Bu filme 30 milyon yatırdım  ama gişe hesabı yapmadım

“Diriliş Ertuğrul” ve “Kuruluş Osman” dizilerinin yapımcısı Mehmet Bozdağ’ın yeni projesi “Türkler Geliyor: Adaletin Kılıcı” 17 Ocak’ta vizyona girecek. Proje tasarımı ve senaryosu da Bozdağ’ın imzasını taşıyan yapım, Fatih Sultan Mehmet’in savaşçı birlikleri Osmanlı Akıncılarını beyazperdeye taşıyacak. Mehmet Bozdağ’la Riva’daki dev platosunda kurduğu sette bir araya geldim. Dev prodüksiyonlu filme 30 milyon TL yatırdığını belirten yapımcıya “Filmin maliyetini karşılaması için ne kadar gişe yapması gerek” diye sordum. “Onu hiç hesaplamadım. Para psikolojisine geçmek istemiyorum, iyi iş çıkaran adam psikolojisiyle ilerlemek istiyorum” yanıtını aldım.

Bu filme 30 milyon yatırdım  ama gişe hesabı yapmadım

Film platonuzun bulunduğu bu arazi size mi ait?

- Hayır, bu 300 dönümlük araziyi bir firmadan kiraladık...

Daha önce burada hangi yapımları çektiniz?

- “Diriliş Ertuğrul” ve “Mehmetçik Kûtulamâredizilerini çektik. “Kuruluş Osman”ın çekimleri de burada devam ediyor. Bir de Özbekistan’a proje çekiyoruz. Burası artık Türkiye’nin en büyük film platolarından biri. Bu platoyu daha birçok projede kullanacağız.

“Türkler Geliyor: Adaletin Kılıcı” ilk sinema filminiz mi?

- Evet...

Ekranda başarılı dizilere imza atarken neden sinema sektörüne girmek istediniz?

- Ben aslında hep sinema yapmak istiyordum. Sektörde 6’ncı yılım, bu süreçte Türkiye’nin en büyük film platolarından birini kurdum. Hedeflerime adım adım yaklaşıyorum. Nasip olursa bundan sonra yılda 5-6 film yapacağım.

Peki Bozdağ Film, hep tarihi yapımlara mı imza atacak?

- Tarihi yapımlar için iyi bir altyapı oluşturduk. Başka yapım şirketlerine nazaran profesyonel bir şekilde tarihi projeler yapmak istiyorum. Bu bizim diğerlerinden farkımız olacak. İleride tabii ki günümüz işleri de yapacağım ama şu anda daha çok tarihi işlerle yürümek istiyorum.

Günümüzde geçen projeler var mı elinizde?

- Evet, hikayelerim var... Ancak biraz titiz davrandığım için bizim projeler biraz geç geliyor.

Tarihi projeleri çekmek daha zor değil mi?

- Evet daha zor çünkü atlar, mekanlar ve atmosfer başlı başına bir aktör.

Toplam kaç atınız var?

- 70 eğitilmiş atımız var. İnşallah daha fazla olacak.

Her yıl at sayımızı artırıyoruz ve bunları da eğitiyoruz.

Atları başka prodüksiyonlara da veriyor musunuz?

- Hayır... Çünkü şu an Türkiye’de bizden başka tarihi proje çeken şirket yok gibi...

 Diğerleri neden tarihi proje yapmıyor?

- Anladığım kadarıyla yapımcılar biraz tarihi işler yapmaktan korktu. Bir dekor içinde hikâyeyi çekebilirsiniz ama atlı dört nala, yağmur karda bunu çekebilecek bir gücünüz olması lazım. Bizim ekip o anlamda çok iyi.  Şu an bu platoda 70 marangoz var. Bin kişi çalışıyor, çünkü hiç durmadan devam eden projelerimiz var.

Bu filme 30 milyon yatırdım  ama gişe hesabı yapmadım

Akıncılardan daha büyük oyuncu yok

  Bu filmin hazırlığı ne kadar sürdü?

- Seti üç ayda kurduk. Üç ay da ön hazırlığı sürdü.

Akıncıların hikayesini mi anlatacaksınız?

- Evet... Aslında 2-3 senelik bir proje bu...

Hayata geçirmek için neden bu kadar uzun süre beklediniz?

- Çünkü Akıncıların 300-400 yıllık bir hikayesi var.

