GeriCengiz SEMERCİOĞLU Film çekmezlerse çekeni bulacağız
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Film çekmezlerse çekeni bulacağız

2016’da Güney Korelilerin aldığı Mars Grubu, Cinemaximum markasıyla bugün Türkiye’nin en büyük sinema salonu işletmecisi. Bu hafta 3 gün boyunca yazdığım yapımcı-salon işletmecisi krizinin en büyük taraflarından. Ve bu krizde milim geri adım atmıyorlar. O kadar ki; “Cem Yılmaz olmazsa başka Cem Yılmaz’lar çıkar”... “Onlar film çekmezse çekeni bulacağız”... “Yeni yasa çıksa da mısır promosyonu yapmaya devam edeceğiz” diyecek kadar... Mars’ın Kurumsal İlişkiler Direktörü Aslı Irmak Acar o kadar net konuştu ki, “Şirketin Koreli CEO’su Dong Won Kwak da böyle mi düşünüyor” diye sordum. Aslı Hanım; “Elbette. Onun adına konuşuyorum” dedi.

Yapımcılarla salon işletmecilerinin bir araya geldiği salı günkü toplantıda Mars adına siz de var mıydınız?

- Salı günü yoktum ama ondan önce yapılan birkaç toplantıya katıldım.

Bütün yapımcılar, sizin kârınızı promosyonlarla arttırdığınızı ve kendi paylarının artmadığını söylüyor. Siz buna karşı ne diyorsunuz?

- Basına olay “savaş başlıyor” gibi yansıdı ama böyle bir durum söz konusu değil. Mars bir savaşın içinde değil. Türkiye’deki misyonumuz bu değil. CJ Grup, Mars’ı satın aldığından beri yapmaya çalıştığımız, Türkiye’nin her ilinde sinema kültürünü yaymak. Bu yüzden Doğu, Anadolu, Karadeniz, her ilde sinema salonu açmak istiyoruz. Şirket, Türkiye’ye 800 milyon dolarlık yatırım yaptı. Önümüzdeki 5 yıl için de Kore’den onaylı 200 milyon dolarlık bir yatırım planımız var.

Şu an kaç sinemanız var?

- 107’nci sinemamızı haftaya Ankara’da açacağız.

Kaç perde demek bu? Piyasanın yüzde kaçına denk düşüyor?
- 905 perdemiz var. Piyasanın yüzde 34’ü demek.

Kaç koltuk?

-  Türkiye’de koltuk sayısı 312.222... Bizim 122.048 koltuğumuz var. Bu da yüzde 34’e tekabül ediyor.

İzleyici bazında Mars’ın pazar payı kaç?

- Yüzde 44.2...

Önümüzdeki 5 yılda 200 milyon dolarlık yatırımla kaç salon daha açmayı hedefliyorsunuz?

- İlgilendiğimiz lokasyonlar var, buralarda salon açmak için görüşmeler yapıyoruz. 2019’da 19 yerde daha salon açacağız. Bunlar uzun vadeli planlar. Bir de bu rakamı perde değil sinema salonu olarak söylüyorum. Daha görüşme aşamasındayız, bunlar uzun vadeli planlar.

Bir salonda ortalama kaç perde var?

- Ortalama 5 perde.

Film çekmezlerse çekeni bulacağız

5 YILDIR AYNI PARAYI ALIYORLARSA BAŞKA  ŞEYLERi SORGULASINLAR

Yapımcılar sizin mısır ve meşrubat kampanyalarıyla bilet fiyatlarından payınızı artırdığınızı söylüyor.

- Evet, onların menü kampanyası ve toplu satışla ilgili problemleri var. Yapımcıların bize söylediği 5 yıldır aldıkları gelir artmıyor.

Doğru değil mi? Bilet başına 4.5-5 lira arası pay alıyorlar...

- O filmine, kaç kişinin promosyonlu bilet aldığına göre değişir. Ama günün sonunda şuna bakmak lazım, biz menü bilet dediğimiz kampanyayı 1 yıl önce yapmaya başladık. Yani 5 yıldır aynı parayı alıyorlarsa, başka şeyleri sorgulamaları gerekiyor.

Neyi mesela?

- Başka bir şey var altında.

Size göre altında ne olabilir?

- Biz Mars Sinema olarak piyasanın sadece yüzde 38’iyiz. Yüzde 62’lik bir sinema daha var orada. Çok küçük sinema salonları var. Kimseyi zan altında bırakmak istemiyorum ama doğru raporlama yapmayan, biletleri çok daha ucuza satanlar var. Benim fiyatlarım her yerde bellidir. Lokasyon bazında bir standartım var. Ama Doğu’da 3 liraya bilet satan da var. Fiyatlar bu kadar değişirken, yapımcıların bize değil yüzde 62’ye bir bakmaları lazım.

1 yıl öncesinde mısır promosyonu yok muydu?

- Hayır, 1 yıl önce çok az lokasyonla başladık.

Mars’ın eski sahibi Muzzafer Yıldırım döneminde yoktu yani...

- Yok... 1 yıl önce çok az lokasyonda başladık. Nisandan sonra da daha büyük şehirlere gitmeye başladık. Dediğim gibi burada başka bir şeyi sorgulamak lazım. Olay bu değil.

