GeriCengiz SEMERCİOĞLU Kerem'le kariyer yollarımız ayrı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kerem'le kariyer yollarımız ayrı

Serenay Sarıkaya, marka yüzü olduğu Mavi’nin yeni reklam filmi için Barselona’da ünlü model Barbara Palvin’le kamera karşısına geçti. Biz de Serenay’la orada buluştuk, birlikte 48 saat geçirdik, uzun uzun sohbet ettik. İşte o iki günden geriye kalanlar...

◊ Sevdiniz siz Mavi’yle birbirinizi. Bu kaçıncı reklam filmi oldu?
- Üç yıldır Mavi’nin reklam yüzüyüm. Bu süre içinde 6 reklam filmi çektik. Bu 6’ncısı oldu...

◊ Önceki reklamlarda kimlerle oynamıştın?
- Francisco Lachowski’yle bir reklam çektik. Sonra Kapalıçarşı’nın üzerindeki atlamalı zıplamalı reklamda Chase Armitage’la oynadım. Şimdiki reklam da Barbara Palvin’le.

◊ Kerem’i unuttun herhalde...
- (Gülüyor)

◊ Şaka yapıyorum. Neden bu seferkini Barselona’da çektiniz peki?
- Biz şimdiye kadar Mavi’yle böyle bir yurtdışı reklam çekimi gerçekleştirmemiştik. Hep Türkiye’de çalışmıştık. Mavi’yle ben aynı yaştayım. Bu yıl, Mavi’nin de benim de 25’inci yaşımız, aynı sene doğmuşuz. Bu yüzden çok heyecanlıyız. Üç senedir süregelen işbirliğimizde bu yıla özel, güzel ve farklı bir şey olsun istedik. Böyle bir fikir ortaya çıktı. Bence çok da güzel oldu.

◊ 25 nasıl bir yaş? Daha mı olgun, daha mı seksi, daha mı akıllı?
- 25 yaş hepsinin, her şeyin ortası gibi... Hem biraz yetişkin gibisin, hem hâlâ biraz genç gibisin. O kadar çılgın şeyler yapamayabilirsin ama hâlâ çok cesur kararlar alabilirsin. Çünkü hâlâ geri dönüşleri başarabilirsin. İşte 25 böyle güzel bir yaş...

◊ Yurtdışında reklam çekmek nasıl, daha mı kolay daha mı zor?
- Yurtdışında böyle şeyler daha kolay oluyor. Diğer taraftan o şehrin enerjisi, böyle küçük bir tatil gibi olması ekipteki herkese çok iyi geliyor. Bence bu reklam çekimi için Barselona güzel bir tercih oldu. 25’inci yaş konseptine de uydu.

Keremle kariyer yollarımız ayrı

BARBARA’YLA İKİ DELİYİZ BİZ

◊ Reklamın başında, “Bu film birçok gerçek hikayeden esinlenmiştir” yazıyor. Senin hikayenle örtüşen şeyler var mı bunun içinde?
- Çok şey var örtüşen... Böyle birkaç sene öncesinden, mesleğimin çok başındayken ve bir şeylerin olmasını çok istediğim dönemden izler var. Sonra yavaş yavaş keşfedilip aydınlığa çıkmaya, hayallere ulaşmaya yolculuk da var. Her zaman düşebilirsin, her zaman yeniden başlayabilirsin... Hep bir aydınlığa çıkış var.

◊ Serenay’ın hayat hikayesi diyebilir miyiz?
- İzler var sadece... Tabii ki onu birlikte geliştirdik ve tatlı bir hikayeye dönüştürdük. Sonra Barbara da dahil oldu. Sanki o da yurtdışında yeni bir hayata başlarken bana yol gösteren arkadaşım gibi... “Yapabilirsin” diye güç veren bir arkadaşım... Biraz “girl power” hikayesi gibi oldu bu. Biraz gerçek hayat, biraz eklemeler var içinde. O yüzden de benim en çok heyecanlandığım reklam filmlerinden biri oldu.

◊ Kaç gündür Barselona’dasınız, kaç gün çalıştınız?
- 4 gündür Barselona’dayız. İki tam gün çalışarak reklamı bitirdik. Çok yoğun çalıştık ama değdi.

◊ Barbara’yla nasıl anlaştınız?
- Barbara çok tatlı bir kız. Çok da iyi bir kız. Ama bence iki deliyiz biz. Deliliklerimizle fazla geldik sete. Bir ara herkes “Hadi artık kızlar” falan demeye başladı. Çok heyecanlıydı bu reklam filmi için. Güzel de anlaştık. Çok eğlendik, çok güldük, çok şarkı söyledik, çok dans ettik. Keyifli, güzel bir enerji vardı aramızda.

KICKBOX sahnesi çok eğlenceliydi

◊ İlişkiniz öne çıktığı için mi Mavi’nin Kerem Bürsin’le yolları ayrıldı gerçekten?
- İşin o kısmı hakkında benim yorum yapmam çok doğru olur mu bilmiyorum. Sonuçta Kerem’in ayrı bir kariyer planlaması ve kendi yolculuğu var. Ama zannetmiyorum öyle olduğunu. Onunla anlaşma sona erdiği için böyle bir yola girildi.