Hangi dönemini anlatacağımızı seçmemiz biraz uzun sürdü.

Hangi dönemde karar kıldınız?

- Balkan dönemi, 1456’yı seçtik. İstanbul Fethi’nin hemen ardındaki süreci anlatıyoruz. Hikayeyi yazarken bir dipnottan yola çıktım.

Nedir o dipnot?

- Fatih Sultan Mehmet’in üvey annesi Mara, Mehmet’in babası vefat edince Sırp krallığına dönüyor. Mara annesiyle beraber orada ittifak oluyor, abisi Lazar da başka bir ittifak. Ve bir taht savaşı başlıyor. Fatih de olaya müdahale ediyor. Ben de buradan yola çıkarak “Fatih Sultan Mehmet’in bu müdahaleyi Akıncılar üzerinden yaptığını anlatalım” dedim.

Çekimler ne kadar sürdü?

- 7 hafta... Ama ön hazırlığı dediğim gibi epey uzun sürdü. Filmde yer alan Sungur’un şahin kuşunu mesela 7 ayda eğittik...

Bu büyük prodüksiyonda neden başrolleri neden daha ünlü isimlere vermediniz?

- Oyuncuları seçerken inandırıcılığını çok önemsedim. Başkaları da “Neden büyük isim yok” diye sordu. Ama bence Akıncılardan daha büyük oyuncu yok zaten. Birçok oyuncu ile deneme çekimi yaptık. Başrol oyuncumuz Emre Kıvılcım’ı bir deneme çekiminde çok beğendim. “Hayalimdeki adam bu” dedim. Filmde Ece Çeşmioğlu ile aşk yaşıyorlar. İkisi de çok iyi oynadı.

 Dönem işi çekmek çok maliyetli

  Bu film size ne kadara mâl oldu?

- Filmin 30 milyon TL’ye yakın bütçesi var... Dönem işi çekmek çok maliyetli. Kurduğumuz dünyanın dekorları, atlar, figüranlar, efektler derken bütçe artıyor.

Sinemada bu tarz işlerin müşterisi var mı?

- Göreceğiz. Riske girdim ama büyük başarı elde edeceğimi düşünüyorum.

Filmin maliyetini karşılaması için ne kadar gişe yapması gerek?

- Onu hiç hesaplamadım. Çünkü hesapladığım an konsantrasyonum dağılır.

Para psikolojisine geçmek istemiyorum, iyi iş çıkaran adam psikolojisiyle ilerlemek istiyorum.

Film ne zaman vizyona girecek?

- 17 Ocak’ta. Türkiye’de 800 salonda gösterilecek. 40’a yakın ülkede vizyona girecek. Güney Kore gibi sinema ihraç eden bir ülkede 100 salonda olacağız, bu büyük bir başarı.

Akıncılar, biraz milliyetçi bir hikaye. Yurtdışında ilgi görür mü?

- Bizim kendimizle derdimiz var. Yurtdışında bizimle ilgili bir sıkıntı yok. Çünkü adamlar prodüksiyonun gücüne bakıyor.

Bu filme 30 milyon yatırdım  ama gişe hesabı yapmadım

Birilerinin risk alması gerekiyor

  Türk dizilerinin yurtdışı satışı çok iyi ancak filmlerde aynı başarıyı gösteremiyoruz. Neden?

- Çünkü sinemaya yabancıyız... PR koşullarını bilmiyoruz. Ama biz tanıtıma da çok önem veriyoruz. Film için özel bir klip bile hazırladık. Şarkının sözlerini Ozan Bodur’la beraber yazdık.Şarkıyı da Arslanbek Sultanbekov seslendirdi. Muazzam bir müzik ortaya çıktı.

Sinemada bundan sonraki tüm işlerde de böyle büyük prodüksiyonlar mı yapacaksınız?

- Ben büyük prodüksiyonlara alıştım, hep büyük prodüksiyon yapmak istiyorum. Çünkü ancak bunu yaparsak sektörü besleyebiliriz. Neden biz bir film yaptığımız zaman tüm dünyadaki sinemalar bizi beklemesin? Bulunduğumuz toprakların tarihi çok kıymetli, birçok hikaye çekilebilir.

Bu hikayeleri çekmeye cesaret edecek güçlü yapımcı var mı sizce?

- Var... Büyük riskler alıp güzel işlere imza atan çok iyi yapımcılarımız var.

