Avrupa Schengen vize sürelerini uzatmalı

BELKİ Dışişleri Bakanlığı’nın bu konuda temasları, görüşmeleri vardır bilemiyorum.


Ama ben hatırlatayım istedim.
Pandemi döneminde değil ülkeler arası şehirler arası yolculuk bile yapamadık.
Birçok program, buluşma ertelendi.
Fuarlar bile sanal ortamda, online yapıldı.
Festivaller, paneller, kongreler de dijital ortama taşındı.
Örneğin ben dört beş ayrı yurtdışı programımı iptal etmek zorunda kaldım.
Daha doğrusu ben değil organizasyon sahipleri iptal etmek zorunda kaldılar.
Amerika’ya gidemedim, Atina’da bir toplantı vardı gidemedim, Paris’te bir etkinlik vardı ona da gidemedim, Berlin ve Köln’deki iki ayrı programa da katılamadım.
Gazeteci olduğum için vizelerim hep hazır oluyor.
Çünkü bizim meslekte sabahtan akşama, geceden sabaha programlar değişir ve valizlerimiz hep hazırdır.
O yüzden süreleri bitince vizelerimizi yenileriz.
Biz gazetecilere tanınan gri pasaport yani görev pasaportu olanağı da var.
Ama pratiği zor olan bir pasaport... Görev için kullanıyor, özel seyahatlerim için normal pasaportumu yanıma alıyorum.
Ve her seferinde sayfalar dolusu evrakı, belgeyi hazırlıyor, gerekli yerlere veriyorum.
Bu sürecin ne kadar zor olduğunu biliyorum.
Özetle;
Pandemi sürecinde alınan vizelerin bana göre otomatik uzatılması gerekir.
Seyahatler, programlar istem dışı ertelendi.
Salgın tedbirleri buna mecbur etti.
Schengen vizelerinin mutlaka uzatılması, eklenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Avrupa Birliği herhalde böyle bir uygulamayı düşünecektir.


İzmir gevreğinin ustasına veda

BİR kentin hafızasını mekanları, insanları belirler.
Ve bazı yerler semboldür.
Akıllarda, anılarda kalır ve uzun yıllar anlatılır.
Anlatılmalı ki unutulmasınlar.
Nesilden nesile bilinsinler...
Saint Joseph’te okurken okulu saran o gevrek kokusunu hayatım boyunca unutmadım.
Sınıfımız fırına bakardı ve biz her fırsatta pencereyi açar Zeynel abiden gevrek isterdik.
Zeynel Ergin İzmir gevreğini en iyi yapan isimlerdendi.
O taş fırından çıkan gevreği inanın çok az yerde yedim.
Biz ona “Zeynel Baba” diye seslenirdik, hiçbirimizi kırmaz ama “Öğretmenlerimizle bozuşmayalım” diye takılırdı.
Saint Joseph gibi disiplinli, katı kuralları olan bir okulun yasaklarını sadece Zeynel baba delebilirdi.
İzmir gevreğinin yaratıcısı olarak bilinen, Tarihi Alsancak Fırını’nın ustası ve sahibi Zeynel Ergin geçenlerde hayatını kaybetti.
Bir tanıdık isim daha sonsuzluğa gitti.
Nurlar içinde uyusun...

(üçüncü yazı)
Bizde olsa ne olurdu?

BİR süredir hizmet sektörünün sorunlarını yazıyorum. Çünkü o kadar çok mesaj alıyorum ki sıkıntıları büyük...
Aslında devletlerin de suçu yok.
Kimse böyle bir salgını beklemiyordu.
Ancak konulara yapısal ve köklü çözümler getiren ülkeler oldu.
Örneğin Avrupa Birliği ülkeleri özellikle restoranları ayakta tutabilmek için bir önceki yılın cirosunun yüzde 75’ini ödemeyi taahhüt etti.
Kapalı olduğu aylar işletmelerin giderlerinin yüzde 75’i karşılandı.
Her ülkenin bunu yapması beklemek hayalcilik olur, çünkü her hükümetin böyle olanakları olmayabilir.
Ancak bu pandemi hepimizin bazı şeyleri sorgulamasına neden oldu.
Ben örneğin şuna takıldım.
Türkiye’de de benzer bir uygulama yapılsaydı ne olurdu?
Bizim kayıtdışı gibi bir problemimiz de var.
Hükümetler sayısız defa bu konuda mükelleflerini uyarmıştır.
Ama işletmelerin yüzde kaçının gelir beyanları gerçeği yansıtmaktadır.
Sorgulamamız gereken çok şey var.
Türkiye’nin yeniden, güçlü ve yapısal değişiklikleri de içine alan bir pakete ihtiyacı var.
Kayıtdışı da bu konulardan biridir.


