Suçsuzum... Adalete çok kırgınım...

Deniz Seki 11 aydır cezaevinde, daha önce de 7,5 ay yatmıştı. Aldığı bu ceza artık vicdanları yaralıyor. Herkes neden diyor, yetmedi mi diyor? Adam mı öldürdü, gemilerle uyuşturucu mu kaçırdı da bu bedeli ödüyor diye soruyor. Ama Deniz yatmaya devam ediyor. Bu bayramı da cezaevinde geçiriyor... Bakırköy Kadın Cezaevi’ne bayramlaşmaya ve sohbet etmeye gittim Deniz’le. 45 dakika sohbet ettik, hasret giderdik. Her şeyden konuştuk. Suçsuzluğuna bir kez daha inandım. Ve buraya yazıyorum; uğradığı bu haksızlık yüzünden içeriden çok daha güçlü bir Deniz çıkacak...

Suçsuzum... Adalete çok kırgınım...

* Sormaya bile çekiniyorum, ne kadar oldu Deniz?
- 16 Kasım 2014’ten bu yana buradayım. Neredeyse bir yıl dolmak üzere.

* Daha önce de 7,5 ay var, bu neyin cezasıdır böyle?
- İnan ben de bilmiyorum... Neresinden baksan hukuksuzluk, neresinden baksan adaletsizlik ama ben hâlâ buradayım. Beni günah keçisi ilan ettiler. Ben aklanacağım günü bekleyerek hayata tutunuyorum.

* Anayasa Mahkemesi de mahkûmiyet kararını yeniden değerlendirmeyi reddetti...
- Bu süreçte şaşırmamayı öğrendim. Çok kırgınım adalete. Yeniden yargılanmak istiyorum. “Hukuksuz yapılan dinlemeler ve atılan iftiralarla benim yıllarımı harcamayın” diyerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurdum. Düne kadar merakla AYM kararını bekliyordum. Burada umut her şeydir. Şimdi umutlarımı bir ileriye taşımam gerekiyor.

* Bütün iç hukuk yolları tükendi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne mi gidiyorsun?
- Elbette gideceğim... Ben de, dünya dönüyor dediği için mahkûm edilen Galile’nin söylediği gibi suçsuzluğumu haykırıyorum: Dünya hâlâ dönüyor! Ne yaparsanız yapın ben suçsuzum. Bu cezayı alacak bir suç asla işlemedim. AYM’nin ret kararına karşı AİHM için bütün hazırlıkları yapmıştık zaten, şimdi başvuracağız...

BURADA BAYRAMLAR BURUK GEÇER

* Peki en kötü senaryoya göre tahliyen ne zaman gözüküyor?

- 2017 Haziran.

* 1,5 yıldan fazla zaman var. Bir yıl denetimli serbestlikten sonra kalan bu mu?
- Evet... Denetimli serbestlik 2 yıla çıkarılırsa Haziran 2016 gibi, 3 yıla çıkarılırsa da hemen çıkabilirim. Ama bu benim davamla ilgili bir durum değil, bütün mahkûmları ilgilendiren bir durum.

* Bu kaçıncı bayramın olacak cezaevinde?
- Kasım 2014’ten sayarsan ikinci bayramım. Bir de yılbaşı yaşadım burada...

* Seni burada ayakta tutan nedir?
- Beni hayata bağlayan, sevenlerimin vicdanındaki aklanmamdır. Sevenlerim bu iftiranın, bu çamurun bana yapışmadığına inanıyor. Yüzlerce mektupla bana bunu iletiyorlar. Yoksa ayakta duramazdım. Bana yazan, cevap verip veremediğim herkese teşekkür ediyorum. Ne olur devam etsinler. Bunlar bir bardak su gibi ama çölde kalmış olana...

* Nasıl geçer cezaevinde bayram?
- Bayramlar çok acıklı geçer burada... Buruk geçer... Anneler, çocuklar, eşler gözyaşlarına boğulur. Bayrama hazırlanan kadınların hepsinin makyajları akar... Hani Edip Cansever, “Bakmayın etrafımda çok insan dolandığına. Sırılsıklam yalnızım aslında” der ya, öyledir bayramlar burada. Ben de her bayram sırılsıklam yalnızım burada...

* Cezaevinde bir günün nasıl geçiyor, anlatsana...
- Sabah 8’de kalkıyoruz, sonra sayım için avluya çıkıyoruz. Ve sayım veriyoruz.

* Kaç kişi kalıyorsunuz koğuşta?
- 24 kişilik koğuşumuz. Şu anda 10 kişi kalıyoruz.

* Ortak koğuş mu, hepiniz ayrı koğuşta mısınız?
- Hayır, ikişer kişilik odalarımız var.

* Sıkılmıyor musunuz?
- Gülenay diye yakın bir arkadaşım var. Onunla misafirliğe gelip gidiyoruz birbirimize.

GİTAR ÇALMAYI ÖĞRENİYORUM

* Sabah sayım verdikten sonra...

- 9.00-9.30 gibi kahvaltıya oturuyoruz. Hep birlikte sohbet ediyoruz...

* Günlük gazeteler geliyor mu size?

- Evet, geliyor. Haftalık olarak gazete sipariş verme hakkımız var. Birbirimizle anlaşıyoruz ve her birimiz değişik gazete siparişi vererek neredeyse bütün gazeteleri okuyoruz. Zaten kahvaltıdan sonra en eğlenceli bölüm bu. Gazeteleri hep beraber okuyup haberler, köşe yazıları üzerine yorumlar yapıyoruz.

* Sonra?
- Türk kahvemizi içiyoruz. Öğlen kütüphaneye gidiyorum. Burada kitap okumanın yanı sıra çeşitli kurslar da var.

* Gardiyanlardan gitar çaldığını öğrendim...
- Evet, doğru. Hatta ilk başta benim gitar kursu verdiğimi zannetmiş mahkûm arkadaşlar, pek çoğu geldi. Ama gitar kursu veren değil, öğrenmeye çalışan benim. Tiyatro, drama kursu da var. Bazen de ben şarkılar söylüyorum... Şiir yazıyorum... Günümün çoğunu burada geçiriyorum. Akşam 17.00’ye kadar çalışıyorum burada.

