GeriCengiz SEMERCİOĞLU Sinema daha özgür, dizide 2 yıl aynı sakalla geziyorsun
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sinema daha özgür, dizide 2 yıl aynı sakalla geziyorsun

Şu sıralar Latin Amerika’da Engin Akyürek rüzgarı esiyor. Onun için “Maradona’dan daha popüler” diyorlar... Okuduğu kitaplar Arjantin’de bir anda en çok satanlar listesine giriyor. Kolombiya’dan Şili’ye hayranları bana bile ulaşıp Engin’i soruyorlar... Önümüzdeki hafta vizyona girecek “Çocuklar Sana Emanet” filmini fırsat bilip ben de gittim Engin’e bu durumu sordum. Dizilerden girdik, yazarlığından çıktık... Cansu Dere dedikodusunun nereden çıktığını tartışıp sevgilisi olup olmadığına uzandık.

◊ Ankaralı olduğunu biliyorum… Özlüyor musun Ankara’yı, yoksa İstanbullu mu oldun artık?

 - Ankaralıyım. İstanbul’u seviyorum ama ailem Ankara’da. Ankara’da doğdum, büyüdüm. Ankara’yla başka türlü bir bağım var. Aidiyet duygusu gibi. Ama “Git Ankara’da yaşa” dersen, çok zor yaşamam.

◊ Kaç kardeşsiniz?

 - Bir erkek kardeşim var. O bankacı. Beraber yaşıyoruz.

◊ Annen baban ne iş yapıyor? “Türkiye’nin Yıldızları” yarışmasına katılırken sana başka meslek seçmen için tavsiye vermediler mi?

 - Babam memur emeklisi. Annem ve babam tercihi bize bırakır. Güvendiler, sağ olsunlar.  Bizim dönemimizde aslında zordu. Böyle bir yarışma ya da buna benzer bir örnek yoktu.

Sadece “Popstar” vardı. Ben yarışmaya girerken o anlamda biraz tereddüt etmiştim. Bilinmezlik vardı.

Sinema daha özgür, dizide 2 yıl aynı sakalla geziyorsun

FATMAGÜL EVRENSEL BİR HİKAYEYDİ

◊ Oynadığım dizilerin uzun soluklu olacağı yönünde bir algımız vardı. Ama son dizin “Ölene Kadar” kısa sürdü. Bunu neye bağlıyorsun?

- 13 bölüm sürdü. Her işe inanarak girersiniz. Ama seyirci, hikayeyi sevmeyebilir. Biz hikayeyi doğru anlatamamış olabiliriz. Bu da bu işin doğasında var. Bugün çok başarılı olan işlere gidip sorduğunuzda neden başarılı olduğuyla ilgili net bir şey söyleyemezler. Bittiğinde de net bir şey söyleyemezsiniz.

◊ “Kara Para Aşk” neden başarılı oldu?

 - Bence oradaki polisiye çok başarılıydı. Bir de aşk hikayesi çok güçlüydü. Ama sadece aşk hikayesiyle bir diziyi anlatamazsınız. Hikayenin de güçlü olması lazım.

◊ Peki “Fatmagül’ün Suçu Ne”nin tutma sebebi neydi?

 - Çok evrensel bir hikayeydi. Dünyanın her yerinde seyircinin karşılaşabileceği, çok da riskli bir hikayeydi. Ama biz onu çok doğru anlattık bana göre.

Çok dozunda ve olması gerektiği gibiydi. Keşke şu anda da öyle hikayeler anlatılabilse. Ekranda o tip hikayelerin eksikliğini görüyorum.

◊ Bu aralar ne yapıyorsun?

- Şu anda film var. Onun heyecanını yaşıyoruz. Televizyon için de bir şeyler yapacağız gibi duruyor. Şu anda netleşen somut bir iş yok, ama eylül gibi netleşmiş olacağını sanıyorum.

◊ Barcelona’ya gittiğimde kanallar arasında dolaşırken “Fatmagül’ün Suçu Ne”yi gördüm. Senin Latin Amerika’da da ciddi bir hayran kitlen var. Bunları gördüğünde ne hissediyorsun?

- Çok gurur duyuyorum. İspanya çok önemli. Çünkü oralara çok fazla giremiyorduk. Bence orada yayınlanabilmek çok büyük bir başarı. “Fatmagül’ün Suçu Ne” gösterildiği bütün ülkelerde başarılı olan bir dizi. Belki onun açtığı yoldan başka diziler de İspanya’ya ya da Latin Amerika’ya girecektir.

◊ Latin Amerika’da popüler olmanı neye bağlıyorsun?

- Valla onlara sormak lazım. Benim kendimle ilgili bir tespitte bulunmam çok zor. Eskiden aynı coğrafyada olan insanlar izliyordu ve bunu belirli ölçülerde anlayabiliyorduk.

Ama farklı coğrafyalardan insanların Türk dizilerini izliyor olmaları birazcık sosyolojik bir durum. Birileri bunun üzerine keşke bir tez yazsa ya da araştırsa. Muhakkak ortak paydada bir şeyler vardır.

Bir dönem Amerika’da Akdenizli oyuncular revaçtaydı, hatırlarsınız. Bence o duygularla ve sıcaklıkla ilgili. Bizim duygularımızı gösterme biçimimiz bence onlara iyi geliyor.

◊ Diziler dışında bir de Engin Akyürek fenomenliği var oralarda. Maradona’yı bile geçtiğin söyleniyor...

- Maradona tatlı bir yakıştırma olmuş. Bazı ülkelerde bazı kavramları geçmek çok mümkün değil. Bahsettiğimiz ülkeler Amerikan dizilerini izlemekten sıkılmış da olabilir.

