GeriCengiz SEMERCİOĞLU İstanbul’da aşk var
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul’da aşk var

“Bayıla Bayıla” adlı yeni albümünü bir süre önce çıkaran ve albümün ikinci klibini bu hafta “Sesinde Aşk Var”a çeken Yalın’a “Doğup büyüdüğün İstanbul’u terk eder misin?” diye sordum. O kadar güzel yanıt verdi ki, buralardan kaçmak lazım diye düşünenlerin mutlaka okuması gerek... “İstanbul’da aşk var” diyen Yalın’la Boğaz’da hem balık tuttuk, hem romantizmden müziğe, futboldan ilk gençlik anılarına pek çok şeyi konuştuk. İşte karşınızda tüm yalınlığıyla Yalın...

İstanbul’da aşk var

◊ Doğma büyüme İstanbullusun, hangi semtte doğdun?
- Florya doğumluyum. Doğduğum ev hâlâ Florya’da.

◊ Büyüdüğün semt de orası mı?
- Florya’dan sonra Bakırköy’e, Zuhuratbaba’ya taşınmış ailem.

◊ Çok iyi bilirim oraları. Top oynadın mı orada?
- Tabii...

◊ Zuhuratbaba’da Yücespor vardı. Ben orada futbol oynayarak başladım. Epey bir zaman orada kaldık ve sonra tekrar Florya’ya geri döndük.

◊ Biz de Zuhuratbaba sahasına futbol oynamaya gelirdik...
- Ben miniklerde oynadım. Bayağı miniklerde yani.

◊ Hangi mevkide oynuyordun?
- Orta saha. Sonra lisede forvet oynamaya başladım.

◊ Futbola devam ettin mi sonra?
- Bizim çok komik bir lise takımımız vardı. Yakın arkadaşlarımın hepsi takımdaydı. O zamanlar Galatasaray Lisesi’yle Fransız okulları arasında maç olurdu. Lise takımına bizi seçmişler ve ilk defa Galatasaray Lisesi’yle maç yapacağız. Ama antrenman çok yapmıyoruz, beden eğitiminden hep kaytarmaya çalışıyoruz filan. Galatasaray’da ise aslan gibi çalışıyor çocuklar. Neyse maça gittik. Bir formamız var mıydı, yok muydu hatırlamıyorum. Okul otobüsü bizi Taksim Meydanı’nda bıraktı. Hocayla beraber aşağıya doğru yürüyeceğiz. Ama takımdaki herkes bir dönerciye, bir hamburgerciye girdi...

◊ Maç öncesi mi?
- Tabii. Birinin elinde lahmacun, birinin elinde hamburger, birinin elinde döner... Galatasaray Lisesi’nden içeriye giriş yaptık. Bir baktık rakipte konçlar, kramponlar... Tam takım giyinmişler. Birazdan maça çıkacağız, yanıyorlar yani! Bizde ise lahmacunlar! Dedim ki bunlar bizi paramparça edecek belli. Soyunma odasında herkes birbirine bakıyor “Biz nereye geldik, ne yapıyoruz burada” diye. Sahaya çıkmadan önce beden eğitimi öğretmenimiz “Aslanlarım size güveniyorum” filan dedi. 30-2 bitti maç. 30 tane gol yedik yani. O sene çok ağrımıza gitti tabii ama sonraki sene yendik Galatasaray’ı.

◊ Öyle mi?
- Tabii... Lahmacunsuz, dönersiz çalıştık. (Gülüyor)

◊ Hayatının ilk derslerinden birini de orada aldın herhalde.
- Çalışmadan bir şey olmuyor.

◊ Saint Michel Fransız Lisesi’nden önce hangi okuldaydın?
- İlkokulu Ataköy’de okudum. Ondan sonra Florya’ya geri taşındık. Ortaokul ve liseyi Saint Michel’de okudum. Ardından Bilgi Üniversitesi Ekonomi bölümünden mezun oldum.

◊ Sonra da yurtdışı...
- Evet, Londra’ya gittim, geldim. 1-2 sene orada Ekonomi okudum. Sonra tekrar Bilgi Üniversitesi’ne geri gelip orada bitirdim.

BİZİM LİSENİN MÜZİK GRUBUNU BEN KURDUM

◊ Lisede futbolla beraber müzik var mıydı?
- Vardı tabii. Lisede müzik grubunu ben kurdum.

◊ Sonra hiç kopmadın müzikten değil mi?
- Aslında ilk olarak ortaokulda müzikle uğraşmaya başladım. Besteler yapıyordum. Lisede iş ciddiye binmeye başladı.

◊ Neden futbolu değil de müziği tercih ettin?
- Bilmiyorum... Takımın 30 gol yese sen de bırakırdın. (Gülüyor) Bende müzik hep daha ağır bastı.

◊ Annenle baban da İstanbullu mu?
- Evet, ikisi de İstanbul’da doğmuş. Babam aslen Samsunlu. Şehrin merkezinde bir okulda, her sabah şehrin yarısında yolculuk yaparak büyüdüm ben İstanbul’da. Florya’dan Şişli’ye şehrin yarısını geziyordum.

◊ Servisle mi gidiyordun?
- Evet. O zamandan sevdalandık bu şehre. Şimdi nereye gideceksin ki bırakıp?

◊ Tek çocuk musun?
- Evet.

◊ Şımarık çocuk yani...
- Yok. Onu annemlere sormak lazım.

◊ Hiç yapmaz mıydın şımarıklık?
- Çok şımarık bir çocuk olduğumu söylemezler. Tek şımarıklığım herhalde üniversiteyi aksatıp müziğe daha çok zaman ayırmam oldu. Ailedekiler “Ne yapıyor bu, neyin peşinde” filan demişlerdi.