Anadolu’daki bilet satışından mı kaynaklanıyor tüm mesele?

- Bilet fiyatları her yerde değişiyor. Ben çok büyük bir yatırım yapıyorum. Benim salonu bırak, bir perdemi açmam için yaptığım maliyet 400 bin dolar. Bu yüzden benim bilet fiyatım diğerlerine göre daha yüksek. Ama 3 liraya bilet satan da var. Anadolu’ya, küçük yerlere bakmak lazım. Olayı Mars’la genelleyemeyiz.

Ama sektörü domine eden sizsiniz, bu yüzden yapımcılar da Mars diyor başka bir şey demiyor...

- Evet çünkü en büyük Mars. Kurumsal bir tek bizi muhatap görüyorlar.

Neden diğer salon sahipleri uzlaşmaya yanaşırken siz yapımcıların payını artırmayı kabul etmiyorsunuz?

- Diğer sinema salonları sahiplerinin beyanlarını bilemem ama benim bildiğim kadarıyla onlar da bu konudan şikayetçi.

Bilet dahil sektörde her şeyin fiyatı artarken yapımcıların 5 yıldır aynı parayı alması haksızlık değil mi?

- Olayımız bizim kârımızın artması değil. Türkiye’deki sistem şöyle, bilet satışı gelirinden ne elde ediliyorsa bunun yarısı sinemanın, yarısı yapımcınındır. Onun kârı artmıyorsa, benimki de artmıyor zaten.

Ama siz promosyonlarla gelirinizi artırıyorsunuz...

- Bilet 10 lira, mısır 10 lira diyelim. 20 lira vermeniz gerekirken ben size bu hizmeti 15 liraya sunuyorum. Bu aslında benim de payımı düşürüyor. Zaten kampanya tüketicinin lehine olan bir şeydir. Şanlıurfa, Mardin ve Bingöl gibi illerde bilet satışları yüzde 45 ve 55’e kadar çıkıyor, çoğu kampanyalı satıştan bilet alıyor. Demek ki tüketici bunu tercih ediyor.

 WHATSAPP’TA SiNEMA YAZINCA  MISIR iKONU ÇIKIYOR

Yapımcılar, “Artık mısırın yanında bizim filmimizi satmaya başladılar” diyor.

- Mısır konusunda nedir bu hassasiyet? WhatsApp’ta bile sinema yazınca, yanında mısır ikonu çıkıyor. Film ve mısır bir bütün. Benim mısır vermem, niye bu kadar rahatsız ediyor? Film izlerken mısır yeriz, bu bir gelenektir. İzleyiciye biletin yanında böyle kampanya yapmamı engelleyecek bir şey yok.

Yapımcılar filmlerini vizyona sokmazsa yine mısır satabilecek misiniz?

- Türkiye’de sadece 4 yapımcı yok, birçok yapımcı var. Ve aslında yapılan seyirciye saygısızlık. 4 yapımcı filmini vermek istemeyebilir, bu ticari bir karardır, açıkçası buna diyecek bir şeyimiz yok. Allah korusun, şimdi bir yapımcıya bir şey olduğu zaman hiç film çekilmeyecek, sektör bitecek mi? Hepimiz battık mı?

Ama sözünü ettiğimiz sektörün en büyük yapımcıları ve yıldızları...

- Aslında sektörde o kadar yetenekli isimler var ki, biz de onları çıkarmaya çalışıyoruz.

Kore’den gelip pazarı mı karıştırıyorsunuz?
- Pazarı karıştırmıyoruz, daha çok çeşitlilik sağlansın diye pazara oyuncu çıkarıyoruz. Yılda film izleyen seyirci sayısı 70 milyon. Bu ne demek? 1 kişi yılda 2 kere bile sinema izlemeye gitmiyor Türkiye’de... Bu kabul edilemez bir şey.

YASA ÇIKSA DA MISIR PROMOSYONU YAPACAĞIZ

Yeni sinema yasası “Eğer promosyon yapacaksan film yapımcısıyla sözleşme imzalaman gerekiyor” diyor. Bu duruma ne diyorsunuz?

- Bir hukukçu olarak şunu söylüyorum, Rekabet Kurulu’nun bununla ilgili belli yaptırımları var. Yapımcının bilet fiyatı ve kampanyaya müdahale etmemesi gerekiyor. Bu hukuka aykırı bir şey. Ben de yapımcılara bunu anlatmaya çalıştım, “Bakın müdahale edemezsiniz, bu yasal değil. Müdahale etseniz de ben karışamam” dedim. Çünkü karışırsam, şirket olarak başım belaya girer. Bu kanun teklifi bu koşullar altında Rekabet Kurulu’nun kararına aykırı. Bu böyle olmamalı. Teklif geçer, kanunlaşırsa bir hukukçu olarak çok üzülürüm. Ama tabii ki yapımcı filmini vermek istemiyorsa vermeyebilir. Bu onun ticari kararıdır.

“Bu kanun teklifi yasalaştığı zaman da biz kampanya yapmaya devam edeceğiz” mi diyorsunuz?

- Evet, bu benim ticari hakkım.