◊ Sosyal medyadan eminim sana da Latin hayranların ulaşıyordur...

- Ben sosyal medyada yokum. Ama benimle ilgili yazılanları görüyorum. İlla sosyal medya hesabınızın olmasına gerek yok bunun için. Benim zaten hiçbir zaman hesabım olmadı.

◊ Sen biraz daha kapalı bir hayat yaşıyorsun...

- Bilmem… Kapalı bir hayat, kime göre mesela? Bana kapalı bir hayat yaşıyormuşum gibi gelmiyor. Aslında hayatımı yaşıyorum. Bu mesleği yaptığınızda belli yapılması gereken ve beklenilen şeyler var. Onları mı yapmıyorum acaba da böyle algılanıyor, bilmiyorum.

◊ Sosyal medyada yoksun, gece dışarı çıkmıyorsun, çok sık aşk haberlerin de yazılmıyor. Bu nedenle kapalı bir hayat yaşıyormuşsun gibi bir algı oluyor..

- Ben öyle hissetmiyorum. Hayatımı olabildiğince dışa dönük yaşadığımı düşünüyorum. Bu mesleği yapmasaydım belki yine böyle olacaktım. Bu işi yapıyorum ve hayatımı böyle kurgulamam lazım gibi bir şey değil bu.

◊ Nasıl bir hayatın var? Neler yaparsın daha çok?

- Benim Anadolu yakasında bir hayatım var. Çoğunlukla oradayım. Arkadaşlarım ve çevrem de o tarafta. İşim olmadıkça Avrupa tarafına geçmiyorum. Çalışmadığım dönemlerde çalıştığım zamanlarda vakitsizlikten yapamadığım şeyleri yapıyorum.

◊ Yakın arkadaşların kimler?

- Oyuncu arkadaşlarım da var, mahalleden ya da Ankara’dan görüştüğüm arkadaşlarım da var. Kendimle vakit geçirmeyi de severim. Bir yere gidip kitap okumaya bayılırım.

◊ Paul Auster okurken görüntülenince kitap Arjantin’de en çok satanlar listesine girmiş...

- Doğru mu gerçekten? Eğer doğruysa güzel bir şeye vesile olmuşum.

◊ Paul Auster’i sever misin?

- Çok severim. Bence şu anda dünyada yaşayan en iyi edebiyatçılardan biri.

Sinema daha özgür, dizide 2 yıl aynı sakalla geziyorsun

ÇOK iYi HiKAYELERiMiZi ÇOK VASAT ANLATIYORUZ

  İyi romanlar okuduğunda, “insanlar neler yazıyor biz ne oynuyoruz” diyor musun kendi kendine?

 - Bence bizim hikaye problemimiz yok. Bunu ifade etmekle ilgili bir sıkıntımız var. Yoksa bu toprakların hikayeyle ilgili bir problemi olabilir mi? Her yerden hikaye fışkırıyor.

Bu dizilerin başarısı bize tesadüfmüş gibi geliyor ama bence değil. Aynı emeği ve başarıyı sinemada da gösterebilsek dünya çapında büyük başarılar elde ederiz. Sadece bir dağınıklık var, her şey günübirlik ve günü kurtarmak üzerine işliyor. Bir de çok iyi hikayelerimizi çok vasat anlatıyoruz. Bir Amerikan filmini düşünün.

 Bazen çok vasat hikayeleri o kadar iyi anlatıyorlar ki. Türk sinemasının özeti, çok güzel filmlerin vasat anlatılması.

Çağan Irmak nasıl anlattı hikayeyi?

 - Bence çok iyi anlattı. Ben filmi izlemedim ama içinde olduğum için hissini biliyorum.

Ağlayacak mıyız yine?

- Ağlayabilirsiniz. Bana çok romantik bir film gibi de geliyor. Filmde gerilebilirsiniz. Hatta korkabilirsiniz. Hepsini birazcık içinde barındırıyor. Tamamını düşünürsek psikolojik gerilim filmi diyebiliriz. Bence bu film başarılı olursa, arkasından bu tip tonda filmler yapılabilir.

“Çocuklar Sana Emanet”in tonu nedir?

- Hikayenin içerisinde gizem var ve o yüzden çok fazla spoiler vermek istemiyorum. Birçoğumuz modern şehirlerde yaşıyor. Bu nedenle de çok fazla yüklerimiz var.

Acılarla hayata devam ediyormuşuz gibi bir ruh hali içindeyiz. Bunlardan nasıl kurtulacağımızı da bilmiyorum. Bununla ilgili bir şey anlatıyor aslında temelde. Bir adamın geçmişiyle, travmasıyla, kendisiyle yüzleşmesi gibi.

“Çocuklar Sana Emanet” ismi buradan çıktı o zaman...

- Aslında bunu seyirciye söylüyor. Bu duygu size emanet aslında.

Çağan’la daha önce bir işte çalışmış mıydınız?

 - Çalışmamıştık. Ben her şeyden önce insan olarak onu tanıdığım için çok mutlu oldum. Bu tip insanların bu sektörde var olması beni çok iyi hissettirdi. Çağan hem insan hem de yönetmen olarak çok özel biri. Hep üretsin ve var olsun. Çok güzel hikayeleri var.

 BU FiLM SEYiRCiYi  KENDiSiYLE YÜZLEŞTiREBiLiR

 ◊ “Bi Küçük Eylül Meselesi” çok güzel bir filmdi. Sinemada böyle bir şansının olduğunu düşünüyor musun? Bu filmin mesela onun üzerine çıkabilecek bir film mi?

- Çok güzel bir filmdi. “Bi Küçük Eylül Meselesi”ni seven kitlenin “Çocuklar Sana Emanet”i de seveceğini düşünüyorum.

