Ellerim arabanın altında kaldı

Babasının Hollanda’daki restoranında piyano çalarken keşfedilen ardından yaptığı cover’lar, bestelediği şarkılarla uluslararası üne kavuşan Karsu, kendi adını taşıyan dördüncü albümünü çıkardı. Albümde bulunan 12 şarkının tamamı kendisine ait olan genç şarkıcıyla aralık ayında çıkacağı Türkiye turnesi öncesi bir araya geldik. Karsu’ya “Restoranda çalmak mı daha rahat, binlerce kişilik salonlarda mı” diye sordum, ilginç bir yanıt aldım: “Binlerce kişilik salonda çalmak daha rahat aslında. Çünkü babamın restoranında aynı zamanda garsonluk da yapıyordum. Piyano başına geçtiğim zaman bazen “A masa üçün ayranını unuttum” diye aklıma geliyordu.”

Ellerim arabanın altında kaldı
Fotoğraf: Murat ŞAKA

Kendi adını taşıyan yeni albümünü çıkardın... Albümüne neden Karsu adını verdin?

- Bu dönemde herkes kendini güzel göstermek istiyor. Sosyal medyada filtreler kullanıyoruz. Başkalarının ne dediği ile, hayatı ile çok ilgileniyoruz. Bu albümümde ‘Başkalarının ne yaptığı ile ilgilenme kendin ol, kendi yolunu takip et’ mesajı vermek istedim. O yüzden kendi ismimi koydum. Herkes kendisi olmalı.

Albümün çıkış noktası neydi?

- Dediğim gibi şu dönemde herkes hayatta ne yapması gerektiğini bulmaya çalışıyor. Özgüven arayışı, dışarıya hayatının ne kadar güzel olduğunu kanıtlama çabası var... Bu albüm o arayışı anlatıyor.

Albümdeki tüm şarkılar sana mı ait?

- İngilizce şarkıları ben yazdım, Türkçe şarkıları da Gunzo Revessi ile beraber yazdık. Müzikleri ise Jacob Lucas ile birlikte yaptık.

Yazdığın şarkı sözleri derin manalar içeriyor. Derdi olan sözlerin var... Oysa Türkçe pop şarkılarının sözleri daha yüzeysel. Nasıl değerlendiriyorsun bu durumu?

- Şarkı değerli bir şey... İnsanların evlerine ve kalplerine giriyor. Dinleyicinin bana ayırdığı o 3-5 dakikayı değerlendirmem gerek. Onun için şarkıda bir mesaj, bir anlam vermem lazım. Tabii kafa rahatlatacak şarkılara da gerek var ama ben istiyorum ki şarkılarımda hayata dair konular olsun.

Bu albümü hazırlarken nelerden ilham aldın?

- Kendi hayatımdan... Ben hem Hollanda hem Türk kültürü ile büyüdüm. Annem ve babam, bana iki kültüründe iyi yönlerini verdi. Mesela, Türkiye’de çok fazla sosyal baskı var. Herkes, “neredesin”, “ne yapıyorsun” diye birbirine hesap soruyor. Albümdeki “Sanane” şarkısı bu konuya değiniyor. 10 sene önce büyük bir kaza geçirdim. Herkes o kazada öldüğümü düşünmüş. “Siyah” adlı şarkım da ölüm hakkında. Hayatının sonuna geldiğin an geriye dönüp bakınca yaptıklarından mutlu musun? Yoksa pişman mısın? diye soruyorum. Ben istiyorum ki hayatımın sonu geldiğinde yaptıklarıma mutlu şekilde bakayım.

Nasıl bir kaza geçirdin?

- Düğünümüz vardı. Darbukamı alıp düğün konvoyuna katılmak istedim. Arabamla eve giderken telefon çaldı, ona bakarken ağaç karşıma çıktı. Benim hatam değildi, ağaç yolun ortasında duruyordu. (Gülüyor) Ağaca çarptım, arabam takla attı.

Tedavi süreci uzun sürdü mü?

- Hayır, şanslıydım. Ellerim arabanın altında kaldı... Ellerimden ameliyat oldum, dikiş atıldı.

Enstrüman çalıyorsun, korkmadın mı ellerinde hasar kalmasından?