“Bunu yapan firmalarla çalışacağım, yapmayan firmalarla çalışmayacağım” iddiasında mısınız?

- Ben “çalışmayacağım” demiyorum. Yapımcı benimle çalışmak istemeyebilir. O, onun kararı. Saygı duyarım.

Dolayısıyla bu yasa piyasada çok şeyi değiştirmeyecek...

- Evet, çünkü beni böyle bir şeye zorlayamazlar. Ben kampanya yapabilirim, istemeyen yapımcının filmiyle anlaşmayız.

Peki neden “Ben kampanya yapmaya devam edeceğim ama yapımcıya da pay vereceğim” demiyorsunuz...

- Kampanyada yapımcı da biletten kendine düşen payını alıyor. Benim anlamadığım yapımcı, benim payımdan da mı istiyor?

Evet! Çünkü satılan ana mal onların...

- Bu gerçekten sınırları aşan bir duruma gidiyor. O zaman yapımcı da benim dövizle ödediğim kirama ortak olsun. Dövizle kira alınmasını yasaklayan bir tebliğ var, ancak ben yabancı yatırımcıyım diye ondan yararlanamadım. Ben hâlâ kiramı euro ve dolarla ödüyorum.

Sizin şirketinizin ülkesi Kore’de yapımcı bilet başına 6.5 dolar kazanıyor. Niye?

- Orada da gişe paylaşımı yapılıyor.

Ama yapımcıya düşen 6.5 dolar...

- Oradaki bilet fiyatlarına bakmak lazım. Çünkü sistem aynı, gişe hasılatı yarı yarıya paylaşılıyor. Bir de şu var, ben biletimin
fiyatını belirlemek de özgürüm. Bilet fiyatını kampanya ile düşürmem rahatsız ediyor ama ben bilet fiyatını kampanyasız da düşürüp sürümden de kazanabilirim.

 ZARAR EDEN YAPIMCI NEDEN “RECEP İVEDİK”İN 6’NCISINI ÇEKSİN

  Yapımcılar para kazanıyor mu?

- Tabii kazanıyor, kazanmasa niye bir daha film çeksin? Zarar eden yapımcı neden “Recep İvedik”in 6’ncısını çeksin? Ya da “Mucize”nin ikincisi çekilsin? Bir ticari teşebbüs, zarar ettikten sonra bunu tekrarlar mı?

Timur Savcı, “Böyle devam ettiği sürece seneye film çekmeyeceğim” diyor.

- Yapmayabilir, yapanı bulacağız... Alternatif her zaman vardır. Ben firmam adına söylüyorum Türk seyircisini filmsiz bırakmayacağım.

Bu yapımcılarla değil o zaman...

- “Bu yapımcılar” dediğiniz 4 yapımcı değil mi?

Daha fazla...

- Hadi 5 olsun... Türk sinema seyircisi 5’ten büyüktür. Onlar bu resti çekerken, Türk halkının “Ne oluyor” demesi lazım. Kimi cezalandırıyorsun? Cebine girecek para için Türk halkını mı cezalandırıyorsun?

Halkı cezalandırmıyor tabii ki... Şöyle bir haksızlık var, sizin kâr marjınız ve piyasada film yapım maliyeti bu kadar artarken onlar 5 yıldır 5 lira alıyorlar.

- Ama o noktada Mars’ı neden sorguluyorlar?

E bilet fiyatını siz yükseltiyorsunuz...

- Bu piyasanın yüzde 38’iyim.

Seyirci olarak?

- Onda da yüzde 44.

Yarısı yani, seneye yüzde 60 olacaksınız.
- Bir yılda o kadar artış çok iddialı olur. Geri kalan yüzde 55’lik seyirci nerede? Pazar tek ben değilim.

Pazarın en büyük oyuncususunuz...

- Evet, en kaliteli hizmeti sunanım. O yüzden de bu kadar çok dikkat çekiyorum.

AVM’deki yüksek kira fiyatlarını ödemeyi kabul ettiğiniz için küçük sinema salonu işletmecisini yok ettiğiniz söyleniyor.

- Bunun için de suçlanıyor olamayız değil mi?

Mesela buraya bin dolar kira isteniyor. Ben pazarlık yaparken, sen gelip bin 200 dolar veriyorsun. Beni bitiriyorsun...

- O zaman senin programın çok reyting alıyor ve çok reklam geliyor. Ben de sen reklamı kabul etme bana gelsin diyeyim. Böyle bir şey olur mu?

Olmaz...

- Bu saçmalık... Sinema açtığım için sorumlu tutuluyorum. Bununla gelene ben gülerim.

SALONLAR BOŞ KALMIYOR

  Yapımcıların “Gişe yapsak bile filmlerden zarar ediyoruz. Bu da bizi film çekmemeye itiyor” sözlerine ne diyeceksiniz?

- Hiçbir yapımcının zarar ettiğini düşünmüyorum. Tek yapımcı onlar değil, bu ülkede iyi film yapan birçok yapımcı var. Onların filmleri o tarihte vizyona girmeyince, sinema salonları boş kalmıyor.

Ama Cem’ler Şahan’lar, Yılmaz’lar olmazsa 70 milyon kişi izlemeyecek, toplam gişe de 10 milyona düşecek...