◊ Sen İlker Kaleli’yle oynayacak mısın sonraki reklamlarda?
- Benim İlker’le bir reklam filmim yok. Şu an Barbara’yla yola devam ediyoruz. İlker’in yolu farklı. O Mavi’nin başka bir ürününü temsil ediyor.

◊ Önceki kampanyalarda kaçıyordun, uçuyordun, şarkı söylüyordun, bunda kickboks yapıyorsun...
- Çekimlerin de en eğlenceli bölümüydü. Barbara bana hikaye gereği dövüşmeyi öğretiyor. Güçlenmeyi, hayata karşı güçlenmeyi öğretiyor. Kız dayanışması...

Benim tutkum şarkıcılık değil, oyunculuk

◊ Mavi’nin bir önceki reklamında şarkı söylüyordun. Sesinin iyi olduğunu hepimiz biliyoruz artık. Belki Bergüzar Korel’den sonra sen de albüm yapmak istersin. Dinledin mi Bergüzar’ı?
- Dinlemez olur muyum, çok güzel bir albüm olmuş. Çok güzel söylemiş Bergüzar. Ben müziği ve şarkı söylemeyi hakikaten çok seviyorum ama profesyonel olarak yapabilir miyim bilmiyorum. Benim tutkum daha çok oyunculuk yönünde. Belki ilerleyen zamanlarda güzel bir projeyle bir şeyler yapabilirim ama şu anda öyle bir düşüncem yok.

Kerem’le oynayacağımız film askıda

◊ Siz Kerem’le bir film çekiyordunuz, ne oldu ona?
- Evet, BKM ile çekecektik Kerem’le birlikte rol alacağımız filmi. Onunla ilgili benim açıklama yapmam doğru olmaz. Sanıyorum BKM’nin bununla ilgili bir şey söylemesi lazım ama bir askıya alınma durumu olduğunu söyleyebilirim. Hazır olamadık, bir şekilde projeyi gerçeğe dönüştüremedik...

◊ Senaryo seni Los Angeles’tan getirtecek kadar heyecanlı değil miydi?
- Yok, yok hiç öyle bir sıkıntı yoktu ortada. Bir şekilde olamadı, vakit bulamadık, hep birlikte işin içine dahil olamadık. O yüzden de askıda duruyor şu anda. Belli olmaz, ilerleyen zamanlarda belki de çekeriz o filmi.

Keremle kariyer yollarımız ayrı

“İkimizin Yerine”,  beni Amerika’dan  döndüren film

◊ Bu sonbahar bir tek bu reklamda izlemeyecek herhalde seni hayranların. Bir de film geliyor değil mi?
- Evet, ekim ayında yeni bir film geliyor. Onun için de çok çok heyecanlıyım. Televizyon adına da ufak ufak projeler olacak ama eylül-ekim ayında değil onlar. Sezon açıldıktan sonra olacağı için, dizi konusunda beklemedeyiz. Senaryolar bekliyoruz. Bizim işin gelişmesi biraz daha vakit alacak. O yüzden acele etmiyorum. Zaten şimdi reklamım var, filmim geliyor...

◊ Romantik bir hikaye değil mi film?
- Evet... Adı “İkimizin Yerine”. 21 Ekim’de vizyona girecek. Nejat’la (İşler) birlikte oynadığımız çok güzel bir film oldu. Umur Turagay yönetti. Umur’un 18 yıl sonra çektiği ikinci film bu. Nejat’ın üç sene sonra dönüş filmi. Tabii benim de ilk sinema filmim. Harika bir ekip, çok güzel bir hikaye. Beni Amerika’dan kaldırıp getirten hikaye bu. O yüzden çok çok heyecanlıyım.

◊ Sinemadan keyif aldın mı?
- Çok... Bence her oyuncunun en önemli sahası sinema. Çünkü televizyon dışında başka bir dünya orası. Televizyonda nasıl bir kariyerin olursa olsun. Türkiye’de ne kadar popüler olursan ol sinema başka bir şey. Ve benim ilk başrolümdü. O yüzden ekstra heyecanlıydım. Bu sorumluluğu kaldırmak çok başka bir duyguydu. Sinema başka bir şey bence, her oyuncunun rüyası... Sinemada daha başka şeyler yapmak beni çok heyecanlandırır gelecek zamanda.

Yeni dizi ocak ayında

◊ 2016’nın sonuna kadar seni televizyonda izleyemeyeceğiz...
- Evet, öyle gözüküyor. Yeni dizi ocak-şubat gibi ekranda olacak. Hazırlıklar tabii ki öncesinde başlayacak ama dizinin ekrana geliş tarihi ocak ya da şubatı bulacak.

◊ Var mı şekillenen bir şeyler?
- Heyacanla beklediğim birkaç senaryo var. Ama şu anda sana somut iş şudur diyeceğim bir şey yok henüz. Senaryoların hepsini okumadım daha.

◊ Neredeyse 1,5 yıl ekrandan uzak olacaksın. Uzun bir süre değil mi bu?
- Şimdiye kadar 1 sene oldu. Bu süre içinde de bir şey yapmadım değil; reklam filmim oldu, film çektim. Ben zaten 8 senedir kesintisiz çalışmışım. Hani öyle bir acelem, telaşım da yok açıkçası. 8 senenin ardından yeni bir şeyler yaratmak, kendine bir şeyler katıp başka bir şey oluşturabilmek için bir beslenme zamanı gerekiyor. Ben de bu arayı öyle görüyorum ve iyi kullandığımı düşünüyorum.

