Deniz Sipahi

Deniz Sipahi

dsipahi@hurriyet.com.tr

Akıllı şehir meselesi o kadar önemli ki

SON yağmurlar barajlara biraz nefes aldırdı.

Haberin Devamı

İzmir’de Tahtalı Barajı 3 günde neredeyse 3 puan yükseldi.

En yüksek doluluk yüzde 43.17 ile Güzelhisar Barajı’nda, en düşük oran ise yüzde 3.44 ile Gördes Barajı’nda ölçüldü.

Tahtalı 8.94, Balçova 26.54, Ürkmez 28.95, Alaçatı Kutlu Aktaş 35.69.

İstanbul’da barajlar 1 günde 2 puanın üzerinde toparlandı.

İstanbul’a su sağlayan barajlarda doluluk oranı yüzde 32.3 oldu.

Ankara’da ise tablo hala iyi değil, toplam doluluk düşük, aktif doluluk daha da düşük.

Rakamlar önemli ama tek başına yeterli değil.

Çünkü hep aynı hatayı yapıyoruz.

Yağmur yağınca seviniyoruz, güneş çıkınca unutuyoruz.

Yağmurun yağması değil, yağan yağmurun ne kadarını tutabildiğimiz önemli.

Bugün şehirlerimiz yağmuru misafir gibi ağırlıyor.

Birkaç saat oyalanıyor…

Sonra hızla denize uğurlanıyor.

Sel oluyor, hayat duruyor.

Haberin Devamı

Ama barajlara gelince, “Keşke biraz daha yağsaydı” diyoruz.

Akıllı şehir meselesi o kadar önemli ki.

Pandemi sonrası iklim krizini daha çok konuşuyoruz.

Ama hala eski şehirlerle yeni iklimi yönetmeye çalışıyoruz.

Oysa dünyada başka şeyler deneniyor.

“Yağmur suyu nasıl toplanır?” sorusu artık mühendislik değil, şehircilik sorusu.

Daha geçirgen kaldırımlar, yağmur suyunu tutan yeşil alanlar, çatıları, yolları, parkları suyun bir parçası gibi düşünen şehirler…

İzmir’de Tunç Soyer döneminde ‘sünger şehir’ projesi başlamıştı ve hepimiz desteklemiştik.

Bence iyi projeler devam ettirilmeli.

İzmir, İstanbul, Ankara…

Üçü de farklı iklimde, ama aynı risk altında.

 

Toplum bazı konuları yokmuş gibi davranıyor

PEMBE İzler Kadın Kanserleri Derneği’ni uzun bir süredir takip ediyorum.

Başkanlığını Seral Çelik yapıyor.

Rahim ağzı kanserinin, meme kanseri gibi kadın sağlığı gündeminde kalmasına büyük önem veriyorlar.

Bunun için sayısız etkinlik, kampanya düzenliyorlar.

Onlardan biri de bugün Acıbadem Kent Hastanesi’nde yapılacak.

Sessizce yaşanan bu hastalığın sesi olmak istiyorlar.

Bilginin en büyük güç olduğuna inanıyorlar.

“HPV olsan bilir miydin?” sorusuyla başlıyorlar kampanyaya çünkü HPV yeterince bilinmiyor, sık sık HIV ile karıştırılıyor.

Haberin Devamı

Bilmediğimiz, konuşmadığımız, adını anmaktan bile çekindiğimiz bir hastalıkla mücadele etmeye çalışıyoruz.

Seral Çelik’in anlattıkları bu sessizliğin ne kadar ağır bir bedeli olduğunu gösteriyor.

“Rahim ağzı kanseri, önlenebilen tek kanser. Ama buna rağmen hâlâ yeterince konuşulmuyor” diyor.

Her yıl Türkiye’de yaklaşık 2 bin 500-3 bin kadın bu hastalıkla tanışıyor.

Ama toplumda sanki hiç yokmuş gibi davranılıyor.

Neden?

Çünkü birçok kişi anlatmaktan çekiniyor.

Seral Çelik’in altını çizdiği bir cümle var ki çok çarpıcı:

“Birçok insan meme kanseri olan birini tanır ama rahim ağzı kanseriyle mücadele eden bir kadını tanımaz. Çünkü kadınlar susar.”

Susmak çözüm değil.

Haberin Devamı

Akıllı şehir meselesi o kadar önemli ki
Akıllı şehir meselesi o kadar önemli ki

Çünkü HPV dediğimiz virüs, hayatımızın bir noktasında hepimizin kapısını çalabiliyor.

Toplumun yüzde 90’ı hayatının bir döneminde HPV ile karşılaşıyor.

Çoğumuz farkına bile varmıyoruz.

Bağışıklık sistemi virüsü temizliyor.

Ama yüksek riskli tipler yıllar içinde kansere dönüşebiliyor.

İyi haber şu:

Bu süreç tarama testleriyle yakalanabiliyor.

Pap Smear ve HPV DNA testleriyle.

Üstelik KETEM’lerde ücretsiz.

Daha da iyi haber ise aşı var.

Ve rahim ağzı kanseri aşıyla önlenebilen tek kanser türü.

Seral Çelik’in hayali çok net:

Bu hastalığın bir gün çiçek hastalığı gibi tarihe karışması.

Bu hayal ütopik değil.

Bilgiyle, aşıyla, farkındalıkla mümkün.

Bugün Acıbadem Kent Hastanesi’nde yapılacak etkinlik de tam olarak bunun için.

Haberin Devamı

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil bilimsel çerçeveyi anlatacak.

Dernek Başkan Yardımcısı Feyza Öztürk hasta deneyimlerini paylaşacak.

Berna Laçin moderasyon yapacak.

Rahim ağzı kanseri utanılacak bir hastalık değil.

Bilgi eksikliği utanılacak bir durum.

 

“Bu süreçte yalnız değilsin” diyebilmek

PEMBE İzler’in hikayesi bana hep şu duyguyu veriyor:

Bu bir “dernek kuruldu” hikayesi değil, bir hayatın ortasında durma hikayesi.

“Yol arkadaşı olmak için yola çıktık” diyorlar.

Bence bu cümle her şeyi anlatıyor.

Çünkü kanserle mücadelede asıl eksik olan şey çoğu zaman ilaç değil, yalnızlık.

2014’te kurulmuş Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği.

Haberin Devamı

Mesele hangi kanser türü olduğundan çok, bu süreçte kadının nasıl ayakta kaldığı.

Biz genelde büyük lafları seviyoruz.

‘Farkındalık’, ‘bilinçlendirme’, ‘kampanya’ diyoruz.

Pembe İzler ise daha sade bir yerden yaklaşıyor.

Bir kadının aynaya baktığında kendini nasıl hissettiği ile ilgileniyor.

Tedavi sürecinde saçını kaybeden bir kadının başına peruk takması mesela…

Dışarıdan bakınca küçük bir detay gibi ama o gün sokağa çıkabilmek, bir kahve içebilmek, “Ben hala buradayım” diyebilmek demek.

Online ve ücretsiz psikolojik destekler, beslenme danışmanlığı da yapıyorlar.

Pembe İzler’in farkı şu:

Kanseri bir hastalık olarak değil, bir hayat kırılması olarak ele alıyorlar.

Ne acıyı büyütüyorlar ne de pembe hayaller satıyorlar.

Sadece, “Buradayız” diyorlar.

Bence asıl cesaret de bu.

“Bu süreçte yalnız değilsin.”

Bazen bir derneğin yapabileceği en büyük şey budur.

Yazarın Tüm Yazıları