Orhan’a bir daha güvenmem

Ekim 2016’da eşini kaybeden, yakalandığı akciğer kanseri nedeniyle son olarak Küba’ya gidip tedavi olan Arif Sağ, şimdi de yıllarca başkanlık yaptığı MESAM için Orhan Gencebay’ın eleştirileriyle karşı karşıya. Türk halk müziğinin yaşayan en büyük bağlama virtüözü olarak nisan ayında 22. Aydın Doğan Ödülü’nü alacak olan Sağ’ın kapısını çaldım. Usta sanatçı, Gencebay için “Etnik ve politik kökenlerle meseleyi tartışmak ayıp. Sadece kendini düşünüyor. Bütün meslek birliklerini bir yana, kendini bir yana koyuyor” dedi.

◊ Orhan Gencebay, MESAM’ın yönetim kurulu başkanlığından istifa etti. Çok da sert bir istifa dilekçesi yazdı. Gencebay’la geçmişten gelen bir husumetiniz var mıydı? Dostluğunuz kaç seneye dayanıyor?

- Yok. 57 senelik bir tanışıklığımız var ama dostluk farklı bir şey. Bazı insanları hiç tanımazsın ama onlar senin dostundur. Bazı insanlar da vardır, yarım asır birlikte geçirirsin ama dostun olamaz. Dostluk ağır bir yük. Onu taşımak kolay değil.

◊ Orhan Gencebay taşıyamayanlardan mı?

- Ben öyle bir yorum yapmam. Mesela 57 yıllık hukukumuz olmasa da Bülent (Forta) ve sen benim dostlarımsınız. Ama bazıları için bunu diyemem.

◊ İddialarına ne diyorsunuz?

- Orhan Gencebay’ın ortaya attığı iddialar, telif açısından sıkıntılı bir durum. Çünkü çok kötü şeyler söylüyor. Etnik, siyasi yapı gibi hassas konuları ortaya koyuyor. Açıkça söylemese de Alevilik, solculuk, Kürtlükten dem vuruyor. Telif haklarıyla uğraşan kurumlar ve orada çalışan insanların böyle bir derdi yok. Bizim derdimiz nerede telif varsa, nerede kaçak varsa orayı yakalayıp evine ekmek götüremeyen sanatçıların hakkını aramak. Herkes Orhan Gencebay ya da Arif Sağ değil ki bol bol karnını doyursun. Garibanlar ne olacak? Onların hakkını toparlarken birbirimizle uğraşıyoruz. Bu hoş bir şey değil.

◊ Orhan Gencebay’ın bu yaklaşımını neye bağlıyorsunuz?

- Orhan Gencebay hayata şöyle bakıyor; bir tarafta Türkiye’deki bütün eser sahipleri, yapımcılar var, bir tarafta da Orhan Gencebay tek başına. Beni konuşturma...

◊ Konuşun abi...

- Mesela basında bazı insanların dokunulmazlığı vardır. Onlar hakkında kötü yazı yazılmaz.

◊ Kimler mesela?

- Sezen Aksu ile Orhan Gencebay hakkında kötü yazı yazamazsınız.

◊ Ben yazarım abi...

- Seni kastetmiyorum, ben genel geçer bir durumdan söz ediyorum.

DÖNÜŞÜMLÜ BAŞKANLIK İÇİN  ANLAŞTIK AMA SONRA VAZGEÇTİ

◊ MESAM’da kaç yıl başkanlık yapmıştınız?

- 8 sene. Orhan Gencebay yıllardır yönetim kurullarında başkan olmadan görev yaptı. Benim başkanlık yaptığım yönetim kurullarında yer aldı. MESAM’da genel kurul başkan seçmez. Yönetim kurulu başkanı seçer.

◊ Yani Orhan Gencebay size yıllarca başkan olmanız için oy verdi...

- Tabii ki. Hadise şu: Bundan önceki dönemde genel kurula giderken ben Orhan’a “Gel bizim aramızda bir yarış olmasın” dedim, ortak liste yazdık ve genel kurula sunduk. Listemiz de aynen geçti. Sonrasında oturduk konuştuk ve pazarlık ettik. Biliyorsun böyle durumlarda pazarlık vardır. Mesela şu an CHP’nin kulisleri kaynıyor. Öyle bir durum. Konuştuğumuzda “Bir sene başkanlığı sen yap, bir sene de ben yapayım, ortaklaşa götürelim” dedim. “Tamam” dedi. Sonrasında toplantıya geldik. “Ben öyle anlamam, başkan olduğumda sonuna kadar gitmem lazım” dedi. “Niye” diye sordum. “Benim projelerim var” dedi. “Getir projelerini destekleyelim” dedim. Projen varsa yapmayalım mı dedik? Ama bunu kabul etmedi. 11 kişiden oluşan yönetim kurulunda 11 oyla onu başkan seçtik. Ama sonra ‘çizdim, oynamıyorum’ dedi. Sonrasında onu başkanlıktan aldık. Ben başkan oldum. Fakat haberler yolladı, yeniden başkan olmak istediğine dair. Ben arkadaşları ikna ettim. İstifa edip Orhan’ı başkan yapacağımı söyledim. Onu başkan yaptık. Onu başkan yaparken de “Bir sene sonra istifa edeceksin” dedim. Bir sene bitti, üzerine 8 ay geçti. Şimdi istifa edip kalkıp bir sürü ağza alınmayacak laflar ediyor. Sen bir kere 8 aydır fazladan başkanlık yapıyorsun.

