Paylaş
Gazeteyi okuyoruz; futbol da futbol...
Sanki bu ülkenin spor hafızası sadece 105’e 68 metrelik bir çim zeminden ibaret.
Oysa bazen, biz futbol tartışmalarının içinde birbirimizi tüketirken, başka bir yerde ay-yıldızlı bir ekip denizin ortasında dünyanın en iyilerini geride bırakıyor.
Ne büyük kavga çıkıyor, ne sosyal medya ikiye bölünüyor, ne de günlerce manşet oluyor.
Sessizce geliyor, kupasını alıyor ve ülkesine dönüyor.
İşte onlardan biri geçen hafta Akdeniz’de yaşandı.
Türk yelkenciliği tarihine geçecek bir başarıya imza atan Arkas Sailing Team, Akdeniz’in en prestijli açık deniz yarışlarından 73. Loro Piana Giraglia’da, TP52 sınıfındaki Arkas Blue Moon teknesiyle hem IRC Genel Klasmanı’nı hem de IRC 1 kategorisini kazanarak yarışın birincisi oldu.
1953’ten bu yana düzenlenen, Saint-Tropez’den başlayıp Korsika açıklarındaki Giraglia Kayası’nı dönerek Cenova’da sona eren, 45 ülkeden 140’tan fazla teknenin ve yaklaşık bin denizcinin yarıştığı bu efsane organizasyonda ilk kez bir Türk takımı Loro Piana Challenge Trophy’yi Türkiye’ye getirdi.

Üstelik bunu, tamamı Türk lisanslı sporculardan oluşan bir ekip başardı.
Denizin ortasında milliyet olmaz derler; olurmuş.
Hem de rüzgârın en hafif estiği anlarda...
Çünkü bu yarış hızdan çok sabrın, güçten çok aklın, cesaretten çok uyumun yarışıydı.
Hafif ve değişken rüzgârlar altında saatler süren mücadelede Arkas Blue Moon; RocketNikka, Django WR ve Spirit of Lorina gibi Avrupa’nın en güçlü ekiplerini geride bıraktı.
Bu başarı tesadüf de değil.
2024’te Boğaziçi Kupası’nı kazanan, geçtiğimiz yıl aynı yarışta genel üçüncü olan ekip, bu kez zirveye çıktı.
Arkas Holding’in desteği, Arkas Line, EMES ve Isaora’nın katkıları elbette önemli.
Ama en az onlar kadar önemli olan bir başka
ayrıntı var.
Bu teknenin üzerinde taşıdığı hikâye...
Bernard Arkas’ın sanata olan ilgisinden ve mitolojik anlatılardan ilham alan bu dragon, aslında bana başka bir şeyi hatırlattı.
Biz bazen kendi başarılarımızı da mitolojik kahramanlar gibi uzakta sanıyoruz.
Oysa onlar burada; aynı bayrağın altında.
Sadece futbolun gürültüsü yüzünden seslerini yeterince duyamıyoruz.