AŞKLA İLKOKULDA TANIŞTIM

◊ İstanbul’daki ilk aşkını anlatsana bana. Lise mi, ortaokul mu, ilkokul mu?
- Aşksa, ilkokulda yani.

◊ Platonik aşk ilkokulda...
- Tabii... Anlatamazsın, söyleyemezsin. Söylesen bir türlü, çok utanırsın filan. Benim aşkla ilk tanışmam, ilkokul zamanıydı.

◊ Peki ya gençlik aşkı? Hangi semtlerde yaşadın gençlik aşkını?
- Bebek, Nişantaşı, Rumelihisarı filan... Benim gençlik yıllarımda da Bebek popülerdi. Ben lisedeyken herkes Bebek’e gitmek isterdi. Orada buluşulurdu. Hatta Bebek’teki McDonald’s çok tercih edilirdi. “McDonald’s’ın önü” diye bir şey vardı. O otoparkın olduğu yer genç kaynardı. Herkes birbirini keserdi. McDonald’s’tan çok alışveriş yapan da yoktu yani. İlk gençlik aşkı diyebileceğim zamanlar o zamanlardı.

◊ Lisede popüler bir genç miydin?
- Yoo... Ben yoğunlukla müzikle uğraşan bir adamdım.

◊ Müzik varsa popülersindir ama...
- Tabii ama hani böyle fırlama delikanlılar olur ya, herkesin tanıdığı, bildiği, onlardan değildim. Ben biraz daha işin romantik tarafına zaman harcıyordum.

İstanbul’da aşk var


İLK BESTEMİ  ARKADAŞIMIN AŞKINA YAPMIŞTIM

◊ O zaman da romantiktin yani? İnsan 7’sinde neyse 70’inde de öyle oluyor demek ki...
- Müzikle incelikli ilgilenmeye başladığım zamanlardı o zamanlar. Tamam, arkadaşlarıma katılıp hafta sonları giderdim öyle piyasa olaylarına filan ama esasında bütün zamanım, bir şarkı dinleteyim, demo yapayım diye stüdyolara gidip gelmekle geçti.

◊ İlk yaptığın beste hangisiydi?
- Ortaokulda sınıf arkadaşlarımdan biri, yine bizim sınıftan bir kıza âşıktı. Bir kağıda dörtlük karaladı ve onu bana verdi. Ben onu aldım, bazı sözler de yazarak besteledim.

◊ Sonra kullandın mı?
- Yok.

◊ Niye, o kadar kötü müydü?
- Yok, çok güzel aslında ama bir albüme koyulacak kıvamda değildi. Kısa bir şarkıydı. O şarkıyı bir konserde söyledim hatta. Çok naif, çocukça bir şarkıydı ama güzeldi yani.

◊ 14 yıl önce ilk çıkış yaptığın dönemle bugün geldiğin noktayı nasıl değerlendiriyorsun? Hayalindeki yerde misin?
- Hayaller bitmez. O insanı motive eden bir şey. Geçen sabah Rumelihisarı’ndan Kuruçeşme’ye yürüyüş yapıyorum. Rumelihisarı’nın önünden geçerken, “Ya burası eskiden tüm konserlerin yapıldığı yerdi” diye geçirdim içimden. Ben çocukken tüm konserlere orada gittim ve çok hayal etmiştim orada sahneye çıkmayı. Ben de bir gün orada şarkı söyleyeceğim diye geçiriyordum içimden. Daha çok ufaktım o zamanlar. Ve çok şükür ki 3-4 defa orada konser verdim. Şimdi bizim işimizi yeni yapmaya başlayanların öyle bir şansı yok ama. İstanbul’un en güzel konser alanlarından biriydi. Ufaktır ama duygusu ayrıdır.

◊ Rumeli’nin sende ayrı bir yeri var yani...
- Orası benim için bir hayaldi. Harbiye’ye çıkmak da benim için hayaldi. Ben Harbiye Açıkhava’da ilk Bulutsuzluk Özlemi’nin konserine gittim. 11-12 yaşındaydım herhalde. Muhteşemdi. Çok heyecanlanmıştım. Harbiye Açıkhava’ya albüm yaptığım ilk sene çıktım. Orada sahneye çıkan en genç şarkıcı ben olabilirim.

METRO KULLANMAM ASANSÖRE BİNMEM

◊ İstanbul’da sahilde yürüyüş yapıyorsun. Muhabirlere yakalanmadan yürüyüş yapmak zor olmuyor mu?
- Yoo... Kapüşon, bereyle çok gizleniyorum. Bir defa önlerinden de geçtim, tanımadılar...

◊ İstanbul’da favori yerlerin neresidir? Sinemaya nerede gidersin mesela?
- Sinemaya Alkent’e gidiyorum. Alkent hem eve yakın hem de çok güzel. Bende klostrofobi var, çok yerin dibine girmeyi sevmiyorum. O yüzden metroya filan çok binemiyorum.

◊ Bu korkun neden kaynaklanıyor?
- Ben asansörde filan çok kaldım. Londra’da metroda kaldım saatlerce. Zaten çok kapalı yerde kalmayı sevmezdim. O artık son oldu. Şimdi asansöre hiç binmiyorum. Nişantaşı’nda 7 ya da 8’inci katta oturan arkadaşıma gittiğim zaman kan ter içinde merdiven çıkıyorum.