◊ Bununla ilgili yazılı bir anlaşmanız yoktu değil mi?

- O tür anlaşmalar yazılı yapılmaz. Koskoca adamlarız, kendimizi bir şey zannediyoruz. Sözümüzü tutmayacak mıyız? Millet de bizi bir şey zannediyor. Ben sana bir söz verdim diyelim, yarın da verdiğim sözü unuttum. Sen bana “Abi ayıp olmuyor mu?” demez misin?

◊ Buna diğer yönetim kurulu üyeleri de tanık değil mi?

- Tabii ki. Kendi adamlarının da tanıklığı var... Bir de sarf ettiği laflar çok kötü. Türkiye’de tam da karışıklık döneminde kalkıp da böyle laflar etmek... Onun için de söylenecek o kadar çok laf var ki, birileri de kalkar onları söyler.

 Orhan Gencebay’la konuştuğumuzda “Bir sene başkanlığı sen yap, bir sene de ben yapayım, ortaklaşa götürelim” dedim. “Tamam” dedi. Sonrasında toplantıya geldik. “Ben öyle anlamam, başkan olduğumda sonuna kadar gitmem lazım” dedi. “Niye” diye sordum. “Benim projelerim var” dedi.

 

Orhan’a bir daha güvenmem

Fotoğraflar: Murat ŞAKA

MÜTHiŞ BiR YALAN VE SAHTEKARLIK

  Orhan Gencebay’ın yönetim kurulu toplantılarının internetten canlı yayınlanması gerektiğini savunmasına ne diyorsunuz?

- Sen hiç böyle bir şey gördün mü? Ben görmedim. Böyle bir şeffaflık olur mu? Demokratik olmaz. Çünkü öyle bir durumda yönetim kurulu toplantılarında tartışma olmaz. Bu birilerinin arzu ettiği bir sistem. Herkes susacak, kimse kimseye laf etmeyecek, yerin kulağı vardır anlayışı... Böyle bir şey olur mu? Sen bunu kabul eder misin? Bir de eleştirdiği dönem kendi dönemi. Gariplik burada.

5-6 yıldır sistemde bir değişiklik mi var? Neden sonradan itiraz etmeye başladı?

- Değişiklik yoktu. Sadece şöyle bir değişiklik var; ben yönetimi aldığım zaman 11 milyon lira borç vardı. O borcu ödedikten sonra şu anda kasamızda 3 milyon lira artı para var. Burayı teslim aldığım zaman GEMA bize yıllık 30 bin euro para veriyordu.

GEMA nedir?

- Almanya’daki telif kurumu. Ben başkan olduktan sonra Münih’te GEMA temsilcileriyle bir toplantı yaptık. 30 bin euro’dan 800 bin euro’ya çıkardım. Sonra kalkıp bu rakama az dediler. Halbuki senelerdir 30 bin euro’ya tamam diyorlardı. Zamanında bunu yükseltmek için neden gayret etmediler? Dört tane telif kurumu var. Dördünde de biri hariç en yüksek telifi bu alıyor. Bu millet senin babanın uşağı mı? Tamam, hak edersin alırsın, biz buna itiraz etmeyiz. Şu anda bütün çalışanlarımız “İşten mi atılacağız?” diye diken üzerinde.

Orhan Gencebay başkanlığı bıraktığı için mi itiraz ediyor sizce?

- İstifa etmesinin gerekçesini buralara oturttu. Müthiş bir yalan, sahtekarlık! Böyle bir şey olabilir mi? İstifa ediyorsun ve istifa ederken bütün arkadaşlarına pislik bulaştırarak gidiyorsun. Bu doğru bir şey mi? Yönetim kurulundan istifa etmedi, oradan da etseydi madem.

Toplanan paranın sanatçılara hakkaniyetle dağıtılmadığı, yolsuzluk yapıldığı, yönetim kurulundaki isimlerin ekstra para aldığı iddiaları da var. Bunlar yıllardır tartışılan konular...

- Böyle bir şey yok. Bunu birkaç kendini bilmez tartışıyor. Bu tür kurumlarda öyle bir şey yapmak, para kaçırmak filan mümkün değil. Kaldı ki ortada büyük paralar yok. Almanya 1.5 milyar dolar topluyor teliften. Türkiye’de dört kurumun topladığı para 60 milyon doları geçmiyor. Mesela Yunanistan’ın telif geliri bizimkinin dört katı.

Devlet el koysun, denetçi atansın filan deniyor...

- Yılda üç-dört kere denetleniyoruz. İç denetim var. Özel denetim kurumları denetliyor. Bunun dışında bakanlık da denetliyor. Bugüne kadar telif kurumlarında herhangi bir olay olmamıştır. Olamaz, mümkün değil.

BİR DAHA ADAY OLMAZSAM “KAÇTI” DERLER

Arif Abi, usta bir bağlama virtüözü olarak “Ben bunlarla neden uğraşıyorum” dediğiniz oluyor mu hiç?

- Ben bunu işim olarak düşünüyorum. Türkiye’de birtakım olaylar ne kadar geriye giderse gitsin sen mesleğini bırakır mısın? Bırakmazsın. Bizim için de aynı. Binlerce gariban evine ekmek götürüyor. Ve bu insanlar şarkılardan, türkülerden geçiniyor. Bu insanların haklarını korumaya çalışırken bir de kendi kendimize tartışıyoruz. Sıkıntı burada. Ben olmuşum ya da olmamışım önemli değil. Olmasam daha iyi. Ben işime gücüme bakarım. Alırım arabamı ve fotoğraf makinelerimi gider Anadolu’ya fotoğraflar çekerim.