ÇIKTIĞIMDA GÖKYÜZÜNE DOĞRU ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA BAĞIRACAĞIM

* Devamında...

- 18.00’de yeniden sayım var avluda. Akşam sayımı. Ona hazırlanıyoruz. 19.30’da kapı kapanıyor, odalara çekiliyoruz sonra...

* Sana bir ayrıcalık tanınıyor mu burada?
- Öyle haberler çıktı, bana burada özel imkanlar sağlandığı bile söylendi ama hiç öyle bir şey yok. Öğleden sonra gittiğim kütüphanede bir bilgisayar var, benim de bir şifrem var... Ameliyat olduktan sonra yürümem lazımdı, koridora bile çıkamadım ben. 4 metrekarelik odada yürümeye çalıştım.

* Şifren olduğunu söyledin, internet şifresi falan değil herhalde?
- Şaka mı, ben hapisteyim! Burada sağır, dilsizsin. Şifreyi giriyorum, sadece basit bir program açılıyor. Yazdıklarımı, çizdiklerimi oraya kaydediyorum. Günün birinde tahliye olursam onları kaydedip gideceğim.

* Müzik dinleyebiliyor musun?
- En büyük hasretlerimden biri bu. Ne yazık ki dinleyemiyorum. En çok aç olduğum konu bu. Kulaklığımı takıp müziğimi dinleyebilsem keşke... Bir tek televizyonumuzda müzik kanalı olarak Kral TV var burada.

* Sağlık sorunların çözüldü mü?
- Şu anda daha iyiyim ama burası insan tüketen bir yer; dolayısıyla üzüntünüz sağlığınıza yansıyor.

* Şubat ayında hastaneye yatıp bir ameliyat geçirmiştin
...
- Evet, ameliyat sonrasında yumurtalıklarımdan kist alındı ve patoloji sonuçları çok şükür temiz çıktı. Şimdi kontrol altındayım.

* Dışarıya çıktığında ilk yapacağın şey ne olacak?
- Gökyüzüne doğru çığlık çığlığa bağıracağım, avazım çıktığı kadar özgürlüğe haykıracağım. Sonra çimleri öpeceğim, burada toprağa, çime, gökyüzüne hasret insan. Beton bir hayat burası. Sevdiklerime koşacağım, sarılacağım... Denizi çok özledim, bir denizin kıyısında tükenene kadar yürümek istiyorum. Haydut isimli bir köpeğim var, onu da çok özledim. Dostlarımla adam gibi sohbet etmeyi özledim.

Suçsuzum... Adalete çok kırgınım...

Ülkemi terk etmek bana yakışmazdı

30 Mayıs 2014’te yakalama kararı çıktıktan sonra Deniz Seki 6 ay boyunca gizlendi.
Bu süre içinde iki-üç kez ev değiştirdi ve Kasım 2014’te Büyükçekmece Alkent’te yakalandı.
Bu 6 ay boyunca hakkında sürekli haberler çıktı, yok Paris’te görüldü, yok Yunanistan’a kaçtı denildi...
Benim Deniz Seki’yle ilgili en merak ettiğim şeylerden biri, bu 6 ay boyunca ne yaptığı ve daha önemlisi neden yurtdışına kaçmadığıydı...
“Ben senin yerinde olsam kesin yurtdışına kaçardım, neden yapmadın?” dedim Deniz’e...
“Cengiz şunu anlamıyorsun” dedi ve devam etti:
“Suçlu olan kaçar. Ben suçsuz olduğuma o zaman da inanıyordum, sonuna kadar da inanıyorum. Ben bir süre AYM kararını bekledim.
O gizlendiğim 6 ay boyunca da bu işin bir çıkışı olmalı diye düşündüm.
Kimseyle kontağınız yok, kimseyle temas kuramıyorsunuz.
Ve kendi kendime ‘Suçsuzum, böyle bir şey olamaz’ diyordum.
Ben o 6 ay boyunca polisten kaçmadım, cezaevinden kaçtım.
Çünkü buraya ikinci kez girmenin ölümden beter olacağını biliyordum.
Ama buna rağmen yurtdışına kaçmayı kendime yediremedim. Çünkü suçsuzdum.
Elbette o 6 aylık süreçte yurtdışına kaçacak imkanları yaratır, belki gidebilirdim. Yurtdışına çıkış engelim falan da yoktu, cebimde 10 yıllık vizeler vardı, kaçmadım, kaçamadım.
Yapamadım...
Ülkemi terk etmek bana yakışmazdı.
Çünkü ben bu ülkenin, bu toplumun sanatçısıyım, bu toprakların ruhuyla müzik yapıyorum, yurtdışında yaşamayı tercih edecek son kişidir sanatçı.”