Rahatça hapşıramıyoruz bile

İLGİNÇ bir dönem...
Rahatlıkla hapşıramıyoruz bile...
İnsan hapşırınca mutlaka bir açıklama yapmak zorunda kalıyor.
Sadece ben değil etrafımdaki çok insan hapşırınca şaşkın gözlerle bakanları sakinleştirmek için açıklama yapmak zorunda kalıyor.
“Çok yaşa, mutlu yaşa” bile o açıklamadan sonra diyebiliyoruz.
Ne günlere kaldık...


Ocak’ta denize girenler

SOSYAL medya sahil şeridinde denize girenlerin fotoğraflarıyla yıkılıyor.
Yaz kış denize giren çok arkadaşım var.
Ben onları sadece seyredebiliyorum.
Çünkü ben yazın bile soğuk duşa giremeyenlerdenim.
Ocakta denize girecek kadar havaların ılık olması kimseyi yanıltmasın kış yakında kendini hissettirecek.
Hissettirmeli de...


İlk bulduğumuz aşıyı olalım

VAKA sayısı 30 binlerden 10 binin altına indi. Bu elbette iyi haber... Ama hala 200 insanımız ölüyor. Ve unutmayalım aşılansak bile uzun bir süre maske ve mesafeyi kontrol edeceğiz. Aşılar konusunda hala kafaların karışık olduğunu biliyorum. Ama şunu unutmayın bu ne grip aşısı, ne de zatürre... Ve virüs ne kadar dikkat etseniz de bulaşabiliyor. İlk bulduğunuz aşıyı olmanızı öneriyor uzmanlar... Ben de onlar gibi düşünüyorum. Çünkü eski normali çok özledik. Benim gibi evde oturmayı sevmeyenler salgının bitmesini, bir an önce eskisi gibi iş düzeninin olmasını, sosyal hayatımızın akmasını istiyoruz. Çünkü hayatımızı anlamlandıran her şeyi ertelemek, kısıtlamak zorunda kalıyoruz. Ve galiba aşıdan başka bir seçenek de bulunmuyor.

X

Yüz gram doktorluğum nereden geliyor

DOKTOR arkadaşlarıma hep takılırım, “Yüz gram doktorluğum vardır” diye...


Gazetecilikte muhabirlikten yöneticiliğe geçtiğim yıllarda ekonomi sayfaları bana emanetti.
O günlerde sağlık editörü görevinden ayrılınca o sayfalar da bana kaldı.
Geçici olarak bakılan süre, kalıcı hale geldi ve yıllarca sağlık haberlerini de yönetmek zorunda kaldım.
Bu sayede, o kadar çok doktor arkadaşım, dostum oldu ki...
Onlarla sohbet ettikçe tıbba, yeni gelişmelere hep ilgi duydum.
“Yüz gram doktorluğum” da oradan geliyor.

Yazının Devamını Oku

Bir turizmciden uyarı

DALAMAN, Ortaca, Köyceğiz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği Derneği (DOKTOB) Başkanı Yücel Okutur, geçen ay bir programı nedeniyle Amerika’daydı.