- Onların yerine alternatif filmler tabii olacak. Mesela yazın kimse neden film çekmiyor, onu da sorgulayalım.

Seyirci az oluyor...

- Evet, ama herkes bir yerde bir fedakarlık yapmak zorunda... Sen benden fedakarlık isterken neden yazın film çekmiyorsun? O zaman bunu düşün.

Ata Demirer’in filmi geçen yıl mayıs ortasında vizyona girmişti...

- Mayıs, düşük sezon değil zaten. Okullar kapandıktan sonra haziran ve temmuzda niye hiçbirinin filmi yok? O yönden bakınca tek düşünülen kazanılan para, benim kazandığım para.

Yapımcılar sizin kazandığınız paraya mı bakıyor?

- Yok, kendi kazandığı paraya bakıyor. Ben herkesin fedakarlık yapması gerektiğini söylüyorum.

CEM YILMAZ OLMAZSA BAŞKA CEM YILMAZ’LAR ÇIKAR

Yapımcılar, siz yokken de 2023’te 100 milyon seyirci hedefliyordu.

- Ama sektör ilerlemiyor, biz bunu görüyoruz. Sektör için kimse bir şey yapmıyor. Biz Mars olarak Güney Koreli yapımcı buraya geldiği zaman bu sektörü nasıl geliştirebiliriz diye baktık. Doğu’ya neden sinema açıyoruz, oradan kâr mı ediyoruz? Hayır, hiçbir kârımız yok. Ama orada bir potansiyel var. Bu insanları sinemaya alıştırırsan, belki 5 yıl sonra bunun bir dönüşü olacak. Yapımcı “Benim gelirim artmıyor” diyor. Ben gelirimi düşünmüyorum, herkesin biraz fedakarlık yapması gerekiyor. Ben Doğu’ya sinema salonu açmasam, onun filmini kim izleyecek? Herkes şapkasını önüne alıp bir düşünsün...

Siz şimdi “Cem Yılmaz olmazsa başka Cem Yılmaz’lar mı çıkar” mı diyorsunuz?

- Tabii ki de çıkar. Fırsat verilen her yetenek çıkabilir. Biz Mars olarak 2018 yılında yapımcılara film çekebilsin diye 26 milyon lira finansman destek verdik.

Genç yapımcılara mı destek oldunuz?

- Genç diye ayrım yapmadık, tüm film yapmak isteyenlere verdik.

Nasıl veriyorsunuz bunu?

- Nakit olarak veriyoruz.

Filmlere mi ortak mı oluyorsunuz?

- Ortaklık değil. “Biz bu parayı veriyoruz, sen filmi çek, sonra zaten gişeden geri ödenir” diyoruz.

MAHSUN KIRMIZIGÜL ŞİKAYET EDİYOR AMA ONA DA PARA DESTEĞİ VERDİK

Hangi filmler var para desteği verdiğiniz?

- Mesela “Müslüm” var... Dağıtım yaptığımız bütün filmlere bu avansı veriyoruz. Mahsun Kırmızıgül şikayet ediyor ama “Mucize”ye verilen para da bir destek.

Ne kadar destek verdiniz?

- Onu söylemeyeyim şimdi. Ama toplamda yıl boyunca 26 milyon liralık bir desteğimiz var. 

REKLAM GELiRi DÜŞERSE BiLET FiYATI ZAMLANIR

  Reklam sürelerinin yasada 10 dakikaya indirilmesi, sizin için yapımcıların boykot tavrından daha önemli galiba.

- Bizim kimseyi önemsememe gibi durumumuz olamaz. Sadece kararlarına saygı duyuyoruz. Ama reklam meselesi bizim için daha önemli. Çünkü reklam geliri, benim kârımın yüzde 75’i... Üstelik ben bu kârı Türkiye’ye geri yatıyorum. Bu parayla IMAX teknolojisi olan konforlu salonlar açıyorum. Ama reklam süresinin kısaltılması benim kârımı çok ciddi oranda azaltır. Bu yatırımların durmasına sebebiyet verir.

Yeni yasada reklam sürelerinin 30 dakika kalması için Ankara’da kulis yapıyormuşsunuz...

- Kulis doğru kelime mi bilmiyorum ama derdimizi anlatmak için elimizden geleni yapıyoruz. Ayrıca reklam süreleri 30 değil 21 dakika.

Diyelim ki yasalaştı ve süre 10 dakikaya indi. Bu bilet fiyatının 40 liraya çıkması mı demek?

- Bilet fiyatlarına tabii bir yansıma olacaktır, tüketici de bundan zarar görür. Büfeden ve bilet fiyatından bizim kârımız yüzde 25. Bu bir sinema operatörü için çok döndürülebilecek bir oran değil. Asıl gelir kaynağı reklam.

X

1 Haziran’da açılacaksa, 3 Temmuz’da kapansın

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam Ahmet Hakan’ın programında, gidişata göre okulların 1 Haziran’da açılabileceğini söyledi.