Yargılandığım özel yetkili mahkemeler ortadan kalktı

Deniz Seki’nin isyanı bitmiyor, bu kadar ağır bir cezayı aldığı için de hukuk sistemini asla affetmiyor.
“Adaletin bana bir özür borcu var” diyor ve ekliyor:
“Adımın yanına hiç yakışmayacak sıfatlar eklendi...
Ben ne yapmadığımı çok iyi biliyorum. Suç işleyip işlememek elinizde ama mahkûm olmanız elinizde değildir. Hukuk ve adalet arasındaki farkı düşünüyorum burada zaman zaman...
Sadece kararlar üzerinden gidersek; mahkeme bana “Yanındaki arkadaşınla paylaşmışsın, bu hukuken temin etmeye girer, temin etmek de hukuken ticarettir” dedi.
Ama temin etmekle suçlandığım üç kişi, hayatları boyunca hiçbir şey kullanmadıklarına dair ifade verip beraat etti. Sonuç olarak hayatı boyunca hiçbir şey kullanmayan birine bir şey temin etmekten ceza aldım!
“Temin etmişim! Peki kime, nasıl, ne zaman?” diye soruyorum, mahkemede reddediliyor. Yazan, çizen, konuşan herkese soruyorum; ben ne yapmışım?
Bir de ben bugün kaldırılmış olan ve kararları yok hükmünde görülen özel yetkili mahkemelerde yargılanıp hüküm giydim. Bu mahkemelerin baktığı Ergenekon, Balyoz, şike gibi davalarda yeniden yargılanma süreci açılırken bana bu yol kapatıldı, bu adalet mi sence?
Benim kupkuru bir şöhretim varmış, arkamda kimse yokmuş, ben bu nedenle buradayım Cengizcim.
Kime ne zararım oldu? Kendime üzülmekten geçtim, bu süreçte benim en çok üzüldüğüm isim eski şoförüm oldu. Benim yüzümden suçsuz yere bir yıl hapis yattı, hiçbir günahı yokken.
Bu yüzden vicdanım rahatsız. Buna çok üzülüyorum.”

İşte Deniz’i en fazla ziyarete giden sanatçı

Bilirim cezaevinde yatan biri için dışarıyla bağlantı kurmak mektup demektir, ziyaretçi demektir...
Hayranlarından her hafta yığınla mektup geliyormuş Deniz Seki’ye.
Hem dışarıdan, hem de diğer cezaevlerinden.
“Hepsine mümkün olduğunca yanıt vermeye, mektup yazmaya çalışıyorum. Cezaevinden gönderenlere moral olmaya çalışıyorum” dedi Deniz Seki...
Sordum;
“Peki sanat camiası vefasızdır, ünlülerden ziyaretine gelen isim
var mı?”
Yanıt verdi:
“Çok fazla sanatçı geldi. Gülben Ergen geldi, Demet Akalın geldi, Emel Müftüoğlu geldi...”
Bu kadar çok ismin gelmesi bile Deniz’in hem müzikseverler hem de sanatçılar arasında ne kadar sevildiğini gösteriyor.
Ama hepsinin içinde Gülben Ergen’i başka yere koyuyor Deniz...
“Sağ olsun Gülben çok dost çıktı. Dört-beş kez ziyaretime geldi” diyerek anlattı Ergen’in vefasını...

İki evimi sattım, şimdi kiradayım

* Ekonomik durumun nasıl?
- Geçen kasım ayında girdim cezaevine. Bir yıl dolmak üzere. Ondan önce de 7,5 ay yattım. Toplamda 1,5 yıldır cezaevindeyim ama bu 7 yıllık bir süreç. 7 yılımı çaldılar benden. Hayatımın en kıymetli 7 yılını. Bu sürede madden ve manen çöktüm tabii.

* Albüm gelirin, teliflerin, birikmiş paran yok mu?
- Şu anda ailem ve nişanlım Faruk var. Sağ olsun onlar hep yanımda durdular, bana destek oluyorlar. Biliyorsun albüm geliri diye bir şey yok artık. Şarkılarım dolayısıyla biraz telif geliyor. Ama sanatçılar sahneye çıktıkça para kazanır. Ben çıkamıyorum ve kazanamıyorum. İki evim vardı, satmak zorunda kaldım. Şimdi kiradayım.

Boynunda cevşeni ve Deniz-Faruk yazan kolyesi

Gözaltına alındığında örgülü saçlarıyla ilgili bir yazı yazmıştım Deniz Seki’ye.
“Bak senin için yaptım” diyerek iki yandan ördüğü saçlarıyla geldi görüşmemize.
Beklediğimden ve tahminimden çok daha güzel ve alımlı bir kadın vardı karşımda...
İtiraf edeyim biraz daha dağınık, biraz daha yorgun bir Deniz Seki beklerken, zayıflayıp kilo vermiş, çok iyi görünen, birazdan sahneye çıkacakmış gibi duran bir Deniz’le karşılaştım.
Üzerinde şunlar vardı:
* Altında siyah kapri bir pantolon ve dolgu topuklu bantlı ayakkabılar...
* Üzerinde kolları kıvrılmış ince bir ceket ve içinde taşlı, metal işlemeli bir tişört...
* Sağ parmağında, nişanlı olduğunu gösteren ‘tam tur’ denilen türden bir pırlanta...
* Sağ bileğinde üzerinde D-F harfleri bulunan bir bileklik ve yanında birkaç deri takı daha...
* Boynunda ise üç kolye vardı; birinde irice siyah kaplı bir cevşen, diğerinde yine D-F harfleri, kısa olanda ise el yazısıyla Deniz-Faruk yazısı olan...
* Yüzünde hafif bir makyaj, kırmızı ruj ve gözlerini ortaya çıkaran makyajıyla çok güzel görünüyordu...

Yaptığı son iki şarkının biri nişanlısı için

Deniz Seki cezaevinde boş durmuyor ve şarkı yazmaya devam ediyor...
Hükümlü olduğu Kasım 2014’ten bu yana 7-8 şarkı yapmış.
“Bunları okuyacak, albüm yapacak imkanım yok ne yazık ki burada” diyor.
“Benimle paylaşır mısın bir-iki şarkı sözünü?” dedim.
Nişanlısı Faruk Salman’a bir şarkı yazdığını söyleyince hemen sordum; “Faruk Bey’in sürekli ziyaretine geldiğini öğrendim...”
“İnanamazsın. Ben bile bu kadarını beklemiyordum” dedi ve devam etti: “Süper ötesi bir adam çıktı, hiç yalnız bırakmadı beni, hep yanımdaydı. Sürekli ziyaretime de geliyor. O olmasa bu kadar güçlü olamazdım.”
Sonra da nişanlısı Faruk Salman için yazdığı şarkının sözlerini paylaştı:
“İyi ki varsın aşkım...
İyi ki yanımdasın...
Ya sen olmasaydın...
Ben ne yapardım söyle...
Böyle zor zamanlarda...
İnsan en zor anında...
Sıcacık bir eli tutmalı...”
Deniz Seki’nin, Faruk Salman’a duyguları tam da böyle, çünkü sürekli yanında ve en büyük destekçisi.
Cezaevinde yazdığı bir başka şarkısı da şöyle Deniz’in:
“Yaşamak insana çok yakışıyor...
Beline ha gayret kemeri takmak bu demektir...
Güneşe doğmak çok yakışıyor...
Yıldızların yanması bu sebeptir...”