- Hayır, annem ve babam çok destek oldu. Konservatuvara alınmadığım zaman da bana çok güç verdiler. Annem, “Tamam ağlayabilirsin, istersen 1 hafta ağla. Ama sonra o negatif şeyi pozitife dönüştür” demişti. Belki o bana böyle destek vermemiş olsaydı, konservatuvara alınmadığım için tüm müzik kariyerimi yok edebilirdim. Kaza geçirince de “hemen arabaya binmem lazım” dedim. Çünkü araba korkusu istemiyordum. Şimdi canavar gibi sürüyorum.

Konservatuvara giremedin mi?

- Giremedim...

Konservatuvara alınmayınca ne hissettin?

- Ben müziğe babamın restoranında başladım, hedefim müzisyen olmak değildi. Çocuk psikoloğu olacaktım. Restoranda 6 sene garson olarak çalıştım, hafta sonu piyano çalıyordum. O zaman restorana birçok plak ve müzik şirketi gelmişti. 2006 yılında Hollanda Amerika elçiliği bursu ile Rhoad Island University’de World Athlete Artist Games’e devam edip klasik şan eğitimi aldım. Daha sonra The Netherlands American Community Trust Foundation tarafından genç sanatçılar arasından seçilerek New York Carnegie Hall’de konser verdim. Henüz 19 yaşımdaydım.

O zaman kendime dedim ki, “Ben sormadan bana bu kadar şans veriliyor. Bunları değerlendirmem lazım ve bir deneyim” dedim. Halen o deneme içindeyim. Benim hiçbir zaman bir numara olmak gibi hedefim olmadı, halen de yok. Hedefim iyi bir müzisyen olmak.

Ellerim arabanın altında kaldı

20 kişiye çalmak benim için daha heyecanlı

◊ Babanın restoranında piyona çalarken şimdi binlerce kişilik salonlarda konser veriyorsun. Heyecan aynı heyecan mı?
- Benim için 20 kişiye çalmak daha heyecanlı çünkü öyle seyirci ile daha yakın oluyoruz. Restoranda çalarken babam eline mikrofonu alıp beni anons ederdi, çok utanırdım. Şimdi bile bazen sahneye çıktığımda iki adım geri gidiyorum, çünkü halen beni dinlemeye bu kadar çok kişi geldiğine inanamıyorum. Zaman ayırıp, bilet alıp konserime gelen binlerce kişiye minettarım.

◊ Restoranda çalmak mı daha rahat, binlerce kişilik salonlarda mı peki?

- Binlerce kişilik salonda çalmak daha rahat aslında. Çünkü babamın restoranında aynı zamanda garsonluk da yapıyordum. Piyano başına geçtiğim zaman bazen “A masa üçün ayranını unuttum” diye aklıma geliyordu. (Gülüyor)

◊ Babanın restoranı duruyor mu hâlâ?

- Yok birkaç ay önce sattık.

◊ Neden?

- Babam yoruldu artık...

O şarkı, bana Türkçe albüm yapmak için özgüven verdi

◊ Kaç kardeşsiniz?
- 2.

◊ Kardeşin ne iş yapıyor?
- O grafik tasarım okudu. Ama şu anda yüzme öğretmeni olacak.

◊ Evde Hollandaca mı konuşuluyordu?
- Evet, daha çok Hollandaca...

◊ Artık daha mı fazla Türkiye’ye gidip geleceksin?
- İş oldukça geleceğim. Yeni albümde daha çok Türkçe şarkılar yaptım. Bir önceki albümde “Bırak Beni Böyle” ile Türkçe şarkı yapmayı denedim... O çok güzel oldu, dizilerde de kullanıldı. O şarkı bana Türkçe albüm yapmak için özgüven verdi. Daha fazla Türkçe şarkı yapmak benim Türkiye’den daha fazla dinleyiciye ulaşmamı sağlayacak.

◊ Albümde kaç şarkı Türkçe, karşı şarkı İngilizce?
- 6’ya 6...

Annem ve babam kökenlerimi unutmayayım diye bana Karsu adını koymuş

◊ Ailenin müzisyen olmanda desteği büyük değil mi?
- Evet, çok destek verdiler.