BERNARD ARKAS DEDİ Kİ FARK EDİLMEK İSTİYORSANIZ SIRADAN OLAMAZSINIZ
BU teknenin bir özelliği daha var.
Kazanmadan önce bile dönüp baktırıyor.
Çünkü üzerinde alışılmış sponsor logolarından çok daha fazlası var.
Mavi bir gövde; dolunayın ışığını çağrıştıran bir tema...
Ve rüzgârın içine gizlenmiş mitolojik bir hikâye...
Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bernard Arkas anlatırken aslında sadece bir teknenin görünümünü değil,
denizde fark edilmenin de bir kimlik meselesi olduğunu tarif ediyor.
“Logomuz dünya, rengimiz mavi... Dolunay da buna çok yakışıyordu” diyor.
Blue Moon fikri böyle ortaya çıkmış.
Bu fikir, TP52 Arkas Blue Moon’un üzerinde güçlü bir görsel kimliğe dönüşmüş.
Teknenin gövdesinde ve yelkenlerinde yer alan dragon tasarımı, Bernard Arkas’ın sanata olan ilgisinden ve Türk mitolojisinden aldığı ilhamla şekillenmiş.
Airbrush sanatçısı Evrim Duyar’ın uygulamasıyla Blue Moon, yalnızca yarışan değil, denizde bakıldığında hemen ayırt edilen bir tekneye dönüşmüş.
Dragon figürü de boşuna seçilmemiş.
Gücü, meydan okumayı ve denizde fark edilme iddiasını taşıyan bu görsel kimlik, Blue Moon’un karakterini daha da görünür kılıyor.
Denizin ortasında bazen birkaç santimlik yelken ayarı kadar, rakibin zihnine bıraktığınız iz de önemli.
Bernard Arkas’ın hoşuma giden sözü ise şu oldu.
“Prada gibi dünyanın en büyük markalarının arasında fark edilmek istiyorsanız sıradan olamazsınız.”
Gerçekten de olamamışlar.
Ama beni en çok etkileyen ayrıntı başka.
Blue Moon sadece Türk bayrağı taşıyan bir tekne değil.
Arkas’ın denizcilikten gelen kültürünü, spora yaptığı uzun soluklu yatırımı ve Türk sporcularla kurduğu profesyonel takım yapısını uluslararası arenaya taşıyan güçlü bir sembol.
Yüksek performanslı TP52 sınıfındaki Arkas Blue Moon, bugün tamamı Türk lisanslı sporculardan oluşan ekibiyle Akdeniz’in en zorlu yarışlarında Türkiye adına mücadele ediyor.
Onu denizde farklı kılan yalnızca teknik gücü değil; yıllar içinde kurulan profesyonel takım yapısı, disiplin, sabır ve Arkas’ın denizcilik vizyonuyla yarattığı kimlik.
Bu yüzden Blue Moon’un hikâyesi yalnızca bir yarış teknesinin hikâyesi değil.
Türkiye’den çıkan bir takımın; estetik, cesaret, disiplin ve takım ruhuyla dünyanın en güçlü filoları arasında görünür olma hikâyesi.
GASTRONOMİ ARTIK BİR ÜLKENİN GÜVEN GÖSTERGESİ
SON yıllarda katıldığım gastronomi davetlerinde kendime küçük bir oyun oynuyorum. Önce tabaklara değil, insanlara bakıyorum. Çünkü bir ülkenin gastronomisinin hangi noktada olduğunu önce mutfaktaki insanların birbirine olan yaklaşımlarından anlıyorsunuz.
Gault&Millau’nun Bodrum’daki Ruins Luxury Resort’teki yemeğine katıldım.
Mutfakta müthiş bir
eşitlik vardı.
Slovenya’dan gelen David Žefran ile Urla’yı parlatan Osman Sezener aynı ürün üzerine tartışıyordu. Emre Şen kendi yorumunu ekliyor, Atilla Heilbronn başka bir fikrin peşinden gidiyordu.
İşte o an aklımdan şu geçti.
Türkiye gastronomide sessiz ama çok önemli bir eşiği geçmiş.
Eskiden yabancı şefler gelir, biz onları izlerdik.
Şimdi yabancı şefler geliyor ve Türk şeflerle aynı masada, aynı mutfakta, aynı hikâyeyi birlikte yazıyorlar.
Bu küçük gibi görünen değişim aslında büyük bir zihniyet dönüşümü.
Çünkü gastronomi artık sadece iyi yemek yapmak değil.
Bir ülkenin kendine duyduğu güvenin de göstergesi.
Bu dönüşümün mimarlarından biri de kuşkusuz Gökmen Sözen.
Yıllardır Türkiye’yi uluslararası gastronomi haritasında daha görünür kılmaya çalışıyor.
Michelin’in Türkiye’ye gelişi önemliydi.
Ama bence Gault&Millau’nun Türkiye’de kök salmaya başlaması başka bir anlam taşıyor.
Çünkü bu rehber yalnızca tabağa puan vermiyor.
Şefi, hikâyeyi, misafirperverliği, kültürü ve mutfağın ruhunu da değerlendiriyor.

Gökmen Sözen
Paylaş