BU TOPRAKLARA BİZ SAHİP ÇIKACAĞIZ

◊ Doğma büyüme İstanbullu biri olarak bu şehrin son zamanlarda yaşadığı sıkıntıları nasıl görüyorsun? Artık pek çok kişi “Çekip gidelim, başka yere yerleşelim” diyor. Sen doğup büyüdüğün bu şehri terk etmeyi düşündün mü hiç?
- Ben asla bırakamam. Benim dinleyicilerim burada. Yaptığım şarkıları dinleyen, içselleştiren, hisseden insanların hepsi burada yaşıyor. Ben onlarla aynı duyguları, aynı mutluluğu, aynı hüznü yaşamak zorundayım ki onların hissedebileceği bir şeyler söyleyeyim. İstanbul bırakılır mı ya? Dünyanın en güzel yeri burası. İstanbul’da aşk var...

◊ Gidenler, gitmek isteyenler için ne diyorsun?
- Nereye gideceğiz ki? En mutlu olduğumuz, en rahat hissettiğimiz, en rahat olduğumuz yer burası. Bu topraklara biz sahip çıkacağız.

◊ Sadece İstanbul’da değil, dünyanın her yerinde oluyor benzer olaylar değil mi?
- Kesinlikle. Terör sadece İstanbul’un sorunu değil. Ben Paris’teki olayların olduğu dönem oraya gidecektim. Sonra her şeyi iptal edip gitmekten vazgeçtik. Yani Avrupa’nın her yerinde olabilir bunlar. Şu an git Paris’e mesela, etrafta polisler var, güvenlik üst seviyede. Bak şimdi Berlin ve Zürih’te de olaylar oldu. Ki Zürih dünyanın en güvenli, en huzurlu kabul edilen şehri. Dolayısıyla güvenlik kafasına girip bir yere gitmek doğru değil.

◊ Londra’da yaşadığın dönemde sık gelir miydin İstanbul’a?
- 4 ay gelemediğim bir zaman oldu. O dönem gerçekten çok özledim. İlk geldiğimde toprağı öpme durumuna geldim yani. Bence 4-5 ay yurtdışında yaşayan herkes vatan özleminin ne olduğunu anlar.

◊ Nasıl yaşanıyor o özlem süreci?
- Yurtdışına yerleştin diyelim, 1 ay sonra Türk lokantalarından sipariş vermeye başlıyorsun. Sonra İstanbul’dan gelenlere “Şunu getirin, bunu getirin” diyorsun. Bir arkadaşım bende kalıyordu, börek kokusuyla uyandım bir sabah mesela. Allah’ım, rüya gibiydi...

İstanbul’da aşk var

KEŞKE DAHA İYİ BİRDÜNYADA YAŞASAK

◊ Futbol dışında hobilerin neler?
- PlayStation oynuyorum fazlaca. Denizle aram çok iyi olduğu için denizde, teknede zaman geçirmeyi çok seviyorum.

◊ Var mı teknen?
- Ufak bir tekne aldım.

◊ Seviyor musun balık tutmayı?
- Evet. Boğaz’da balık tutma tecrübem çok yok. Bugün beraber denedik işte seninle. Bir de köpeklerimle çok vakit geçiriyorum.

◊ Kaç tane köpeğin var?
- Biri erkek, diğeri dişi iki tane.

ELİMDEN GELDİĞİNCE MUTLU OLMAYA ÇALIŞIYORUM

◊ Peki 2016 nasıl geçti senin için?
- Nasıl iyi geçsin ki... Kederlenecek, üzülecek bir sürü olay yaşadık. 20 tane büyük patlama yaşadık. Böyle bir ülkede insanın iyi bir yıl geçirdiğini söylemesi çok zor.

◊ İş açısından nasıl geçti peki?
- İş açısından iyi. İstediklerimi yapabildim. Elimden geldiğince mutlu olmaya çalışıyorum elimdekilerle. Keşke daha iyi bir dünyada yaşasak.

◊ 2017’den ne bekliyorsun?
- En büyük beklentim aslında huzur. Hem Türkiye için hem de tüm dünya için. Ümitsiz değilim. Ama çok güçlü olmamız gerektiğine eminim.

◊ Yeni konseri de sorayım, ne zaman olacak?
- 28 Mart’ta Zorlu Center PSM’de olacağız.

KONSERİNİ İPTAL ETMEYEN SUÇLANIYOR

◊ Yeni albümün “Bayıla Bayıla”ya tepkiler nasıl? Son klibi “Sesinde Aşk Var”a çektin...
- Çok zor bir zamanda çıktı albüm. Ertuğrul Özkök’le buluştuk stüdyoda. Onunla böyle bir zamanda albüm çıkar mı çıkmaz mı diye çok tartıştık, düşündük. Sonra “Bu iş sağa sola bakıp düşünülecek bir şey değil ki. Benim şarkılarımı duymak isteyen insanları mutlu etsin” dedim. Ve gözümüzü kapatıp çıkardık. Cuma günü yeni klibi yayınladık, cumartesi günü Beşiktaş’taki patlama oldu. 1 hafta sonra da Kayseri’deki patlama oldu. Bu olaylar olurken nasıl yazacaksın, nasıl dinleteceksin, nasıl şarkından bahsedeceksin? Çok kolay değil yani...

◊ Ama bir taraftan da üretmeye devam etmek lazım. Bu olaylar oluyor diye hayatı bırakamayız. Hoş bırakmadığın zaman da eleştiriyorlar ya...
- Şu anda öyle bir durum var, konserler iptal ediliyor ve iptal etmeyen müzisyenler suçlanıyor. Ama aslında şarkı üreten ve şarkı söyleyen insan çok naif ve duygusaldır. Bütün bu olaylarda en çok o üzülür yani. Sosyal medyada oluyor işte. Bir şey paylaşmadığın ya da yazmadığın zaman tepki gösteriyorlar. Keşke hiçbir şey iptal olmasa tabii. Yeri gelir konser de iptal edilir, her şey iptal edilir, sahneye çıkıp şarkı söyleyecek gücün olmaz, istemezsin, konseri de iptal edersin. Ama şunu bilsinler; böyle olaylarda tüm müzisyenler üzülür, hatta en çok onlar üzülür.