Çünkü o da kabul edilmesi zor bir filmdi. Aşk filmiydi ama filmin sonuna kadar “Ne oluyor, ne oluyor” dedirtti seyirciye. Burada da böyle bir merak duygusu olacak. Ben çok iyi bir film olduğunu düşünüyorum.

Bence seyirciyi kendisiyle yüzleştirebilir bu film. Filmi biz yaptık ama seyirciyle tamamlanacak. Herkesin farklı bir hissiyatla salondan ayrılacağını düşünüyorum.

◊ Filmi ne zaman çektiniz?

 - Ekim ayında çektik. Post prodüksiyon süreci uzun sürdü.

◊ Galası hangi gün yapılacak?

 - 21 Mart Çarşamba günü.

◊ Filmlerin hep daha kalıcı olduğu söylenir. Filmi çekerken daha mı dikkatli davranırsın?

- Bir dizi tercihinde bulunurken o karakteri dizi sürecinde hayatınızda taşıyorsunuz. Bunların hepsine çok iyi karar vermeniz lazım ki sıkılmayın.

Ne oynadığınızdan emin olmadan işin içine girdiğinizde 8’inci bölümde sıkılabilirsiniz. Ya da “benim karakterim bunu yapmaz” deyip hikayeyi manipüle edip başka bir noktaya çekmeye çalışırsınız. Çünkü bir taraftan da hayat akıyor. 1,5-2 sene aynı saç ve aynı sakalla yaşamak durumunda kalıyorsunuz. Sinema o nedenle daha özgür ve rahat. Hikayeyi sevdiyseniz gerçekten içinde olabilirsiniz.

◊ Bugüne kadar sıkıldığın roller oldu mu?

 - Çok şükür olmadı. İnce eleyip sık dokuyormuşuz gibi gözüken bekleme aralarının aslında sebebi bu. Sıkılmadan o işin içinde var olabilmek. Oynadığınız rolü sevmiyorsanız sıkılabilirsiniz.

Sinema daha özgür, dizide 2 yıl aynı sakalla geziyorsun

KARANLIKTAKİ ADAM
Hayranları Engin Akyürek’in Paul Auster’in “Karanlıktaki Adam” kitabını okurken fotoğrafını çekince kitap Arjantin’de en çok satanlar listesine girdi. Engin Akyürek, Paul Auster için “En sevdiğim yazarlardan”diyor.

FATİH SULTAN MEHMED’İ EN İYİ  OYNAYACAK İSİMLERDEN BİRİ KENAN’DI

  Kenan İmirzalıoğlu’nu Fatih Sultan Mehmed rolüne yakıştırdın mı?

- Ben üniversitede tarih okudum. Gönülden söylüyorum, başarılı olmalarını çok istiyorum. Bu tip işler başarılı olmadığında bir daha benzer işler yapılmıyor. Dilerim başarılı olur ve böyle daha çok iş yapılır. Çünkü tarihimizde çok güzel hikayeler var. Bence bu rolü en iyi oynayabilecek isimlerden biri Kenan. Hemşerim de aynı zamanda.

 KENDi YAZDIĞIM HiKAYEYi  ÇEKMEK iSTiYORUM

  Suudi Arabistan Türk dizilerini yasakladı. Bu konuda ne düşünüyorsun?

 - Bence bu durum geçicidir. Kalıcı olacağını düşünmüyorum.

Çok sayıda Arap hayranın var. Arap ülkelerini ziyaret ettin mi? Çok sayıda ünlü oyuncu gidip para kazanıyor katıldıkları davetlerden...

- Gitmedim. Bunu bana değil, menajerime soracaksınız. Demek ki orada doğru bir projeye denk gelemedik. Turist olarak da o bölgeye gitmedim. Çünkü orası yine de benim için iş gibi olacak. Ben biraz daha plansız programsız seyahat etmeyi seviyorum. Son 1,5 senedir yazma ve okuma sürecindeyim. Biraz durmak ve yazmak istedim. Bu da bana iyi geldi. Film vizyona girdikten sonra belki bir yere kaçabilirim.

Kaş’a sık gidiyorsun ama...

- Kaş görünen kısmı. Oraya dalış için gidiyorum. Aslında birçok yere gidiyorum.

“Yazıyorum” dedin. Ne yazıyorsun?

- Öykülerim var. “Kafasına Göre” diye bir dergimiz var. İki ayda bir çıkıyor. Hem onun içeriğiyle ilgileniyorum hem de orada kurmaca hikayelerim yayımlanıyor. Yurtdışına da yolluyoruz, isteyen çok kişi oluyor. Bu beni çok mutlu ediyor. İnsanlar farklı dillere çevirtip okuyorlar. Bu çok değerli bir şey. Oradaki hikayeler çok farklı.

Senaryo da yazıyor musun?

 - Evet. İleride inşallah bir şeyler yapacağım.

Yönetmenlik hayalin var mı?

- Aslında var. Çünkü yazmaya başladıkça kafanızdakini sizin çekmeniz gerektiğini anlıyorsunuz.

Bu egoistçe bir şey değil mi?

 - Yazdığınız hikayeyi anlatmak istediğinizde ve eğer hikaye iç dünyanızla ilgiliyse onu siz çekmelisiniz. Ben kendimi yazar olarak ya da senarist olarak görmüyorum. Bunlar çok farklı şeyler. Ben sadece bir oyuncu olarak hislerimi, duygularımı kaleme alıyorum. Yazarlık iddiasında bulunmuyorum. Bu yazarlara saygısızlık olur.