Ne zaman genel kurul? Yeniden aday olacak mısınız?

- 18 Mart’ta. Aday olmak zorundayım. Çünkü bu durumda kaçamam. Aday olmazsam karşıma başka şeyler çıkar, “kaçtı” derler.

Peki Orhan Gencebay’ı yönetim kuruluna alır mısınız?

- Almam. Kendi seçiliyorsa gelsin, bu benim sorunum değil. Ben kendi listemden almam. Güvenmem çünkü.

 BIYIKSIZKEN AYNAYA BAKAMADIM

 ◊ Kanser tedavisi için Küba’ya gittiniz. Küba’da tedavi olmayı size kim tavsiye etti?

- Doktorum tavsiye etti. Bana akciğer kanseri teşhisi kondu. Burada tedavi oldum. Tedavi süreci bittikten sonra hastalık yeniden tekrarlamasın diye Küba’daki ilacı tavsiye etti doktorum.

◊ Ne varmış o ilacın içinde?

- Akrep zehri. Zakkumcu Ziya diye biri vardı hatırlıyor musun? Adamı topa tutmuşlardı. Ama adam haklıymış. Zakkumunki de zehirdi, bu da zehir.

◊ İlacı nasıl alıyorsunuz?

- Günde 3 kere 5 damla dilimin altına damlatıyorum. Ölene kadar da devam edecek. Şeker hastaları nasıl her gün haplarını alıyorlarsa bu da öyle bir şey.

◊ İlacı Küba’dan mı getirtiyorsun?

- Ben artık onların hastasıyım. Bana gönderiyorlar.

◊ Pahalı bir ilaç mı?

- Buradan alırsan 2 bin 700 dolar. Ama oradan alırsan 120 dolar. Bir senelik ilacımı aldık.

◊ Saçlarınız dökülmüştü tedavi sürecinde. O dönemde bıyıksızken kendinizi nasıl hissettiniz?

- Ben bıyıksızken aynaya bakamıyorum. Komik oluyorum. Kendimi bildim bileli bıyığım var. 10 senede bir kere berber tıraş ederken yanlışlıkla bıçağı biraz fazla kaçırdı, bıyığımı kesmek zorunda kaldım. Eve geldim, hanım kapıyı açınca “Kimi aradınız?” dedi. (Gülüyor)

Şu anda sağlığınızla ilgili bir sıkıntı yok değil mi?

- Yok. Ama yok demek koyvermek demek değil. Sonuçta ağır bir hastalık geçirdim.

Rakı içmeye devam ediyor musunuz?

- Doktor benim zorumla haftada iki kadeh şaraba izin verdi. “Boy boy kadeh var, bazı kadehlere 2 şişe şarap koyuluyor” dedim. Bunu duyunca az miktarda da olsa rakıya izin verdi.

KOLAY KOLAY ÖDÜL KABUL ETMEM

 ◊ 22. Aydın Doğan Ödülü’ne layık görüldünüz...

- 4 Nisan’da ödül töreni olacak. Ben kolay kolay ödül kabul eden bir adam değilim. Ama bu çok başka bir ödül. Bu bir yarışma neticesinde alınmış bir ödül değil. Burada bir birikimin sonucunda layık görülme var. Biliyorsun Süleyman Demirel’in verdiği devlet sanatçısı ödülünü kabul etmedim.

◊ Şimdi devlet sanatçısı ödülü verilse kabul eder misiniz?

- Yine kabul etmem. Devlet sanatçısı ne demek? Devletin sanatçısı mı olur? Bana bu kavram oldu bitti ters gelir. Halk sanatçısıyız, yapılan bazı şeylere karşı çıkıyoruz. Devletin sanatçısı olduğunda devlet sana maaş verir, korur. Peki o zaman sen halkı nasıl koruyacaksın?

 SOLCU DİYE YAVUZ BİNGÖL’ÜN ARKASINDAN BEN Mİ KOŞTUM?

◊ Günümüz müziğinde iyi sanatçılar olduğunu düşünüyor musunuz?

- Olmaz olur mu! Ama ülkede sanat nasıl algılanıyor, bütün sorun orada. Yoksa sanatçı olmaz olur mu...

◊ Yavuz Bingöl mesela sizce bir sanatçı ya da bağlama virtüöz mü?

- Ben ne yapıyor bilmem, tanımam. Nasıl virtüöz oluyor, ben bütün virtüözleri tanırım. Öyle birini duymadım.

◊ Yavuz Bingöl’ü nasıl tanımazsınız abi?

- Türkiye’de çözülemeyen bir olay var. Biri ortaya kendini atıyor, “Ben falanım” diyor. O falan olduğu kavramı da benimseyen büyük bir güruh onun arkasından koşuyor. Sonra da “Aaa öyle değilmiş” diyorlar. Yavuz’u Yavuz yapan ne sanatı ne de şusu busu. Solcuyum diye ortaya çıktı. Sol kesim de bu çocuk solcuymuş diye arkasına takıldı. Ben mi takıldım? Siz takıldınız arkasına. Sonra karşınıza böyle çıktı.

Orhan’a bir daha güvenmem

ERTUĞRUL ÖZKÖK’E: KÖYÜN AĞASI DA KÖYÜN ELİTİDİR

◊ Sosyetenin parayla cenaze ağlayıcıları tuttuğunu söylediniz. Ertuğrul Özkök de “Nedir bu elitizm düşmanlığı” diye sizi eleştirdi...