Dün de yazdım ben bu konuyu...
2 haftalığına okul açmanın kimseye bir faydası yok.
Çocukların hazırlığı, okula adaptasyonu derken iki hafta bitecek zaten.
Bu sürede de hiçbir şey öğrenmeyecekler ve virüs konusunda gereksiz bir risk alınmış olacak.
“WhatsApp Anneleri” gruplarından da biliyorum, “2 haftalık okula çocuk göndermem” diyen veli sayısı hiç az değil...
O yüzden bu yılı zorlamanın anlamı yok, artık oturmaya başlayan uzaktan eğitim 19 Haziran’a kadar uzamalı ve öylece okullar kapanmalı.
İlla çocuklar eğitimde geri kaldı diyerek okulları açmayı düşünüyorsak benim bir önerim var...

Yazının Devamını Oku

Virüsün iyi yanı

Koronavirüsle ilgili duyduğum en iyi haber bu oldu:11 Mart-27 Nisan arasında 24 kadın cinayete kurban gitmiş..


Geçen yıl aynı tarihlerde bu rakam 44’tü...
Neredeyse yarı yarıya azalmış.
Oysa tam tersi aynı eve kapandıkları için çiftler arasında tartışmaların, boşanmaların, kavgaların daha fazla olması beklenirdi...
Vuhan’da karantina sonrası boşanmaların arttığını biliyoruz.
Belki de bu kendine güvensiz, kadını dövmeyi, öldürmeyi namus meselesi sayan katillerin en büyük derdi kadının dışarıda olması...
Eve kapanıp dışarı adım atmadığı sürece belki de o yere batasıca kıskançlıkları hortlamıyor, kadının dört duvar arasında yaşamasından memnun oluyorlar...

Yazının Devamını Oku

Müdavim hareketi

Virüs nedeniyle kapanan restoranlar, kafeler için dünyada başlayan dayanışma hareketinin bir benzeri bizde de başladı. Adı: Müdavim Hareketi...


Gittiğiniz, sevdiğiniz restoranlar için 50, 100, 200, 400 lira ödeyerek yüzde 25 indirim sağlayan bir çek alıyorsunuz... Restoran açıldığında da gidip o çeki kullanıyorsunuz...
Aslında karantina sonrası yiyeceğiniz yemeğin parasını bugünden peşin ödüyorsunuz.
Ekonomik sıkıntı yaşayan sevdiğiniz mekanlara destek olmak amacıyla...
Restoranlar, kafeler 1,5 aydır kapalı, haziran ortası açılabilirse 3 ay kepenk indirmiş olacaklar...
3 ay boyunca hiç gelir elde etmeden kira ödemek, personel çıkartmamaya çalışmak, ayakta kalabilmek benim diyen işletme için bile kolay bir şey değil.
O yüzden bu sosyal sorumluluk hareketi önemli.

Yazının Devamını Oku

Marvel’in müzikleri

Ben atlamışım, bir Türk kadın müzisyenin Captain Marvel’ın müziklerini yaptığını bilmiyordum. Geçen akşam filmi izlerken sonunda, “Müzik: Pınar Toprak” imzasını görünce şaşırdım. Hemen kimdir diye baktım...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı bitirdikten sonra çok az İngilizce bilmesine rağmen 17 yaşında Amerika’ya gitmiş. Önce Chicago’da caz, ardından Boston’da dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu’nda okumuş.
Orada film müzikleri yapmayı öğrenmiş. Geçen yıl 8 Mart’ta Captain Marvel vizyona girdiğinde, Türk basınında da haberleri çıkmış Pınar Toprak’ın... O dönem Variety dergisine de röportaj vermiş.
Dedim ya ben kaçırmışım, Captain Marvel’ın sonunda imzasını görünce keşfettim ve bir Türk kadınının başarısı filmin kendisinden daha mutlu etti beni...

Tüp... Yallah... Yemek vs...
◊ Hastaları vefat ettiği için yoğun bakıma dalan, sağlık personeline tüple saldıran kendini bilmez hasta yakınları bakalım ne ceza alacak?
12 gün önce Meclis’ten geçen ve cezaları yarı oranında artıran sağlıkta şiddet düzenlemesinin ilk sonucunu göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

İstanbul budur işte

Andrea Bocelli’nin Milano Duomo’dan verdiği konseri, dünyaca ünlü sanatçıların evlerinden seslendikleri “One World: Together At Home” konserini geçen hafta çok yazdık, çizdik...


23 Nisan akşamında bir konser de bizde vardı...
7 Tepenin Şehri İstanbul’dan 7 Kıtaya adıyla yayınlandı.
Ben Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın YouTube hesabından yayınlanacağını sanıyordum konserin.
Meğer pek çok kanal yayınlamış, evde o saatte TV açık olmadığından farkında değilim, saat tam 19.00’da YouTube’u açtım o yüzden...
Ayasofya önünde ney sanatçısı Yavuz Akalın’la başladı konser...
Drone’larla çekilmiş tarihi yarım adanın görüntülerine müthiş bir ney sesi eşlik ediyor...

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya

Merak ediyorum, neden Almanya’nın ölüm rakamları tartışılmıyor da Türkiye’nin tartışılıyor?