TÜRK SiNEMASI MELODRAMLA KOMEDi ARASINA SIKIŞTI

 ◊ Türk sinemasında son yıllarda gişenin komediden geleceğini düşünen bir anlayış var. Buna ne diyorsun? Komedi filmlerini takip ediyor musun?

 - Ben her şeyi izliyorum. Sinemayı çok seven bir adamım ve yerli-yabancı neredeyse tüm filmleri takip ediyorum. Bizdeki sorun Türk sinemasının eksikliğinden kaynaklanıyor. Biraz melodramla komedi arasına sıkışmış bir sinemamız var. Bir tarafta starların çektiği komedi filmleri, bir tarafta melodram, bir tarafta da bağımsız sanat ağırlıklı filmler var. Ortada duran ana akım sinema birazcık zayıf. Çağan, Yavuz Turgul gibi yönetmenlerin filmleri daha çok çıkmalı. Ve daha fazla izlenmeli. Sektörü geliştirecek olan filmler bence bunlar.

◊ Komedi filminde oynar mısın?

 - Oynarım. Kendime komedi oyuncusu demem ama iyi bir komedi filminin içinde olmak isterim. Güzel de olur.

Sinema daha özgür, dizide 2 yıl aynı sakalla geziyorsun

TUBA DA BEREN DE iŞiNDE ÇOK iYi

 ◊ 10 yıl sonra Engin’i nerede görüyorsun? Mesela yazar olarak mı yönetmen ya da oyuncu olarak mı?

- Merkezde oyunculuk. Oyunculuğu çok seviyorum ve bunun için her zaman hayallerim var. Ama bunun yanından biriken hikayelerimi anlatmak istiyorum. Belki yurtdışında ortak bir proje yapabilirim. 10 yıldır hep televizyon işlerine konsantre oldum. Biraz daha sinemaya konsantre olmam gerektiğini düşünüyorum. Bugüne kadar 3 film yaptım. Sinemada farklı filmlerle var olabilirim.

◊ Son zamanlarda hangi yerli-yabancı dizileri takip ediyorsun?

- Şimdi herkesin izlediği “La Casa De Papel”e başladım. Gideri var. Yerli dizilere ara ara bakıyorum. Çoğunlukla denk gelirsem ilk bölümlerini izlemeye çalışıyorum. Sürekli olarak takip ettiğim ve ilişki kurduğum bir dizi şu anda yok.

◊ Keşke bir projede birlikte oynasak dediğin bir kadın oyuncu var mı?

- Yok. Bunu biraz rol belirliyor. Benim zaten işlerim de hep öyle oldu.

◊ Kendi işlerin içinde en çok hangisini sevdin?

- Hepsi benim çocuklarımdı dermişim (Gülüyor). “Bir Bulut Olsam” benim ilk başrol olduğum işti. Rahmetli Meral Okay yazmıştı. Benim için de çok değerli bir insandır Meral Abla. Allah rahmet eylesin… “Bir Bulut Olsam” bende çok farklı bir yerde durur. “Fatmagül’ün Suçu Ne” tanınmamı sağladı, özel bir iş oldu. Yurtdışı sürecini başlattı. “Kara Para Aşk” da bu süreci devam ettirdi. Çok özel bir işti. Ben onunla Emmy’e aday oldum, Seul’den ödül aldım…

◊ “Kara Para Aşk” mı  “Fatmagül’ün Suçu Ne” mi?

 - Kızın mı oğlun mu sorusu gibi bu… Onlar ikiz ve ikisini de çok seviyorum.

◊ Peki, Tuba Büyüküstün mü Beren Saat mi?

 - İkisi de çok iyi. İşlerini çok iyi yapan oyuncular.

MÜZiK HAYATIMDAKi EN BÜYÜK EKSiKLiK

 ◊ Müzikle aran nasıl? Enstrüman çalıyor musun?

- Çalmıyorum. Hayatımdaki en büyük eksiklik ve arada kendime kızma sebeplerimden biri bu. YouTube’u açıp gitar akordu öğreneyim filan diyorum arada. Ama hep başka önceliklerim oldu ve bunun önüne geçti. Bu aralar yine gitar çalma isteği geliyor. Artık bir yere gitmeden de internet üzerinden öğrenebilirsin. “Akdeniz Akşamları”ndan başlayabilirim...

OYUNCULAR ÇOCUK GiBi ONAYLANMAK iSTER

 ◊ Bugüne kadar Arap hayranlarından aldığın en tuhaf teklif neydi?

- Hiç öyle bir teklif almadım. İnsanlar en fazla fotoğraf çektirmek ister, ya da sete gelir. Belki evinize gelip çiçek bırakırlar. Tuhaf teklifler, eski starlardan kalma bir şey. Ulaşılamaz olmak… Ama hayat öyle değil. Herkes herkese ulaşabilir.

◊ Peki ilgiden yorulmuyor musun?

- Yok. Bu çok güzel bir şey. Bu işi niye yapıyoruz ki? Altında yatan sebep beğenilmek, sevilmek değil mi? İnsan niye oyunculuk yapar, beğenilmek için… Çıkış noktası odur aslında. 13-14 yaşında bir kız ya da erkek çocuğu “oyuncu olmak istiyorum” dediğinde aslında bunun altında yatan duygu, beğenilme ve onaylanma duygusudur. O yüzden oyuncular biraz çocuk gibidir. Onaylanmak isterler.

 SEVGiLiM YOK OLSA SANA SÖYLERiM

 ◊ Cansu Dere ile aranızda neden aşk dedikodusu çıktı?

- Bilmiyorum ki… Bu işin merkezinde olan sizsiniz. Size sormak lazım. Böyle haberler neden çıkar? Cansu’yu en son Altın Kelebek gecesinde gördüm. Siz bilmiyorsanız hiç kimse bilmiyordur.