◊ Bu söylediğinin temelinde korku mu yatıyor? Bundan 6 yıl önceki Serenay belki gözü kapalı bir işe girebilirdi ama bugünkü Serenay’ın ‘ya tutmazsa’ korkuları daha fazaldır herhalde. Hele ki Meryem Uzerli örneğinden sonra...
- Yani ben bir şeyleri projelendirmek ya da proglamlamak yerine hep hissiyat olarak ilereyen bir insanım. Şimdiye kadar hiç, “Aman önemli değil iş yapayım” diyerek bir iş yapmadım açıkçası. Gerçekten şimdiye kadar yaptığım bütün işlere hem senaryo, hem karakter olarak beni çok heyecanlandırdığı için ‘evet’ dedim.

◊ “Adanalı” da buna dahil mi?
- Dahil tabii... Orada Yunanca konuşan bir kızı oynuyordum ve o yaşta benim için manyak bir şeydi, o yüzden onun içindeydim. Sonra “Lale Devri”. Belki de şimdiye kadar oynadığım en dişli rollerden bir tanesiydi, çünkü çok malzemesi vardı. Cam, kapı, çerçeve indirdim o dizide, silah kullandım, arabalarla uçtum, yuvarlandım, hapse girdim, doğum yaptım... Oyunculuk açısından çok beslendiğim bir dizi oldu.

◊ “Medcezir” zaten zirve...
- O, seneler sonra bile çok harika anılacak bir iştir. O yüzden benim “Çok durdum, ne olursa olsun iş yapayım” diye bir durumum olmadı. Gerçekten içime sindiyse yaptım. Öyle korkularım olmadığı için de şu anda “Acaba kayıp mı ediyorum, acaba yapmalı mıydım” gibi bir noktada değilim. Beni çok heyecanlandıran bir şey olmazsa, yapmayı düşünmüyorum. Ama çok heyecanlanacağım bir şey olursa, o zaman yüzde 100’ümle içinde olmak isterim. Yani benim kafam biraz öyle çalışıyor. O yüzden çok fazla korkum yok açıkçası. Olmazsa da başka şeyler olur; film olur, reklam olur, belki bir sonraki sezona olur. O biraz da şans. Hiç aceleci değilim bu konuda. Korkudan çok biraz teslimiyet var bende anlayacağın...

EVLİLİK İÇİN DAHA ERKEN

◊ Bir ‘ana kuzusu’ hali var sende. Hiç yanından ayrılmıyorsun annenin...
- Uzun süredir baş başa yaşadığımız ve birlikte hayat mücadelesi verdiğimiz için ona çok düşkünüm.

◊ Boşanmış bir ailenin çocuğusun değil mi?
- Evet. Ben 6 yaşındayken ayrıldılar. O zamandan beridir de annemle yaşıyorum. Tek çocuğum ben.

◊ Babanla görüşüyor musun?
- Görüşüyorum tabii ki, bir sorun yok.

◊ Peki annen, her Türk annesi gibi “Hadi artık evlen” demiyor mu?
- Öyle bir baskısı olmadı hiç. Ben de evlilik için çok erken olduğunu düşünüyorum. 25 yaşındayım daha...

Keremle kariyer yollarımız ayrı

Birbirimize daha fazla alan sağlıyoruz

◊ Yeni çekeceğin dizide Kerem’le rol alır mısın? Yoksa “Reklam filminde oynadık zaten, yeter” mi dersin? Bu konuda bir ilkeniz var mı ikinizin?
- Sevgililer aynı projede olmaz diye bir şey söylemiyorum. Bunun bir sıkıntı yaratacağını düşünmüyorum. Ama ikimizin de ayrı kariyer yolları var. Kariyerlerimizle özel hayatımızı ayrı tutmak bizim tercih ettiğimiz bir şey zaten. O yüzden ne o öyle bir kafada, ne de ben. Birbirimize daha fazla alan sağlıyoruz.

◊ Tamamen kesip attın. Kafasında sizin için bir hikaye olan senaristin bile önünü kesiyorsun bu cümlelerle...
- Tamam kesmeyeyim öyleyse. Uygun bir proje olursa neden olmasın diyeyim. Sonuçta Kerem’le bir sinema filminde oynayacaktık ve buna çok heyecanlanmıştık. Dizi işinde de o kadar heyecanlandıran bir şey olursa neden olmasın? Ama birbirimizin o alanlarına da dahil olmak çok tercih edeceğimiz bir şey değil.

◊ Halit Ergenç’le Bergüzar Korel şimdi yeni bir diziye başlıyor...
- Ne güzel, seneler sonra tekrar bir araya geliyorlar. Çok güzel. Belli ki proje onları heyecanlandırmış. Biz de Kerem’le çok heyecanlanırsak, neden olmasın?

◊ Merak ediyorum, Kerem’e bir iş geldiğinde ya da sen bir iş yapacağın zaman birbirinize danışır mısınız? Oturup fikir alışverişi yapar mısınız?
- Ne kadar çok merak ediyorsun Kerem’le hayatımızı!