◊ Hatay’ın Karsu ilçesi babanın memleketi mi?

- Hem annemin hem babamın...

◊ Adını aldığın memleketine hiç gittin mi?

- Annem ve babam bu ismi kökenlerimi unutmamam için bana vermişler. Her sene Karsu’ya giderdik. 2-3 hafta köyde kalırdık.

◊ Hataylı olmandan dolayı galiba böyle yemek yemeye düşkünsün?

- Evet... Bir de babam dışında amcalarım ve dayılarımın da restoranları vardı. Okuldan sonra annem bizi restorana götürürdü. Küçük bir kızken hatıralarımda hep mutfakta olduğum aklıma geliyor.

Ailemin bana piyano almak için vazgeçtiği arabayı hediye edeceğim

◊ Bir konserinde “Her gün zor bir Türkçe kelime öğrenmeye çalışıyorum” demiştin. En son öğrendiğin Türkçe zor kelime ne?
- Muvafakatname.

◊ Kaç dil biliyorsun?

-Hollandaca, İngilizce, Türkçe bir de Almanca.

◊ Ailenin sana piyano almak için vazgeçtiği arabayı yıllar sonra onlara hediye ettin mi?

- Alacağım haberleri yok. Sürpriz olsun.

◊ İleride Türkiye’ye yaşamak ister misin?

- Hayır. Amsterdam’da şehrin tam merkezinde oturuyorum. 200 metrekare bahçem bile var.

◊ Ekip biçiyor musun?

- Evet, hatta komşular kabağımı çaldılar. (Gülüyor)

Hiç ırkçılıkla karşılaşmadım

◊ Hollanda’da son dönemde gurbetçilere karşı ırkçı tutum arttı... Orada bir gurbetçi kızı olarak bu başarıları elde ederken zorluk çekiyor musun?
- Yok. Amsterdam’da doğup büyüdüm. Amsterdam’da yüzde 60’dan daha fazla etnik kültür var. Benim Ganalı da Afganlı da arkadaşım var. Nereye gitsem beni sevdiler, hayatımda hiç ırkçılık yaşamadım. Tabii bazen önyargılar olabiliyor.

◊ Ne gibi önyargılar?

- Annem mesela çok iyi Hollandaca konuşur, öğrenciyken okulda bir proje verdiler. Proje yazımı gören öğretmen benim yazdığıma inanmadı. “Bu çok iyi yazılmış, bir Türk kızı olarak bunu yazamazsın” dedi. Ondan sonra durumu anlattım, “Biz evde sadece Hollandaca konuşuyoruz” diye de öyle puanımı yükseltti. Sadece bu tarz önyargılar oluyor ama ‘sen Türksün’ diye ırkçılık yapılmıyor.

◊ O zaman neden bu kadar ırkçı ve sağ politika yükseliyor?

- Dünyada kim daha çok bağırıyorsa herkes onu dinliyor. Ama inanıyorum ki insanlar bunu yavaş yavaş değiştirecek. Mesela me too hareketiyle, kadınlar şu an güçleniyor. Hollanda’da bu böyle oluyor. Kadınlar artık işyerlerinde daha yüksek pozisyondalar.

Her yerde yemek yiyeceğim

◊ Türkiye turnesi çıkacaksın, heyecanlı mısın?
- Evet, turnem aralık ayında başlayacak. Evden çıkıp ilk defa 3 hafta Türkiye’de olacağım. Her yerde yemek yiyeceğim, planım bu. (Gülüyor)

◊ Türkiye’de ilk defa mı bu kadar kapsamlı konser vereceksin?

- Evet... 17 günde 14 konser... İstanbul, Samsun, Trabzon, Eskişehir, Denizli, Konya, Mersin, Adana, Gaziantep, Diyarbakır, Ankara, Bursa ve İzmir gideceğimiz şehirler arasında...

 

 

 

 

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

1 Haziran’da açılacaksa, 3 Temmuz’da kapansın

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam Ahmet Hakan’ın programında, gidişata göre okulların 1 Haziran’da açılabileceğini söyledi.