Dönüşte yaşadığı bazı olayları benimle paylaştı.
Aslında yurtdışına çıkan birçok kişi de benzer örneklerle beni aramışlardı.
Yücel Okutur’dan başından geçen olayları yazmasını istedim.
Özet halinde aktarıyorum...
“ABD’nin Florida Bölgesi’ne gittim. Amerika, 26 Ocak itibariyle ülkeye girişlerde, 90 gün içerisinde Kovid-19 testi pozitif çıkıp, tedavisi biten ziyaretçileri, sonuçları ve tarihini gösterir belgenin sunulması halinde ülkeye girişlerde yeni bir PCR testi yaptırılmasına gerek kalmaksızın kabul ediyor. Ülkemize dönüşte Sağlık Bakanlığımızın son 3 günde yapılmış negatif sonuç içeren PCR testi istemesi bizi çok zor durumda bıraktı. Sadece bizi değil, ülkemize gelecek turist ve ziyaretçileri düşünerek karşılaştığımız zorlukları paylaşarak bu uyarıyı yapma gereğini hissettim. Öncelikle 90 günde Kovid-19 geçirip, tedavi olmuş biri olarak, kendi ülkeme girerken daha az zahmetli ve ucuz olan antijen testinin bile kabul edilmeyip PCR istenmesi yüzünden; hem zaman kaybı, hem de ekstra masraf yapmak zorunda kaldık. Örneğin bulunduğumuz eyalette ücretsiz PCR testi yapılmasına rağmen, sonuçların 5-7 günde verilebilmesi nedeniyle fiyatları 150-279 dolar arasında değişen ve hızlı PCR sonucu veren yerleri bulmak zorunda kaldık. Pazar günü her yerin kapalı olması sebebiyle testi yaptırabileceğimiz iki günümüz vardı. Uçuşumuzun 10 Şubat’ta olduğu düşünüldüğünde 7’si pazar olduğu için 8 veya 9 haricinde alternatifimiz yoktu. 8 Şubat’ta randevuların tamamı dolu olduğu için test 9 Şubat’a kaldı. Kişibaşı 150 dolardan testleri yaptırdık. Daha 16 Aralık’ta ailece tedavimiz bittiği halde benim test sonucum pozitif ve diğer aile bireylerinin negatif gelmesi bizi çok şaşırttı. Hiçbir belirti vermediğim için eşim testin tekrarlanmasını istedi. Sağlık kuruluşu bir 150 dolar daha ödememiz halinde kabul etti, ancak randevuların dolu olduğunu söyledi. Ertesi gün uçağımız olduğunu da söylememiz işe yaramadı. Sonunda 16.30’da bir randevunun iptal olma ihtimaliyle saatlerce bekleyip testi yaptırdık ve negatif çıkmasıyla yurdumuza dönebildik. Test sonucunu kabul etmiş ve tekrarlamamış olsaydık, 14 gün de ABD’de karantinada kalacaktık. PCR testlerinin çok güvenilir olmadığını bir kez de kendimiz test etmiş olduk. Ülkemize gelecek turistler, son 90 günde koronavirüs geçirip tedavi olmuşlarsa PCR testi yerine hızlı test ya da antigen testi ya da belki de hiçbir şey istemeden ülkemize giriş yapabilmeleri tekrar değerlendirilmeye sunulabilir. Ülkemizde satılan paket tur fiyatlarını düşündüğünüzde, 4 kişilik bir ailenin PCR testi için yapacağı masraf ve 3 gün sınırlaması ile yasayacağı telaş caydırıcı olacaktır. Daha kolay seyahat edecekleri destinasyonları tercih edecektir. Sık seyahat eden iş insanlarının 3 gün için iş gezisine gitmiş kişiler için de test laboratuvarlarına gitmek, virüsün daha yoğun olabileceği bu alanlarda daha büyük risk oluşturacaktır.”
Bu konuda benzer yorumlar çok geldiği için Yücel Okutur’un bu mesajını önemli görüyorum.

Yazının Devamını Oku

Çanakkale madalyası önerisi

Çanakkale savaşlarının önemli isimlerinden biri olan Binbaşı Ali Faik Bey’in yaşadıklarını, hissettiklerini yıllar sonra torunu Erdal Kabatepe kitaplaştırmıştı.

