Deniz Sipahi

Deniz Sipahi

dsipahi@hurriyet.com.tr

Asıl hikâye Eylül’de başlayacak

İZMİR’in Kordon’undaki tarihi Fransız Konsolosluğu Arkas Sanat Alsancak olarak restore edildiğinde kent için aslında bir sanat yolculuğu başlamıştı.

Haberin Devamı

Ardından Arkas Deniz Tarihi Merkezi, Arkas Sanat Urla, Bornova’daki Arkas Sanat Mattheys Köşkü, Çeşme’deki Arkas Sanat Alaçatı İzmir’in sanat hayatını çok değiştirdi.

Geçen yılın sonunda Ayşe Mayda Köşkü; “Arkas Sanat Göztepe Ayşe&Seniha Mayda Köşkü” adıyla İzmir’in kültür haritasına işlendi.

Her biri özel koleksiyonları, sergileri sanatseverlerle buluşturdu.

Lucien Arkas’ı uzun yıllardır tanırım.

Paylaşmayı seven, kentle bütünleşen, hayatı yorumlarken sanatı, kültürü, gelenekleri unutmayan biridir.

Yedinci adresi Lucien Arkas Sanat Merkezi oldu.

Onun cümleleri genelde sade olur ama arkasında büyük bir ısrar vardır.

Bu kez de öyle dedi.

“İzmir doğup büyüdüğüm şehir. Bu şehrin sadece geçmişiyle değil, geleceğiyle de sanatla iç içe olması gerektiğine inanıyorum.”

Haberin Devamı

Bu cümle aslında bir strateji dokümanı gibi.

Şehir markalaşması dediğimiz şey tam olarak da böyle bir şey.

Bir kentin kendine biçtiği rol...

Ve Arkas, İzmir’e “Sanat Şehri” rolünü yazıyor.

Ama asıl kırılma başka
bir yerde.

Bu merkez, artık sadece İzmir’in değil; dünyanın sanat dolaşımına dahil oluyor.

Centre Pompidou ile kurulan iş birliği uzun yıllar devam edecek.

Beş yıl boyunca, yılda iki sergi olacak.

Yani dünyanın en önemli modern sanat koleksiyonlarından biri, düzenli olarak İzmir’e gelecek.

Lucien Arkas’ın söylediği gibi...

“Uluslararası iş birliklerinde temelimiz her zaman güven ve dostluk oldu.”

Ve o güven, yıllar önceki Picasso sergisinden bugüne taşınmış.

Açılış sergisi küçük ama güçlü bir işaret fişeği.

Sonia ve Robert Delaunay.

Renkle düşünen, ışıkla yazan iki sanatçı...

Modern sanatın dilini değiştiren o cesur yaklaşımın küçük bir ön izlemesi.

Asıl hikâye Eylül’de başlayacak.

Renk ve ışık üzerine büyük bir sergi...

Yani İzmir, sadece sanat izleyen değil, sanat tartışan bir şehir olmaya doğru gidiyor.

Ben bu hikâyeye biraz dışarıdan bakmaya çalışıyorum.

Sanat mekânları birbirine bağlanıyor.

Sergiler süreklilik kazanıyor.

Uluslararası kurumlar güvenip koleksiyonlarını gönderiyor.

Arkas Sanat, bu ekosistemin omurgasını kuruyor.

Aslında Lucien Arkas’ın yıllardır söylediği o cümlenin devamı:

Haberin Devamı

“Görmedikleri bir şeyi sevemezler.”

Şimdi İzmir’de daha fazla insan sanatla iç içe olacak.

Daha fazla genç temas edecek.

Bu bir şehir için harika bir şey...

 Asıl hikâye Eylül’de başlayacak

GELECEĞE DAMGA VURACAK YAPILAR İNŞA ETMELİYİZ

TÜRKİYE birçok alanda önemli mesafeler kat etti. Üreten bir sanayimiz var. Özellikle savunma sanayinde etkileyici bir ivme yakaladık. Yazılımda, teknolojide de dünyayla rekabet eden işler çıkarıyoruz.

Ama bir başlık var ki, hâlâ içimde ukdedir; şehircilik...

Kentlerimizin daha kimlikli, daha özgün, daha cesur olmasını isterdim.

Örneğin İzmir.