Dün de yazdım ben bu konuyu...
2 haftalığına okul açmanın kimseye bir faydası yok.
Çocukların hazırlığı, okula adaptasyonu derken iki hafta bitecek zaten.
Bu sürede de hiçbir şey öğrenmeyecekler ve virüs konusunda gereksiz bir risk alınmış olacak.
“WhatsApp Anneleri” gruplarından da biliyorum, “2 haftalık okula çocuk göndermem” diyen veli sayısı hiç az değil...
O yüzden bu yılı zorlamanın anlamı yok, artık oturmaya başlayan uzaktan eğitim 19 Haziran’a kadar uzamalı ve öylece okullar kapanmalı.
İlla çocuklar eğitimde geri kaldı diyerek okulları açmayı düşünüyorsak benim bir önerim var...

Yazının Devamını Oku

Virüsün iyi yanı

Koronavirüsle ilgili duyduğum en iyi haber bu oldu:11 Mart-27 Nisan arasında 24 kadın cinayete kurban gitmiş..


Geçen yıl aynı tarihlerde bu rakam 44’tü...
Neredeyse yarı yarıya azalmış.
Oysa tam tersi aynı eve kapandıkları için çiftler arasında tartışmaların, boşanmaların, kavgaların daha fazla olması beklenirdi...
Vuhan’da karantina sonrası boşanmaların arttığını biliyoruz.
Belki de bu kendine güvensiz, kadını dövmeyi, öldürmeyi namus meselesi sayan katillerin en büyük derdi kadının dışarıda olması...
Eve kapanıp dışarı adım atmadığı sürece belki de o yere batasıca kıskançlıkları hortlamıyor, kadının dört duvar arasında yaşamasından memnun oluyorlar...

Yazının Devamını Oku

Müdavim hareketi

Virüs nedeniyle kapanan restoranlar, kafeler için dünyada başlayan dayanışma hareketinin bir benzeri bizde de başladı. Adı: Müdavim Hareketi...


Gittiğiniz, sevdiğiniz restoranlar için 50, 100, 200, 400 lira ödeyerek yüzde 25 indirim sağlayan bir çek alıyorsunuz... Restoran açıldığında da gidip o çeki kullanıyorsunuz...
Aslında karantina sonrası yiyeceğiniz yemeğin parasını bugünden peşin ödüyorsunuz.
Ekonomik sıkıntı yaşayan sevdiğiniz mekanlara destek olmak amacıyla...
Restoranlar, kafeler 1,5 aydır kapalı, haziran ortası açılabilirse 3 ay kepenk indirmiş olacaklar...
3 ay boyunca hiç gelir elde etmeden kira ödemek, personel çıkartmamaya çalışmak, ayakta kalabilmek benim diyen işletme için bile kolay bir şey değil.
O yüzden bu sosyal sorumluluk hareketi önemli.

Yazının Devamını Oku

Marvel’in müzikleri

Ben atlamışım, bir Türk kadın müzisyenin Captain Marvel’ın müziklerini yaptığını bilmiyordum. Geçen akşam filmi izlerken sonunda, “Müzik: Pınar Toprak” imzasını görünce şaşırdım. Hemen kimdir diye baktım...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı bitirdikten sonra çok az İngilizce bilmesine rağmen 17 yaşında Amerika’ya gitmiş. Önce Chicago’da caz, ardından Boston’da dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu’nda okumuş.
Orada film müzikleri yapmayı öğrenmiş. Geçen yıl 8 Mart’ta Captain Marvel vizyona girdiğinde, Türk basınında da haberleri çıkmış Pınar Toprak’ın... O dönem Variety dergisine de röportaj vermiş.
Dedim ya ben kaçırmışım, Captain Marvel’ın sonunda imzasını görünce keşfettim ve bir Türk kadınının başarısı filmin kendisinden daha mutlu etti beni...

Tüp... Yallah... Yemek vs...
◊ Hastaları vefat ettiği için yoğun bakıma dalan, sağlık personeline tüple saldıran kendini bilmez hasta yakınları bakalım ne ceza alacak?
12 gün önce Meclis’ten geçen ve cezaları yarı oranında artıran sağlıkta şiddet düzenlemesinin ilk sonucunu göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

İstanbul budur işte

Andrea Bocelli’nin Milano Duomo’dan verdiği konseri, dünyaca ünlü sanatçıların evlerinden seslendikleri “One World: Together At Home” konserini geçen hafta çok yazdık, çizdik...