Ama Türk sinemasında genelde daha ucuz prodüksiyonlu komedi filmleri çekiliyor...

- Böyle olunca da seyirci izlemiyor. Birilerinin risk alması lazım. Unutulmamalı ki, tarihi değiştirenler hep risk alanlar olmuştur. Biz “Diriliş Ertuğrul’a başladığımızda çadırımız, aynı anda koşabilecek at sayımız yoktu.

Hepsini sırayla yaptık ve sistemi kurduk. Sinemaya para yatıran bir adam o kadar büyük risk alıyor ki. 6 ayda 30 milyon TL nakit koyuyorsun ve sonucunu bekliyorsun, üstelik sonucun ne olacağı belli değil. Yapımcıların sinemaya para yatırması takdir edilmeli.

Burak da Engin Altan da işin hakkını verdi

  “Diriliş Ertuğrul”dan sonra “Kuruluş Osman” nasıl gidiyor?

- 6 bölüm oldu... İyi bir projeye imza attık. Reytingler de iyi geliyor, çıkan işten çok memnunum.

“Kuruluş Osman”ın “Diriliş Ertuğrul”la kıyaslanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Tabii sıfırdan bir iş yapsaydık böyle kıyaslanmalar yapılmayacaktı. Ama şimdi iki işimiz kıyaslanıyor. “Diriliş Ertuğrul”, Türkiye’de tutan ve devamı çekilen tek dizi.“Kuruluş Osman”da başrol ve cast’ın yüzde 99’u değişti. Buna rağmen iyi bir reytingle yolumuza devam ediyoruz. İlerleyen bölümlerde reytinglerimizin daha da artacağına inanıyorum.Bir de “Kuruluş Osman”da, 6 bölüm stoksuz gittik. Ama şu yeni yılda dizilere verilen arayı iyi değerlendiriyoruz. Stoğumuz olacak, gümbür gümbür döneceğiz.

Burak (Özçivit) mi Engin Altan (Düzyatan) mı?

- İkisi de benim oyuncum. Engin’le çok güzel bir işe imza attık. Burak’la da yeni bir sürece başladık, o da rolünü layıkıyla yerine getiriyor.

Seyirci hangisi daha çok sevdi?

- Kimi Engin, kimi Burak iyi diyor. Ama aslolan bir şey var, Osman’ın karakteriyle Burak’ın, Engin’le de Ertuğrul’un karakteri örtüştü. Yapımcı olarak başarılı olduğumu düşünüyorum.İki iyi oyuncuyla çalışma şansım oldu. Onlar da işin hakkını verdi.

Türkler imkansızlıklara rağmen sinema sektörüne başarılı

  Yeşilçam’da Akıncıların hikayesi çok çekildi... Sizin filminizin farkı ne olacak?

- Prodüksiyon ve ekip olarak o filmlerin çok üstündeyiz. Dünya çapında bir işe imza attık. Ama Yeşilçam’da o koşullara rağmen o kadar güzel işler yapmışlar ki... Cüneyt Arkın inanılmaz bir aktör, büyük adam. Yapımcı olunca bir de şunu fark ettim. Türkler sinema ve dizi sektöründe tüm imkansızlıklara rağmen çok başarılılar.

Belki de bu başarının nedeni o yokluklara rağmen çekilen Yeşilçam filmleri...

- Kesinlikle öyle... Keşke aradaki o bağlantı süreci kopmasaydı... Ben şuna inanıyorum bizim yaratıcı yönümüz çok yüksek. İyi bir sistem kurabilirsek dünya çapında büyük işlere imza atabiliriz.

Yönetmenlik fıtratımda yok

  Filmin her şeyi burada mı yapıldı?

- Evet, her şey burada ve Türkler tarafından yapıldı. O kadar kaliteli insanımız var ki, gerisi sadece zamanlama ve para... A’dan Z’ye her şeyi Türkler yaptı.

Bu hikayenin senaryosu da mı size ait?

- Evet, Atilla Engin’le birlikte yazdım. Proje tasarımı da bana ait. Full time sahadaydım.

Yarın öbür gün yönetmenlik de yapar mısınız?

- Yapmayacağım, öyle bir şey fıtratımda yok. Zaten bence Türkiye’deki en büyük eksiklik proje tasarımcısı... Proje tasarlamak sadece sahneyi çekmek değil, hangi karakterin hangi kıyafeti giyeceğine karar vermek, kurguya girip matematiği oluşturabilmek. Ben bu konularda emek harcıyorum.