Dört duvar arasındayız ama yine de kadınız

* Her zaman böyle bakımlı mısın?
- Bakımlı olmaya çalışıyorum, diğer kadınlara da bunu öğretiyorum. Ellerimle süslüyorum onları. Bu dört duvar bizi asla soldurmamalı. Kadın olduğumuzu unutmamalıyız. Kendimize çok iyi bakmalıyız diyorum. Burada solarsak biteriz Cengizcim.

* En büyük eksiğiniz ne?
- Gece doktorumuz yok. 900 kişi var bu cezaevinde, gece kalan bir doktor ve hemşire yok. Birinin başına bir şey gelse ambulans çağrılıyor. Doktor istiyoruz. Bir de çok amaçlı bir spor salonu. Ne yazık ki spor yapabileceğimiz yeterli imkanlar yok burada. Spor aletleri getirilmesi için Bakırköy Belediye Başkanı’ndan ricada bulunacağım. Seminerler, konferanslar da yapılmalı burada.

* “Hayat 2 Bilet” şarkına arkadaşların klip çekti, yeni klip yapacak mısın?

- Hepsine çok teşekkür ediyorum. Yeni klip çekmek istiyorum. Nasıl yapacağımı bilmiyorum ama... Albümde yer alan üç şarkımdan birini hayranlarım seçsin ve ona bir klip yapalım. “İz” albümüm öksüz kaldı. Ben o albümü hayranlarıma emanet bıraktım.

* Kitap yazıyor musun?

- Evet, bitirmek üzereyim hatta. Yaşadıklarımı bire bir anlatmaktansa daha derinlemesine bir şeyler olacak kitabımda.

Suçsuzum... Adalete çok kırgınım...
Çizer Çetin Büyükakın, tariflerim sonrasında Deniz Seki’yi böyle tasvir etti. Çizimleri için Büyükakın’a teşekkürler.

Favori iki dizisi: Kiralık Aşk ve Güneşin Kızları

Cezaevinde televizyon olması bir mahkûm için en önemli şeylerden biridir.
Dünyayla bağlantı demektir.
Deniz Seki de bir televizyona sahipmiş.
Üstelik ortak mekânda hep birlikte izlemiyorlar, herkesin kendi koğuşunda kendine ait bir televizyonu varmış...
37 ekran küçük televizyonlarmış ama buna da şükür, hiç değilse istediği gibi zap yapabilme özgürlüğü var.
Özgürlüğün en küçüğü bile büyük lüks burada.
“En beğendiğin diziler hangisi?” diye sordum Deniz’e...
“İki diziyi severek izliyorum; biri Güneşin Kızları, diğeri Kiralık Aşk” yanıtını verdi.
Hatta bu dizilerin olduğu geceler en yakın arkadaşı Gülenay’la yere yatak atıp “sinema salonuna” çeviriyorlarmış koğuşlarını.
30 kanal çekiyormuş televizyonları.
23.30 gibi diziler bitince Deniz koğuşuna çekilip kitaplarına vuruyormuş kendini.
Biraz okuyup biraz yazıyor, dua ediyor ve her gece 02.00 gibi de yatıyormuş.

10 adım eninde 21 adım boyunda

Uyuşturucu kullanan herkes serbest kalırken, davası “uyuşturucu ticaretine” bağlanan Deniz Seki’nin gördüğü bütün gökyüzü bu;
10 adım enine... 21 adım boyuna...
Bunu bana söyledikten sonra ben test ettim siz de edin;
Dikine 21 adım, enine 10 adım yürüyün.
Anlayacaksınız özgürlüğün ne demek olduğunu, burada her şey köşeli ve sınırla çevrilmiş.“Ben sadece böyle dikdörtgen bir gökyüzü görüyorum” diyor Deniz...
Ve her gün bu küçücük alanda 1 saat yürüyüş yapıyor.

Keşke 29 Ekim’e kadar çıksam da, ilk bebeğimizi kucağıma alsam

* Şu an gerçekleştirmek istediğin en büyük dileğin ne?
- 29 Ekim’e kadar dışarıda olabilmek.

* Neden 29 Ekim?
- Kardeşim Serdar’ın bebeği doğacak 29 Ekim’de. İlk kez hala olacağım. Ailemize gelen ilk bebek olacak o. Şu an en büyük dileğim bu; bir mucize olsa da 29 Ekim’e kadar dışarı çıksam. Onun doğumunda olsam, bebeğimizi kucağıma alabilsem...

* Burada öğrendiğin en önemli şey ne oldu?
- Kıymetli kelimesinin ne kadar kıymetli olduğunu keşfettim. Her şeyin çok kıymetli olduğunu öğrendim. Kendi durumuna üzülüyorsun ama burada yaşananları gördükçe haline şükrediyorsun. Annesini, babasını buradayken kaybeden kadınlar var. Her şeyin daha kötüsü var sanki... Kadın müebbet hapis cezası almış, kendine üzülüyor ama bir başka kadının oğlunun dışarıda intihar ettiğini öğreniyor.
Müebbetlik kadın, kendi durumundan çok ona üzülüyor. O yüzden yaşadığımız, sahip olduğumuz her şey çok kıymetli.

Her perşembe telefonla kimi arıyor

* Güvenlik konusunda sıkıntı var mı, senin güvenliğin nasıl sağlanıyor?
- Hiçbir sıkıntı yok güvenlik olarak. Koğuşta 10 kişiyiz ve iyi anlaşıyoruz.

