"Cengiz Semercioğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cengiz Semercioğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cengiz Semercioğlu

Sıla ve Özcan’ı dans ettiren Hintli

Coca Cola’nın reklam filmi tartışılmaya devam ediyor, ben de bu reklamla ilgili yazmış, özellikle dans sahnelerini eleştirmiştim.

Reklam filmiyle ilgili yeni bilgiler öğrendim...
Meğer bu reklam filminden önce Özcan Deniz ve Sıla, bir hafta boyunca Baba Bashkar adlı Hintli koreograftan dans dersleri almış...
Baba Bashkar aynı zamanda reklam müziğinde kullanılan “Why This Kolaveri Di” adlı şarkının yer aldığı “3 Moonu” adlı filmin koreografıymış...
Coca Cola Türkiye, “Why This Kolaveri Di” adlı şarkının kullanımı için telif ödemiş...
Benim sahneleri araklanmış dediğim “3 Moonu” filminin de zaten genel ruhundan esinlenilmiş, bu film referans alınmış...
Bu filmin koreografı olan Baba Bashkar da benzer dansları Sıla ve Özcan’a yaptırmış...
Bu müziğin üzerine Türkçe sözleri yazansa genel kanının aksine Sıla değil, Özlem Küçükyılmaz’mış...
Eminim bu reklam filminde en çok zorlanan da Hintli koreograf Baba Bashkar olmuştur...
Çünkü bizimkilerin Hintli gibi dans etmesine, hele bazı sahnelerde yaptığı hareketlere hâlâ ısınamadım...
Çünkü Bollywood’daki bu danslarda kitsch ve eğlence bir aradadır...
Evet Özcan Deniz ve Sıla reklam için yapılan araştırmalarda en üst sıralarda çıkmış olabilirler ama ben hâlâ ikisinin de ‘ağır abi’ ve ‘ağır abla’ takıldıklarından, o dans sahnelerinde olması gereken ‘fırlamalığa’ oturmadıklarını düşünüyorum...
Belki de Baba Bashkar, bir hafta değil bir ay çalıştırmalıydı bizimkileri...

Marka yazmak

Gazeteci meslektaşlarıma bakıyorum, çoğu Sıla ve Özcan Deniz’in reklam filminden bahsederken “bir gazlı içecek firması” ya da “meşrubat markası” diyor...
Sokaktaki herkes bu reklamın Coca Cola reklamı olduğunu biliyor ama biz marka yazmaktan çekinip ısrarla kafamızı kuma gömmeyi tercih ediyoruz...
Sanki, “Sıla, Özcan ve meşrubat markası” dediğinde kimsenin aklına Coca Cola gelmiyormuş gibi...
Sanki biz Coca Cola adını verirsek reklam yapıyor olacakmışız gibi...
Bugün bütün dünya ‘brand’ler üzerine kurulu...
Gazeteciliğin de bundan kaçışı yok...
Twitter, Google, Facebook’un da adını geçirmeyin yazınızda o zaman, en büyük brand’ler onlar...
Peki, Show TV, Kanal D, Star ‘brand’ değil mi?
100 milyonlarca dolarlık iş hacimleri var bu markaların...
Hadi onları geçtim, bir dizi film ya da sinema filmi marka değil midir?
Onlar da milyon dolarlık yatırımlar...
Bahsederken “Behlül’le Bihter’in oynadığı dizi” mi diyoruz?
Yabancı basın yazılarında ‘brand’ geçirmek konusunda hiç bizim gibi elini korkak alıştırmıyor...
Ben de böyle düşündüğüm için yazılarımda marka vermekten hiç çekinmiyorum...
Överken de, eleştirirken de...
Belki de bu tartışmaya Faruk Bildirici’yi de dahil etmek gerekiyor, marka meselesinin nerede başlayıp nerede bittiğini netleştirmek için...

İşte bu iyi bir yaz şarkısıdır

Gülşen’in Bangır Bangır şarkısındaki imajı şuna benzetiliyor, buna benzetiliyor...
Saçları, giyim kuşamı tartışılıyor ama size bir şey söyleyeyim mi, son yılların en iyi yaz şarkısı budur...
Küba’da çekilen klibi de sevdim...
Bakın zorlama Hint stili olmuyor ama şarkıyı söyleyene yakışan bir Küba stili bal gibi oluyor işte...
Müzik çok eğlenceli, insanı yerinde oturtmayan davetkar bir ritmi var...
Bir ‘burun sürtme’ hikayesi anlatan sözleri zaten şimdiden kadınların favorisi olmuş durumda...
Gülşen’in bir önceki Murat Boz’la işbirliğini çok eleştirmiştim...
Ama bu şarkıyı da, bu Gülşen’i de çok sevdim...
Ozan’a da Gülşen’e de bravo, iyi bir yaz şarkısı çıkardıkları için...

Kadını dövmenin eğitimle ilgisi yok

Eğitim şart deyip duruyoruz ya inanın kadına şiddetin eğitim dediğimizde aklımıza gelen okul okumakla bir ilgisi yok...
Yoksullukla da ilgisi yok...
Nice profesörler, üniversite bitirmiş adamlar karısını, çocuğunu dövüyor...
Nice zenginler kadına şiddet uyguluyor...
Bu işin eğitimle, toplumsal statüyle ilgisi yok, kadına bakış açısıyla ilgisi var...
Geçen gün bir videoda izledim, 13-14 yaşındaki ablasıyla şakalaşan 6-7 yaşındaki bir çocuk sonunda yere düşen ablasının karnına, sırtına acımasızca tekmeler atıyordu...
Daha bu yaşta bir kadına tekme atmak, vurmak, dövmek bu kadar içselleşirse 15 yıl sonra o cinayete dönüşür zaten...
Bu işte aslolan aile içi eğitimdir...
“Vurma, vuramazsın, bir başkasının canını yakamazsın” diye büyütülen bir çocuk mu büyüdüğünde şiddete eğilimli olur, dayak yiyen, babasının annesine dayak attığını görerek büyüyen bir çocuk mu?
Çocuklarınıza en başta vurmamayı öğretin...

X