- Ertuğrul bilmeden konuştu, çünkü ölü ağlayıcıları var, nasıl olmaz? Ertuğrul önce “Böyle bir şey yok” dedi, sonra arkadaşlarından öğrenip “Anadolu’da varmış” diye yazdı. Var tabii...

◊ Ama ben hiç Teşvikiye Camii’nde ölü ağlayıcısı görmedim...

- Yahu sosyete denince neden hep Boğaz’ı, Teşvikiye’yi anlıyorsunuz? Köyde de elitler var. Fakir insan karnını doyuramıyor, bir de ağlayıcıya mı para verecek? Köyün ağası da köyün elitidir. Sosyete demek illa Boğaz mı demek? Sosyete özel bir millet, özel bir ulus mu? Bir yaşam biçimine sosyete diyoruz. Köyde de var, kasabada da var. İnançlar içinde de sosyete var. Mollasıdır, şusudur, busudur herkes adına karar verirler, bazı şeyleri yasaklarlar, bazı şeyleri öne çıkarırlar. Sen hiç zengin adamın davul zurna çaldığını gördün mü? Düğününde çaldırır ama kendi çalmaz.

Onu belli bir sınıfa, belli bir kitleye yaptırtıyor. Davulcu zurnacı mı, çengi mi olacağız der? Bunlar yok mu bu ülkede, bunları inkar mı edeceğiz? Mesela bazı düğünlerde müzik yapılmaz, ilahilerle düğün olur. Kınamıyorum ama bunlar var. Ne yapacağız şimdi, yok mu diyeceğiz? 

 ARABESK MEYHANECİYE, ÖZGÜN MÜZİK GARDİYANA YALVARIYOR

◊ Yıllar önce “Arabesk söyleyerek halkıma ihanet ettim” demiştiniz. Hâlâ öyle mi düşünüyorsunuz?

- 30 yıl önce söyledim bunu, hâlâ öyle düşünüyorum. Sadece müzik olarak anlama bunu, ben bir yozluktan bahsediyorum. Oradaki vurdumduymazlığa, oradaki yozluğa benim itirazım. Yüzde 99’u iki kişilik sevdayı, iki kişilik acıyı, iki kişilik ihaneti anlatıyor. Peki toplumsal acı ne olacak? Toplumsal ihanet ne olacak? Onları göremeyecek miyiz? Nasıl sanatçıyız biz? Hep “âşık oldum Leyla’ya, ben de Mecnun’a”... Peki acından Leyla’ya dönmüş toplum ne olacak? Evinde çoluğu çocuğu Mecnun olmuş toplum ne olacak? İşte bugünün müziği bunları örtüyor, arabesk de bunları sömürüyor. Sonra aydınlar, entelektüeller de kalkıp “Bu da halkın tezahürü” diye meseleye kendince çıkış aramaya çalışıyor.

◊ Özgün müzik de sizin için öyle değil mi?

- Özgün müzikle arabesk arasındaki farkı hep söylüyorum. Birisinin başrolünde meyhaneci var, diğerinin başrolünde gardiyan. Gerisi aynı. Müzik türü, ifadeler, basit şiir şekli hep aynı.

◊ Ahmet Kaya müziği diye bir şey var ama abi.

- Ahmet Kaya müziği diye bir şey olamaz. Arif Sağ müziği de olamaz. Özgün müzik Ahmet Kaya yokken de vardı. İyidir kötüdür anlamında söylemiyorum. Ahmet Kaya ağaç kovuğundan mı çıktı? Bu toplum yarattı onu.

◊ “Sanat toplum içindir” diyorsunuz yani...

- Elbette. Ama bunlar öyle değil. Arabesk meyhaneciye yalvarıyor; “Aman kardeş bir kadeh ver de içelim” diye. Özgün müzik gardiyana yalvarıyor, “Aç kapıları” diye... Nazım da yıllarca hapis yattı, neden gardiyanlara yalvarmadı? Pir Sultan yalvardı mı gardiyanlara? Sanatçıysan eğer, sanatın emrettiği şeyler vardır.

◊ Selda Bağcan’ı nasıl buluyorsunuz? Müziğiyle dünya çapında meşhur oldu...

- Ben bunu başarı olarak görürüm. Selda tarzını dünyada da kabul ettirmiş. Ama o yol doğru bir yol mu yanlış bir yol mu o da tartışılır tabii. Dünya çapında meşhur oldu! 7 milyar insanın yaşadığı dünyada, dünya çapında meşhur olmak ne ifade eder bize?

 BAĞLAMAMI KİMSEYE VERMEM

 ◊ “Benden sonra bağlamamı bu adama teslim ederim” dediğiniz biri var mı müzik piyasasında?

- Yok, ben bağlamamı kimseye vermem.
Çünkü ben kimseden almadım, hak ettim. Benden sonra bağlamayı alacak adamın da hak etmiş olması lazım.

◊ Hak eden biri yok mu şu an?

- Olmaz olur mu, aslanlar gibi birçok çocuk var. Gençlik eskisi gibi değil. Biz kara düzen yetiştik geldik, şimdiki çocuklar işi bilimiyle
öğreniyorlar. Ama bağlamayı toplum
nezdinde hak eden
alır.