* İzmit’e yarı açık cezaevine gideceğin söylendi
...
- Öyle bir şey yok. O doğrultuda bir çabamız da yok şimdilik. Çünkü asıl güvenlik problemi yarı açık cezaevlerinde ortaya çıkıyormuş. Orada güvenliğim daha zor sağlanacağı için gündemimde yok şu an.

* Kavga, şiddet, taciz gibi şeyler hiç başına geldi mi burada?
- Allah’a şükür hiç öyle bir şey olmadı. O anlamda rahatım.

* Dışarıyla telefon görüşmesi yapma hakkın var mı?
- Her perşembe 10 dakika telefon görüşmesi hakkımız var.

* Kiminle görüşüyorsun?
- Her perşembe hep anneciğimle görüşüyorum. 10 dakika da olsa onunla konuşmak bana burada çok iyi geliyor.

* Çıkınca nasıl bir Deniz olacaksın?

- Bambaşka bir Deniz olacağıma eminim. İyi bir insan olmanın ne demek olduğunu her zamankinden daha iyi anladım burada...

Suçsuzum... Adalete çok kırgınım...

Beni namaz elbisemle görünce şaşırıyorlar

* Hapishanede kendiyle baş başa kaldığı için insan daha çok dine yönelir. Sende böyle bir şey oldu mu?
- Olmaz mı! Burası bir ibadethane. Burada kendin ve Allah’la baş başa kalıyorsun. Her gün zikirlerimi çekiyorum, namaz kılıyorum.

* 5 vakit namaz kılıyor musun?

- Yok, yalan söylemeyeyim her gün iki rekat şükür namazı kılıyorum. Namaz elbisemle, başörtümle beni görünce çok şaşırdılar başta. “Neden şaşırıyorsunuz, şarkıcıyız diye bizim Allah inancımız yok mu zannettiniz?” dedim. Şimdi artık beni öyle görmeye alıştılar...

Hapishane yemekleri

Deniz Seki, “Zaten iyi yemek yapardım burada daha da iyi öğrendim” diyor.
Diğer kadınlar Deniz’in yemek yaptığını görünce ilk başta çok şaşırmışlar.
“Hapishaneye özel yaptığınız ne yemekler var?” deyince bana şu listeyi verdi:
1- İrmik böreği
2- Semaverde yemek
3- Etimek’ten pasta
4- Ekmek içi gözleme

Deniz’den bayram mesajı

Burada herkes kadın, herkes anne.
O yüzden bizi burada en çok üzen şey dışarıdan gelen şehit haberleri... Çok mutsuz oluyorum ve şehit ailelerine başsağlığı diliyorum. Ülkemde barış, huzur ve her anlamda özgürlük istiyorum. Bir de müzik asla susmasın diyorum. Dışarıdaki tartışmaları takip ediyorum. Müzik susarsa hayat da durur...


Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Var mısınız sosyal medya temizliğine

MHP Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk sosyal medyadaki sahte hesapların kapatılması ve cezalandırılması için Meclis’e bir kanun teklifi sundu...

Öztürk, “Sahte hesaba en çok maruz kalan ülkeler kategorisinde Türkiye’nin yüzde 49’la ilk sırada yer aldığını” söyledi ve şunu önerdi...
Sosyal medyada hesap açmak için TC kimlik numarası şart olsun...
Yani hangi hesabı kime ait olduğu, TC kimlik numarasıyla bilinsin, yalan yanlış, hakaret, manipülasyon yapan hesaplara 5 milyon liraya kadar ceza yazılsın...
Türkiye’de herhalde gerçek kullanıcıdan daha çok sahte hesaplardan paylaşım yapılıyor.
Çünkü gerçek hesap sahipleri; sahte hesaplar, troller, bot hesaplar gibi çalışmıyor ki...
MHP’li Öztürk’ün bu önerisi o yüzden üzerinde düşünmeye değer.
Kişisel verilerin kullanımına aykırı, özel hayatın gizliliği üzerinden itiraz ediliyor buna ama sahte hesabın arkasına sığınıp ona buna ateş edenlerin yarattığı terör daha mı iyi arkadaşlar?

Yazının Devamını Oku

1 Haziran’da açılacaksa, 3 Temmuz’da kapansın

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam Ahmet Hakan’ın programında, gidişata göre okulların 1 Haziran’da açılabileceğini söyledi.

Dün de yazdım ben bu konuyu...
2 haftalığına okul açmanın kimseye bir faydası yok.
Çocukların hazırlığı, okula adaptasyonu derken iki hafta bitecek zaten.
Bu sürede de hiçbir şey öğrenmeyecekler ve virüs konusunda gereksiz bir risk alınmış olacak.
“WhatsApp Anneleri” gruplarından da biliyorum, “2 haftalık okula çocuk göndermem” diyen veli sayısı hiç az değil...
O yüzden bu yılı zorlamanın anlamı yok, artık oturmaya başlayan uzaktan eğitim 19 Haziran’a kadar uzamalı ve öylece okullar kapanmalı.
İlla çocuklar eğitimde geri kaldı diyerek okulları açmayı düşünüyorsak benim bir önerim var...

Yazının Devamını Oku

Virüsün iyi yanı

Koronavirüsle ilgili duyduğum en iyi haber bu oldu:11 Mart-27 Nisan arasında 24 kadın cinayete kurban gitmiş..


Geçen yıl aynı tarihlerde bu rakam 44’tü...
Neredeyse yarı yarıya azalmış.
Oysa tam tersi aynı eve kapandıkları için çiftler arasında tartışmaların, boşanmaların, kavgaların daha fazla olması beklenirdi...
Vuhan’da karantina sonrası boşanmaların arttığını biliyoruz.
Belki de bu kendine güvensiz, kadını dövmeyi, öldürmeyi namus meselesi sayan katillerin en büyük derdi kadının dışarıda olması...
Eve kapanıp dışarı adım atmadığı sürece belki de o yere batasıca kıskançlıkları hortlamıyor, kadının dört duvar arasında yaşamasından memnun oluyorlar...