Centre Pompidou Arkas Sanat ile birlikte beş yıl boyunca sergiler düzenleyecek bir kültür hamlesi başlatıyor. Bu beş yıl tesadüfi değil. Pompidou bugün Paris’te kapalı; Beaubourg binası 2030’a kadar sürecek kapsamlı bir yenilenme sürecinde. Ama kurum bu dönemi geri çekilerek değil, tersine açılarak geçiriyor.

Haberin Devamı

Laurent Le Bon’un tarif ettiği gibi Pompidou bir metamorfozdan geçiyor. Sabit bir yapıdan, koleksiyonunu ve bilgisini dünyaya taşıyan hareketli bir kuruma dönüşüyor. Malaga, Şanghay, Brüksel... Ve artık İzmir. Pompidou’nun düzenli olarak açıldığı şehirlerin bu kadar sınırlı olması tesadüf değil. Bu listeye girmek, bir kentin kültürel altyapısına duyulan güvenle mümkün. Yani mesele yalnızca eserlerin gelmesi değil; İzmir’in artık bu ölçeği taşıyabilecek bir şehir olarak görülmesi. Aslında Centre Pompidou modern mimarlık tarihinin en ikonik yapılarından biriydi.

Bugün Paris’in kalbinde duran bu yapı 1970’lerde, kariyerlerinin henüz başındaki iki genç mimarın Renzo Piano ve Richard Rogers’ın imzasını taşıyordu.

Haberin Devamı

Ve o günden beri yalnızca bir müze değil; bir fikir, bir manifesto oluşturulmuştu.

Centre Pompidou’yu benzersiz kılan şey, sadece içinde sergilenen çağdaş sanat eserleri değildi. Asıl mesele, binanın kendisinin de bir sanat eseri olmasıydı.

Asıl hikâye Eylül’de başlayacak

Taşıyıcı sistemin dışarı alınmasıyla içeride kesintisiz, kolonsuz, tamamen özgür bir alan yaratılmıştı. Mekân, sanatın ihtiyaçlarına göre yeniden şekillenebiliyordu. Esneklik burada bir teknik detay değil; bir felsefeydi.

Dönemi için radikal, bugün için hâlâ ilham verici.

Geçtiğimiz günlerde müzenin başkanı Laurent Le Bon ile birlikteydim.

Şunu söyledi.

“Sonia & Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı seçkisiyle başlayan sergimiz Eylül ayında daha da büyüyecek. Biz bu koleksiyonun bekçileriyiz. Onu taşıyan, aktaran kişileriz. Ve bu koleksiyon İzmir’de olağanüstü bir şekilde parlayacak. Lucien Arkas Sanat Merkezi, Centre Pompidou’u için ideal bir ortak. Arkas’ın İzmir’deki takım yıldızları arasında biz de bir yıldız olarak yerimizi alacağız.”

Haberin Devamı

Bence Türkiye artık sadece üretimde değil, mekan üretiminde de iddialı olmalı.

Geleceğe damga vuracak yapılar inşa etmeliyiz.

İnsanların sadece görmek için değil, deneyimlemek için geldiği yapılar; tıpkı Centre Pompidou gibi.

 Asıl hikâye Eylül’de başlayacak

İŞTAHI KAPATMAKTAN DEĞİL YÖNETEBİLMEKTEN YANAYIM

ZAYIFLAMA iğneleri bu ara çok konuşuluyor.

Beyindeki iştah merkezini etkileyerek tokluk hissi yaratıyorlar.

Aslında obezite tedavisinde kullanılan bu iğneler artık kendini “biraz kilolu” hissedenlerin de radarına girmiş durumda.

Geçen hafta Adana’da birkaç aydır görmediğim dostlarla karşılaştık.

Bazıları değişmiş; hem de öyle böyle değil.

Bir ara kendimi bir tıp kongresindeymiş gibi hissettim.

Etki mekanizmasını anlattılar, dozdan bahsettiler.

Bir kebap lokantasında sanki endokrinoloji sempozyumu yaptık.

Gerçekten kilo vermişler.

Ama ben bilime, tıbba inanan biriyim.

Her işin bir dengesi olduğuna da.

Doktor, işin uzmanı “kullan” diyorsa; pekala kullanılabilir.

Ama birkaç kilo vermek için ne olursa olsun karşıyım.

O yüzden şöyle bitireyim.

İştahı kapatmaktan değil, iştahı yönetebilmekten yanayım.

Asıl hikâye Eylül’de başlayacak

Yazarın Tüm Yazıları