 

“Ben Binbaşı Faik Bey” kitabını büyük bir keyifle okudum.
Bir dönemi en iyi özetleyen eserlerden biri, okumanızı tavsiye ederim.
Erdal Kabatepe şöyle diyordu:
“Esas amacım, Şehit Binbaşı Ali Faik Bey’in alay komutanlığı yaptığı 1. Balkan Savaşı ve tabur komutanlığı yaptığı Çanakkale Savaşı sırasında tuttuğu günlükleri gün ışığına çıkarmaktı. Büyük Atatürk ‘Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir hâl alır’ demiş. Amacım tarih yazmak değildi. Bu kitabı yazarken incelediğim nice tarih yazan eserlerin gerçeklerden ne kadar kopmuş, sapmış, uzaklaşmış olduğunu gördüm. Ben sadece ve sadece gerçekleri dillendirmeye çalıştım. Bu yapıttan yararlanacak tarihçiler yanıltılmadıklarından emin olabilirler.”
Kabatepe, Gelibolu’da hem kitabını imzaladı, hem de bir sergi açtı.
Şimdi de bir ricası var.

Yazının Devamını Oku

Fatura ödenecekse herkes ödemeli

HER gece hava durumunu takip ederdik, artık koronavirüs verilerini takip eder olduk.


23 Şubat tablosu şöyleydi...
“Son 24 saatte 123 bin 734 Kovid-19 testi yapıldı, 9 bin 107 kişi pozitif, 75 kişi hayatını kaybetti. Ağır hasta bin 185 oldu, 5 bin 546 kişinin Kovid-19 tedavisi, karantinasının sona ermesiyle iyileşen sayısı 2 milyon 534 bin 996’ya yükseldi.”
Bir ara 5 - 6 binlere kadar gerileyen pozitif sayısı yine 9 binlerin üzerine çıktı.
Bütün uyarılara, tedbirlere, önlemlere rağmen böyle...
Şimdi Bilim Kurulu diyecek ki...
“Restoranları, lokantaları, kafeleri açamazsınız. Bunları açmanız için binli rakamlara düşmesi gerekir...”

Yazının Devamını Oku

Kentler için 50 yıl sonrasını düşünmeliyiz

Cumhurbaşkanı Erdoğan İzmir’deydi. İl kongresinin dışında çok sayıda açılış ve ziyaretlerde bulundu.

 

Erdoğan’ın İzmir’e olan ilgisini biliyorum.
Kentle ilgili gelişmelerden zaman zaman bilgi aldığını, projeleri takip ettiğini de çok iyi biliyorum.
Örneğin Körfez Geçiş Projesi onlardan biri…
İzmir milletvekili, eski Başbakan Binali Yıldırım’ın özellikle üzerinde durduğu projelerin başında geliyordu.
O günlerde bu yatırıma destek verdim, aynı görüşümü koruyorum.
İzmir giderek büyüyor ve alternatif yolları şimdiden düşünmek zorundayız.

Yazının Devamını Oku

Turizmde ilk dijital fuar

İLGİNÇ bir yıl yaşıyoruz. Daha doğrusu yeni normale alışmaya çalışıyoruz. Ben yüz yüze iletişimden yana olduğumu her fırsatta yazıyorum, o günlerin de yakın olduğunu görüyorum. Ama eski günlere dönünceye kadar rutini sürdürmek, geleneksel hale gelmiş etkinlere de devam etmek gerekiyor.Onlardan biri de Travel Turkey...14’üncüsü dijital olarak yapılacak.


25-27 Şubat 2021 tarihlerinde ttidigital.izfas.com.tr adresinde düzenlenecek olan fuarı takip etmenizi tavsiye ediyorum.
Hürriyet olarak ilk günden bu yana bu fuara hep destek verdik.
Türkiye’nin ve İzmir’in geleceğinde turizmin önemli bir yer tuttuğuna hep inandım.
O yüzden Travel günlerini hep önemsedim.
Geçen yılın açılış konuşmalarından birini de ben yapmıştım.
Bu sektörün ilk sanal fuarı olacak.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’ye örnek olacak bir kooperatif kurdular

BEN kooperatiflere çok inanıyorum. Türkiye bu organizasyonlardan bir süre vazgeçti. Bana göre yanlış da yaptı. Oysa İtalya ve İspanya kooperatifler sayesinde ürünlerini bütün dünyaya satabildiler.