New York Times neden Almanya’yı değil de, Türkiye’yi mercek altına almaya kalkıyor?
Oysa Avrupa’da koronavirüs salgınını başarıyla yürüten iki ülke var... Biri Almanya, diğeri Türkiye.
Almanya’da 150 bini geçti vaka sayısı, 5 bin 500 kayıp var.
Türkiye’de 100 bine yaklaştı vaka sayısı, 2 bin 500’e yakın kayıp var. Bu iki ülkede vaka sayısıyla vefatlar arasında çok ciddi bir makas var.
Demek ki olabiliyormuş.
Bizde ilk vaka sayısının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana 6 hafta geçti, 7’nci haftanın içindeyiz.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar da çıkmalı...

Dün 65 yaş üstü insanımıza hafta sonu birkaç saat de olsa dışarıya çıkma izni verilmesi gerektiğini yazdım, “eve kapanmaktan hastalanacaklar” diyerek...Pek çok okur destek verdi bu öneriye...


Cumartesi- pazar 08.00-12.00 arası sadece 65 yaş üstü sokağa çıksa inanın hepsine büyük moral olur.
Sadece yaşlılar değil düşünmemiz gereken bir de çocuklar var... Geçen gün 5 yaşındaki oğlum uzaktan eğitim sırasında sınıf arkadaşıyla konuşuyordu; “Delireceğiz oğlum evde oturmaktan” diyorlardı birbirlerine...
Şaka yapmıyorum 5 yaşındaki çocuklar bunu konuşuyordu.
Avrupa’nın en ağır faturasını ödeyen ülkelerinden İspanya, çocuklara “temiz hava izni” verme kararı aldı. 18 Mart’tan bu yana karantina altında olan 8 milyon çocuğa konan yasak 27 Nisan’dan itibaren temiz hava alabilmeleri için gevşetilecek.
Birçok çocuğun 40-50 metrekare evlerden haftalardır çıkmadığını söyledi İspanya Başbakanı...
Bizde de durum farklı değil...

Yazının Devamını Oku

65 yaş üstü hafta sonu sokağa çıksın

Yaşlılar haftalardır evde. Bakmayın güneşi gördüğünde kendini meydanlara, banklara atan üç-beş kişiye. Milyonlarca yaşı ilerlemiş insanımız uzun süredir dört duvar arasında yaşıyor.


Kendi annemden, etrafımdaki yaşı ilerlemiş insanlardan biliyorum.
Evde oturmaktan hasta olacaklar artık.
Moralleri bozuldu, torun torba etraflarında değil, yürüyüşe çıkamıyorlar, çıkıp temiz bir hava alamıyorlar.
Sürekli kapalı bir evde bağışıklık sistemleri zayıflamaya başladı.
En ufak bir mikroba karşı vücutları direnç göstermeyecek artık...
Unutmayın herkesin evi bahçeli, balkonlu, salon salamanje değil.

Yazının Devamını Oku

Belki de maçları böyle izleyeceğiz

Bu haber tam 6 yıl önce çıkmıştı...



Güney Koreli The Hanwha Eagles adlı bir beyzbol takımı seyirci sayısını artırmak için stadyuma robot taraftarlar yerleştirmişti.
Taraftar stadyuma gitmeden akıllı telefonları sayesinde bu robotlardan birini kontrol ediyor ve stattaymış gibi karşılaşmayı robotun gözünden izliyor.
Evinde oturan seyirci robotlara tezahürat yaptırıyor, hatta elindeki dijital pankartları kaldırtıp, şarkılar bile söyletebiliyor.
Her robotun yüzündeki dijital ekrana da evinde oturan seyircinin görüntüsü yansıtılıyor.
Güney Kore beyzbol takımı bu formülü seyirci ve gelir sayısını artırmak için 6 yıl önce bulduğunda ortada virüs falan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Neymar bile ağladı, ben hâlâ ağlamadım

“7. Koğuştaki Mucize”, geçen yılın en başarılı filmiydi... 5 milyon 316 bin gişe yaptı, Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğu çok konuşuldu...


Seyreden herkesi hüngür hüngür ağlatan bir baba-kız hikayesi;
Haksız yere hapsedilen Memo ve
7 kışındaki kızı Ova’nın...
Şu sıralar farklı dijital platformlarda tavsiye olarak önüme düşüyor film. Belli ki PSG’nin dünyaca ünlü futbolcusu Neymar’ın da önüne düşmüş ve açıp izlemiş “7. Koğuştaki Mucize”yi...
Daha sonra da sosyal medyasından, “Çocuğu olanlar bu filmi izledikten sonraki duygumu daha iyi anlar. İnanılmaz güzel bir film, izlerken çocuklar gibi hüngür hüngür ağladım” paylaşımını yaptı.
137 milyon takipçisi var Neymar’ın... Türk yapımlarının dünyada gücünü ve etkisini göstermek açısından çok önemli bir nokta bu...

Yazının Devamını Oku

Tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılara çağrım var

Lady Gaga bu cumartesi akşamı (18 Nisan) sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla "One World: Together at Home” adında YouTube üzerinden bir konser düzenliyor. Konseri Jimmy Fallon, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert sunacak.