23 Nisan akşamında bir konser de bizde vardı...
7 Tepenin Şehri İstanbul’dan 7 Kıtaya adıyla yayınlandı.
Ben Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın YouTube hesabından yayınlanacağını sanıyordum konserin.
Meğer pek çok kanal yayınlamış, evde o saatte TV açık olmadığından farkında değilim, saat tam 19.00’da YouTube’u açtım o yüzden...
Ayasofya önünde ney sanatçısı Yavuz Akalın’la başladı konser...
Drone’larla çekilmiş tarihi yarım adanın görüntülerine müthiş bir ney sesi eşlik ediyor...

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya

Merak ediyorum, neden Almanya’nın ölüm rakamları tartışılmıyor da Türkiye’nin tartışılıyor?


New York Times neden Almanya’yı değil de, Türkiye’yi mercek altına almaya kalkıyor?
Oysa Avrupa’da koronavirüs salgınını başarıyla yürüten iki ülke var... Biri Almanya, diğeri Türkiye.
Almanya’da 150 bini geçti vaka sayısı, 5 bin 500 kayıp var.
Türkiye’de 100 bine yaklaştı vaka sayısı, 2 bin 500’e yakın kayıp var. Bu iki ülkede vaka sayısıyla vefatlar arasında çok ciddi bir makas var.
Demek ki olabiliyormuş.
Bizde ilk vaka sayısının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana 6 hafta geçti, 7’nci haftanın içindeyiz.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar da çıkmalı...

Dün 65 yaş üstü insanımıza hafta sonu birkaç saat de olsa dışarıya çıkma izni verilmesi gerektiğini yazdım, “eve kapanmaktan hastalanacaklar” diyerek...Pek çok okur destek verdi bu öneriye...


Cumartesi- pazar 08.00-12.00 arası sadece 65 yaş üstü sokağa çıksa inanın hepsine büyük moral olur.
Sadece yaşlılar değil düşünmemiz gereken bir de çocuklar var... Geçen gün 5 yaşındaki oğlum uzaktan eğitim sırasında sınıf arkadaşıyla konuşuyordu; “Delireceğiz oğlum evde oturmaktan” diyorlardı birbirlerine...
Şaka yapmıyorum 5 yaşındaki çocuklar bunu konuşuyordu.
Avrupa’nın en ağır faturasını ödeyen ülkelerinden İspanya, çocuklara “temiz hava izni” verme kararı aldı. 18 Mart’tan bu yana karantina altında olan 8 milyon çocuğa konan yasak 27 Nisan’dan itibaren temiz hava alabilmeleri için gevşetilecek.
Birçok çocuğun 40-50 metrekare evlerden haftalardır çıkmadığını söyledi İspanya Başbakanı...
Bizde de durum farklı değil...

Yazının Devamını Oku

65 yaş üstü hafta sonu sokağa çıksın

Yaşlılar haftalardır evde. Bakmayın güneşi gördüğünde kendini meydanlara, banklara atan üç-beş kişiye. Milyonlarca yaşı ilerlemiş insanımız uzun süredir dört duvar arasında yaşıyor.


Kendi annemden, etrafımdaki yaşı ilerlemiş insanlardan biliyorum.
Evde oturmaktan hasta olacaklar artık.
Moralleri bozuldu, torun torba etraflarında değil, yürüyüşe çıkamıyorlar, çıkıp temiz bir hava alamıyorlar.
Sürekli kapalı bir evde bağışıklık sistemleri zayıflamaya başladı.
En ufak bir mikroba karşı vücutları direnç göstermeyecek artık...
Unutmayın herkesin evi bahçeli, balkonlu, salon salamanje değil.

Yazının Devamını Oku

Belki de maçları böyle izleyeceğiz

Bu haber tam 6 yıl önce çıkmıştı...