 Barbaros üçlemesi geliyor

  Sırada hangi tarihi hikaye var?

- Barbaros Hayrettin Paşa’nın hikayesini anlatacağız. Çalışmaya başladık.

Film mi dizi mi yapacaksınız?

- Film olacak. Üçleme yapacağız. Bu yaz çekimlere başlayacağız.

Peki “Türkler Geliyor”u tek bir film olarak mı tasarladın?

- Hayır, 5 filmlik seri olacak. Her filmde farklı plato kuracağız.

Bu beş hikayenin hepsi Balkanlarda mı geçecek?

- Evet..

Nasıl bir periyotta çekeceksiniz?

- Her yıl bir filmini yapacağız. Serinin ikinci filminde Akıncıların papalıkla mücadelesini anlatacağım. Bir de yakında çocuk animasyon filmi yapacağız.

Netflıx’ten ne yapımcılar  ne de oyuncular para kazanıyor

  Geçen yıl yaşanan sinemadaki mısır krizi sonrası gişelerde düşüş yaşandı. Bunu neye bağlıyorsunuz?

- Cumhurbaşkanımız sinemacıların istediği yasayı çıkardı. Ancak bu yasaya ilk büyük darbeyi yine yapımcılar vurdu. Bir film vizyondayken dijital platforma satıldı. Bu seyircide hayal kırıklığına neden oldu. Bunun sonucunu da bu yıl gördük. Sinemada 10 milyona yakın seyirci kaybı var. Bundan tüm yapımcılar ders çıkarmalı.

“Türkler Geliyor”u Netflix’e satar mısınız?

- Bir portala satacağız ama bu Netflix mi olur, ona daha karar vermedik. Bir de şu var, dünyada başarı göstermeye başlamışken ne ara sadece Netflix’e iş satan yapımcı hale geldik. Netflix’ten ne yapımcılar ne oyuncular para kazanıyor.

Yapımcılar para kazanmıyor mu?

- Sadece bölüm parası alıyorlar. Ama yapımlarımızı Türkiye’den bir kanala versek, yurtdışı satışlarından da para kazanırız.

 

X

1 Haziran’da açılacaksa, 3 Temmuz’da kapansın

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam Ahmet Hakan’ın programında, gidişata göre okulların 1 Haziran’da açılabileceğini söyledi.

Dün de yazdım ben bu konuyu...
2 haftalığına okul açmanın kimseye bir faydası yok.
Çocukların hazırlığı, okula adaptasyonu derken iki hafta bitecek zaten.
Bu sürede de hiçbir şey öğrenmeyecekler ve virüs konusunda gereksiz bir risk alınmış olacak.
“WhatsApp Anneleri” gruplarından da biliyorum, “2 haftalık okula çocuk göndermem” diyen veli sayısı hiç az değil...
O yüzden bu yılı zorlamanın anlamı yok, artık oturmaya başlayan uzaktan eğitim 19 Haziran’a kadar uzamalı ve öylece okullar kapanmalı.
İlla çocuklar eğitimde geri kaldı diyerek okulları açmayı düşünüyorsak benim bir önerim var...

Yazının Devamını Oku

Virüsün iyi yanı

Koronavirüsle ilgili duyduğum en iyi haber bu oldu:11 Mart-27 Nisan arasında 24 kadın cinayete kurban gitmiş..


Geçen yıl aynı tarihlerde bu rakam 44’tü...
Neredeyse yarı yarıya azalmış.
Oysa tam tersi aynı eve kapandıkları için çiftler arasında tartışmaların, boşanmaların, kavgaların daha fazla olması beklenirdi...
Vuhan’da karantina sonrası boşanmaların arttığını biliyoruz.
Belki de bu kendine güvensiz, kadını dövmeyi, öldürmeyi namus meselesi sayan katillerin en büyük derdi kadının dışarıda olması...
Eve kapanıp dışarı adım atmadığı sürece belki de o yere batasıca kıskançlıkları hortlamıyor, kadının dört duvar arasında yaşamasından memnun oluyorlar...

Yazının Devamını Oku

Müdavim hareketi

Virüs nedeniyle kapanan restoranlar, kafeler için dünyada başlayan dayanışma hareketinin bir benzeri bizde de başladı. Adı: Müdavim Hareketi...