KENDİ ŞARKINI YAPIYOR OLMAK ÇOK DEĞERLİ

◊ 11 şarkı var albümde ve hepsinin söz-müziği sana ait...
- Özgen adında bir kardeşimle çalıştım. Hem aranjeleri birlikte yaptık hem de “Tatlıyla Balla” şarkısının bestesinde payı var. Normalde Ozan ve Alper’le çalışıyordum, onlar çok müsait olamazlar diye kendi işimi kendim bitireyim dedim. Özgen de sağ olsun çok yardımcı oldu. Bir de insanın kendi stüdyosu olunca daha kolay oluyor her şey.

◊ Geçen gün Aykut Gürel’le konuşurken; “Albüme hangi şarkıların gireceğine prodüktörler ve şarkıcılar artık kendisi karar veriyor. Aranjeyi de kendi yapıyor. Bu bir atletin olimpiyatlara kendi kendine hazırlanmasına benziyor” dedi...
- Doğru. Ben fikir soruyorum ama. Yani fikrine güvendiğim insanlara danışıyorum. Tabii ki sormak, danışmak, yardım almak çok önemli. Bunu yapmadan körü körüne stüdyoya kapanmak riskli. Bir taraftan da bu işten anlayan çok insan kalmadı. Yetiştiremiyoruz da. Bu işi en iyi yapanlar, yıllardır bildiğimiz üç-beş kişi...

◊ Kendi bestesini yapan şarkıcılar, diğerlerine göre kendini daha mı yüksekte görür?
- Yüksekte görmek değil de, daha avantajlı olduğumuzu söyleyebilirim. Avantajlıyız, çünkü birinden iyi bir şarkı bulmak ya da aramak zorunda değiliz. Hiç kimseye bağımlı olmadan kariyerimizi yukarı çıkarabilir, tekrar gündeme gelebiliriz. Bu bizim elimizde yani. Öbür türlü birine bağımlısın ve o birinin de iyi şarkı yapması lazım. Kendi şarkını yapıyor olmak çok değerli.

İstanbul’da aşk var


SENSİZ OLMAZ’I KEŞKE BEN SÖYLESEYDİM

◊ Bence de çok değerli. Bir şarkıcının kendine şarkı yapamaması, benim köşe yazımı başkasına yazdırmam gibi bir şey. Bana öyle geliyor...
- Doğru ama mesela beste yapmasa da çok iyi olan yorumcular da var.

◊ Kim mesela?
- Ajda Pekkan mesela. Benim için sesi çok başka, çok ayrı. Yorumcu olacaksa insan, sadece şarkı söyleyecekse, o zaman Ajda Pekkan olmalı. Çünkü o zaman herkesten farklı olman lazım. Ajda Pekkan şarkı söylediği zaman herkesten farklı bir yere taşır o şarkıyı.

◊ Sen neden başkasının şarkısını söylemiyorsun?
- Bu egoyla alakalı bir şey değil. Önümde hep 13-14 şarkım oldu.

◊ Kıyamıyorsun kendi şarkılarına. Bu ego işte.
- Belki de. Bilemiyorum. Ama mesela bu albüm için 18 şarkı yapmıştım, 11’ini koydum. 7’sini kullanmadım yani.

◊ Ama başkalarına ait beğendiğin şarkılar da vardır elbet, “Şunu bir de ben söylesem” dediğin...
- Keşke ben söyleseydim dediğim çok şarkı var tabii. İlhan Şeşen’in “Sensiz Olmaz” diye bir şarkısı var mesela, keşke ben söyleseydim onu.

EN BÜYÜK HAYALİM BABA OLMAK

◊ Terörü konuştuğumuz bir dönemde baba olmak gibi bir hayalin var mı ya da güvenlik kaygısıyla bunu ertelemek gibi bir durumun var mı?
- Yok, öyle bir kaygıyla bunu ertelemem. Ama annelerin ve babaların çocuklarıyla ilgili kaygılarını da anlıyorum.

◊ Var mı baba olma hayalin?
- En büyük hayalim. Hep söylüyorum; bir kızım olmasını çok istiyorum.

◊ Kaç yaşındasın?
- 36.

◊ Evlilik kurumunun, çocuklu bir aile hayatının müzisyenlerin yaratıcılığına olumsuz etkisi olabilir mi?
- Yaşamadığım için bilmiyorum. Ama yaşadığımız hayatın ürettiklerimize etkisi olduğuna eminim. Yalnız olduğu bir dönemde insanın daha kendine döndüğünden de eminim. Ama mesela yalnızken 10 şarkı yaptın, hayatında biri varken yaptığın 5 şarkı daha iyi olabilir o 10 şarkıdan. Bilemiyorum yani. İnsanın kendini nasıl beslediğiyle alakalı o durum. Mesela ben şimdi kendi stüdyomu kurduğum için oraya her gittiğimde başka bir elbise giydiğimi hissediyorum ve o beni motive ediyor.

ONNO TUNÇ’UN EVİ MÜZİK MÜZESİ GİBİ

◊ Ne zaman kurdun stüdyoyu?
- Geçen sene bu zamanlar.

◊ Nerede?
- Levent’te. Onno Tunç ve Sezen Aksu’nun eski evi. Sağ olsun Sezen Hanım çok yardımcı oldu bu konuda bana. Hayatımın en mutlu günlerini orada geçiriyorum.

◊ Onno Tunç gibi bir ustanın evi sonuçta...
- Acayip bir şey ya... Her gelen aynı şeyi hissediyor. Orası böyle bir müzik müzesi gibi...

