Deniz Sipahi

Deniz Sipahi

dsipahi@hurriyet.com.tr

Başarıya renk sorulmaz

Siyaseti, futbolu bir kenara bırakalım.

Haberin Devamı

Çünkü her ikisinde de ortak bir dil yakalamak artık kolay değil. Uzlaşmak zorlaştı, sağduyu geri planda kaldı.

Hele ki futbol... Taraftarlık çoğu zaman duygularla değil, kör bir öfkeyle şekilleniyor. Mantığın yerini bağıran başlıklar, kutuplaşmalar ve sosyal medya linçleri alıyor.

İşte tam bu ortamda Hamdi Ulukaya, çocukluk hayalini gerçekleştirdi.

Stadın adı Chobani Stadyumu Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Spor Kompleksi oldu.

Başarıya renk sorulmaz

Ulukaya için bu sponsorluk bir vefa; çocukluğuna, hayallerine duyduğu bir bağlılık. Türkiye’de böyle bir adım bile alkışlanmak yerine sorgulanabiliyor.

Rakip takımların bazı taraftarları, bu sponsorluğa bile burun kıvırıyor.

Sanki Ulukaya sadece Fenerbahçeli olduğu için hikâyesi küçülebilir, başarıları önemsizleşebilir gibi...

Haberin Devamı

Oysa bir insanı tuttuğu takımla değil, yaptığı işle değerlendirmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Hamdi Ulukaya’yı konuşacaksak...

Cebinde sadece 3 bin dolarla Amerika’ya gidip, sıfırdan bir marka yaratan, binlerce insana istihdam sağlayan ve gelirini sadece büyümeye değil, insan onuruna yatıran birini konuşmalıyız.

Hamdi Ulukaya; “Kim olduğumu hiç unutmadım” diyor.

Stanford Üniversitesi’nde verdiği bir konferansta söyledikleri de bunu net biçimde anlatıyor.

Geldiğim yerden bir tohum getirdim. Burada güzel bir toprak buldum. Ve o tohum büyüdü... Ama o çocuğu hiç unutmadım. Geri dönsem, yüzüme bir maske taksam, yine o dağda, çobanlarla birlikte yaşarım. Kimse yabancılık hissetmez. Çünkü hep oradaydım.”

Bundan daha güçlü bir aidiyet cümlesi olabilir mi?

Chobani’de çalışanlara hisse veriyor, göçmen işçilere iş kapısı açıyor, insan onurunu merkeze alan bir üretim modeli kuruyor.

Bu topraklardan çıkıp, dünyanın en saygın kampuslarından birinde ders veren, ayakta alkışlanan bir girişimci.

Bir insanı neden sadece hangi takımı tuttuğuyla konuşalım?

Neden başarıyı, çabayı, emeği ikinci plana atalım?

Bir stadın ismine takılıp, büyük bir başarı öyküsünü neden görmezden gelelim?

Haberin Devamı

Bu ülkede artık insanları tuttuğu takımla değil, neye katkı sağladıklarıyla değerlendirmeyi öğrenmeliyiz.

BU PROJE BİR ‘İK’ DEĞİL İNSANLIK ÇALIŞMASIYDI

STANFORD sohbetleri 1978’den bu yana yapılıyor. İşinde başarılı, gençler için rol model olabilecek isimler seçiliyor. Öğrencilerin sorularını MBA öğrencisi Alexandra Eitel sormuş ve büyük ilgi görmüş.

Sohbet uzun; isteyen Stanford’un sayfalarından bulup okuyabilir ya da dinleyebilir. Ama bir bölümü var ki çok dikkat çekici...

Başarıya renk sorulmaz

Chobani’nin fabrikalarında çalışanların yüzde 30’u göçmen veya mülteci.

Ama bu, yalnızca bir istihdam modeli değil. Ulukaya’nın ifadesiyle...

Mültecileri işe almak bir lütuf değil; toplumun dışında kalanları içeri almanın bir yoludur.

Haberin Devamı

Bu yaklaşım kurduğu Tent Vakfı’nın da temelini oluşturuyor.

Başlangıç noktası çok basit.

Dil bilmiyorlar, ulaşım araçları yok, iş tecrübeleri az.

Ama asıl sorun, insanların onları tanımamasıydı. Onlardan korkuyorlardı.”

O da çevirmenler tuttu, minibüsler ayarladı, eğitimler başlattı.

Sonuç?

Birbirini hiç tanımayan insanlar bir kardeşlik ortamı yarattı.

Bu bir İK çalışması değil, insanlık çalışmasıydı.”

ELEŞTİRMEK DEĞİL ZAMANIN HAKKINI VERMEK

ÇEŞME’de su kesintileri başladı.

Evet, ilk defa.

Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı’nda su seviyesi o kadar düştü ki, baraj yapılmadan önce kullanılan eski İzmir-Çeşme karayolu tekrar ortaya çıktı. Dronla çekilen o görüntüler sadece kuraklığı değil, hafızalarımızı da tazeledi.

Haberin Devamı

Eskiden o yoldan gidilirdi Çeşme’ye. Yol dardı, virajlıydı, bazen yolda kalırdınız. Bir plan yapacaksanız, iki kere düşünmeniz gerekirdi. Çeşme, bugünkü gibi milyonların akın ettiği bir yer değildi.

Başarıya renk sorulmaz

Sonra otoyol yapıldı. Eleştiriler de beraberinde geldi.

Turgut Özal gelini için yol yaptırıyor” dendi.

Biz dünyada bağlantısı olmayan hiç otoyol görmedik” dendi.

O günlerde bugünün X’i yoktu ama yazılı basında, kulaktan kulağa, kahve sohbetlerinde Özal’ın vizyonu sorgulandı.

Oysa Özal’ın derdi sadece bir yol yapmak değildi. O, Türkiye’de bir turizm hamlesi başlatmak istiyordu. O hamleyi Marmaris’te, Bodrum’da, Antalya’da gördük. Çeşme’ye uzanan otoyol da işte bu zincirin halkasıydı. RoRo gemilerle yapılan ihracat da göz ardı edildi.

Haberin Devamı

Bugün o otoyol tıkanıyor. Navigasyonlar “trafik yoğun, alternatif rota arıyorsunuz” uyarısı veriyor.

Çünkü artık o yoldan sadece yazlıkçılar değil, yüz binlerce insan geçiyor.

Şimdi düşünün...

Eğer o otoyol yapılmasaydı, bugün Çeşme’ye gidip gelmek nasıl bir çile olurdu?

Eğer o vizyon olmasaydı, bugün bu kadar büyük bir Çeşme turizminden, yatırım ve marka değerinden söz edebilir miydik?

Bazen geçmişi bugünün bilgisiyle yargılamak kolaydır. Ama mesele, geleceği hayal edebilmektedir.

Bugün yaşadığımız birçok konfor, bir zamanlar ağır eleştirilen adımların sonucudur.

Bunu anlamak için illaki suyun çekilmesini beklememeliyiz.

İstanbul–İzmir otoyolu da göreceksiniz yıllar sonra çok daha iyi yorumlanacak.

Bugün su çekilince barajda yürüyerek karşıya geçiliyorsa, bu bize hem iklim krizini hatırlatmalı hem de geçmişin kararlarını yeniden değerlendirme fırsatı sunmalı.

Kıymetli olan, eleştirmek değil.

Zor olan, zamanın hakkını vermek.

Yazarın Tüm Yazıları