◊ Ben etmiyorum, okurlar merak ediyorum. Kendim için bir şey istiyorsam namerdim...
- (Gülüyor) Tabii ki danıştığımız oluyor, olmaz mı? Fikrini merak ettiğim bir konuysa, onun ilgi alanına giren bir şeyse sorarım tabii. Sen sormaz mısın?

Yeniden üniversiteyehazırlanıyorum

◊ Ne izliyorsun televizyonda, baktığın yerli işler var mı?
- Son dönemde neler oluyor televizyonlarda, hiç bakmadım. Burada değildim. Ama takip ettiğim yabancı bir dizi var; “Mr. Robot”. Ona bayılıyorum. Bugün yeni bölümü çıktı, gidip onu izleyeceğim. Bizde de bu sezon çok iddialı işler çıkacak. İyi birliktelikler ve iyi projeler var, güzel bir sezona hazırlanıyor gibiyiz.

◊ Boş zamanlarında ne yaparsın, kimdir senin en yakın arkadaşların?
- “Medcezir” dizisinden 6-7 kızdan oluşan bir arkadaş grubumuz var, hâlâ görüşüyoruz. Onları çok seviyorum. Arada kızlar buluşması yapıyoruz. Boş zamanlarımda da spor yaparım. Yeni yeni üniversite hazırlığına da başladım.

◊ Üniversiteye mi gireceksin?
- Tekrar üniversiteye girip iyi bir bölüm okumak istiyorum.

◊ Sen ne okumuştun?
- Güzel sanatların tiyatro bölümünü bitirmiştim. Şimdi böyle bambaşka bir şey okumak istiyorum.

◊ Ne mesela? Kafanda vardır bir şey...
- Sosyoloji gibi bir bölüm düşünüyorum ama daha tam netleşmiş değil. Hep ilgi duymuşumdur sosyoloji, felsefe gibi alanlara.

◊ Hazırlanıyor musun sınava?
- Hazırlanıyorum. Öğrenci gibiyim, kitaplarım falan geldi. Sınava bir sene var daha, yeni başladım hazırlanmaya zaten. Haftanın 3-4 günü ders alıyorum hocalarımdan.

◊ Kazanabilir misin sınavı?
- Sen de öyle bir soruyorsun ki, kazanacağıma hiç ihtimal vermiyormuşsun gibi! Kazanırım tabii...

◊ Ben de inanıyorum kazanacağına.
- Teşekkür ederim Cengiz, beni yüreklendirdiğin için.

◊ İyi bir öğrenci misin? Sınıfta falan kalmışlığın var mı, hiç zayıf dersin oldu mu?
- İyi bir öğrenciyimdir. Okuldayken de hiç zayıfım olmadı. Dinlerim, hemen kafama yazarım.

◊ Okulda en iyi olduğun dersler hangisiydi?
- Ortaokulda matematiğim çok çok iyiydi. Ama sonra oyunculuk hayatıma girince sözele yöneldim, daha işime yarar diye. Ama zaten şimdi sistem değişmiş, ikisinden de sınava giriyorsun, sonra tercihini yapıyorsun falan. Bakalım puanlarım yüksek gelirse başka bölümler de tercih edebilirim.

Keremle kariyer yollarımız ayrı

Teksas’a da gittik beraber

◊ 8 yıl koştuktan sonra soluklanıp kendini şarj etmek senin yaptığın...
- Doğru... Çünkü ben içime çok sinen bir işte her şeyimi vererek çalışıyorum. Eğer bu kadar güvendiğim bir şey yoksa, yapmış olmak için yapmayı tercih etmiyorum. O yüzden şimdi bekliyorum ama eminim çok güzel bir şey olacak. Ben bunun bir kayıp olduğunu düşünmüyorum, aksine bütün bu süre benim kendimi geliştirmem, beslenmem, gözlem yapmam anlamında bana çok şey kattı.

◊ Neler yaptın bu süre içinde?
- Çok seyahat ettim. 3,5 ayım Amerika’da geçti. Uzakdoğu’ya gittim, Avrupa seyahatlerim oldu.

◊ Nereyi beğendin en çok?
- Tayland’ı... Harika bir yer. Her ülkede, her kültürde ayrı bir şey var tabii. Ama ben daha Avrupa’cıyım. Amerika’nın düzeni benim düzenim değil. Ben böyle daha küçük şehirler, daha sıcak insanlar, daha kasabavari yerleri seviyorum.

◊ Amerika’da Los Angeles’taydın, Teksas’a da gittin mi, sevgilinin ‘memleketine’?
- Gitmez miyiz, Teksas’a da gittik.

◊ Bu seyahatlerin hepsini Kerem’le birlikte mi yaptınız?
- Evet, birlikte gezdik.

◊ Beslenmek için sadece seyahat mi ettin, eğitim falan yok mu?
- Tabii eğitim de aldım, kurslara gittim. Biraz sporla ilgilendim. Biraz İngilizcemi geliştirmek adına mesai harcadım. Zaten sürekli müzeydi vesaireydi geziyorsun ama her şeyin ötesinde başka bir dokunun içinde olup insanları gözlemliyorsun. Gözlemlemek bizim işimizin püf noktası. Dünyanın farklı yerlerinde insanlar ne yapıyor? Bizim dışımızda nasıl bir hayat var? Bunları gözlemlemek benim için çok değerliydi.

◊ Okumak, izlemek?
- Çoook... Bir sürü film izledim, bir sürü kitap okudum.