Gencebay ne demişti

Orhan Gencebay, MESAM’dan ayrılırken yazdığı istifa dilekçesinde, “Bir sanatçı topluluğuna yakışmayacak davranışlarla karşılaştım. Şeffaf ve denetime açık yönetim olmasını, toplantıların kayıt altına alınmasını istedim ama kabul edilmedi” ifadelerini kullanmıştı.

Ünlü sanatçı ayrıca dilekçede şu iddialara yer vermişti: “MESAM, etnik köken ve inanç üzerinden örgütlenerek faaliyette bulunulacak veya ele geçirilecek bir kurum değildir. ‘Benim adamlarım’ veya ‘Bize oy verecekler’ gibi söylemleri kabul etmem mümkün değildir. Üyelerin siyasi görüşü, inancı, kültürü ne olursa olsun; hepsi bizim için değerli, hepsi bizim başımızın tacıdır. Onların arasında kaynaşmayı sağlamak, sadece benim değil, hepimizin görevi.”

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

1 Haziran’da açılacaksa, 3 Temmuz’da kapansın

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam Ahmet Hakan’ın programında, gidişata göre okulların 1 Haziran’da açılabileceğini söyledi.

Dün de yazdım ben bu konuyu...
2 haftalığına okul açmanın kimseye bir faydası yok.
Çocukların hazırlığı, okula adaptasyonu derken iki hafta bitecek zaten.
Bu sürede de hiçbir şey öğrenmeyecekler ve virüs konusunda gereksiz bir risk alınmış olacak.
“WhatsApp Anneleri” gruplarından da biliyorum, “2 haftalık okula çocuk göndermem” diyen veli sayısı hiç az değil...
O yüzden bu yılı zorlamanın anlamı yok, artık oturmaya başlayan uzaktan eğitim 19 Haziran’a kadar uzamalı ve öylece okullar kapanmalı.
İlla çocuklar eğitimde geri kaldı diyerek okulları açmayı düşünüyorsak benim bir önerim var...

Yazının Devamını Oku

Virüsün iyi yanı

Koronavirüsle ilgili duyduğum en iyi haber bu oldu:11 Mart-27 Nisan arasında 24 kadın cinayete kurban gitmiş..


Geçen yıl aynı tarihlerde bu rakam 44’tü...
Neredeyse yarı yarıya azalmış.
Oysa tam tersi aynı eve kapandıkları için çiftler arasında tartışmaların, boşanmaların, kavgaların daha fazla olması beklenirdi...
Vuhan’da karantina sonrası boşanmaların arttığını biliyoruz.
Belki de bu kendine güvensiz, kadını dövmeyi, öldürmeyi namus meselesi sayan katillerin en büyük derdi kadının dışarıda olması...
Eve kapanıp dışarı adım atmadığı sürece belki de o yere batasıca kıskançlıkları hortlamıyor, kadının dört duvar arasında yaşamasından memnun oluyorlar...

Yazının Devamını Oku

Müdavim hareketi

Virüs nedeniyle kapanan restoranlar, kafeler için dünyada başlayan dayanışma hareketinin bir benzeri bizde de başladı. Adı: Müdavim Hareketi...


Gittiğiniz, sevdiğiniz restoranlar için 50, 100, 200, 400 lira ödeyerek yüzde 25 indirim sağlayan bir çek alıyorsunuz... Restoran açıldığında da gidip o çeki kullanıyorsunuz...
Aslında karantina sonrası yiyeceğiniz yemeğin parasını bugünden peşin ödüyorsunuz.
Ekonomik sıkıntı yaşayan sevdiğiniz mekanlara destek olmak amacıyla...
Restoranlar, kafeler 1,5 aydır kapalı, haziran ortası açılabilirse 3 ay kepenk indirmiş olacaklar...
3 ay boyunca hiç gelir elde etmeden kira ödemek, personel çıkartmamaya çalışmak, ayakta kalabilmek benim diyen işletme için bile kolay bir şey değil.
O yüzden bu sosyal sorumluluk hareketi önemli.

Yazının Devamını Oku

Marvel’in müzikleri

Ben atlamışım, bir Türk kadın müzisyenin Captain Marvel’ın müziklerini yaptığını bilmiyordum. Geçen akşam filmi izlerken sonunda, “Müzik: Pınar Toprak” imzasını görünce şaşırdım. Hemen kimdir diye baktım...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı bitirdikten sonra çok az İngilizce bilmesine rağmen 17 yaşında Amerika’ya gitmiş. Önce Chicago’da caz, ardından Boston’da dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu’nda okumuş.
Orada film müzikleri yapmayı öğrenmiş. Geçen yıl 8 Mart’ta Captain Marvel vizyona girdiğinde, Türk basınında da haberleri çıkmış Pınar Toprak’ın... O dönem Variety dergisine de röportaj vermiş.
Dedim ya ben kaçırmışım, Captain Marvel’ın sonunda imzasını görünce keşfettim ve bir Türk kadınının başarısı filmin kendisinden daha mutlu etti beni...

Tüp... Yallah... Yemek vs...
◊ Hastaları vefat ettiği için yoğun bakıma dalan, sağlık personeline tüple saldıran kendini bilmez hasta yakınları bakalım ne ceza alacak?
12 gün önce Meclis’ten geçen ve cezaları yarı oranında artıran sağlıkta şiddet düzenlemesinin ilk sonucunu göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

İstanbul budur işte

Andrea Bocelli’nin Milano Duomo’dan verdiği konseri, dünyaca ünlü sanatçıların evlerinden seslendikleri “One World: Together At Home” konserini geçen hafta çok yazdık, çizdik...