◊ Çok fazla uzun süreli ve bizim bildiğimiz ilişkilerin olmadı.

 - Evet eğer kapalılıksa bu kapalılık olabilir.

◊ Hayatında biri var mı?

- Şu anda yok. Olursa ve sorarsanız söylerim. Yalan söylemem. Hayatınızda biri varsa bu konuda yalan söylemek ona da ayıp ve saygısızlık. Ama sana gelip “Abi sevgilim var” demem.

Sinema daha özgür, dizide 2 yıl aynı sakalla geziyorsun

MODERN HAYATLA ŞİDDETİN DOZU ARTTI

 ◊ Türkiye ciddi anlamda bir şiddet problemi var. Bu konuda neler söylersin?

 - Bu korkunç şeyi kabul etmeyecek ya da bunun iğrenç bir şey olduğunu savunmayacak hiçbir canlının dünya üzerinde yaşamadığını düşünüyorum. Ben oyuncu olarak bugün ortaya çıkan tablodan tabii ki rahatsız oluyorum. Ama insan şunu da sorguluyor. Bu hep var mıydı? Modern hayatla birlikte dozu artmış olabilir. Medya bunları duymamıza mı vesile oldu? Bunu anlamaya çalışıyorum. 30-40 yıl önce de bu taciz meseleleri vardı da gizli kalıp insanların travmaları olarak mı devam ediyordu bilmiyorum. Bu meseleyi 20 sene sonra daha iyi anlayabiliriz. Belki de vardı ve haberleri yapılmıyordu. Modern çağın araçları belki de bunun açığa çıkmasına vesile oldu. Biz de takip edebiliyoruz. Biri bir tweet atıyor ve hepimiz o olayı takip edebiliyoruz.

BESLENMEME DiKKAT EDiYORUM

 ◊ Az önce laktozsuz sütle yapılan kahve istedin. Sağlığına dikkat ediyor musun?

- Beslenmeme dikkat ediyorum. Normal süt biraz rahatsız ediyor.

◊ Spor yapıyor musun? Boyun çok uzun. Geçmişte basketbol filan oynadın mı?

-  Evet spora gidiyorum. Boyum 1.90 ama profesyonel anlamda basketbol oynamadım. Mahalle arasında oynuyorduk.

 3.filmi

 Zeki Demirkubuz’un “Kader”, Kerem Deren’in “Bi Küçük Eylül Meselesi”nden sonra Çağan Irmak’ın yönettiği “Çocuklar Sana Emanet”, Engin Akyürek’in kariyerindeki üçüncü filmi...

 

Sinema daha özgür, dizide 2 yıl aynı sakalla geziyorsun

X

1 Haziran’da açılacaksa, 3 Temmuz’da kapansın

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam Ahmet Hakan’ın programında, gidişata göre okulların 1 Haziran’da açılabileceğini söyledi.

Dün de yazdım ben bu konuyu...
2 haftalığına okul açmanın kimseye bir faydası yok.
Çocukların hazırlığı, okula adaptasyonu derken iki hafta bitecek zaten.
Bu sürede de hiçbir şey öğrenmeyecekler ve virüs konusunda gereksiz bir risk alınmış olacak.
“WhatsApp Anneleri” gruplarından da biliyorum, “2 haftalık okula çocuk göndermem” diyen veli sayısı hiç az değil...
O yüzden bu yılı zorlamanın anlamı yok, artık oturmaya başlayan uzaktan eğitim 19 Haziran’a kadar uzamalı ve öylece okullar kapanmalı.
İlla çocuklar eğitimde geri kaldı diyerek okulları açmayı düşünüyorsak benim bir önerim var...

Yazının Devamını Oku

Virüsün iyi yanı

Koronavirüsle ilgili duyduğum en iyi haber bu oldu:11 Mart-27 Nisan arasında 24 kadın cinayete kurban gitmiş..


Geçen yıl aynı tarihlerde bu rakam 44’tü...
Neredeyse yarı yarıya azalmış.
Oysa tam tersi aynı eve kapandıkları için çiftler arasında tartışmaların, boşanmaların, kavgaların daha fazla olması beklenirdi...
Vuhan’da karantina sonrası boşanmaların arttığını biliyoruz.
Belki de bu kendine güvensiz, kadını dövmeyi, öldürmeyi namus meselesi sayan katillerin en büyük derdi kadının dışarıda olması...
Eve kapanıp dışarı adım atmadığı sürece belki de o yere batasıca kıskançlıkları hortlamıyor, kadının dört duvar arasında yaşamasından memnun oluyorlar...

Yazının Devamını Oku

Marvel’in müzikleri

Ben atlamışım, bir Türk kadın müzisyenin Captain Marvel’ın müziklerini yaptığını bilmiyordum. Geçen akşam filmi izlerken sonunda, “Müzik: Pınar Toprak” imzasını görünce şaşırdım. Hemen kimdir diye baktım...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı bitirdikten sonra çok az İngilizce bilmesine rağmen 17 yaşında Amerika’ya gitmiş. Önce Chicago’da caz, ardından Boston’da dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu’nda okumuş.
Orada film müzikleri yapmayı öğrenmiş. Geçen yıl 8 Mart’ta Captain Marvel vizyona girdiğinde, Türk basınında da haberleri çıkmış Pınar Toprak’ın... O dönem Variety dergisine de röportaj vermiş.
Dedim ya ben kaçırmışım, Captain Marvel’ın sonunda imzasını görünce keşfettim ve bir Türk kadınının başarısı filmin kendisinden daha mutlu etti beni...