Yazının Devamını Oku

Müdavim hareketi

Virüs nedeniyle kapanan restoranlar, kafeler için dünyada başlayan dayanışma hareketinin bir benzeri bizde de başladı. Adı: Müdavim Hareketi...


Gittiğiniz, sevdiğiniz restoranlar için 50, 100, 200, 400 lira ödeyerek yüzde 25 indirim sağlayan bir çek alıyorsunuz... Restoran açıldığında da gidip o çeki kullanıyorsunuz...
Aslında karantina sonrası yiyeceğiniz yemeğin parasını bugünden peşin ödüyorsunuz.
Ekonomik sıkıntı yaşayan sevdiğiniz mekanlara destek olmak amacıyla...
Restoranlar, kafeler 1,5 aydır kapalı, haziran ortası açılabilirse 3 ay kepenk indirmiş olacaklar...
3 ay boyunca hiç gelir elde etmeden kira ödemek, personel çıkartmamaya çalışmak, ayakta kalabilmek benim diyen işletme için bile kolay bir şey değil.
O yüzden bu sosyal sorumluluk hareketi önemli.

Yazının Devamını Oku

Marvel’in müzikleri

Ben atlamışım, bir Türk kadın müzisyenin Captain Marvel’ın müziklerini yaptığını bilmiyordum. Geçen akşam filmi izlerken sonunda, “Müzik: Pınar Toprak” imzasını görünce şaşırdım. Hemen kimdir diye baktım...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı bitirdikten sonra çok az İngilizce bilmesine rağmen 17 yaşında Amerika’ya gitmiş. Önce Chicago’da caz, ardından Boston’da dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu’nda okumuş.
Orada film müzikleri yapmayı öğrenmiş. Geçen yıl 8 Mart’ta Captain Marvel vizyona girdiğinde, Türk basınında da haberleri çıkmış Pınar Toprak’ın... O dönem Variety dergisine de röportaj vermiş.
Dedim ya ben kaçırmışım, Captain Marvel’ın sonunda imzasını görünce keşfettim ve bir Türk kadınının başarısı filmin kendisinden daha mutlu etti beni...

Tüp... Yallah... Yemek vs...
◊ Hastaları vefat ettiği için yoğun bakıma dalan, sağlık personeline tüple saldıran kendini bilmez hasta yakınları bakalım ne ceza alacak?
12 gün önce Meclis’ten geçen ve cezaları yarı oranında artıran sağlıkta şiddet düzenlemesinin ilk sonucunu göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

İstanbul budur işte

Andrea Bocelli’nin Milano Duomo’dan verdiği konseri, dünyaca ünlü sanatçıların evlerinden seslendikleri “One World: Together At Home” konserini geçen hafta çok yazdık, çizdik...


23 Nisan akşamında bir konser de bizde vardı...
7 Tepenin Şehri İstanbul’dan 7 Kıtaya adıyla yayınlandı.
Ben Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın YouTube hesabından yayınlanacağını sanıyordum konserin.
Meğer pek çok kanal yayınlamış, evde o saatte TV açık olmadığından farkında değilim, saat tam 19.00’da YouTube’u açtım o yüzden...
Ayasofya önünde ney sanatçısı Yavuz Akalın’la başladı konser...
Drone’larla çekilmiş tarihi yarım adanın görüntülerine müthiş bir ney sesi eşlik ediyor...

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya

Merak ediyorum, neden Almanya’nın ölüm rakamları tartışılmıyor da Türkiye’nin tartışılıyor?


New York Times neden Almanya’yı değil de, Türkiye’yi mercek altına almaya kalkıyor?
Oysa Avrupa’da koronavirüs salgınını başarıyla yürüten iki ülke var... Biri Almanya, diğeri Türkiye.
Almanya’da 150 bini geçti vaka sayısı, 5 bin 500 kayıp var.
Türkiye’de 100 bine yaklaştı vaka sayısı, 2 bin 500’e yakın kayıp var. Bu iki ülkede vaka sayısıyla vefatlar arasında çok ciddi bir makas var.
Demek ki olabiliyormuş.
Bizde ilk vaka sayısının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana 6 hafta geçti, 7’nci haftanın içindeyiz.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar da çıkmalı...

Dün 65 yaş üstü insanımıza hafta sonu birkaç saat de olsa dışarıya çıkma izni verilmesi gerektiğini yazdım, “eve kapanmaktan hastalanacaklar” diyerek...Pek çok okur destek verdi bu öneriye...


Cumartesi- pazar 08.00-12.00 arası sadece 65 yaş üstü sokağa çıksa inanın hepsine büyük moral olur.
Sadece yaşlılar değil düşünmemiz gereken bir de çocuklar var... Geçen gün 5 yaşındaki oğlum uzaktan eğitim sırasında sınıf arkadaşıyla konuşuyordu; “Delireceğiz oğlum evde oturmaktan” diyorlardı birbirlerine...
Şaka yapmıyorum 5 yaşındaki çocuklar bunu konuşuyordu.
Avrupa’nın en ağır faturasını ödeyen ülkelerinden İspanya, çocuklara “temiz hava izni” verme kararı aldı. 18 Mart’tan bu yana karantina altında olan 8 milyon çocuğa konan yasak 27 Nisan’dan itibaren temiz hava alabilmeleri için gevşetilecek.
Birçok çocuğun 40-50 metrekare evlerden haftalardır çıkmadığını söyledi İspanya Başbakanı...
Bizde de durum farklı değil...

Yazının Devamını Oku

65 yaş üstü hafta sonu sokağa çıksın

Yaşlılar haftalardır evde. Bakmayın güneşi gördüğünde kendini meydanlara, banklara atan üç-beş kişiye. Milyonlarca yaşı ilerlemiş insanımız uzun süredir dört duvar arasında yaşıyor.