◊ Ne kadar zaman geçiriyorsun stüdyoda?
- Albüm yaparken daha uzun kalıyorum.

◊ Albümün yeni çıktı. Şimdi gidiyor musun mesela?
- Tabii. Şimdi başkalarına vereceğim şarkılar üzerinde çalışıyorum. Eşim, dostum, sevdiğim arkadaşlarım benden şarkı istediler. Buna daha önce çok zaman ayırmamıştım. Şimdi biraz zaman ayırmak istiyorum. O yüzden böyle sürekli yeni şarkılar üretip cephaneyi doldurmaya çalışıyorum.

◊ Neden şarkı vermedin daha önce isteyenlere, tembellikten dolayı mı?
- Yoo, tembel değilimdir aslında. Hele şarkı yazma konusunda hiç tembel değilimdir. Ama daha çok kendime konsantre olmuştum. Aslında birilerine bir şey yapmak da ayrı bir keyifmiş. Şimdi biraz o konuda çalışıyorum.

◊ Kime vereceksin şarkı?
- Şimdi söylemeyeyim. Yakında duyarsınız.

ESKİ HALİME ŞAŞIRIYORUM

◊ Müziğinin hedef kitlesi kimler?
- Bilmem. (Gülüyor)

◊ Ben söyleyeyim mi? 13-14’ten başla, 40’lara 50’lere kadar git. Geniş bir yelpazen olduğunu söyleyebilirim...
- Evet, bunu ben de konserde görüyorum. Çok hoşuma gidiyor.

◊ Onun da nedeni ne biliyor musun? İlk olarak çok gençken romantik bir aşk şarkısıyla çıkış yapmış olman...
- Ergen gibiydim ya, saçlar filan.

◊ O halini beğenmiyorsun yani?
- Beğenmemek değil de, dönüp bakınca şaşırıyorum.

X

1 Haziran’da açılacaksa, 3 Temmuz’da kapansın

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam Ahmet Hakan’ın programında, gidişata göre okulların 1 Haziran’da açılabileceğini söyledi.

Dün de yazdım ben bu konuyu...
2 haftalığına okul açmanın kimseye bir faydası yok.
Çocukların hazırlığı, okula adaptasyonu derken iki hafta bitecek zaten.
Bu sürede de hiçbir şey öğrenmeyecekler ve virüs konusunda gereksiz bir risk alınmış olacak.
“WhatsApp Anneleri” gruplarından da biliyorum, “2 haftalık okula çocuk göndermem” diyen veli sayısı hiç az değil...
O yüzden bu yılı zorlamanın anlamı yok, artık oturmaya başlayan uzaktan eğitim 19 Haziran’a kadar uzamalı ve öylece okullar kapanmalı.
İlla çocuklar eğitimde geri kaldı diyerek okulları açmayı düşünüyorsak benim bir önerim var...

Yazının Devamını Oku

Virüsün iyi yanı

Koronavirüsle ilgili duyduğum en iyi haber bu oldu:11 Mart-27 Nisan arasında 24 kadın cinayete kurban gitmiş..


Geçen yıl aynı tarihlerde bu rakam 44’tü...
Neredeyse yarı yarıya azalmış.
Oysa tam tersi aynı eve kapandıkları için çiftler arasında tartışmaların, boşanmaların, kavgaların daha fazla olması beklenirdi...
Vuhan’da karantina sonrası boşanmaların arttığını biliyoruz.
Belki de bu kendine güvensiz, kadını dövmeyi, öldürmeyi namus meselesi sayan katillerin en büyük derdi kadının dışarıda olması...
Eve kapanıp dışarı adım atmadığı sürece belki de o yere batasıca kıskançlıkları hortlamıyor, kadının dört duvar arasında yaşamasından memnun oluyorlar...

Yazının Devamını Oku

Müdavim hareketi

Virüs nedeniyle kapanan restoranlar, kafeler için dünyada başlayan dayanışma hareketinin bir benzeri bizde de başladı. Adı: Müdavim Hareketi...


Gittiğiniz, sevdiğiniz restoranlar için 50, 100, 200, 400 lira ödeyerek yüzde 25 indirim sağlayan bir çek alıyorsunuz... Restoran açıldığında da gidip o çeki kullanıyorsunuz...
Aslında karantina sonrası yiyeceğiniz yemeğin parasını bugünden peşin ödüyorsunuz.
Ekonomik sıkıntı yaşayan sevdiğiniz mekanlara destek olmak amacıyla...
Restoranlar, kafeler 1,5 aydır kapalı, haziran ortası açılabilirse 3 ay kepenk indirmiş olacaklar...
3 ay boyunca hiç gelir elde etmeden kira ödemek, personel çıkartmamaya çalışmak, ayakta kalabilmek benim diyen işletme için bile kolay bir şey değil.
O yüzden bu sosyal sorumluluk hareketi önemli.

Yazının Devamını Oku

Marvel’in müzikleri

Ben atlamışım, bir Türk kadın müzisyenin Captain Marvel’ın müziklerini yaptığını bilmiyordum. Geçen akşam filmi izlerken sonunda, “Müzik: Pınar Toprak” imzasını görünce şaşırdım. Hemen kimdir diye baktım...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı bitirdikten sonra çok az İngilizce bilmesine rağmen 17 yaşında Amerika’ya gitmiş. Önce Chicago’da caz, ardından Boston’da dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu’nda okumuş.
Orada film müzikleri yapmayı öğrenmiş. Geçen yıl 8 Mart’ta Captain Marvel vizyona girdiğinde, Türk basınında da haberleri çıkmış Pınar Toprak’ın... O dönem Variety dergisine de röportaj vermiş.
Dedim ya ben kaçırmışım, Captain Marvel’ın sonunda imzasını görünce keşfettim ve bir Türk kadınının başarısı filmin kendisinden daha mutlu etti beni...