Tüp... Yallah... Yemek vs...
◊ Hastaları vefat ettiği için yoğun bakıma dalan, sağlık personeline tüple saldıran kendini bilmez hasta yakınları bakalım ne ceza alacak?
12 gün önce Meclis’ten geçen ve cezaları yarı oranında artıran sağlıkta şiddet düzenlemesinin ilk sonucunu göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

İstanbul budur işte

Andrea Bocelli’nin Milano Duomo’dan verdiği konseri, dünyaca ünlü sanatçıların evlerinden seslendikleri “One World: Together At Home” konserini geçen hafta çok yazdık, çizdik...


23 Nisan akşamında bir konser de bizde vardı...
7 Tepenin Şehri İstanbul’dan 7 Kıtaya adıyla yayınlandı.
Ben Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın YouTube hesabından yayınlanacağını sanıyordum konserin.
Meğer pek çok kanal yayınlamış, evde o saatte TV açık olmadığından farkında değilim, saat tam 19.00’da YouTube’u açtım o yüzden...
Ayasofya önünde ney sanatçısı Yavuz Akalın’la başladı konser...
Drone’larla çekilmiş tarihi yarım adanın görüntülerine müthiş bir ney sesi eşlik ediyor...

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya

Merak ediyorum, neden Almanya’nın ölüm rakamları tartışılmıyor da Türkiye’nin tartışılıyor?


New York Times neden Almanya’yı değil de, Türkiye’yi mercek altına almaya kalkıyor?
Oysa Avrupa’da koronavirüs salgınını başarıyla yürüten iki ülke var... Biri Almanya, diğeri Türkiye.
Almanya’da 150 bini geçti vaka sayısı, 5 bin 500 kayıp var.
Türkiye’de 100 bine yaklaştı vaka sayısı, 2 bin 500’e yakın kayıp var. Bu iki ülkede vaka sayısıyla vefatlar arasında çok ciddi bir makas var.
Demek ki olabiliyormuş.
Bizde ilk vaka sayısının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana 6 hafta geçti, 7’nci haftanın içindeyiz.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar da çıkmalı...

Dün 65 yaş üstü insanımıza hafta sonu birkaç saat de olsa dışarıya çıkma izni verilmesi gerektiğini yazdım, “eve kapanmaktan hastalanacaklar” diyerek...Pek çok okur destek verdi bu öneriye...


Cumartesi- pazar 08.00-12.00 arası sadece 65 yaş üstü sokağa çıksa inanın hepsine büyük moral olur.
Sadece yaşlılar değil düşünmemiz gereken bir de çocuklar var... Geçen gün 5 yaşındaki oğlum uzaktan eğitim sırasında sınıf arkadaşıyla konuşuyordu; “Delireceğiz oğlum evde oturmaktan” diyorlardı birbirlerine...
Şaka yapmıyorum 5 yaşındaki çocuklar bunu konuşuyordu.
Avrupa’nın en ağır faturasını ödeyen ülkelerinden İspanya, çocuklara “temiz hava izni” verme kararı aldı. 18 Mart’tan bu yana karantina altında olan 8 milyon çocuğa konan yasak 27 Nisan’dan itibaren temiz hava alabilmeleri için gevşetilecek.
Birçok çocuğun 40-50 metrekare evlerden haftalardır çıkmadığını söyledi İspanya Başbakanı...
Bizde de durum farklı değil...

Yazının Devamını Oku

65 yaş üstü hafta sonu sokağa çıksın

Yaşlılar haftalardır evde. Bakmayın güneşi gördüğünde kendini meydanlara, banklara atan üç-beş kişiye. Milyonlarca yaşı ilerlemiş insanımız uzun süredir dört duvar arasında yaşıyor.


Kendi annemden, etrafımdaki yaşı ilerlemiş insanlardan biliyorum.
Evde oturmaktan hasta olacaklar artık.
Moralleri bozuldu, torun torba etraflarında değil, yürüyüşe çıkamıyorlar, çıkıp temiz bir hava alamıyorlar.
Sürekli kapalı bir evde bağışıklık sistemleri zayıflamaya başladı.
En ufak bir mikroba karşı vücutları direnç göstermeyecek artık...
Unutmayın herkesin evi bahçeli, balkonlu, salon salamanje değil.

Yazının Devamını Oku

Belki de maçları böyle izleyeceğiz

Bu haber tam 6 yıl önce çıkmıştı...



Güney Koreli The Hanwha Eagles adlı bir beyzbol takımı seyirci sayısını artırmak için stadyuma robot taraftarlar yerleştirmişti.
Taraftar stadyuma gitmeden akıllı telefonları sayesinde bu robotlardan birini kontrol ediyor ve stattaymış gibi karşılaşmayı robotun gözünden izliyor.
Evinde oturan seyirci robotlara tezahürat yaptırıyor, hatta elindeki dijital pankartları kaldırtıp, şarkılar bile söyletebiliyor.
Her robotun yüzündeki dijital ekrana da evinde oturan seyircinin görüntüsü yansıtılıyor.
Güney Kore beyzbol takımı bu formülü seyirci ve gelir sayısını artırmak için 6 yıl önce bulduğunda ortada virüs falan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Neymar bile ağladı, ben hâlâ ağlamadım

“7. Koğuştaki Mucize”, geçen yılın en başarılı filmiydi... 5 milyon 316 bin gişe yaptı, Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğu çok konuşuldu...