23 Nisan akşamında bir konser de bizde vardı...
7 Tepenin Şehri İstanbul’dan 7 Kıtaya adıyla yayınlandı.
Ben Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın YouTube hesabından yayınlanacağını sanıyordum konserin.
Meğer pek çok kanal yayınlamış, evde o saatte TV açık olmadığından farkında değilim, saat tam 19.00’da YouTube’u açtım o yüzden...
Ayasofya önünde ney sanatçısı Yavuz Akalın’la başladı konser...
Drone’larla çekilmiş tarihi yarım adanın görüntülerine müthiş bir ney sesi eşlik ediyor...

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya

Merak ediyorum, neden Almanya’nın ölüm rakamları tartışılmıyor da Türkiye’nin tartışılıyor?


New York Times neden Almanya’yı değil de, Türkiye’yi mercek altına almaya kalkıyor?
Oysa Avrupa’da koronavirüs salgınını başarıyla yürüten iki ülke var... Biri Almanya, diğeri Türkiye.
Almanya’da 150 bini geçti vaka sayısı, 5 bin 500 kayıp var.
Türkiye’de 100 bine yaklaştı vaka sayısı, 2 bin 500’e yakın kayıp var. Bu iki ülkede vaka sayısıyla vefatlar arasında çok ciddi bir makas var.
Demek ki olabiliyormuş.
Bizde ilk vaka sayısının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana 6 hafta geçti, 7’nci haftanın içindeyiz.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar da çıkmalı...

Dün 65 yaş üstü insanımıza hafta sonu birkaç saat de olsa dışarıya çıkma izni verilmesi gerektiğini yazdım, “eve kapanmaktan hastalanacaklar” diyerek...Pek çok okur destek verdi bu öneriye...


Cumartesi- pazar 08.00-12.00 arası sadece 65 yaş üstü sokağa çıksa inanın hepsine büyük moral olur.
Sadece yaşlılar değil düşünmemiz gereken bir de çocuklar var... Geçen gün 5 yaşındaki oğlum uzaktan eğitim sırasında sınıf arkadaşıyla konuşuyordu; “Delireceğiz oğlum evde oturmaktan” diyorlardı birbirlerine...
Şaka yapmıyorum 5 yaşındaki çocuklar bunu konuşuyordu.
Avrupa’nın en ağır faturasını ödeyen ülkelerinden İspanya, çocuklara “temiz hava izni” verme kararı aldı. 18 Mart’tan bu yana karantina altında olan 8 milyon çocuğa konan yasak 27 Nisan’dan itibaren temiz hava alabilmeleri için gevşetilecek.
Birçok çocuğun 40-50 metrekare evlerden haftalardır çıkmadığını söyledi İspanya Başbakanı...
Bizde de durum farklı değil...

Yazının Devamını Oku

65 yaş üstü hafta sonu sokağa çıksın

Yaşlılar haftalardır evde. Bakmayın güneşi gördüğünde kendini meydanlara, banklara atan üç-beş kişiye. Milyonlarca yaşı ilerlemiş insanımız uzun süredir dört duvar arasında yaşıyor.


Kendi annemden, etrafımdaki yaşı ilerlemiş insanlardan biliyorum.
Evde oturmaktan hasta olacaklar artık.
Moralleri bozuldu, torun torba etraflarında değil, yürüyüşe çıkamıyorlar, çıkıp temiz bir hava alamıyorlar.
Sürekli kapalı bir evde bağışıklık sistemleri zayıflamaya başladı.
En ufak bir mikroba karşı vücutları direnç göstermeyecek artık...
Unutmayın herkesin evi bahçeli, balkonlu, salon salamanje değil.

Yazının Devamını Oku

Belki de maçları böyle izleyeceğiz

Bu haber tam 6 yıl önce çıkmıştı...



Güney Koreli The Hanwha Eagles adlı bir beyzbol takımı seyirci sayısını artırmak için stadyuma robot taraftarlar yerleştirmişti.
Taraftar stadyuma gitmeden akıllı telefonları sayesinde bu robotlardan birini kontrol ediyor ve stattaymış gibi karşılaşmayı robotun gözünden izliyor.
Evinde oturan seyirci robotlara tezahürat yaptırıyor, hatta elindeki dijital pankartları kaldırtıp, şarkılar bile söyletebiliyor.
Her robotun yüzündeki dijital ekrana da evinde oturan seyircinin görüntüsü yansıtılıyor.
Güney Kore beyzbol takımı bu formülü seyirci ve gelir sayısını artırmak için 6 yıl önce bulduğunda ortada virüs falan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Neymar bile ağladı, ben hâlâ ağlamadım

“7. Koğuştaki Mucize”, geçen yılın en başarılı filmiydi... 5 milyon 316 bin gişe yaptı, Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğu çok konuşuldu...


Seyreden herkesi hüngür hüngür ağlatan bir baba-kız hikayesi;
Haksız yere hapsedilen Memo ve
7 kışındaki kızı Ova’nın...
Şu sıralar farklı dijital platformlarda tavsiye olarak önüme düşüyor film. Belli ki PSG’nin dünyaca ünlü futbolcusu Neymar’ın da önüne düşmüş ve açıp izlemiş “7. Koğuştaki Mucize”yi...
Daha sonra da sosyal medyasından, “Çocuğu olanlar bu filmi izledikten sonraki duygumu daha iyi anlar. İnanılmaz güzel bir film, izlerken çocuklar gibi hüngür hüngür ağladım” paylaşımını yaptı.
137 milyon takipçisi var Neymar’ın... Türk yapımlarının dünyada gücünü ve etkisini göstermek açısından çok önemli bir nokta bu...