Tüp... Yallah... Yemek vs...
◊ Hastaları vefat ettiği için yoğun bakıma dalan, sağlık personeline tüple saldıran kendini bilmez hasta yakınları bakalım ne ceza alacak?
12 gün önce Meclis’ten geçen ve cezaları yarı oranında artıran sağlıkta şiddet düzenlemesinin ilk sonucunu göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

İstanbul budur işte

Andrea Bocelli’nin Milano Duomo’dan verdiği konseri, dünyaca ünlü sanatçıların evlerinden seslendikleri “One World: Together At Home” konserini geçen hafta çok yazdık, çizdik...


23 Nisan akşamında bir konser de bizde vardı...
7 Tepenin Şehri İstanbul’dan 7 Kıtaya adıyla yayınlandı.
Ben Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın YouTube hesabından yayınlanacağını sanıyordum konserin.
Meğer pek çok kanal yayınlamış, evde o saatte TV açık olmadığından farkında değilim, saat tam 19.00’da YouTube’u açtım o yüzden...
Ayasofya önünde ney sanatçısı Yavuz Akalın’la başladı konser...
Drone’larla çekilmiş tarihi yarım adanın görüntülerine müthiş bir ney sesi eşlik ediyor...

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya

Merak ediyorum, neden Almanya’nın ölüm rakamları tartışılmıyor da Türkiye’nin tartışılıyor?


New York Times neden Almanya’yı değil de, Türkiye’yi mercek altına almaya kalkıyor?
Oysa Avrupa’da koronavirüs salgınını başarıyla yürüten iki ülke var... Biri Almanya, diğeri Türkiye.
Almanya’da 150 bini geçti vaka sayısı, 5 bin 500 kayıp var.
Türkiye’de 100 bine yaklaştı vaka sayısı, 2 bin 500’e yakın kayıp var. Bu iki ülkede vaka sayısıyla vefatlar arasında çok ciddi bir makas var.
Demek ki olabiliyormuş.
Bizde ilk vaka sayısının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana 6 hafta geçti, 7’nci haftanın içindeyiz.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar da çıkmalı...

Dün 65 yaş üstü insanımıza hafta sonu birkaç saat de olsa dışarıya çıkma izni verilmesi gerektiğini yazdım, “eve kapanmaktan hastalanacaklar” diyerek...Pek çok okur destek verdi bu öneriye...


Cumartesi- pazar 08.00-12.00 arası sadece 65 yaş üstü sokağa çıksa inanın hepsine büyük moral olur.
Sadece yaşlılar değil düşünmemiz gereken bir de çocuklar var... Geçen gün 5 yaşındaki oğlum uzaktan eğitim sırasında sınıf arkadaşıyla konuşuyordu; “Delireceğiz oğlum evde oturmaktan” diyorlardı birbirlerine...
Şaka yapmıyorum 5 yaşındaki çocuklar bunu konuşuyordu.
Avrupa’nın en ağır faturasını ödeyen ülkelerinden İspanya, çocuklara “temiz hava izni” verme kararı aldı. 18 Mart’tan bu yana karantina altında olan 8 milyon çocuğa konan yasak 27 Nisan’dan itibaren temiz hava alabilmeleri için gevşetilecek.
Birçok çocuğun 40-50 metrekare evlerden haftalardır çıkmadığını söyledi İspanya Başbakanı...
Bizde de durum farklı değil...

Yazının Devamını Oku

65 yaş üstü hafta sonu sokağa çıksın

Yaşlılar haftalardır evde. Bakmayın güneşi gördüğünde kendini meydanlara, banklara atan üç-beş kişiye. Milyonlarca yaşı ilerlemiş insanımız uzun süredir dört duvar arasında yaşıyor.


Kendi annemden, etrafımdaki yaşı ilerlemiş insanlardan biliyorum.
Evde oturmaktan hasta olacaklar artık.
Moralleri bozuldu, torun torba etraflarında değil, yürüyüşe çıkamıyorlar, çıkıp temiz bir hava alamıyorlar.
Sürekli kapalı bir evde bağışıklık sistemleri zayıflamaya başladı.
En ufak bir mikroba karşı vücutları direnç göstermeyecek artık...
Unutmayın herkesin evi bahçeli, balkonlu, salon salamanje değil.

Yazının Devamını Oku

Belki de maçları böyle izleyeceğiz

Bu haber tam 6 yıl önce çıkmıştı...



Güney Koreli The Hanwha Eagles adlı bir beyzbol takımı seyirci sayısını artırmak için stadyuma robot taraftarlar yerleştirmişti.
Taraftar stadyuma gitmeden akıllı telefonları sayesinde bu robotlardan birini kontrol ediyor ve stattaymış gibi karşılaşmayı robotun gözünden izliyor.
Evinde oturan seyirci robotlara tezahürat yaptırıyor, hatta elindeki dijital pankartları kaldırtıp, şarkılar bile söyletebiliyor.
Her robotun yüzündeki dijital ekrana da evinde oturan seyircinin görüntüsü yansıtılıyor.
Güney Kore beyzbol takımı bu formülü seyirci ve gelir sayısını artırmak için 6 yıl önce bulduğunda ortada virüs falan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Neymar bile ağladı, ben hâlâ ağlamadım

“7. Koğuştaki Mucize”, geçen yılın en başarılı filmiydi... 5 milyon 316 bin gişe yaptı, Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğu çok konuşuldu...