X

1 Haziran’da açılacaksa, 3 Temmuz’da kapansın

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam Ahmet Hakan’ın programında, gidişata göre okulların 1 Haziran’da açılabileceğini söyledi.

Dün de yazdım ben bu konuyu...
2 haftalığına okul açmanın kimseye bir faydası yok.
Çocukların hazırlığı, okula adaptasyonu derken iki hafta bitecek zaten.
Bu sürede de hiçbir şey öğrenmeyecekler ve virüs konusunda gereksiz bir risk alınmış olacak.
“WhatsApp Anneleri” gruplarından da biliyorum, “2 haftalık okula çocuk göndermem” diyen veli sayısı hiç az değil...
O yüzden bu yılı zorlamanın anlamı yok, artık oturmaya başlayan uzaktan eğitim 19 Haziran’a kadar uzamalı ve öylece okullar kapanmalı.
İlla çocuklar eğitimde geri kaldı diyerek okulları açmayı düşünüyorsak benim bir önerim var...

Yazının Devamını Oku

Virüsün iyi yanı

Koronavirüsle ilgili duyduğum en iyi haber bu oldu:11 Mart-27 Nisan arasında 24 kadın cinayete kurban gitmiş..


Geçen yıl aynı tarihlerde bu rakam 44’tü...
Neredeyse yarı yarıya azalmış.
Oysa tam tersi aynı eve kapandıkları için çiftler arasında tartışmaların, boşanmaların, kavgaların daha fazla olması beklenirdi...
Vuhan’da karantina sonrası boşanmaların arttığını biliyoruz.
Belki de bu kendine güvensiz, kadını dövmeyi, öldürmeyi namus meselesi sayan katillerin en büyük derdi kadının dışarıda olması...
Eve kapanıp dışarı adım atmadığı sürece belki de o yere batasıca kıskançlıkları hortlamıyor, kadının dört duvar arasında yaşamasından memnun oluyorlar...

Yazının Devamını Oku

Müdavim hareketi

Virüs nedeniyle kapanan restoranlar, kafeler için dünyada başlayan dayanışma hareketinin bir benzeri bizde de başladı. Adı: Müdavim Hareketi...


Gittiğiniz, sevdiğiniz restoranlar için 50, 100, 200, 400 lira ödeyerek yüzde 25 indirim sağlayan bir çek alıyorsunuz... Restoran açıldığında da gidip o çeki kullanıyorsunuz...
Aslında karantina sonrası yiyeceğiniz yemeğin parasını bugünden peşin ödüyorsunuz.
Ekonomik sıkıntı yaşayan sevdiğiniz mekanlara destek olmak amacıyla...
Restoranlar, kafeler 1,5 aydır kapalı, haziran ortası açılabilirse 3 ay kepenk indirmiş olacaklar...
3 ay boyunca hiç gelir elde etmeden kira ödemek, personel çıkartmamaya çalışmak, ayakta kalabilmek benim diyen işletme için bile kolay bir şey değil.
O yüzden bu sosyal sorumluluk hareketi önemli.

Yazının Devamını Oku

Marvel’in müzikleri

Ben atlamışım, bir Türk kadın müzisyenin Captain Marvel’ın müziklerini yaptığını bilmiyordum. Geçen akşam filmi izlerken sonunda, “Müzik: Pınar Toprak” imzasını görünce şaşırdım. Hemen kimdir diye baktım...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı bitirdikten sonra çok az İngilizce bilmesine rağmen 17 yaşında Amerika’ya gitmiş. Önce Chicago’da caz, ardından Boston’da dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu’nda okumuş.
Orada film müzikleri yapmayı öğrenmiş. Geçen yıl 8 Mart’ta Captain Marvel vizyona girdiğinde, Türk basınında da haberleri çıkmış Pınar Toprak’ın... O dönem Variety dergisine de röportaj vermiş.
Dedim ya ben kaçırmışım, Captain Marvel’ın sonunda imzasını görünce keşfettim ve bir Türk kadınının başarısı filmin kendisinden daha mutlu etti beni...

Tüp... Yallah... Yemek vs...
◊ Hastaları vefat ettiği için yoğun bakıma dalan, sağlık personeline tüple saldıran kendini bilmez hasta yakınları bakalım ne ceza alacak?
12 gün önce Meclis’ten geçen ve cezaları yarı oranında artıran sağlıkta şiddet düzenlemesinin ilk sonucunu göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

İstanbul budur işte

Andrea Bocelli’nin Milano Duomo’dan verdiği konseri, dünyaca ünlü sanatçıların evlerinden seslendikleri “One World: Together At Home” konserini geçen hafta çok yazdık, çizdik...


23 Nisan akşamında bir konser de bizde vardı...
7 Tepenin Şehri İstanbul’dan 7 Kıtaya adıyla yayınlandı.
Ben Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın YouTube hesabından yayınlanacağını sanıyordum konserin.
Meğer pek çok kanal yayınlamış, evde o saatte TV açık olmadığından farkında değilim, saat tam 19.00’da YouTube’u açtım o yüzden...
Ayasofya önünde ney sanatçısı Yavuz Akalın’la başladı konser...
Drone’larla çekilmiş tarihi yarım adanın görüntülerine müthiş bir ney sesi eşlik ediyor...