Paul McCartney’den
Stevie Wonder’a birçok ismin şarkılarını seslendireceği
konsere David Beckham, John Legend, Kerry
Washington, Priyanka Chopra Jonas gibi ünlü isimler de katılacak.
Ve burada amaç bir bağış toplamak değil. Sadece eğlenmek, sağlık çalışanlarına moral vermek. Bizde de sağlık çalışanlarımız için bir YouTube konseri neden olmasın?
İlk akla gelen tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılar moral gecesi düzenlemeliler.

Yazının Devamını Oku

Sokağa çıkma yasağında İstanbul

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı çok doğru bir karardı, 25 gün önce bu köşede önerdiğim bir konuydu bu...

Cuma akşamı yaşanan izdihamın önüne geçilecek tedbirler alınmalıydı meselesi, zaten hepimizin ortak düşüncesiydi...

Cumartesi evden çıkmadım ama pazar günü gazeteci merakıma yenilip atladım bisiklete, şehirde ne oluyor diye bir tura çıktım...

Fotoğraf çekmek, yasağa uyulup uyulmadığına bakmak için...

Cihangir’den Beyazıt’a kadar bisikletle gidip geldim, şunları gördüm;

◊ Denetimler müthişti. Yol boyunca 6 kez çevrildim, memur arkadaşların kimi tanıdı geçmeme izin verdi, kimi sarı basın kartımı görmek istedi.

Yasağa uyma oranı yüzde 100’dü. Yol boyunca toplasan 3-5 araç, sokaklarda sadece 5-10 insan gördüm.

◊ Geçmişte sayım günlerinde böyle boş olurdu İstanbul. O günlerde de ya gazeteye çalışmaya giderdim ya da sayım memuru olarak görev yapardım. Ama o zamanlar bile bu kadar yasağa uyulmazdı.

◊ Doğma büyüme İstanbulluyum, ben kenti bu kadar sessiz bu kadar boş hayatımda görmedim...

Yazının Devamını Oku

333 katlı bir hapishane

Bir hapishane düşünün 333 katlı bir gökdelen ve her katında iki mahkûm kalıyor...


Ortada 8 metreye 2 metre gibi uzunca bir masanın geçebileceği dikdörtgen bir boşluk var her katta...
Her gün en üstteki katta mükellef bir sofra hazırlanıyor; karidesler, pastalar, etler, balıklar aklınıza ne gelirse... Üstelik çok usta aşçılar tarafından.
Ve bu ancak birinci sınıf restoranlarda olabilecek mükellef masa asansör gibi en üst kattan aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Her katta 3-4 dakika duruyor en fazla... 4 dakikada ne yedin yedin, çünkü masadan yiyecek alıp saklamak yasak. Bunu yaptığın an ceza var: Bulunduğun kat hızla buz gibi soğutuluyor ya da çok sıcak hale getiriliyor.
En üstteki ilk 30 kat en şanslısı çünkü her şeyin olduğu masaya saldırıp istediklerini yeme, talan etme şansları var...
Her katta 4’er dakika dura dura gelen masada 40-50’nci kattan sonra neredeyse yiyecek hiçbir şey kalmıyor.

Yazının Devamını Oku

Gazetem kapımda

Evlere kapandığımız şu günlerde bizim grup İstanbul’daki okurlar için çok güzel bir uygulama başlattı.


“Bir Tıkla Gazeten Kapıda” uygulaması.
Biliyorsunuz Dünya Sağlık Örgütü, gazete kağıdında koronavirüs riski olmadığını açıkladı, yani gazeteyi gönül rahatlığıyla kağıttan okuyabilirsiniz.
İşte bu keyiften vazgeçmek istemeyen okurlar için Bir Tıkla Gazeten Kapıda uygulaması var.
Demirören Medya’ya bağlı Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik gazeteleri için şimdilik sadece İstanbul’daki okurlara yönelik bir uygulama bu.
Yakın zamanda Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerle kapıya teslim sistemi daha da büyüyecek.
Yakala.co ve Scooty işbirliğiyle hayata geçen bir sistem bu. Ben kendi işimi kendim yapmayı severim.

Yazının Devamını Oku

Karantina altında seks hayatımız... Eyvah libidomuz düştü!

Koronavirüsle ilgili her şeyi konuşuyoruz da, bir tek seks hayatımızı konuşmuyoruz. Sağ olsun ekrandaki birbirinden kıymetli hocalar sayesinde hepimiz birer pandemi uzmanı olduk...


Ama bugüne kadar insanların seks hayatıyla ilgili bilgi veren, bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan tek bir uzmana rastlamadım. Bir tek Ender Saraç’ın Posta’ya verdiği röportajı hatırlıyorum; “Lütfen bu dönemde tek eşli olun” diyordu.
Bu konuyla ilgili bizde yeterli bilgiyi bulamayınca yabancı kaynaklara baktım, New York Times’ın pazar sayısından aşağıdaki bilgileri derledim. İşte 15 maddede karantinadaki seks hayatımız...
1- Bunlar eşi benzeri görülmemiş dönemler olduğu için, karantina altında insanların seks hayatlarının köreldiği ya da zenginleştiği konusunda elde şimdilik yeterli veri yok.
2- Ama şu kesin: Yaşadığımız günler hiç seksi zamanlar değil...
3- İnsanlar yeni seks partnerleri bulma konusuna uzak duruyorlar. Çoğu kişi virüsle ilgili bilgilendirmelere, cinsel sorunlardan daha fazla ilgi duyuyor.
4- 2019’u libido tartışmalarıyla kapatmıştık. Can Yaman’a kötü bir haberim var: Depresyon ve anksiyete libidoyu doğrudan olumsuz etkiliyor. Kesin bilgi!