Yazının Devamını Oku

Tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılara çağrım var

Lady Gaga bu cumartesi akşamı (18 Nisan) sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla "One World: Together at Home” adında YouTube üzerinden bir konser düzenliyor. Konseri Jimmy Fallon, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert sunacak.


Paul McCartney’den
Stevie Wonder’a birçok ismin şarkılarını seslendireceği
konsere David Beckham, John Legend, Kerry
Washington, Priyanka Chopra Jonas gibi ünlü isimler de katılacak.
Ve burada amaç bir bağış toplamak değil. Sadece eğlenmek, sağlık çalışanlarına moral vermek. Bizde de sağlık çalışanlarımız için bir YouTube konseri neden olmasın?
İlk akla gelen tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılar moral gecesi düzenlemeliler.

Yazının Devamını Oku

Sokağa çıkma yasağında İstanbul

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı çok doğru bir karardı, 25 gün önce bu köşede önerdiğim bir konuydu bu...

Cuma akşamı yaşanan izdihamın önüne geçilecek tedbirler alınmalıydı meselesi, zaten hepimizin ortak düşüncesiydi...

Cumartesi evden çıkmadım ama pazar günü gazeteci merakıma yenilip atladım bisiklete, şehirde ne oluyor diye bir tura çıktım...

Fotoğraf çekmek, yasağa uyulup uyulmadığına bakmak için...

Cihangir’den Beyazıt’a kadar bisikletle gidip geldim, şunları gördüm;

◊ Denetimler müthişti. Yol boyunca 6 kez çevrildim, memur arkadaşların kimi tanıdı geçmeme izin verdi, kimi sarı basın kartımı görmek istedi.

Yasağa uyma oranı yüzde 100’dü. Yol boyunca toplasan 3-5 araç, sokaklarda sadece 5-10 insan gördüm.

◊ Geçmişte sayım günlerinde böyle boş olurdu İstanbul. O günlerde de ya gazeteye çalışmaya giderdim ya da sayım memuru olarak görev yapardım. Ama o zamanlar bile bu kadar yasağa uyulmazdı.

◊ Doğma büyüme İstanbulluyum, ben kenti bu kadar sessiz bu kadar boş hayatımda görmedim...

Yazının Devamını Oku

333 katlı bir hapishane

Bir hapishane düşünün 333 katlı bir gökdelen ve her katında iki mahkûm kalıyor...


Ortada 8 metreye 2 metre gibi uzunca bir masanın geçebileceği dikdörtgen bir boşluk var her katta...
Her gün en üstteki katta mükellef bir sofra hazırlanıyor; karidesler, pastalar, etler, balıklar aklınıza ne gelirse... Üstelik çok usta aşçılar tarafından.
Ve bu ancak birinci sınıf restoranlarda olabilecek mükellef masa asansör gibi en üst kattan aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Her katta 3-4 dakika duruyor en fazla... 4 dakikada ne yedin yedin, çünkü masadan yiyecek alıp saklamak yasak. Bunu yaptığın an ceza var: Bulunduğun kat hızla buz gibi soğutuluyor ya da çok sıcak hale getiriliyor.
En üstteki ilk 30 kat en şanslısı çünkü her şeyin olduğu masaya saldırıp istediklerini yeme, talan etme şansları var...
Her katta 4’er dakika dura dura gelen masada 40-50’nci kattan sonra neredeyse yiyecek hiçbir şey kalmıyor.

Yazının Devamını Oku

Gazetem kapımda

Evlere kapandığımız şu günlerde bizim grup İstanbul’daki okurlar için çok güzel bir uygulama başlattı.


“Bir Tıkla Gazeten Kapıda” uygulaması.
Biliyorsunuz Dünya Sağlık Örgütü, gazete kağıdında koronavirüs riski olmadığını açıkladı, yani gazeteyi gönül rahatlığıyla kağıttan okuyabilirsiniz.
İşte bu keyiften vazgeçmek istemeyen okurlar için Bir Tıkla Gazeten Kapıda uygulaması var.
Demirören Medya’ya bağlı Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik gazeteleri için şimdilik sadece İstanbul’daki okurlara yönelik bir uygulama bu.
Yakın zamanda Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerle kapıya teslim sistemi daha da büyüyecek.
Yakala.co ve Scooty işbirliğiyle hayata geçen bir sistem bu. Ben kendi işimi kendim yapmayı severim.

Yazının Devamını Oku

Karantina altında seks hayatımız... Eyvah libidomuz düştü!

Koronavirüsle ilgili her şeyi konuşuyoruz da, bir tek seks hayatımızı konuşmuyoruz. Sağ olsun ekrandaki birbirinden kıymetli hocalar sayesinde hepimiz birer pandemi uzmanı olduk...