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya

Merak ediyorum, neden Almanya’nın ölüm rakamları tartışılmıyor da Türkiye’nin tartışılıyor?


New York Times neden Almanya’yı değil de, Türkiye’yi mercek altına almaya kalkıyor?
Oysa Avrupa’da koronavirüs salgınını başarıyla yürüten iki ülke var... Biri Almanya, diğeri Türkiye.
Almanya’da 150 bini geçti vaka sayısı, 5 bin 500 kayıp var.
Türkiye’de 100 bine yaklaştı vaka sayısı, 2 bin 500’e yakın kayıp var. Bu iki ülkede vaka sayısıyla vefatlar arasında çok ciddi bir makas var.
Demek ki olabiliyormuş.
Bizde ilk vaka sayısının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana 6 hafta geçti, 7’nci haftanın içindeyiz.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar da çıkmalı...

Dün 65 yaş üstü insanımıza hafta sonu birkaç saat de olsa dışarıya çıkma izni verilmesi gerektiğini yazdım, “eve kapanmaktan hastalanacaklar” diyerek...Pek çok okur destek verdi bu öneriye...


Cumartesi- pazar 08.00-12.00 arası sadece 65 yaş üstü sokağa çıksa inanın hepsine büyük moral olur.
Sadece yaşlılar değil düşünmemiz gereken bir de çocuklar var... Geçen gün 5 yaşındaki oğlum uzaktan eğitim sırasında sınıf arkadaşıyla konuşuyordu; “Delireceğiz oğlum evde oturmaktan” diyorlardı birbirlerine...
Şaka yapmıyorum 5 yaşındaki çocuklar bunu konuşuyordu.
Avrupa’nın en ağır faturasını ödeyen ülkelerinden İspanya, çocuklara “temiz hava izni” verme kararı aldı. 18 Mart’tan bu yana karantina altında olan 8 milyon çocuğa konan yasak 27 Nisan’dan itibaren temiz hava alabilmeleri için gevşetilecek.
Birçok çocuğun 40-50 metrekare evlerden haftalardır çıkmadığını söyledi İspanya Başbakanı...
Bizde de durum farklı değil...

Yazının Devamını Oku

65 yaş üstü hafta sonu sokağa çıksın

Yaşlılar haftalardır evde. Bakmayın güneşi gördüğünde kendini meydanlara, banklara atan üç-beş kişiye. Milyonlarca yaşı ilerlemiş insanımız uzun süredir dört duvar arasında yaşıyor.


Kendi annemden, etrafımdaki yaşı ilerlemiş insanlardan biliyorum.
Evde oturmaktan hasta olacaklar artık.
Moralleri bozuldu, torun torba etraflarında değil, yürüyüşe çıkamıyorlar, çıkıp temiz bir hava alamıyorlar.
Sürekli kapalı bir evde bağışıklık sistemleri zayıflamaya başladı.
En ufak bir mikroba karşı vücutları direnç göstermeyecek artık...
Unutmayın herkesin evi bahçeli, balkonlu, salon salamanje değil.

Yazının Devamını Oku

Belki de maçları böyle izleyeceğiz

Bu haber tam 6 yıl önce çıkmıştı...



Güney Koreli The Hanwha Eagles adlı bir beyzbol takımı seyirci sayısını artırmak için stadyuma robot taraftarlar yerleştirmişti.
Taraftar stadyuma gitmeden akıllı telefonları sayesinde bu robotlardan birini kontrol ediyor ve stattaymış gibi karşılaşmayı robotun gözünden izliyor.
Evinde oturan seyirci robotlara tezahürat yaptırıyor, hatta elindeki dijital pankartları kaldırtıp, şarkılar bile söyletebiliyor.
Her robotun yüzündeki dijital ekrana da evinde oturan seyircinin görüntüsü yansıtılıyor.
Güney Kore beyzbol takımı bu formülü seyirci ve gelir sayısını artırmak için 6 yıl önce bulduğunda ortada virüs falan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Neymar bile ağladı, ben hâlâ ağlamadım

“7. Koğuştaki Mucize”, geçen yılın en başarılı filmiydi... 5 milyon 316 bin gişe yaptı, Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğu çok konuşuldu...


Seyreden herkesi hüngür hüngür ağlatan bir baba-kız hikayesi;
Haksız yere hapsedilen Memo ve
7 kışındaki kızı Ova’nın...
Şu sıralar farklı dijital platformlarda tavsiye olarak önüme düşüyor film. Belli ki PSG’nin dünyaca ünlü futbolcusu Neymar’ın da önüne düşmüş ve açıp izlemiş “7. Koğuştaki Mucize”yi...
Daha sonra da sosyal medyasından, “Çocuğu olanlar bu filmi izledikten sonraki duygumu daha iyi anlar. İnanılmaz güzel bir film, izlerken çocuklar gibi hüngür hüngür ağladım” paylaşımını yaptı.
137 milyon takipçisi var Neymar’ın... Türk yapımlarının dünyada gücünü ve etkisini göstermek açısından çok önemli bir nokta bu...

Yazının Devamını Oku

Tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılara çağrım var

Lady Gaga bu cumartesi akşamı (18 Nisan) sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla "One World: Together at Home” adında YouTube üzerinden bir konser düzenliyor. Konseri Jimmy Fallon, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert sunacak.