 

Yarattıkları markalarla katma değer yarattılar. Çoğunu takip ediyorum ve çok da başarılı buluyorum.
Pandemi süreci aslında bazı gerçeklerin yeniden masaya gelmesini sağladı. Tarımsal yatırımlarını yapmayan hiçbir ülkenin güçlü olması mümkün değil.
İyi ki yerel girişimler, iyi fikirler var da tarım gündemden düşmüyor.
Bugün size çok başarılı bulduğum bir girişimden bahsedeceğim.
Döngü Kooperatifi...
Farklı mesleklerden 9 kadının girişimiyle, bir AR-GE Kooperatifi olarak 20 Aralık 2018 tarihinde İzmir’de kuruldu. Aralarına sonradan bir kişi daha katıldı, 10 oldular.

Yazının Devamını Oku

Hiçbir hayat böyle bir sonu hak etmiyor

HEPİMİZİ üzen, sarsan, düşündüren intiharlar oldu bu hafta...


Birincisi Antalya’da doktor Kaan Bozkurt, tartıştığı eşi diyetisyen Gamze Kaçar Bozkurt’u tabancayla vurarak öldürdükten sonra aynı silahla intihar etti.
İkincisi de Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde asistan doktor olarak görev yapan Mustafa Yalçın ardında mobbing gördüğüne dair bir mektup bırakarak yaşamına son verdi.
Bu arada kadın cinayetleri de devam ediyor.
Bitmeyeceğini de çok iyi biliyoruz.
Dünyanın her yerinde benzer olaylar elbette oluyor.
Gönül ister ki; ayrılıklar bu kadar acı olmasın.

Yazının Devamını Oku

Gayrimenkulde Muğla’ya ilgi boşuna değil

BİR süredir yazıyorum.


Pandemi süreci bazı alışkanlıkları değiştiriyor. Örneğin eylül, ekimde terk edilen yazlıklarda bu yıl kalınmaya devam edildi.
Birçok kişi Çeşme’deki, Bodrum’daki, Marmaris’teki, Kuşadası’ndaki evlerinden geri dönmediler.
Aslında son rakamlar da bunu doğruluyor.
Türkiye genelinde gayrimenkul yani konut, iş yeri, arsa, tarla başına beyan edilen ortalama tapu değerinin en yüksek olduğu il 413 bin lirayla İstanbul olmuş.
Şaşırtıcı değil.
Bin kişiye sorsanız cevapları İstanbul olurdu.

Yazının Devamını Oku

Cüceloğlu is değil iz bırakanlardandı

HERKES gibi ben de çok üzüldüm.


Doğan Cüceloğlu hayatımıza dokunan insanlardan biriydi.
Arada yazarım.
Bazı insanlar iz, bazıları da is bırakır.
Cüceloğlu iz bırakanlardandı.
Olayları, yaşadıklarımızı, yaşayabileceklerimizi örnekleriyle anlatır ve farkındalık yaratmaya çalışırdı.
Birçok kitabını okudum, defalarca kendisini dinledim ve kendime göre notlar çıkardım hep...

Yazının Devamını Oku

Bir müze anılar dostluklar

AHMET Piriştina 1999 yılında büyükşehir belediye başkanlığına aday oldu. Yakın dostları, biz gazeteciler kalabalık bir sofrada buluştuk.Piriştina dedi ki;



“İzmir için çok güzel projeler hazırlıyoruz. Ama kimin fikri varsa dinlemeye hazırız...”
Gerçekten de İzmir’i kucaklayan, kent kimliğini öne çıkaran birçok konu gündeme geldi.
Bazıları konuşulurken tanıklık ettim, gazeteci olarak bunların bir kısmı haberlerimize, yazılarımıza yansıdı.
Benim de üzerinde çalıştığım bir konu vardı.
İzmir’e bir Kent Müzesi kazandırmak...

