Paylaş
Evet, “Temiz Futbol” mottosu umut verici.
Destekliyorum.
Çünkü hepimiz yıllardır bunu bekliyoruz. Adil bir oyun; gerçek rekabet...
Ben futbolu, tribünde olmayı seviyorum.
Ve en çok da oğlum Atlas’la yaşadığım baba oğul ritüellerini seviyorum.
Maça gittiğimiz günler bizim için takımdan, skordan bağımsız özel bir alan.
Birlikte yaptığımız o yolculuk, statta ısınmayı izlerken yaptığımız o küçük sohbetler, maç sonrası eve dönerken analizlerimiz Atlas’la kurduğum en güçlü bağlardan biri.
Ama son dönemde şunu fark ediyorum.
Biz futbolu seviyoruz ama o oyunun etrafındaki gürültü dengemizi bozuyor.
Kavga var; hakaret, şüphe, dilde hırçınlık, tribünde gerginlik, sokakta ayrışma var.
Geçen hafta Atlas’la bir maçtan çıktık; sonuçla ilgili değildi derdimiz, atmosferle ilgiliydi.
13 yaşındaki bir çocuğun yüzündeki hayal kırıklığı, bu ülkede futbolun ne hale geldiğinin en net fotoğrafıydı.
O akşam bana dedi ki.
“Baba, bu kadar sinirlenecek ne var? Bu oyun değil mi?”
O kadar basit ve o kadar doğru...
Biz futbolu keyif almak için mi izliyoruz, yoksa kendi sinirimizi
beslemek için mi?
Son yaşananlar gösterdi ki; futbolun sorunu
sadece fanatizm değil.
Artık işin içine para, manipülasyon, sistemli çürümüşlük de girmiş.
Bu yüzden olayların üzerine gidilmesini önemsiyorum.
Geç kaldık mı? Belki.
Ama temizlik için hiçbir zaman geç değildir.
Futbol sadece maç sonucu, hakem hatası, transfer haberinden ibaret değil.
Futbol, çocukların hayali; şehrin ruhu, kültür, tarih ve en çok da oyun demektir.
Bazen düşünüyorum...
Belki de asıl mesele futbolda değil, bizde.
Siyasette sert bir dil, toplumda gerginlik var, günlük hayatta tahammül eşiğimiz düşmüş.
Futbol sadece aynayı tutuyor.
Ama ben yine de şuna inanıyorum.
Bir gün Atlas, benim ona anlattığım oyunu gerçekten görecektir.

ARTIK SPOR KULÜPLERİ BİR HİZMET İHRACATÇISI
İZMİR’de, Türkiye’de başka örneği olmayan bir organizasyon var.
İzmir Spor Kulüpleri Birliği Vakfı (İZVAK).
Başkanı Ali Erten.
Geçen günlerde İZVAK, İzmir Ekonomi Üniversitesi ile birlikte önemli bir araştırma sonuçlarını paylaştı.
“İzmir futbol kulüplerinin kent ekonomisine etkisi...”
Bu çalışma, sporun bir şehri nasıl büyüttüğünün somut kanıtı.
Toplantıya Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar başkanlık etti.
Ve söylediği bir cümle benim altını çizmek istediğim satır oldu.
“Spor kulüplerine yapılan yatırım, kentin geleceğine yapılan yatırımdır.”
Doğru.
Barcelona sadece Gaudi değildir; Barcelona biraz da Camp Nou’dur.

Liverpool sadece liman değildir; Liverpool demek Liverpool FC’dir.
Bir maç sadece 90 dakika sürmüyor; otelleri dolduruyor, restoranları hareketlendiriyor, ulaşımı etkiliyor, şehrin vitrini oluyor.
İZVAK Başkanı Ali Erten konuşmasında şunun altını özellikle çizdi.
“Kulüplerimiz sadece sportif değil, kentsel kimliğin de taşıyıcılarıdır.”
Bu da doğru.
Ali Erten
Karşıyaka, Altay, Altınordu, İzmirspor, Göztepe, Bucaspor...
Bu kulüpler sadece skor tablosuna yazılmıyor.
O yüzden kulüpler bir kent mirasıdır.
Araştırmanın sunumunu yapan Prof. Dr. Burak Doğu’nun bir başka önemli tespiti var.
Süper Lig’de kalıcı başarı, İzmir’in ekonomisine yıllık 280-300 milyon Euro ek değer yaratabilir.
Bu, bir stat gelirinden fazlası.
Şehrin enerjisini yükselten, moralini besleyen, birlik duygusunu güçlendiren bir ekonomi.
Göztepe’nin bugün yarattığı ekonomik değer bunun canlı örneği.
Sporun doğru yönetildiğinde neye dönüşebileceğini anlatan bir vurgu da Göztepe Onursal Başkanı Mehmet Sepil’den geldi.
“Artık spor kulüpleri hizmet ihracatçısıdır.”
Bu cümle belki ileride ders kitaplarına girecek.
Mehmet Sepil
BAZI DUVARLAR KONUŞUR BAZILARI İSE SUSAR
SOKAK sanatını severim. Çünkü duvar resimleri bana hep şu hissi verir.
“Bir kent nefes alıyor.”
Ve çoğu zaman içimi açardı. Ama bu kez açmadı.
Edirne’de bir duvara çizilen genç bir yüz gördüm.
Ahmet Mattia Minguzzi...
Kadıköy’de bıçaklı saldırıyla hayattan koparılan bir çocuk...
Andrea Minguzzi
Babası Andrea Minguzzi duvarın önüne geldiğinde sessizdi. Ama o sessizlik her cümleden daha yüksek bir çığlıktı.
“Böyle bir şey olduğunu bilse çok sevinirdi” dedi.
“Bize yukarıdan bakıyor.”
Ressam Hatai Abdullayev de acısını saklamadı.
“Normalde yaptığım resimlere gülümseyerek bakarım.
Ama bu resmin önünden sadece bir kez bakarak geçebiliyorum.”
Bir genç öldüğünde, bir baba gözyaşını saklayamadığında,
bir şehir sessizleştiğinde bir sonraki gündeme geçiyoruz.
Ama bu kez geçemiyorum.
Sokak sanatının doğasında isyan vardır.
Bu kez isyan sessizdi.
Ve ben o duvara bakınca şunu düşündüm.
Bazı duvar resimleri içimizi açar, bazıları içimizi acıtır.
Ben Ahmet’in her fotoğrafını gördüğümde içim acıyor.
Paylaş