Güney Koreli The Hanwha Eagles adlı bir beyzbol takımı seyirci sayısını artırmak için stadyuma robot taraftarlar yerleştirmişti.
Taraftar stadyuma gitmeden akıllı telefonları sayesinde bu robotlardan birini kontrol ediyor ve stattaymış gibi karşılaşmayı robotun gözünden izliyor.
Evinde oturan seyirci robotlara tezahürat yaptırıyor, hatta elindeki dijital pankartları kaldırtıp, şarkılar bile söyletebiliyor.
Her robotun yüzündeki dijital ekrana da evinde oturan seyircinin görüntüsü yansıtılıyor.
Güney Kore beyzbol takımı bu formülü seyirci ve gelir sayısını artırmak için 6 yıl önce bulduğunda ortada virüs falan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Neymar bile ağladı, ben hâlâ ağlamadım

“7. Koğuştaki Mucize”, geçen yılın en başarılı filmiydi... 5 milyon 316 bin gişe yaptı, Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğu çok konuşuldu...


Seyreden herkesi hüngür hüngür ağlatan bir baba-kız hikayesi;
Haksız yere hapsedilen Memo ve
7 kışındaki kızı Ova’nın...
Şu sıralar farklı dijital platformlarda tavsiye olarak önüme düşüyor film. Belli ki PSG’nin dünyaca ünlü futbolcusu Neymar’ın da önüne düşmüş ve açıp izlemiş “7. Koğuştaki Mucize”yi...
Daha sonra da sosyal medyasından, “Çocuğu olanlar bu filmi izledikten sonraki duygumu daha iyi anlar. İnanılmaz güzel bir film, izlerken çocuklar gibi hüngür hüngür ağladım” paylaşımını yaptı.
137 milyon takipçisi var Neymar’ın... Türk yapımlarının dünyada gücünü ve etkisini göstermek açısından çok önemli bir nokta bu...

Yazının Devamını Oku

Tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılara çağrım var

Lady Gaga bu cumartesi akşamı (18 Nisan) sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla "One World: Together at Home” adında YouTube üzerinden bir konser düzenliyor. Konseri Jimmy Fallon, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert sunacak.


Paul McCartney’den
Stevie Wonder’a birçok ismin şarkılarını seslendireceği
konsere David Beckham, John Legend, Kerry
Washington, Priyanka Chopra Jonas gibi ünlü isimler de katılacak.
Ve burada amaç bir bağış toplamak değil. Sadece eğlenmek, sağlık çalışanlarına moral vermek. Bizde de sağlık çalışanlarımız için bir YouTube konseri neden olmasın?
İlk akla gelen tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılar moral gecesi düzenlemeliler.

Yazının Devamını Oku

Sokağa çıkma yasağında İstanbul

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı çok doğru bir karardı, 25 gün önce bu köşede önerdiğim bir konuydu bu...

Cuma akşamı yaşanan izdihamın önüne geçilecek tedbirler alınmalıydı meselesi, zaten hepimizin ortak düşüncesiydi...

Cumartesi evden çıkmadım ama pazar günü gazeteci merakıma yenilip atladım bisiklete, şehirde ne oluyor diye bir tura çıktım...

Fotoğraf çekmek, yasağa uyulup uyulmadığına bakmak için...

Cihangir’den Beyazıt’a kadar bisikletle gidip geldim, şunları gördüm;

◊ Denetimler müthişti. Yol boyunca 6 kez çevrildim, memur arkadaşların kimi tanıdı geçmeme izin verdi, kimi sarı basın kartımı görmek istedi.

Yasağa uyma oranı yüzde 100’dü. Yol boyunca toplasan 3-5 araç, sokaklarda sadece 5-10 insan gördüm.

◊ Geçmişte sayım günlerinde böyle boş olurdu İstanbul. O günlerde de ya gazeteye çalışmaya giderdim ya da sayım memuru olarak görev yapardım. Ama o zamanlar bile bu kadar yasağa uyulmazdı.

◊ Doğma büyüme İstanbulluyum, ben kenti bu kadar sessiz bu kadar boş hayatımda görmedim...

Yazının Devamını Oku

333 katlı bir hapishane

Bir hapishane düşünün 333 katlı bir gökdelen ve her katında iki mahkûm kalıyor...