Seyreden herkesi hüngür hüngür ağlatan bir baba-kız hikayesi;
Haksız yere hapsedilen Memo ve
7 kışındaki kızı Ova’nın...
Şu sıralar farklı dijital platformlarda tavsiye olarak önüme düşüyor film. Belli ki PSG’nin dünyaca ünlü futbolcusu Neymar’ın da önüne düşmüş ve açıp izlemiş “7. Koğuştaki Mucize”yi...
Daha sonra da sosyal medyasından, “Çocuğu olanlar bu filmi izledikten sonraki duygumu daha iyi anlar. İnanılmaz güzel bir film, izlerken çocuklar gibi hüngür hüngür ağladım” paylaşımını yaptı.
137 milyon takipçisi var Neymar’ın... Türk yapımlarının dünyada gücünü ve etkisini göstermek açısından çok önemli bir nokta bu...

Yazının Devamını Oku

Tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılara çağrım var

Lady Gaga bu cumartesi akşamı (18 Nisan) sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla "One World: Together at Home” adında YouTube üzerinden bir konser düzenliyor. Konseri Jimmy Fallon, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert sunacak.


Paul McCartney’den
Stevie Wonder’a birçok ismin şarkılarını seslendireceği
konsere David Beckham, John Legend, Kerry
Washington, Priyanka Chopra Jonas gibi ünlü isimler de katılacak.
Ve burada amaç bir bağış toplamak değil. Sadece eğlenmek, sağlık çalışanlarına moral vermek. Bizde de sağlık çalışanlarımız için bir YouTube konseri neden olmasın?
İlk akla gelen tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılar moral gecesi düzenlemeliler.

Yazının Devamını Oku

Sokağa çıkma yasağında İstanbul

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı çok doğru bir karardı, 25 gün önce bu köşede önerdiğim bir konuydu bu...

Cuma akşamı yaşanan izdihamın önüne geçilecek tedbirler alınmalıydı meselesi, zaten hepimizin ortak düşüncesiydi...

Cumartesi evden çıkmadım ama pazar günü gazeteci merakıma yenilip atladım bisiklete, şehirde ne oluyor diye bir tura çıktım...

Fotoğraf çekmek, yasağa uyulup uyulmadığına bakmak için...

Cihangir’den Beyazıt’a kadar bisikletle gidip geldim, şunları gördüm;

◊ Denetimler müthişti. Yol boyunca 6 kez çevrildim, memur arkadaşların kimi tanıdı geçmeme izin verdi, kimi sarı basın kartımı görmek istedi.

Yasağa uyma oranı yüzde 100’dü. Yol boyunca toplasan 3-5 araç, sokaklarda sadece 5-10 insan gördüm.

◊ Geçmişte sayım günlerinde böyle boş olurdu İstanbul. O günlerde de ya gazeteye çalışmaya giderdim ya da sayım memuru olarak görev yapardım. Ama o zamanlar bile bu kadar yasağa uyulmazdı.

◊ Doğma büyüme İstanbulluyum, ben kenti bu kadar sessiz bu kadar boş hayatımda görmedim...

Yazının Devamını Oku

333 katlı bir hapishane

Bir hapishane düşünün 333 katlı bir gökdelen ve her katında iki mahkûm kalıyor...


Ortada 8 metreye 2 metre gibi uzunca bir masanın geçebileceği dikdörtgen bir boşluk var her katta...
Her gün en üstteki katta mükellef bir sofra hazırlanıyor; karidesler, pastalar, etler, balıklar aklınıza ne gelirse... Üstelik çok usta aşçılar tarafından.
Ve bu ancak birinci sınıf restoranlarda olabilecek mükellef masa asansör gibi en üst kattan aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Her katta 3-4 dakika duruyor en fazla... 4 dakikada ne yedin yedin, çünkü masadan yiyecek alıp saklamak yasak. Bunu yaptığın an ceza var: Bulunduğun kat hızla buz gibi soğutuluyor ya da çok sıcak hale getiriliyor.
En üstteki ilk 30 kat en şanslısı çünkü her şeyin olduğu masaya saldırıp istediklerini yeme, talan etme şansları var...
Her katta 4’er dakika dura dura gelen masada 40-50’nci kattan sonra neredeyse yiyecek hiçbir şey kalmıyor.

Yazının Devamını Oku

Gazetem kapımda

Evlere kapandığımız şu günlerde bizim grup İstanbul’daki okurlar için çok güzel bir uygulama başlattı.


“Bir Tıkla Gazeten Kapıda” uygulaması.
Biliyorsunuz Dünya Sağlık Örgütü, gazete kağıdında koronavirüs riski olmadığını açıkladı, yani gazeteyi gönül rahatlığıyla kağıttan okuyabilirsiniz.
İşte bu keyiften vazgeçmek istemeyen okurlar için Bir Tıkla Gazeten Kapıda uygulaması var.
Demirören Medya’ya bağlı Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik gazeteleri için şimdilik sadece İstanbul’daki okurlara yönelik bir uygulama bu.
Yakın zamanda Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerle kapıya teslim sistemi daha da büyüyecek.
Yakala.co ve Scooty işbirliğiyle hayata geçen bir sistem bu. Ben kendi işimi kendim yapmayı severim.

Yazının Devamını Oku

Karantina altında seks hayatımız... Eyvah libidomuz düştü!

Koronavirüsle ilgili her şeyi konuşuyoruz da, bir tek seks hayatımızı konuşmuyoruz. Sağ olsun ekrandaki birbirinden kıymetli hocalar sayesinde hepimiz birer pandemi uzmanı olduk...