Yazının Devamını Oku

İzmir’e yakışan sivil hareket

SON yaşanan deprem İzmirlilerin ruh halini çok değiştirdi. Bu duyguyu İstanbullular Körfez depreminden bu yana yaşıyor. Hep tetikteler, en ufak sarsıntıda tarifsiz bir endişe hissediyor, panik atak geçiriyorlar.



İzmir’deki son deprem de böyle bir etki yarattı.
Çok güzel insanlar öldü, yuvalar yıkıldı, hayaller paramparça oldu.
O günleri hatırlayın.
Bütün Türkiye İzmir’deydi.
Devlet, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri elbirliğiyle bu enkazı kaldırdılar.

Yazının Devamını Oku

Bu seramik atölyesinde şimdi dostluklar var

Adı; Cristiane Maria Prandini Sakıpağa...Biz ona kısaca Cris diyoruz.



Çocukluk arkadaşım Tevfik Sakıpağa, yüksek lisans için Amerika’ya gittiğinde Cris’le tanıştı.
Tabii, bizler de o günden itibaren arkadaş olduk.
Tevfik, Türkiye’ye döndü, ama aklı Brezilyalı Cris’te kaldı.
Biz de hep ona takıldık, “Brezilyalı bir gelinimiz olsun” diye...
Cris’i ikna etmek zor olsa da sonunda oldu.

Yazının Devamını Oku

Çeşme nüfusu 46.093 50 bine çok az kaldı

ZAMAN zaman yazıyorum.


Çeşme gibi, Bodrum gibi, Marmaris gibi, Alanya gibi, Kuşadası gibi, Fethiye gibi yerleri bu bütçelerle yönetmek gerçekten zor.
Turizmin kalbi olan bu yerlerin yaz nüfusları bazen 1 milyonu geçiyor.
Bodrum’da geçen yaz Turgutreis’ten havalimanına bir buçuk saatte zor gittim.
İstanbul trafiğinden beterdi.
Bence Bodrum’a bir çevre yolu şart oldu.
Aynı şekilde Çeşme de öyle...

Yazının Devamını Oku

Yeni bir anayasayı herkes istiyor

SİYASETİN tansiyonu bugünlerde yine yüksek... Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni bir anayasa tartışmasını başlattı. MHP lideri Bahçeli de bu görüşe destek verdi. Millet İttifakı’nı oluşturan partilerin de bir anayasa metni üzerinde çalıştıklarını biliyoruz.

 


Bu Meclis’ten yeni bir anayasa çıkar mı, bilemiyorum.
Geçmişte de metinler üzerinde çalışıldı ama her seferinde dosyalar rafa kaldırıldı.
O yüzden ihtiyatlı iyimserliğimi korumak istiyorum.
Ama gazeteci olarak şunu görüyorum.
Toplum ihtiyaçlarını, beklentilerini karşılamayan, gelecek hayali de kurdurmayan bir anayasaya sahibiz.

Yazının Devamını Oku

1 Mart yeni bir başlangıç olsun

SALGIN gerçekten beklediğimizden de uzun sürdü. Bir yıldır evlerdeyiz, hareketlerimiz kısıtlı, işten eve gidip pandeminin son bulduğuna dair gelecek haberleri bekliyoruz.Yeni mutasyonlar elbette canımızı sıkıyor. Ve bu yaşananların ne zaman sona ereceği ve eksi normale ne zaman döneceğimiz hakkında soru işaretlerimiz var.


Ama şunu biliyoruz.
Aşılar pandeminin süresini azaltacak.
Asıl müjde tedaviyle ilgili ilaçların bulunmasıyla olacak.
Pandeminin ilk aylarında ekonomilerde sert frenler oldu.
Bunun etkilerinin rakamlara yansıdığını görüyoruz.
Bazı sektörlerde toparlanma hızlı oldu.

Yazının Devamını Oku

Romantik değil gerçekçi olalım

BAZI konularda romantik değil gerçekti, somut adımlar atmamız gerekir.