Ortada 8 metreye 2 metre gibi uzunca bir masanın geçebileceği dikdörtgen bir boşluk var her katta...
Her gün en üstteki katta mükellef bir sofra hazırlanıyor; karidesler, pastalar, etler, balıklar aklınıza ne gelirse... Üstelik çok usta aşçılar tarafından.
Ve bu ancak birinci sınıf restoranlarda olabilecek mükellef masa asansör gibi en üst kattan aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Her katta 3-4 dakika duruyor en fazla... 4 dakikada ne yedin yedin, çünkü masadan yiyecek alıp saklamak yasak. Bunu yaptığın an ceza var: Bulunduğun kat hızla buz gibi soğutuluyor ya da çok sıcak hale getiriliyor.
En üstteki ilk 30 kat en şanslısı çünkü her şeyin olduğu masaya saldırıp istediklerini yeme, talan etme şansları var...
Her katta 4’er dakika dura dura gelen masada 40-50’nci kattan sonra neredeyse yiyecek hiçbir şey kalmıyor.

Yazının Devamını Oku

Gazetem kapımda

Evlere kapandığımız şu günlerde bizim grup İstanbul’daki okurlar için çok güzel bir uygulama başlattı.


“Bir Tıkla Gazeten Kapıda” uygulaması.
Biliyorsunuz Dünya Sağlık Örgütü, gazete kağıdında koronavirüs riski olmadığını açıkladı, yani gazeteyi gönül rahatlığıyla kağıttan okuyabilirsiniz.
İşte bu keyiften vazgeçmek istemeyen okurlar için Bir Tıkla Gazeten Kapıda uygulaması var.
Demirören Medya’ya bağlı Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik gazeteleri için şimdilik sadece İstanbul’daki okurlara yönelik bir uygulama bu.
Yakın zamanda Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerle kapıya teslim sistemi daha da büyüyecek.
Yakala.co ve Scooty işbirliğiyle hayata geçen bir sistem bu. Ben kendi işimi kendim yapmayı severim.

Yazının Devamını Oku

Karantina altında seks hayatımız... Eyvah libidomuz düştü!

Koronavirüsle ilgili her şeyi konuşuyoruz da, bir tek seks hayatımızı konuşmuyoruz. Sağ olsun ekrandaki birbirinden kıymetli hocalar sayesinde hepimiz birer pandemi uzmanı olduk...


Ama bugüne kadar insanların seks hayatıyla ilgili bilgi veren, bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan tek bir uzmana rastlamadım. Bir tek Ender Saraç’ın Posta’ya verdiği röportajı hatırlıyorum; “Lütfen bu dönemde tek eşli olun” diyordu.
Bu konuyla ilgili bizde yeterli bilgiyi bulamayınca yabancı kaynaklara baktım, New York Times’ın pazar sayısından aşağıdaki bilgileri derledim. İşte 15 maddede karantinadaki seks hayatımız...
1- Bunlar eşi benzeri görülmemiş dönemler olduğu için, karantina altında insanların seks hayatlarının köreldiği ya da zenginleştiği konusunda elde şimdilik yeterli veri yok.
2- Ama şu kesin: Yaşadığımız günler hiç seksi zamanlar değil...
3- İnsanlar yeni seks partnerleri bulma konusuna uzak duruyorlar. Çoğu kişi virüsle ilgili bilgilendirmelere, cinsel sorunlardan daha fazla ilgi duyuyor.
4- 2019’u libido tartışmalarıyla kapatmıştık. Can Yaman’a kötü bir haberim var: Depresyon ve anksiyete libidoyu doğrudan olumsuz etkiliyor. Kesin bilgi!

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapanlara: Emma Teyze’nin Kitabı

Emma Teyze kim? Bizim Kelebek’in zeytinyağı yazarı olan Elvan Uysal Bottoni’nin eşi sevgili Paolo’nun büyük teyzesi...