Paul McCartney’den
Stevie Wonder’a birçok ismin şarkılarını seslendireceği
konsere David Beckham, John Legend, Kerry
Washington, Priyanka Chopra Jonas gibi ünlü isimler de katılacak.
Ve burada amaç bir bağış toplamak değil. Sadece eğlenmek, sağlık çalışanlarına moral vermek. Bizde de sağlık çalışanlarımız için bir YouTube konseri neden olmasın?
İlk akla gelen tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılar moral gecesi düzenlemeliler.

Yazının Devamını Oku

Sokağa çıkma yasağında İstanbul

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı çok doğru bir karardı, 25 gün önce bu köşede önerdiğim bir konuydu bu...

Cuma akşamı yaşanan izdihamın önüne geçilecek tedbirler alınmalıydı meselesi, zaten hepimizin ortak düşüncesiydi...

Cumartesi evden çıkmadım ama pazar günü gazeteci merakıma yenilip atladım bisiklete, şehirde ne oluyor diye bir tura çıktım...

Fotoğraf çekmek, yasağa uyulup uyulmadığına bakmak için...

Cihangir’den Beyazıt’a kadar bisikletle gidip geldim, şunları gördüm;

◊ Denetimler müthişti. Yol boyunca 6 kez çevrildim, memur arkadaşların kimi tanıdı geçmeme izin verdi, kimi sarı basın kartımı görmek istedi.

Yasağa uyma oranı yüzde 100’dü. Yol boyunca toplasan 3-5 araç, sokaklarda sadece 5-10 insan gördüm.

◊ Geçmişte sayım günlerinde böyle boş olurdu İstanbul. O günlerde de ya gazeteye çalışmaya giderdim ya da sayım memuru olarak görev yapardım. Ama o zamanlar bile bu kadar yasağa uyulmazdı.

◊ Doğma büyüme İstanbulluyum, ben kenti bu kadar sessiz bu kadar boş hayatımda görmedim...

Yazının Devamını Oku

333 katlı bir hapishane

Bir hapishane düşünün 333 katlı bir gökdelen ve her katında iki mahkûm kalıyor...


Ortada 8 metreye 2 metre gibi uzunca bir masanın geçebileceği dikdörtgen bir boşluk var her katta...
Her gün en üstteki katta mükellef bir sofra hazırlanıyor; karidesler, pastalar, etler, balıklar aklınıza ne gelirse... Üstelik çok usta aşçılar tarafından.
Ve bu ancak birinci sınıf restoranlarda olabilecek mükellef masa asansör gibi en üst kattan aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Her katta 3-4 dakika duruyor en fazla... 4 dakikada ne yedin yedin, çünkü masadan yiyecek alıp saklamak yasak. Bunu yaptığın an ceza var: Bulunduğun kat hızla buz gibi soğutuluyor ya da çok sıcak hale getiriliyor.
En üstteki ilk 30 kat en şanslısı çünkü her şeyin olduğu masaya saldırıp istediklerini yeme, talan etme şansları var...
Her katta 4’er dakika dura dura gelen masada 40-50’nci kattan sonra neredeyse yiyecek hiçbir şey kalmıyor.

Yazının Devamını Oku

Gazetem kapımda

Evlere kapandığımız şu günlerde bizim grup İstanbul’daki okurlar için çok güzel bir uygulama başlattı.


“Bir Tıkla Gazeten Kapıda” uygulaması.
Biliyorsunuz Dünya Sağlık Örgütü, gazete kağıdında koronavirüs riski olmadığını açıkladı, yani gazeteyi gönül rahatlığıyla kağıttan okuyabilirsiniz.
İşte bu keyiften vazgeçmek istemeyen okurlar için Bir Tıkla Gazeten Kapıda uygulaması var.
Demirören Medya’ya bağlı Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik gazeteleri için şimdilik sadece İstanbul’daki okurlara yönelik bir uygulama bu.
Yakın zamanda Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerle kapıya teslim sistemi daha da büyüyecek.
Yakala.co ve Scooty işbirliğiyle hayata geçen bir sistem bu. Ben kendi işimi kendim yapmayı severim.

Yazının Devamını Oku

Karantina altında seks hayatımız... Eyvah libidomuz düştü!

Koronavirüsle ilgili her şeyi konuşuyoruz da, bir tek seks hayatımızı konuşmuyoruz. Sağ olsun ekrandaki birbirinden kıymetli hocalar sayesinde hepimiz birer pandemi uzmanı olduk...


Ama bugüne kadar insanların seks hayatıyla ilgili bilgi veren, bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan tek bir uzmana rastlamadım. Bir tek Ender Saraç’ın Posta’ya verdiği röportajı hatırlıyorum; “Lütfen bu dönemde tek eşli olun” diyordu.
Bu konuyla ilgili bizde yeterli bilgiyi bulamayınca yabancı kaynaklara baktım, New York Times’ın pazar sayısından aşağıdaki bilgileri derledim. İşte 15 maddede karantinadaki seks hayatımız...
1- Bunlar eşi benzeri görülmemiş dönemler olduğu için, karantina altında insanların seks hayatlarının köreldiği ya da zenginleştiği konusunda elde şimdilik yeterli veri yok.
2- Ama şu kesin: Yaşadığımız günler hiç seksi zamanlar değil...
3- İnsanlar yeni seks partnerleri bulma konusuna uzak duruyorlar. Çoğu kişi virüsle ilgili bilgilendirmelere, cinsel sorunlardan daha fazla ilgi duyuyor.
4- 2019’u libido tartışmalarıyla kapatmıştık. Can Yaman’a kötü bir haberim var: Depresyon ve anksiyete libidoyu doğrudan olumsuz etkiliyor. Kesin bilgi!