Beklediğimizden çok daha uzun bir pandemi dönemi yaşıyoruz.
Hafta içleri 21.00’den sonra dışarıda olamıyoruz; hafta sonları ise evlerde kalmak zorundayız.
Ve bu dönemde bütün belediyeler şöyle haberler geçtiler; “Sokaktaki dostlarımızı unutmadık. Şu kadar ton mamayı sokak hayvanları için harcadık...”
Gerçekten de tonlarca mama sokaklara, caddelere bırakıldı.
Bazılarına şahit oldum, bazılarının haberlerini sayfalarımıza verdik.
Peki dünya medyasında böyle ve benzer haberlere rastladınız mı?

Yazının Devamını Oku

Gelecek için dikey tarımı destekliyorum

UZUN zamandır yazdığım bir konu var. Tarımı gerçekten çok ihmal ettik. Dünyadaki değişimi elbette anlıyorum. Yüksek teknolojinin getirdiği imkanları, şehirleşmeyi, kalabalıklar halinde yaşamayı...


Ama tarımı unutmamalıyız. Güzelim topraklarımızı kentleşme adına gökdelenlerle doldurmalıyız. Bugün görüyoruz ki; geleceğin stratejilerinde tarım, su, çevre gibi konular çok daha öne çıkacak.
Ve yine bir süredir tarım teknolojilerini okuyorum. Yeni dünyanın sunduğu imkanları ve buna ilgi duyanları...
Takip ettiğim şirketlerden biri de Plant Factory...
İstanbul Dragos’taki tesislerinde topraktan ve güneşten bağımsız yüksek besin değerine sahip üretim yapıyorlar.
Plant Factory’nin genç kurucu ortakları; Halil Beşkardeşler, Ahmet Güney, Anıl Sönmez ve Emre Kaynar Türkiye’de dikey tarımın geleceğini şekillendirmeyi ve kendi geliştirdikleri teknolojilerle bütün dünyaya ihracat yapmayı hedefliyorlar.
Azalan ekilebilir araziler, mevsimsel sınırlı üretim ve yüksek su tüketimi gibi problemler yok bu işletmede...

Yazının Devamını Oku

Hobisi güzel bir projeye dönüştü

BİRAZ siyaset dışına çıkalım.


Ajlan Haskök’ü iyi tanıyorum.
Kimya mühendisidir. 43 yıllık aile şirketini iki kuzen birlikte yönetiyor. Türkiye’de sektöründe liderdir. Teknik Balans “Messmatic” markasıyla otomotiv ve endüstriyel balans makineleri üretimi yapıyor. Yurtiçinden daha çok yurtdışı piyasalarda tanınıyorlar; 35 ülkeye ihracat yapıyorlar.
Türkiye’de Teknik Balans gibi başarılı çok şirket tanıyorum.
İhracat yapan, araştırma geliştirmeye önem veren ve sektörüne yenilikler getiren başarılı şirketlerimizi öne çıkarmalıyız.
Ajlan da; 27 yıldır şirketin başında yöneticilik yapıyor.
Ve ikinci kuşağın şirkete değer kattığını görüyorum.

Yazının Devamını Oku

BEZOS bile bırakıyor bizimkiler bırakmıyor

O dünyanın en zengin iş insanı...


200 milyar dolarlık kişisel serveti var, şirketlerinin değeri trilyon doları çoktan geçti.
Jeff Bezos’tan bahsediyorum. 1.3 milyon çalışanı var ama daha önemlisi dünyadaki herkese dokunabiliyor.
Bezos Amazon’u 1994’te garajında kurmuştu. O zaman yalnızca internet üzerinden kitaplar satan bir şirketti. Bugün paket teslimatından dizi, film platformuna kadar sayısız alanda hizmet veriyor.
Müthiş bir organizasyon, insan hayranlıkla izliyor.
Henüz 57 yaşında...
Çok genç, belki de bir insanın en verimli döneminde olmasına rağmen geçenlerde çalışanlarına bir mektup yolladı.

Yazının Devamını Oku