar.
Sonra aşılanmayla ilgili süreci bana anlattılar.
“Dışlama Kriterleri” adı verilen iki sayfalık formu doldurdum, sorulara cevaplar verdim.
PCR testim yapıldı. Ardından Kovid-19 geçirip geçirmediğimi belirlemek üzere antikor testi için kan örneği alındı.
Bu testler Ankara’ya gönderildi, gerekli incelemeler bittikten sonra Şükran hoca arayıp hastaneye gelmemi istedi.

Yazının Devamını Oku

Mutluluk tarifini herkes kendisi yapar

İSMET Berkan’ın Tekno Gündem’inde okudum. İtalyan yazar Alberto Moravia’nın (baş rollerinde Marcello Mastroianni ve Sophia Loren’in oynadığı bir filme de çekilen) Konformist adlı romanın kahramanı şöyle diyor;

“Meğer mutluluk; kendi kendine mutlu olduğunun farkında olmamakmış. ”İsmet Berkan da; “Bu güzel bir tanım. Bu kadar güzel bir başka mutluluk tanımı Yahudilerin kutsal bilgelik kitabı Talmud’da geçen ‘Mutluluk, nerede olduğunu bilmek ve orada kalmaktır’ sözü. İnsanlık mutluluk hakkında eski Yunan’daki meşhur Epikür’den beri kafa yoruyor. Ama tabii, Amerikalıların Bağımsızlık Bildirgesi’ne bir temel insan hakkı olarak ‘Mutluluğu arama hakkı’nı yazdığından beri, mutluluk bir çeşit tüketim maddesine de dönüştü. Hatta bilmiyordum, aydınlanma felsefesi ise mutluluk arayışını özdeşleştiren bir de kitap varmış. Berkan; BBC’nin web sitesindeki bir mutluluk yazısına da atıfta bulunuyor. O yazıyı buldum ve okudum. Şöyle bir dipnot vardı: “Modern mutluluk kavramları öncelikle pratiktir ve felsefi değildir, mutluluk teknikleri diyebileceğimiz şeye odaklanır. Sorun mutluluğun ne olduğu değil, nasıl elde edileceğidir. Medikal terimlerle mutluluğu, üzüntü veya depresyonun tersi olarak görme eğilimindeyiz, bu da mutluluğun beyindeki kimyasal reaksiyonlardan ortaya çıktığını ima ediyor. Mutlu olmak, sizi üzen kimyasal reaksiyonlardan daha azına ve sizi mutlu eden reaksiyonlardan daha fazlasına sahip olmak demektir. ”Kitapçılarda vakit geçirmeyi seviyorum. Son yıllarda mutluluk tarifi yapan kitapların sayısında fazlalık görüyorum. Bazılarını alıp okuyorum. Ama şunu biliyorum. Hangi tarifi okursanız okuyun siz yine gece yatağa yattığınızda kendi mutluluk tarifinizi yapmak zorundasınız.

 

Yeni bir kavram zihin değiştiriciler


BİLİYORUM bu pandemi hepimizi çok etkiledi. Biz eskiyi özlediğimiz için yeni normale pek adapta olamayacağız galiba... Şahsen ben o kalabalık sofraları, masaları çok özledim. Kalabalık toplantılarda eski dostlarla karşılaşmayı, yenileriyle tanışmayı da özledim. Sevdiklerime sarılmayı da özledim. Ben her gün işe gidiyorum ama hala büyük çoğunluk evden çalışıyor ya da hibrit bir modelle çalışmaya devam ediyor. Günlere sığmayan randevuları da özledim.Yurtdışı yayınlara, psikolojik tespitleri okurken yeni bir kavramı sık görmeye başladım. O da zihin değiştiriciler...Galiba dünya yeni normalin kalıcı olacağını düşünüyor. Zihniyet devrimine karşı değilim, dolayısıyla zihniyet değiştiricilerine de itirazım yok.Ama isterim ki; yeni normali kurgularken eskinin güzelliklerini, değerlerini, ilkelerini, bizi biz yapan lezzetlerini, ayrıntılarını da unutmasın bu zihin değiştiriciler... 