Ama bugüne kadar insanların seks hayatıyla ilgili bilgi veren, bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan tek bir uzmana rastlamadım. Bir tek Ender Saraç’ın Posta’ya verdiği röportajı hatırlıyorum; “Lütfen bu dönemde tek eşli olun” diyordu.
Bu konuyla ilgili bizde yeterli bilgiyi bulamayınca yabancı kaynaklara baktım, New York Times’ın pazar sayısından aşağıdaki bilgileri derledim. İşte 15 maddede karantinadaki seks hayatımız...
1- Bunlar eşi benzeri görülmemiş dönemler olduğu için, karantina altında insanların seks hayatlarının köreldiği ya da zenginleştiği konusunda elde şimdilik yeterli veri yok.
2- Ama şu kesin: Yaşadığımız günler hiç seksi zamanlar değil...
3- İnsanlar yeni seks partnerleri bulma konusuna uzak duruyorlar. Çoğu kişi virüsle ilgili bilgilendirmelere, cinsel sorunlardan daha fazla ilgi duyuyor.
4- 2019’u libido tartışmalarıyla kapatmıştık. Can Yaman’a kötü bir haberim var: Depresyon ve anksiyete libidoyu doğrudan olumsuz etkiliyor. Kesin bilgi!

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapanlara: Emma Teyze’nin Kitabı

Emma Teyze kim? Bizim Kelebek’in zeytinyağı yazarı olan Elvan Uysal Bottoni’nin eşi sevgili Paolo’nun büyük teyzesi...


Emma Mancini, 1907’lerde kuzey ve orta İtalya’da yaşamış ve o dönem yaptığı yemeklerin tariflerini defterine not almış.
Mancini ailesinin ikinci kuşağı olan Emma Teyze’nin bu not defteri, Elvan’ın eşi Paolo’nun kız kardeşine kadar ulaşmış.
20 yıldır İtalya’da yaşayan Elvan da kucağına kadar gelen bu hazineyi değerlendirme kararı vermiş.
Ve ortaya “Emma Teyze’nin Kitabı” adlı geleneksel İtalyan yemekleri tarifinin olduğu bu kitap çıkmış...
Elvan’la neredeyse 30 yıla yakın dostluğumuz var; kendisi çok iyi zeytinyağı, şarap, peynir ve bal tadımcısıdır.
Bu İtalyan mutfağı ve yemekleri üzerine yazdığı 6’ncı kitabı...

Yazının Devamını Oku

Neden para ödüyorum?

Tartışma sadece bizde değil, dünyada da yaşanıyor.


Şu sıralar dünyada herkesin sorduğu soru aynı: Neden almadığım hizmete para ödüyorum?
Hafta sonu New York Times’da okudum, ESPN gibi birkaç spor kanalına aylık abone olan bir kullanıcı koronavirüsten dolayı maçların oynanmadığını ve ödediği ücretin geri verilmesini istemiş.
ESPN de nanik yapmış ona. Geçen hafta ben de bizim özel okulları ve anaokullarını yazmıştım.
Uzaktan eğitim için normal eğitim ücreti almaya devam etmeleri doğru mu?
Okul binalarında hiçbir şeyden değilse ısıtma, elektrik, su, temizlik gibi pek çok giderden kurtuldu özel okullar.
Bunu neden ücretlere yansıtmıyorlar?

Yazının Devamını Oku

Radyoculara iyi bir haberim var

Media Liven 26-31 Mart tarihleri arasında 15.328 kişiyle radyo dinlenmesi üzerine bir araştırma yaptı.


Söz konusu tarih hepimizin evlerine kapandığı karantina tarihleri...
Açıkçası evde daha çok televizyon izlendiği, insanların araçlarına binmediği için radyo dinleme sürelerinin azaldığını düşünüyordum ben...
Radyocu meslektaşlarıma güzel haberi vereyim, meğer tam tersiymiş...
Korona günlerinde radyo dinleme süreleri artmış...
Ankete katılanların yarıya yakını, 7212 kişi her gün radyo dinlediğini söylemiş...
Her gün 1-2 saat dinleyenlerin sayısı 3804, 4 saatten fazla dinleyenlerin sayısı 3586...

Yazının Devamını Oku

Yanlış yapan ünlüler

.

Serdar Ortaç
“Bir çay demleyenim bile yok” diyerek taksi durağını ziyarete gitti, taksicilerle çay içip sohbet etti.
Üstelik maske takmayan taksici “Acı patlıcanı kırağı çalmaz” dedi.
Anlaşılan o ki; sevgili Serdar’ın ne izolasyondan ne de sosyal mesafeden haberi var.

Nasuh Mahruki-Coşkun Aral
Nasuh Mahruki, Silivri-Durusu’da açacağı Doğada Liderlik Okulu’ndaki son hazırlıkları ailesiyle birlikte hafta sonu denetledi.

Yazının Devamını Oku

Zombiler de gerçek olacak mı?

2013’te Cannes Film Festivali’nde Brad Pitt’in “World War Z” filminin tanıtımındaydım... (O zamanlar uçağa biniyoruz ey sevgili okur, yurtdışına festivallere, maçlara, tatillere gittiğimiz yıllar, ne günlerdi be!)


O yıl Cannes’ın ağır topu Brad Pitt’ti, her yer “World War Z” afişleriyle doluydu.
Şu sıralar sürekli virüs, pandemi yapımları izliyoruz ya, geçen akşam “World War Z” önüme düşünce, “Cannes yılları nostaljisi yaparım” diyerek satın aldım filmi...
Film aman aman bir şey değil, yaşayan ölüler, zombiler hikayesi...
Güney Kore’de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getiriyor.
Her zombi filminde olduğu gibi burada da yaşayan ölüler, yeni hücrelere ihtiyaç duyduğu için kontrolsüzce sağlıklı insanlara saldırıyorlar.
Filmi izlerken düşündüm; bu Hollywood yapımlarındaki her şey gerçek oluyor ya, bu zombiler de günün birinde gerçek olacak mı? Belki de bu korona belası insanlığın ilk büyük sınavı...

Yazının Devamını Oku