Seyreden herkesi hüngür hüngür ağlatan bir baba-kız hikayesi;
Haksız yere hapsedilen Memo ve
7 kışındaki kızı Ova’nın...
Şu sıralar farklı dijital platformlarda tavsiye olarak önüme düşüyor film. Belli ki PSG’nin dünyaca ünlü futbolcusu Neymar’ın da önüne düşmüş ve açıp izlemiş “7. Koğuştaki Mucize”yi...
Daha sonra da sosyal medyasından, “Çocuğu olanlar bu filmi izledikten sonraki duygumu daha iyi anlar. İnanılmaz güzel bir film, izlerken çocuklar gibi hüngür hüngür ağladım” paylaşımını yaptı.
137 milyon takipçisi var Neymar’ın... Türk yapımlarının dünyada gücünü ve etkisini göstermek açısından çok önemli bir nokta bu...

Yazının Devamını Oku

Tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılara çağrım var

Lady Gaga bu cumartesi akşamı (18 Nisan) sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla "One World: Together at Home” adında YouTube üzerinden bir konser düzenliyor. Konseri Jimmy Fallon, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert sunacak.


Paul McCartney’den
Stevie Wonder’a birçok ismin şarkılarını seslendireceği
konsere David Beckham, John Legend, Kerry
Washington, Priyanka Chopra Jonas gibi ünlü isimler de katılacak.
Ve burada amaç bir bağış toplamak değil. Sadece eğlenmek, sağlık çalışanlarına moral vermek. Bizde de sağlık çalışanlarımız için bir YouTube konseri neden olmasın?
İlk akla gelen tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılar moral gecesi düzenlemeliler.

Yazının Devamını Oku

Sokağa çıkma yasağında İstanbul

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı çok doğru bir karardı, 25 gün önce bu köşede önerdiğim bir konuydu bu...

Cuma akşamı yaşanan izdihamın önüne geçilecek tedbirler alınmalıydı meselesi, zaten hepimizin ortak düşüncesiydi...

Cumartesi evden çıkmadım ama pazar günü gazeteci merakıma yenilip atladım bisiklete, şehirde ne oluyor diye bir tura çıktım...

Fotoğraf çekmek, yasağa uyulup uyulmadığına bakmak için...

Cihangir’den Beyazıt’a kadar bisikletle gidip geldim, şunları gördüm;

◊ Denetimler müthişti. Yol boyunca 6 kez çevrildim, memur arkadaşların kimi tanıdı geçmeme izin verdi, kimi sarı basın kartımı görmek istedi.

Yasağa uyma oranı yüzde 100’dü. Yol boyunca toplasan 3-5 araç, sokaklarda sadece 5-10 insan gördüm.

◊ Geçmişte sayım günlerinde böyle boş olurdu İstanbul. O günlerde de ya gazeteye çalışmaya giderdim ya da sayım memuru olarak görev yapardım. Ama o zamanlar bile bu kadar yasağa uyulmazdı.

◊ Doğma büyüme İstanbulluyum, ben kenti bu kadar sessiz bu kadar boş hayatımda görmedim...

Yazının Devamını Oku

333 katlı bir hapishane

Bir hapishane düşünün 333 katlı bir gökdelen ve her katında iki mahkûm kalıyor...


Ortada 8 metreye 2 metre gibi uzunca bir masanın geçebileceği dikdörtgen bir boşluk var her katta...
Her gün en üstteki katta mükellef bir sofra hazırlanıyor; karidesler, pastalar, etler, balıklar aklınıza ne gelirse... Üstelik çok usta aşçılar tarafından.
Ve bu ancak birinci sınıf restoranlarda olabilecek mükellef masa asansör gibi en üst kattan aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Her katta 3-4 dakika duruyor en fazla... 4 dakikada ne yedin yedin, çünkü masadan yiyecek alıp saklamak yasak. Bunu yaptığın an ceza var: Bulunduğun kat hızla buz gibi soğutuluyor ya da çok sıcak hale getiriliyor.
En üstteki ilk 30 kat en şanslısı çünkü her şeyin olduğu masaya saldırıp istediklerini yeme, talan etme şansları var...
Her katta 4’er dakika dura dura gelen masada 40-50’nci kattan sonra neredeyse yiyecek hiçbir şey kalmıyor.

Yazının Devamını Oku

Gazetem kapımda

Evlere kapandığımız şu günlerde bizim grup İstanbul’daki okurlar için çok güzel bir uygulama başlattı.


“Bir Tıkla Gazeten Kapıda” uygulaması.
Biliyorsunuz Dünya Sağlık Örgütü, gazete kağıdında koronavirüs riski olmadığını açıkladı, yani gazeteyi gönül rahatlığıyla kağıttan okuyabilirsiniz.
İşte bu keyiften vazgeçmek istemeyen okurlar için Bir Tıkla Gazeten Kapıda uygulaması var.
Demirören Medya’ya bağlı Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik gazeteleri için şimdilik sadece İstanbul’daki okurlara yönelik bir uygulama bu.
Yakın zamanda Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerle kapıya teslim sistemi daha da büyüyecek.
Yakala.co ve Scooty işbirliğiyle hayata geçen bir sistem bu. Ben kendi işimi kendim yapmayı severim.

Yazının Devamını Oku

Karantina altında seks hayatımız... Eyvah libidomuz düştü!

Koronavirüsle ilgili her şeyi konuşuyoruz da, bir tek seks hayatımızı konuşmuyoruz. Sağ olsun ekrandaki birbirinden kıymetli hocalar sayesinde hepimiz birer pandemi uzmanı olduk...