Kendi annemden, etrafımdaki yaşı ilerlemiş insanlardan biliyorum.
Evde oturmaktan hasta olacaklar artık.
Moralleri bozuldu, torun torba etraflarında değil, yürüyüşe çıkamıyorlar, çıkıp temiz bir hava alamıyorlar.
Sürekli kapalı bir evde bağışıklık sistemleri zayıflamaya başladı.
En ufak bir mikroba karşı vücutları direnç göstermeyecek artık...
Unutmayın herkesin evi bahçeli, balkonlu, salon salamanje değil.

Yazının Devamını Oku

Belki de maçları böyle izleyeceğiz

Bu haber tam 6 yıl önce çıkmıştı...



Güney Koreli The Hanwha Eagles adlı bir beyzbol takımı seyirci sayısını artırmak için stadyuma robot taraftarlar yerleştirmişti.
Taraftar stadyuma gitmeden akıllı telefonları sayesinde bu robotlardan birini kontrol ediyor ve stattaymış gibi karşılaşmayı robotun gözünden izliyor.
Evinde oturan seyirci robotlara tezahürat yaptırıyor, hatta elindeki dijital pankartları kaldırtıp, şarkılar bile söyletebiliyor.
Her robotun yüzündeki dijital ekrana da evinde oturan seyircinin görüntüsü yansıtılıyor.
Güney Kore beyzbol takımı bu formülü seyirci ve gelir sayısını artırmak için 6 yıl önce bulduğunda ortada virüs falan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Neymar bile ağladı, ben hâlâ ağlamadım

“7. Koğuştaki Mucize”, geçen yılın en başarılı filmiydi... 5 milyon 316 bin gişe yaptı, Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğu çok konuşuldu...


Seyreden herkesi hüngür hüngür ağlatan bir baba-kız hikayesi;
Haksız yere hapsedilen Memo ve
7 kışındaki kızı Ova’nın...
Şu sıralar farklı dijital platformlarda tavsiye olarak önüme düşüyor film. Belli ki PSG’nin dünyaca ünlü futbolcusu Neymar’ın da önüne düşmüş ve açıp izlemiş “7. Koğuştaki Mucize”yi...
Daha sonra da sosyal medyasından, “Çocuğu olanlar bu filmi izledikten sonraki duygumu daha iyi anlar. İnanılmaz güzel bir film, izlerken çocuklar gibi hüngür hüngür ağladım” paylaşımını yaptı.
137 milyon takipçisi var Neymar’ın... Türk yapımlarının dünyada gücünü ve etkisini göstermek açısından çok önemli bir nokta bu...

Yazının Devamını Oku

Tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılara çağrım var

Lady Gaga bu cumartesi akşamı (18 Nisan) sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla "One World: Together at Home” adında YouTube üzerinden bir konser düzenliyor. Konseri Jimmy Fallon, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert sunacak.


Paul McCartney’den
Stevie Wonder’a birçok ismin şarkılarını seslendireceği
konsere David Beckham, John Legend, Kerry
Washington, Priyanka Chopra Jonas gibi ünlü isimler de katılacak.
Ve burada amaç bir bağış toplamak değil. Sadece eğlenmek, sağlık çalışanlarına moral vermek. Bizde de sağlık çalışanlarımız için bir YouTube konseri neden olmasın?
İlk akla gelen tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılar moral gecesi düzenlemeliler.

Yazının Devamını Oku

Sokağa çıkma yasağında İstanbul

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı çok doğru bir karardı, 25 gün önce bu köşede önerdiğim bir konuydu bu...

Cuma akşamı yaşanan izdihamın önüne geçilecek tedbirler alınmalıydı meselesi, zaten hepimizin ortak düşüncesiydi...

Cumartesi evden çıkmadım ama pazar günü gazeteci merakıma yenilip atladım bisiklete, şehirde ne oluyor diye bir tura çıktım...

Fotoğraf çekmek, yasağa uyulup uyulmadığına bakmak için...

Cihangir’den Beyazıt’a kadar bisikletle gidip geldim, şunları gördüm;

◊ Denetimler müthişti. Yol boyunca 6 kez çevrildim, memur arkadaşların kimi tanıdı geçmeme izin verdi, kimi sarı basın kartımı görmek istedi.

Yasağa uyma oranı yüzde 100’dü. Yol boyunca toplasan 3-5 araç, sokaklarda sadece 5-10 insan gördüm.

◊ Geçmişte sayım günlerinde böyle boş olurdu İstanbul. O günlerde de ya gazeteye çalışmaya giderdim ya da sayım memuru olarak görev yapardım. Ama o zamanlar bile bu kadar yasağa uyulmazdı.

◊ Doğma büyüme İstanbulluyum, ben kenti bu kadar sessiz bu kadar boş hayatımda görmedim...

Yazının Devamını Oku

333 katlı bir hapishane

Bir hapishane düşünün 333 katlı bir gökdelen ve her katında iki mahkûm kalıyor...


Ortada 8 metreye 2 metre gibi uzunca bir masanın geçebileceği dikdörtgen bir boşluk var her katta...
Her gün en üstteki katta mükellef bir sofra hazırlanıyor; karidesler, pastalar, etler, balıklar aklınıza ne gelirse... Üstelik çok usta aşçılar tarafından.
Ve bu ancak birinci sınıf restoranlarda olabilecek mükellef masa asansör gibi en üst kattan aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Her katta 3-4 dakika duruyor en fazla... 4 dakikada ne yedin yedin, çünkü masadan yiyecek alıp saklamak yasak. Bunu yaptığın an ceza var: Bulunduğun kat hızla buz gibi soğutuluyor ya da çok sıcak hale getiriliyor.
En üstteki ilk 30 kat en şanslısı çünkü her şeyin olduğu masaya saldırıp istediklerini yeme, talan etme şansları var...
Her katta 4’er dakika dura dura gelen masada 40-50’nci kattan sonra neredeyse yiyecek hiçbir şey kalmıyor.

Yazının Devamını Oku

Gazetem kapımda

Evlere kapandığımız şu günlerde bizim grup İstanbul’daki okurlar için çok güzel bir uygulama başlattı.