 

Beynimizin algoritması


Yazının Devamını Oku

Yerel olanı destekleyelim

PANDEMİNİN mağdurları perakende sektörü, esnaf ve özellikle yeme içme sektörü oldu.

 

Her fırsatta yazıyorum.
Türkiye’nin acil olarak bu sektörlere destek vermesi gerekiyor.
Biliyorum devletler vaka sayılarını yönetirken ekonomileri de ayakta tutmaya çalışıyor.
Bazen dengeler de bozuluyor.
Ancak pandemi sonrasında sevdiğimiz bu mekanlara gidebilmemiz için bu işletmelerin yaşıyor olması gerekir.
İşletmelere HES koduyla girebilmeliyiz.

Yazının Devamını Oku

ABD’de yaşananlar akıl tutulması

AMERİKA’da yaşananları hep birlikte izliyoruz. Bir akıl tutulması yaşanıyor. En gelişmiş demokrasi diye tanımlanan ve gerçekten insanlara sonsuz olanaklar sunan bir ülkenin geldiği nokta düşündürücü...

Sosyal medyada fırtınalar kopuyor.
“Demokrasinin kalesi diye biliyorduk meğerse bir muz cumhuriyetiymiş” diye yorumlar yapılıyor.
Amerikan demokrasisi yerden yere vuruluyor.
Bana göre bu bir akıl tutulması...
En kısa sürede ABD’nin fabrika ayarlarına geri döneceğini düşünüyorum.
Bu yaşananlardan hem Amerikalı siyasetçiler, hem Amerikalı seçmen, hem de sivil toplum örgütleri dersler çıkaracaktır.
Tıpkı 15 Temmuz’da yaşadığımız darbe girişimi gibi...

Yazının Devamını Oku

Pandemi bilimi öne çıkardı

SABAH gazeteleri okuyordum. Televizyonda Fox TV’de İsmail Küçükkaya’nın ABD’den bir konuğu vardı.


“İzmirliyim, Karşıyakalıyım” deyince gazeteleri bırakıp ekrana odaklandım.
İzmir’in yanına Karşıyaka eklenince ben başka olurum.
Emrah Altındiş anlatıyordu.
Altındiş, 2000 yılında Ege Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra çalışmalarını ODTÜ’de devam ettirmiş. Doktorasına başlamak için İtalya’ya yerleşerek eğitimine yurt dışında devam etmiş. Doktorasını Bologna Üniversitesi’nde yapmış.
Boston College Biology Department şirketinde Assistant Professor olarak görev yapıyor. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, mikrobiyoloji bölümünde çalışan, kolera hastalığına sebep olan vibrio cholerae bakterisinin virulans faktorleri üzerine araştırmalarını sürdürüyor.
Altındiş, viral hormonların fonksiyonel karakterizasyonu, bağırsak mikrobiyomu, viromun Tip 1 diyabet otoimmünitesinin başlangıcındaki potansiyel rolü üzerine odaklanmış.

Yazının Devamını Oku

Mekanlar insanlarla güzeldir

ALİ ve Hüseyin Albay, Tuncay Reyhan, Hatice Reyhan Kutlu ve Rukiye Tozkoparan kardeşler...


Hepsi yakın dostlarımız...
Birçok İzmirli de bilir, tanır ve severler...
İzmir’in sembol mekanlarından biri Reyhan Pastanesi’nin sahipleridir.
Lezzetlerini size anlatmayayım, zaten herkes biliyor.
Ne yerseniz, ne tadarsanız hepsi çok güzeldir.
Ama daha önemlisi sevdiğiniz lezzetleri değişmeden bulabilmenizdir.