Ama bugüne kadar insanların seks hayatıyla ilgili bilgi veren, bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan tek bir uzmana rastlamadım. Bir tek Ender Saraç’ın Posta’ya verdiği röportajı hatırlıyorum; “Lütfen bu dönemde tek eşli olun” diyordu.
Bu konuyla ilgili bizde yeterli bilgiyi bulamayınca yabancı kaynaklara baktım, New York Times’ın pazar sayısından aşağıdaki bilgileri derledim. İşte 15 maddede karantinadaki seks hayatımız...
1- Bunlar eşi benzeri görülmemiş dönemler olduğu için, karantina altında insanların seks hayatlarının köreldiği ya da zenginleştiği konusunda elde şimdilik yeterli veri yok.
2- Ama şu kesin: Yaşadığımız günler hiç seksi zamanlar değil...
3- İnsanlar yeni seks partnerleri bulma konusuna uzak duruyorlar. Çoğu kişi virüsle ilgili bilgilendirmelere, cinsel sorunlardan daha fazla ilgi duyuyor.
4- 2019’u libido tartışmalarıyla kapatmıştık. Can Yaman’a kötü bir haberim var: Depresyon ve anksiyete libidoyu doğrudan olumsuz etkiliyor. Kesin bilgi!

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapanlara: Emma Teyze’nin Kitabı

Emma Teyze kim? Bizim Kelebek’in zeytinyağı yazarı olan Elvan Uysal Bottoni’nin eşi sevgili Paolo’nun büyük teyzesi...


Emma Mancini, 1907’lerde kuzey ve orta İtalya’da yaşamış ve o dönem yaptığı yemeklerin tariflerini defterine not almış.
Mancini ailesinin ikinci kuşağı olan Emma Teyze’nin bu not defteri, Elvan’ın eşi Paolo’nun kız kardeşine kadar ulaşmış.
20 yıldır İtalya’da yaşayan Elvan da kucağına kadar gelen bu hazineyi değerlendirme kararı vermiş.
Ve ortaya “Emma Teyze’nin Kitabı” adlı geleneksel İtalyan yemekleri tarifinin olduğu bu kitap çıkmış...
Elvan’la neredeyse 30 yıla yakın dostluğumuz var; kendisi çok iyi zeytinyağı, şarap, peynir ve bal tadımcısıdır.
Bu İtalyan mutfağı ve yemekleri üzerine yazdığı 6’ncı kitabı...

Yazının Devamını Oku

Neden para ödüyorum?

Tartışma sadece bizde değil, dünyada da yaşanıyor.


Şu sıralar dünyada herkesin sorduğu soru aynı: Neden almadığım hizmete para ödüyorum?
Hafta sonu New York Times’da okudum, ESPN gibi birkaç spor kanalına aylık abone olan bir kullanıcı koronavirüsten dolayı maçların oynanmadığını ve ödediği ücretin geri verilmesini istemiş.
ESPN de nanik yapmış ona. Geçen hafta ben de bizim özel okulları ve anaokullarını yazmıştım.
Uzaktan eğitim için normal eğitim ücreti almaya devam etmeleri doğru mu?
Okul binalarında hiçbir şeyden değilse ısıtma, elektrik, su, temizlik gibi pek çok giderden kurtuldu özel okullar.
Bunu neden ücretlere yansıtmıyorlar?

Yazının Devamını Oku

Radyoculara iyi bir haberim var

Media Liven 26-31 Mart tarihleri arasında 15.328 kişiyle radyo dinlenmesi üzerine bir araştırma yaptı.


Söz konusu tarih hepimizin evlerine kapandığı karantina tarihleri...
Açıkçası evde daha çok televizyon izlendiği, insanların araçlarına binmediği için radyo dinleme sürelerinin azaldığını düşünüyordum ben...
Radyocu meslektaşlarıma güzel haberi vereyim, meğer tam tersiymiş...
Korona günlerinde radyo dinleme süreleri artmış...
Ankete katılanların yarıya yakını, 7212 kişi her gün radyo dinlediğini söylemiş...
Her gün 1-2 saat dinleyenlerin sayısı 3804, 4 saatten fazla dinleyenlerin sayısı 3586...

Yazının Devamını Oku

Yanlış yapan ünlüler

.

Serdar Ortaç
“Bir çay demleyenim bile yok” diyerek taksi durağını ziyarete gitti, taksicilerle çay içip sohbet etti.
Üstelik maske takmayan taksici “Acı patlıcanı kırağı çalmaz” dedi.
Anlaşılan o ki; sevgili Serdar’ın ne izolasyondan ne de sosyal mesafeden haberi var.

Nasuh Mahruki-Coşkun Aral
Nasuh Mahruki, Silivri-Durusu’da açacağı Doğada Liderlik Okulu’ndaki son hazırlıkları ailesiyle birlikte hafta sonu denetledi.

Yazının Devamını Oku

Zombiler de gerçek olacak mı?

2013’te Cannes Film Festivali’nde Brad Pitt’in “World War Z” filminin tanıtımındaydım... (O zamanlar uçağa biniyoruz ey sevgili okur, yurtdışına festivallere, maçlara, tatillere gittiğimiz yıllar, ne günlerdi be!)


O yıl Cannes’ın ağır topu Brad Pitt’ti, her yer “World War Z” afişleriyle doluydu.
Şu sıralar sürekli virüs, pandemi yapımları izliyoruz ya, geçen akşam “World War Z” önüme düşünce, “Cannes yılları nostaljisi yaparım” diyerek satın aldım filmi...
Film aman aman bir şey değil, yaşayan ölüler, zombiler hikayesi...
Güney Kore’de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getiriyor.
Her zombi filminde olduğu gibi burada da yaşayan ölüler, yeni hücrelere ihtiyaç duyduğu için kontrolsüzce sağlıklı insanlara saldırıyorlar.
Filmi izlerken düşündüm; bu Hollywood yapımlarındaki her şey gerçek oluyor ya, bu zombiler de günün birinde gerçek olacak mı? Belki de bu korona belası insanlığın ilk büyük sınavı...

Yazının Devamını Oku