“Bir Tıkla Gazeten Kapıda” uygulaması.
Biliyorsunuz Dünya Sağlık Örgütü, gazete kağıdında koronavirüs riski olmadığını açıkladı, yani gazeteyi gönül rahatlığıyla kağıttan okuyabilirsiniz.
İşte bu keyiften vazgeçmek istemeyen okurlar için Bir Tıkla Gazeten Kapıda uygulaması var.
Demirören Medya’ya bağlı Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik gazeteleri için şimdilik sadece İstanbul’daki okurlara yönelik bir uygulama bu.
Yakın zamanda Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerle kapıya teslim sistemi daha da büyüyecek.
Yakala.co ve Scooty işbirliğiyle hayata geçen bir sistem bu. Ben kendi işimi kendim yapmayı severim.

Yazının Devamını Oku

Karantina altında seks hayatımız... Eyvah libidomuz düştü!

Koronavirüsle ilgili her şeyi konuşuyoruz da, bir tek seks hayatımızı konuşmuyoruz. Sağ olsun ekrandaki birbirinden kıymetli hocalar sayesinde hepimiz birer pandemi uzmanı olduk...


Ama bugüne kadar insanların seks hayatıyla ilgili bilgi veren, bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan tek bir uzmana rastlamadım. Bir tek Ender Saraç’ın Posta’ya verdiği röportajı hatırlıyorum; “Lütfen bu dönemde tek eşli olun” diyordu.
Bu konuyla ilgili bizde yeterli bilgiyi bulamayınca yabancı kaynaklara baktım, New York Times’ın pazar sayısından aşağıdaki bilgileri derledim. İşte 15 maddede karantinadaki seks hayatımız...
1- Bunlar eşi benzeri görülmemiş dönemler olduğu için, karantina altında insanların seks hayatlarının köreldiği ya da zenginleştiği konusunda elde şimdilik yeterli veri yok.
2- Ama şu kesin: Yaşadığımız günler hiç seksi zamanlar değil...
3- İnsanlar yeni seks partnerleri bulma konusuna uzak duruyorlar. Çoğu kişi virüsle ilgili bilgilendirmelere, cinsel sorunlardan daha fazla ilgi duyuyor.
4- 2019’u libido tartışmalarıyla kapatmıştık. Can Yaman’a kötü bir haberim var: Depresyon ve anksiyete libidoyu doğrudan olumsuz etkiliyor. Kesin bilgi!

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapanlara: Emma Teyze’nin Kitabı

Emma Teyze kim? Bizim Kelebek’in zeytinyağı yazarı olan Elvan Uysal Bottoni’nin eşi sevgili Paolo’nun büyük teyzesi...


Emma Mancini, 1907’lerde kuzey ve orta İtalya’da yaşamış ve o dönem yaptığı yemeklerin tariflerini defterine not almış.
Mancini ailesinin ikinci kuşağı olan Emma Teyze’nin bu not defteri, Elvan’ın eşi Paolo’nun kız kardeşine kadar ulaşmış.
20 yıldır İtalya’da yaşayan Elvan da kucağına kadar gelen bu hazineyi değerlendirme kararı vermiş.
Ve ortaya “Emma Teyze’nin Kitabı” adlı geleneksel İtalyan yemekleri tarifinin olduğu bu kitap çıkmış...
Elvan’la neredeyse 30 yıla yakın dostluğumuz var; kendisi çok iyi zeytinyağı, şarap, peynir ve bal tadımcısıdır.
Bu İtalyan mutfağı ve yemekleri üzerine yazdığı 6’ncı kitabı...

Yazının Devamını Oku

Neden para ödüyorum?

Tartışma sadece bizde değil, dünyada da yaşanıyor.


Şu sıralar dünyada herkesin sorduğu soru aynı: Neden almadığım hizmete para ödüyorum?
Hafta sonu New York Times’da okudum, ESPN gibi birkaç spor kanalına aylık abone olan bir kullanıcı koronavirüsten dolayı maçların oynanmadığını ve ödediği ücretin geri verilmesini istemiş.
ESPN de nanik yapmış ona. Geçen hafta ben de bizim özel okulları ve anaokullarını yazmıştım.
Uzaktan eğitim için normal eğitim ücreti almaya devam etmeleri doğru mu?
Okul binalarında hiçbir şeyden değilse ısıtma, elektrik, su, temizlik gibi pek çok giderden kurtuldu özel okullar.
Bunu neden ücretlere yansıtmıyorlar?

Yazının Devamını Oku

Radyoculara iyi bir haberim var

Media Liven 26-31 Mart tarihleri arasında 15.328 kişiyle radyo dinlenmesi üzerine bir araştırma yaptı.


Söz konusu tarih hepimizin evlerine kapandığı karantina tarihleri...
Açıkçası evde daha çok televizyon izlendiği, insanların araçlarına binmediği için radyo dinleme sürelerinin azaldığını düşünüyordum ben...
Radyocu meslektaşlarıma güzel haberi vereyim, meğer tam tersiymiş...
Korona günlerinde radyo dinleme süreleri artmış...
Ankete katılanların yarıya yakını, 7212 kişi her gün radyo dinlediğini söylemiş...
Her gün 1-2 saat dinleyenlerin sayısı 3804, 4 saatten fazla dinleyenlerin sayısı 3586...

Yazının Devamını Oku

Yanlış yapan ünlüler

.

Serdar Ortaç
“Bir çay demleyenim bile yok” diyerek taksi durağını ziyarete gitti, taksicilerle çay içip sohbet etti.
Üstelik maske takmayan taksici “Acı patlıcanı kırağı çalmaz” dedi.
Anlaşılan o ki; sevgili Serdar’ın ne izolasyondan ne de sosyal mesafeden haberi var.

Nasuh Mahruki-Coşkun Aral
Nasuh Mahruki, Silivri-Durusu’da açacağı Doğada Liderlik Okulu’ndaki son hazırlıkları ailesiyle birlikte hafta sonu denetledi.

Yazının Devamını Oku