Emma Mancini, 1907’lerde kuzey ve orta İtalya’da yaşamış ve o dönem yaptığı yemeklerin tariflerini defterine not almış.
Mancini ailesinin ikinci kuşağı olan Emma Teyze’nin bu not defteri, Elvan’ın eşi Paolo’nun kız kardeşine kadar ulaşmış.
20 yıldır İtalya’da yaşayan Elvan da kucağına kadar gelen bu hazineyi değerlendirme kararı vermiş.
Ve ortaya “Emma Teyze’nin Kitabı” adlı geleneksel İtalyan yemekleri tarifinin olduğu bu kitap çıkmış...
Elvan’la neredeyse 30 yıla yakın dostluğumuz var; kendisi çok iyi zeytinyağı, şarap, peynir ve bal tadımcısıdır.
Bu İtalyan mutfağı ve yemekleri üzerine yazdığı 6’ncı kitabı...

Yazının Devamını Oku

Neden para ödüyorum?

Tartışma sadece bizde değil, dünyada da yaşanıyor.


Şu sıralar dünyada herkesin sorduğu soru aynı: Neden almadığım hizmete para ödüyorum?
Hafta sonu New York Times’da okudum, ESPN gibi birkaç spor kanalına aylık abone olan bir kullanıcı koronavirüsten dolayı maçların oynanmadığını ve ödediği ücretin geri verilmesini istemiş.
ESPN de nanik yapmış ona. Geçen hafta ben de bizim özel okulları ve anaokullarını yazmıştım.
Uzaktan eğitim için normal eğitim ücreti almaya devam etmeleri doğru mu?
Okul binalarında hiçbir şeyden değilse ısıtma, elektrik, su, temizlik gibi pek çok giderden kurtuldu özel okullar.
Bunu neden ücretlere yansıtmıyorlar?

Yazının Devamını Oku

Radyoculara iyi bir haberim var

Media Liven 26-31 Mart tarihleri arasında 15.328 kişiyle radyo dinlenmesi üzerine bir araştırma yaptı.


Söz konusu tarih hepimizin evlerine kapandığı karantina tarihleri...
Açıkçası evde daha çok televizyon izlendiği, insanların araçlarına binmediği için radyo dinleme sürelerinin azaldığını düşünüyordum ben...
Radyocu meslektaşlarıma güzel haberi vereyim, meğer tam tersiymiş...
Korona günlerinde radyo dinleme süreleri artmış...
Ankete katılanların yarıya yakını, 7212 kişi her gün radyo dinlediğini söylemiş...
Her gün 1-2 saat dinleyenlerin sayısı 3804, 4 saatten fazla dinleyenlerin sayısı 3586...

Yazının Devamını Oku

Yanlış yapan ünlüler

.

Serdar Ortaç
“Bir çay demleyenim bile yok” diyerek taksi durağını ziyarete gitti, taksicilerle çay içip sohbet etti.
Üstelik maske takmayan taksici “Acı patlıcanı kırağı çalmaz” dedi.
Anlaşılan o ki; sevgili Serdar’ın ne izolasyondan ne de sosyal mesafeden haberi var.

Nasuh Mahruki-Coşkun Aral
Nasuh Mahruki, Silivri-Durusu’da açacağı Doğada Liderlik Okulu’ndaki son hazırlıkları ailesiyle birlikte hafta sonu denetledi.

Yazının Devamını Oku

Zombiler de gerçek olacak mı?

2013’te Cannes Film Festivali’nde Brad Pitt’in “World War Z” filminin tanıtımındaydım... (O zamanlar uçağa biniyoruz ey sevgili okur, yurtdışına festivallere, maçlara, tatillere gittiğimiz yıllar, ne günlerdi be!)


O yıl Cannes’ın ağır topu Brad Pitt’ti, her yer “World War Z” afişleriyle doluydu.
Şu sıralar sürekli virüs, pandemi yapımları izliyoruz ya, geçen akşam “World War Z” önüme düşünce, “Cannes yılları nostaljisi yaparım” diyerek satın aldım filmi...
Film aman aman bir şey değil, yaşayan ölüler, zombiler hikayesi...
Güney Kore’de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getiriyor.
Her zombi filminde olduğu gibi burada da yaşayan ölüler, yeni hücrelere ihtiyaç duyduğu için kontrolsüzce sağlıklı insanlara saldırıyorlar.
Filmi izlerken düşündüm; bu Hollywood yapımlarındaki her şey gerçek oluyor ya, bu zombiler de günün birinde gerçek olacak mı? Belki de bu korona belası insanlığın ilk büyük sınavı...

Yazının Devamını Oku