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapanlara: Emma Teyze’nin Kitabı

Emma Teyze kim? Bizim Kelebek’in zeytinyağı yazarı olan Elvan Uysal Bottoni’nin eşi sevgili Paolo’nun büyük teyzesi...


Emma Mancini, 1907’lerde kuzey ve orta İtalya’da yaşamış ve o dönem yaptığı yemeklerin tariflerini defterine not almış.
Mancini ailesinin ikinci kuşağı olan Emma Teyze’nin bu not defteri, Elvan’ın eşi Paolo’nun kız kardeşine kadar ulaşmış.
20 yıldır İtalya’da yaşayan Elvan da kucağına kadar gelen bu hazineyi değerlendirme kararı vermiş.
Ve ortaya “Emma Teyze’nin Kitabı” adlı geleneksel İtalyan yemekleri tarifinin olduğu bu kitap çıkmış...
Elvan’la neredeyse 30 yıla yakın dostluğumuz var; kendisi çok iyi zeytinyağı, şarap, peynir ve bal tadımcısıdır.
Bu İtalyan mutfağı ve yemekleri üzerine yazdığı 6’ncı kitabı...

Yazının Devamını Oku

Neden para ödüyorum?

Tartışma sadece bizde değil, dünyada da yaşanıyor.


Şu sıralar dünyada herkesin sorduğu soru aynı: Neden almadığım hizmete para ödüyorum?
Hafta sonu New York Times’da okudum, ESPN gibi birkaç spor kanalına aylık abone olan bir kullanıcı koronavirüsten dolayı maçların oynanmadığını ve ödediği ücretin geri verilmesini istemiş.
ESPN de nanik yapmış ona. Geçen hafta ben de bizim özel okulları ve anaokullarını yazmıştım.
Uzaktan eğitim için normal eğitim ücreti almaya devam etmeleri doğru mu?
Okul binalarında hiçbir şeyden değilse ısıtma, elektrik, su, temizlik gibi pek çok giderden kurtuldu özel okullar.
Bunu neden ücretlere yansıtmıyorlar?

Yazının Devamını Oku

Radyoculara iyi bir haberim var

Media Liven 26-31 Mart tarihleri arasında 15.328 kişiyle radyo dinlenmesi üzerine bir araştırma yaptı.


Söz konusu tarih hepimizin evlerine kapandığı karantina tarihleri...
Açıkçası evde daha çok televizyon izlendiği, insanların araçlarına binmediği için radyo dinleme sürelerinin azaldığını düşünüyordum ben...
Radyocu meslektaşlarıma güzel haberi vereyim, meğer tam tersiymiş...
Korona günlerinde radyo dinleme süreleri artmış...
Ankete katılanların yarıya yakını, 7212 kişi her gün radyo dinlediğini söylemiş...
Her gün 1-2 saat dinleyenlerin sayısı 3804, 4 saatten fazla dinleyenlerin sayısı 3586...

Yazının Devamını Oku

Yanlış yapan ünlüler

.

Serdar Ortaç
“Bir çay demleyenim bile yok” diyerek taksi durağını ziyarete gitti, taksicilerle çay içip sohbet etti.
Üstelik maske takmayan taksici “Acı patlıcanı kırağı çalmaz” dedi.
Anlaşılan o ki; sevgili Serdar’ın ne izolasyondan ne de sosyal mesafeden haberi var.

Nasuh Mahruki-Coşkun Aral
Nasuh Mahruki, Silivri-Durusu’da açacağı Doğada Liderlik Okulu’ndaki son hazırlıkları ailesiyle birlikte hafta sonu denetledi.

Yazının Devamını Oku

Zombiler de gerçek olacak mı?

2013’te Cannes Film Festivali’nde Brad Pitt’in “World War Z” filminin tanıtımındaydım... (O zamanlar uçağa biniyoruz ey sevgili okur, yurtdışına festivallere, maçlara, tatillere gittiğimiz yıllar, ne günlerdi be!)


O yıl Cannes’ın ağır topu Brad Pitt’ti, her yer “World War Z” afişleriyle doluydu.
Şu sıralar sürekli virüs, pandemi yapımları izliyoruz ya, geçen akşam “World War Z” önüme düşünce, “Cannes yılları nostaljisi yaparım” diyerek satın aldım filmi...
Film aman aman bir şey değil, yaşayan ölüler, zombiler hikayesi...
Güney Kore’de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getiriyor.
Her zombi filminde olduğu gibi burada da yaşayan ölüler, yeni hücrelere ihtiyaç duyduğu için kontrolsüzce sağlıklı insanlara saldırıyorlar.
Filmi izlerken düşündüm; bu Hollywood yapımlarındaki her şey gerçek oluyor ya, bu zombiler de günün birinde gerçek olacak mı? Belki de bu korona belası insanlığın ilk büyük sınavı...

Yazının Devamını Oku