Paylaş
Ben Deniz Demirasal’ı hep böyle biri olarak tanıdım.
Onun hikâyesinde bale var, nefes var, rüzgâr var, müzik var, spor var.
Ama hepsinden önemlisi disiplin ve merak var.
Şimdi ise o yorumun en somut haline, Direct Dynamic adını verdiği özel beden sistemine dönüştüğüne tanıklık ediyoruz.
Deniz’in hikâyesi 5 yaşında aldığı bale eğitimiyle başlıyor.
Konservatuvarda geçen uzun yıllar; bale, ardından klarnet...
İzmir Devlet Opera ve Balesi’nde devamlı 7 sene olmak üzere, Antalya Devlet Senfoni Orkestrası ve Bursa Devlet Senfoni Orkestrası’nda da 2 sene boyunca konuk sanatçı olarak çalıştı.
Bütün bunları yaparken spordan da hiç kopmadı. Ve sonra rüzgârın çağrısı Windsurf.

Yıllarca Türkiye’yi temsil eden, uluslararası yarışmalarda derece alan bir sporcu oldu.
Deniz Demirasal profesyonel sporculuğun getirdiği sakatlık risklerini azaltmak adına 2011 yılında pilates egzersizleri yapmaya başladı. Pilates sisteminin klasik baleyle örtüşen akışları oldukça benzer... Bu sayede oluşabilecek birçok sakatlık riskini minimuma indirdi ve profesyonel sporculuk kariyerini maksimum performansa taşıdı.
Ve oradan da bir beden tekniği doğdu.
Deniz, yıllar içinde şunu fark ediyor.
Beden yalnızca kas ve kemikten oluşmuyor. Hafızası, duygusu, ritmi var.
Pilates, bale akışları, nefes teknikleri, rüzgârla kurduğu denge, sporcu disiplininin getirdiği zorunlu fiziksel dayanıklılık; hepsi birleşiyor.
Deniz, “Pilates aletlerini bir enstrüman gibi düşünmeye başladım. Sonra kendi bestemi yaptım” diyor.
Onun pilates, jimnastik ve spor yaparken mottosu böyle...
“Bir enstrümanın akordu neyse, bedenin ayarı o.”

BEDENİMİZ DEĞİŞİNCE HAYATIMIZ DA DEĞİŞİYOR
DENİZ Demirasal, yıllar içinde deneyimlediği bale repertuvarı, profesyonel sporculuğun gerektirdiği antrenman bilgisi, yarışçı olarak hedefe varma motivasyonu, pilates ve yoga akışlarını nefes teknikleri ve kas kasılma tiplerini ritim bilgisi ile birleştirerek vücuttan en kısa sürede maksimum performans alma üzerine kurulu kendine has bir teknik geliştirdi.
Programın adını Direct Dynamic koydu.
Ritim akışlarını nefes teknikleriyle birleştirerek kasları eksantrik ve konsantrik olarak çalıştırıyor. Aynı zamanda kas gruplarının stabilizasyonuna odaklanıp doğru hizalamalarla birleştirerek eklem bağlantılarını güçlendiriyor.
Beden eğitmeni gibi değil, bir sanatçı gibi düşünüyor.
Sporcu gibi değil, bir besteci gibi çalışıyor.
Omurga sağlığı üzerine verdiği konferanslar, yakında çıkacak kitabında sistemin bilimsel altyapısını anlatması değerli.
Milli sporcuların kamp süreçlerine davet edilen ilk pilates eğitmeni olması da dikkat çekici.
Deniz Demirasal, şöyle diyor.
“Hayatı bedenimizle deneyimliyoruz. Bedenimiz değişince, hayatımız da değişiyor. Ben buna bedenin farkına varma pratiği diyorum.”

İKLİM Mİ Z KUŞAĞI MI
Euronews’te bir haber...
“Fransa, bağcılığın bozulmasından iklim değişikliğini sorumlu tutuyor. Üzüm bağlarını sökmek çözüm mü?”
Haberin daha ilginç tarafı iklim değil, Z kuşağı.
Fransa’nın şarap tüketimi tarihinin en düşük seviyesinde.
Peki neden?
Çünkü Z Kuşağı (1997–2021 arası) alkolle arasına mesafe koyuyor. Sadece azaltmıyor; büyük bir kısmı tamamen bırakıyor.
Daha sağlıklı, daha temiz içerikli, daha düşük kalorili seçeneklere yöneliyorlar.
Fransa’nın bağcılık krizi biraz da bu yüzden büyüyor.
Fransa Tarım Bakanlığı, zor durumdaki bölgelerde bağları kalıcı olarak sökmek için 130 milyon Euro ayırmış.
Üretim fazla, talep düşük.
AB’den de damıtma desteği isteniyor.
Yani satılamayan ürün sanayiye alkol olarak dönecek.
Bu arada iklim krizi de ayrı bir sorun.
Sıcaklıklar 43 dereceyi buluyor. Yeraltı suyu tükeniyor.
Uzmanlar diyor ki.
“İklim değişikliği artık bağcıların ‘geleceği’ değil, günlük hayatı.”
Benim gördüğüm şu.
Fransa’da yaşanan şey basit bir tarım krizi değil.
Z kuşağı daha sağlıklı olmak istiyor, o yüzden alkol tüketmiyor. Bununla birlikte iklim baskısıyla, ekonomik dönüşümün birleştiği ve elbette hayat alışkanlıklarının da değiştiği bir kırılma noktası.

KENDİMLE KONUŞMALAR... SESSİZ MUTLULUK
Hayatımda çok gürültülü mutluluklar yaşadım.
Gençliğimde kahkahalarla, coşkuyla geçen mutluluklar...
Ama yaş aldıkça anladım ki, insanın ruhunu en çok besleyen, asıl kıymetli olan, sessiz mutluluklar.
Onlar, içinize usulca giriyor; kimse fark etmiyor.
Bir davette kalabalıklar arasında değil; bir sabahın erken saatinde, kahvenizi yudumlarken içinizi dolduran sessiz bir huzur.
Gece herkes uyuduğunda odanın loşluğunda, tesadüfen yakalanan bir şarkıda...
Sonra fark ettim.
Bu sessiz mutluluk, aslında insanın en özel sırlarından biri.
Çünkü bağırarak yaşanan mutluluk başkalarıyla paylaşılır.
Ama sessiz mutluluk, o sadece size aittir.
Yıllar içinde bu duygu bana başka bir şey daha öğretti.
Mutluluk dediğimiz şeyin küçük ayrıntılarda olduğunu...
Bugün dönüp baktığımda şunu söyleyebilirim.
Sessiz mutluluk, hayatın en değerli armağanıdır.
Paylaş