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapanlara: Emma Teyze’nin Kitabı

Emma Teyze kim? Bizim Kelebek’in zeytinyağı yazarı olan Elvan Uysal Bottoni’nin eşi sevgili Paolo’nun büyük teyzesi...


Emma Mancini, 1907’lerde kuzey ve orta İtalya’da yaşamış ve o dönem yaptığı yemeklerin tariflerini defterine not almış.
Mancini ailesinin ikinci kuşağı olan Emma Teyze’nin bu not defteri, Elvan’ın eşi Paolo’nun kız kardeşine kadar ulaşmış.
20 yıldır İtalya’da yaşayan Elvan da kucağına kadar gelen bu hazineyi değerlendirme kararı vermiş.
Ve ortaya “Emma Teyze’nin Kitabı” adlı geleneksel İtalyan yemekleri tarifinin olduğu bu kitap çıkmış...
Elvan’la neredeyse 30 yıla yakın dostluğumuz var; kendisi çok iyi zeytinyağı, şarap, peynir ve bal tadımcısıdır.
Bu İtalyan mutfağı ve yemekleri üzerine yazdığı 6’ncı kitabı...

Yazının Devamını Oku

Neden para ödüyorum?

Tartışma sadece bizde değil, dünyada da yaşanıyor.


Şu sıralar dünyada herkesin sorduğu soru aynı: Neden almadığım hizmete para ödüyorum?
Hafta sonu New York Times’da okudum, ESPN gibi birkaç spor kanalına aylık abone olan bir kullanıcı koronavirüsten dolayı maçların oynanmadığını ve ödediği ücretin geri verilmesini istemiş.
ESPN de nanik yapmış ona. Geçen hafta ben de bizim özel okulları ve anaokullarını yazmıştım.
Uzaktan eğitim için normal eğitim ücreti almaya devam etmeleri doğru mu?
Okul binalarında hiçbir şeyden değilse ısıtma, elektrik, su, temizlik gibi pek çok giderden kurtuldu özel okullar.
Bunu neden ücretlere yansıtmıyorlar?

Yazının Devamını Oku

Radyoculara iyi bir haberim var

Media Liven 26-31 Mart tarihleri arasında 15.328 kişiyle radyo dinlenmesi üzerine bir araştırma yaptı.


Söz konusu tarih hepimizin evlerine kapandığı karantina tarihleri...
Açıkçası evde daha çok televizyon izlendiği, insanların araçlarına binmediği için radyo dinleme sürelerinin azaldığını düşünüyordum ben...
Radyocu meslektaşlarıma güzel haberi vereyim, meğer tam tersiymiş...
Korona günlerinde radyo dinleme süreleri artmış...
Ankete katılanların yarıya yakını, 7212 kişi her gün radyo dinlediğini söylemiş...
Her gün 1-2 saat dinleyenlerin sayısı 3804, 4 saatten fazla dinleyenlerin sayısı 3586...

Yazının Devamını Oku

Yanlış yapan ünlüler

.

Serdar Ortaç
“Bir çay demleyenim bile yok” diyerek taksi durağını ziyarete gitti, taksicilerle çay içip sohbet etti.
Üstelik maske takmayan taksici “Acı patlıcanı kırağı çalmaz” dedi.
Anlaşılan o ki; sevgili Serdar’ın ne izolasyondan ne de sosyal mesafeden haberi var.

Nasuh Mahruki-Coşkun Aral
Nasuh Mahruki, Silivri-Durusu’da açacağı Doğada Liderlik Okulu’ndaki son hazırlıkları ailesiyle birlikte hafta sonu denetledi.

Yazının Devamını Oku

Zombiler de gerçek olacak mı?

2013’te Cannes Film Festivali’nde Brad Pitt’in “World War Z” filminin tanıtımındaydım... (O zamanlar uçağa biniyoruz ey sevgili okur, yurtdışına festivallere, maçlara, tatillere gittiğimiz yıllar, ne günlerdi be!)


O yıl Cannes’ın ağır topu Brad Pitt’ti, her yer “World War Z” afişleriyle doluydu.
Şu sıralar sürekli virüs, pandemi yapımları izliyoruz ya, geçen akşam “World War Z” önüme düşünce, “Cannes yılları nostaljisi yaparım” diyerek satın aldım filmi...
Film aman aman bir şey değil, yaşayan ölüler, zombiler hikayesi...
Güney Kore’de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getiriyor.
Her zombi filminde olduğu gibi burada da yaşayan ölüler, yeni hücrelere ihtiyaç duyduğu için kontrolsüzce sağlıklı insanlara saldırıyorlar.
Filmi izlerken düşündüm; bu Hollywood yapımlarındaki her şey gerçek oluyor ya, bu zombiler de günün birinde gerçek olacak mı? Belki de bu korona belası insanlığın ilk büyük sınavı...

Yazının Devamını Oku