Yazının Devamını Oku

Avrupa Schengen vize sürelerini uzatmalı

BELKİ Dışişleri Bakanlığı’nın bu konuda temasları, görüşmeleri vardır bilemiyorum.


Ama ben hatırlatayım istedim.
Pandemi döneminde değil ülkeler arası şehirler arası yolculuk bile yapamadık.
Birçok program, buluşma ertelendi.
Fuarlar bile sanal ortamda, online yapıldı.
Festivaller, paneller, kongreler de dijital ortama taşındı.
Örneğin ben dört beş ayrı yurtdışı programımı iptal etmek zorunda kaldım.

Yazının Devamını Oku

Bilkent'in Diagnovir'i 10 saniyede çözüm yüzde 99 başarı

ÖYLE anlaşılıyor ki; bu salgın kolay bitmeyecek. Altı ayda bir aşı olmak zorundayız, toplumsal bağışıklığın kazanılabilmesi için uzun yıllara ihtiyaç olacak. Virüs her mutasyona uğradığında nasıl davranmamız gerektiğini bilim insanları söyleyecek.


Bu arada umut veren gelişmeler de oluyor.
Örneğin Bilkent Üniversitesi’nde geliştirilen yüksek teknoloji ürünü “Diagnovir” beni çok heyecanlandırdı.
Diagnovir’in PCR testlerinin yerini alması hedefleniyor.
Ve bilinen testlerden çok daha pratik; 10 saniyede yüzde 99’luk bir sonuç alıyorsunuz.
Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdullah Atalar ile konuştum. “Koronavirüs 150 nanometre boyutunda bir parçacık. Araştırmacılarımız yıllarca nano boyuttaki parçacıklarla uğraştılar. Sadece ağızdan alınan sürüntü için hızlı bir kit ve optik düzenekle hızlı tanı yapabiliyor. Pozitif olması halinde 5-10 saniye içinde sonuç veriyor, negatiflik olması halinde ise 20-30 saniye içinde sonuçlanıyor. Yapılan kontrollerde bu yöntemle pozitif bulduklarımızın PCR’ı negatif çıksa bile birkaç gün sonra PCR’larının pozitife döndüğünü gördük” dedi.
Harika bir çözüm ve geliştirilebilir özellikleri çok fazla...

Yazının Devamını Oku

Volkswagen haberini duyunca içim burkuldu

2020 biterken Türkiye yatırımından vazgeçen Alman otomotiv devi Volkswagen, Manisa’da kurduğu şirketi tasfiye etme kararı aldı. Tasfiye ilanı da Manisa Sicil Gazetesi’nde yayımlandı.

 

İçim burkulmadı değil.
Çünkü bu yatırımın otomotiv sektöründe nasıl bir heyecan yarattığını çok iyi biliyordum.
Bazı markalar sektörleri için sembolik bir değer taşır.
Volkswagen de o isimlerden biri bence...
Bana göre çok doğru bir karar almışlardı.
Türkiye’ye yapacakları yatırım için yıllarca çalıştılar, araştırdılar, raporladılar ve sektörün temsilcileriyle yoğun temaslarda oldular.

Yazının Devamını Oku

HES koduyla birlikte restoranları açalım

İLGİNÇ bir yıl oldu. Kimse böyle bir 2020 yılı hayal etmemişti.

 

Bu salgın birçok şeyi değiştirdi. Alışkanlıklarımızı, eğilimlerimizi, ihtiyaçlarımızı, beklentilerimizi...
Aşılarla birlikte tünelin ucu gözüktü ama zorlu bir kış daha bizi bekliyor.
Bu arada gerçekten zor durumda olan sektörler var.
Hizmet sektöründe çalışan 2 milyondan fazla kişi, aileleriyle birlikte 10 milyon kişi mağdur oldu.
Ekonomiler küçüldü ama fabrikalar açıktı.
Kapasiteler belki düştü ama birçok sektörün alternatifleri vardı.

Yazının Devamını Oku