Ama bugüne kadar insanların seks hayatıyla ilgili bilgi veren, bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan tek bir uzmana rastlamadım. Bir tek Ender Saraç’ın Posta’ya verdiği röportajı hatırlıyorum; “Lütfen bu dönemde tek eşli olun” diyordu.
Bu konuyla ilgili bizde yeterli bilgiyi bulamayınca yabancı kaynaklara baktım, New York Times’ın pazar sayısından aşağıdaki bilgileri derledim. İşte 15 maddede karantinadaki seks hayatımız...
1- Bunlar eşi benzeri görülmemiş dönemler olduğu için, karantina altında insanların seks hayatlarının köreldiği ya da zenginleştiği konusunda elde şimdilik yeterli veri yok.
2- Ama şu kesin: Yaşadığımız günler hiç seksi zamanlar değil...
3- İnsanlar yeni seks partnerleri bulma konusuna uzak duruyorlar. Çoğu kişi virüsle ilgili bilgilendirmelere, cinsel sorunlardan daha fazla ilgi duyuyor.
4- 2019’u libido tartışmalarıyla kapatmıştık. Can Yaman’a kötü bir haberim var: Depresyon ve anksiyete libidoyu doğrudan olumsuz etkiliyor. Kesin bilgi!

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapanlara: Emma Teyze’nin Kitabı

Emma Teyze kim? Bizim Kelebek’in zeytinyağı yazarı olan Elvan Uysal Bottoni’nin eşi sevgili Paolo’nun büyük teyzesi...


Emma Mancini, 1907’lerde kuzey ve orta İtalya’da yaşamış ve o dönem yaptığı yemeklerin tariflerini defterine not almış.
Mancini ailesinin ikinci kuşağı olan Emma Teyze’nin bu not defteri, Elvan’ın eşi Paolo’nun kız kardeşine kadar ulaşmış.
20 yıldır İtalya’da yaşayan Elvan da kucağına kadar gelen bu hazineyi değerlendirme kararı vermiş.
Ve ortaya “Emma Teyze’nin Kitabı” adlı geleneksel İtalyan yemekleri tarifinin olduğu bu kitap çıkmış...
Elvan’la neredeyse 30 yıla yakın dostluğumuz var; kendisi çok iyi zeytinyağı, şarap, peynir ve bal tadımcısıdır.
Bu İtalyan mutfağı ve yemekleri üzerine yazdığı 6’ncı kitabı...

Yazının Devamını Oku

Neden para ödüyorum?

Tartışma sadece bizde değil, dünyada da yaşanıyor.


Şu sıralar dünyada herkesin sorduğu soru aynı: Neden almadığım hizmete para ödüyorum?
Hafta sonu New York Times’da okudum, ESPN gibi birkaç spor kanalına aylık abone olan bir kullanıcı koronavirüsten dolayı maçların oynanmadığını ve ödediği ücretin geri verilmesini istemiş.
ESPN de nanik yapmış ona. Geçen hafta ben de bizim özel okulları ve anaokullarını yazmıştım.
Uzaktan eğitim için normal eğitim ücreti almaya devam etmeleri doğru mu?
Okul binalarında hiçbir şeyden değilse ısıtma, elektrik, su, temizlik gibi pek çok giderden kurtuldu özel okullar.
Bunu neden ücretlere yansıtmıyorlar?

Yazının Devamını Oku

Radyoculara iyi bir haberim var

Media Liven 26-31 Mart tarihleri arasında 15.328 kişiyle radyo dinlenmesi üzerine bir araştırma yaptı.


Söz konusu tarih hepimizin evlerine kapandığı karantina tarihleri...
Açıkçası evde daha çok televizyon izlendiği, insanların araçlarına binmediği için radyo dinleme sürelerinin azaldığını düşünüyordum ben...
Radyocu meslektaşlarıma güzel haberi vereyim, meğer tam tersiymiş...
Korona günlerinde radyo dinleme süreleri artmış...
Ankete katılanların yarıya yakını, 7212 kişi her gün radyo dinlediğini söylemiş...
Her gün 1-2 saat dinleyenlerin sayısı 3804, 4 saatten fazla dinleyenlerin sayısı 3586...

Yazının Devamını Oku

Yanlış yapan ünlüler

.

Serdar Ortaç
“Bir çay demleyenim bile yok” diyerek taksi durağını ziyarete gitti, taksicilerle çay içip sohbet etti.
Üstelik maske takmayan taksici “Acı patlıcanı kırağı çalmaz” dedi.
Anlaşılan o ki; sevgili Serdar’ın ne izolasyondan ne de sosyal mesafeden haberi var.

Nasuh Mahruki-Coşkun Aral
Nasuh Mahruki, Silivri-Durusu’da açacağı Doğada Liderlik Okulu’ndaki son hazırlıkları ailesiyle birlikte hafta sonu denetledi.

Yazının Devamını Oku

Zombiler de gerçek olacak mı?

2013’te Cannes Film Festivali’nde Brad Pitt’in “World War Z” filminin tanıtımındaydım... (O zamanlar uçağa biniyoruz ey sevgili okur, yurtdışına festivallere, maçlara, tatillere gittiğimiz yıllar, ne günlerdi be!)


O yıl Cannes’ın ağır topu Brad Pitt’ti, her yer “World War Z” afişleriyle doluydu.
Şu sıralar sürekli virüs, pandemi yapımları izliyoruz ya, geçen akşam “World War Z” önüme düşünce, “Cannes yılları nostaljisi yaparım” diyerek satın aldım filmi...
Film aman aman bir şey değil, yaşayan ölüler, zombiler hikayesi...
Güney Kore’de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getiriyor.
Her zombi filminde olduğu gibi burada da yaşayan ölüler, yeni hücrelere ihtiyaç duyduğu için kontrolsüzce sağlıklı insanlara saldırıyorlar.
Filmi izlerken düşündüm; bu Hollywood yapımlarındaki her şey gerçek oluyor ya, bu zombiler de günün birinde gerçek olacak mı? Belki de bu korona belası insanlığın ilk büyük sınavı...

Yazının Devamını Oku