Gittiğiniz, sevdiğiniz restoranlar için 50, 100, 200, 400 lira ödeyerek yüzde 25 indirim sağlayan bir çek alıyorsunuz... Restoran açıldığında da gidip o çeki kullanıyorsunuz...
Aslında karantina sonrası yiyeceğiniz yemeğin parasını bugünden peşin ödüyorsunuz.
Ekonomik sıkıntı yaşayan sevdiğiniz mekanlara destek olmak amacıyla...
Restoranlar, kafeler 1,5 aydır kapalı, haziran ortası açılabilirse 3 ay kepenk indirmiş olacaklar...
3 ay boyunca hiç gelir elde etmeden kira ödemek, personel çıkartmamaya çalışmak, ayakta kalabilmek benim diyen işletme için bile kolay bir şey değil.
O yüzden bu sosyal sorumluluk hareketi önemli.

Yazının Devamını Oku

Marvel’in müzikleri

Ben atlamışım, bir Türk kadın müzisyenin Captain Marvel’ın müziklerini yaptığını bilmiyordum. Geçen akşam filmi izlerken sonunda, “Müzik: Pınar Toprak” imzasını görünce şaşırdım. Hemen kimdir diye baktım...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı bitirdikten sonra çok az İngilizce bilmesine rağmen 17 yaşında Amerika’ya gitmiş. Önce Chicago’da caz, ardından Boston’da dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu’nda okumuş.
Orada film müzikleri yapmayı öğrenmiş. Geçen yıl 8 Mart’ta Captain Marvel vizyona girdiğinde, Türk basınında da haberleri çıkmış Pınar Toprak’ın... O dönem Variety dergisine de röportaj vermiş.
Dedim ya ben kaçırmışım, Captain Marvel’ın sonunda imzasını görünce keşfettim ve bir Türk kadınının başarısı filmin kendisinden daha mutlu etti beni...

Tüp... Yallah... Yemek vs...
◊ Hastaları vefat ettiği için yoğun bakıma dalan, sağlık personeline tüple saldıran kendini bilmez hasta yakınları bakalım ne ceza alacak?
12 gün önce Meclis’ten geçen ve cezaları yarı oranında artıran sağlıkta şiddet düzenlemesinin ilk sonucunu göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

İstanbul budur işte

Andrea Bocelli’nin Milano Duomo’dan verdiği konseri, dünyaca ünlü sanatçıların evlerinden seslendikleri “One World: Together At Home” konserini geçen hafta çok yazdık, çizdik...


23 Nisan akşamında bir konser de bizde vardı...
7 Tepenin Şehri İstanbul’dan 7 Kıtaya adıyla yayınlandı.
Ben Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın YouTube hesabından yayınlanacağını sanıyordum konserin.
Meğer pek çok kanal yayınlamış, evde o saatte TV açık olmadığından farkında değilim, saat tam 19.00’da YouTube’u açtım o yüzden...
Ayasofya önünde ney sanatçısı Yavuz Akalın’la başladı konser...
Drone’larla çekilmiş tarihi yarım adanın görüntülerine müthiş bir ney sesi eşlik ediyor...

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya

Merak ediyorum, neden Almanya’nın ölüm rakamları tartışılmıyor da Türkiye’nin tartışılıyor?


New York Times neden Almanya’yı değil de, Türkiye’yi mercek altına almaya kalkıyor?
Oysa Avrupa’da koronavirüs salgınını başarıyla yürüten iki ülke var... Biri Almanya, diğeri Türkiye.
Almanya’da 150 bini geçti vaka sayısı, 5 bin 500 kayıp var.
Türkiye’de 100 bine yaklaştı vaka sayısı, 2 bin 500’e yakın kayıp var. Bu iki ülkede vaka sayısıyla vefatlar arasında çok ciddi bir makas var.
Demek ki olabiliyormuş.
Bizde ilk vaka sayısının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana 6 hafta geçti, 7’nci haftanın içindeyiz.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar da çıkmalı...

Dün 65 yaş üstü insanımıza hafta sonu birkaç saat de olsa dışarıya çıkma izni verilmesi gerektiğini yazdım, “eve kapanmaktan hastalanacaklar” diyerek...Pek çok okur destek verdi bu öneriye...


Cumartesi- pazar 08.00-12.00 arası sadece 65 yaş üstü sokağa çıksa inanın hepsine büyük moral olur.
Sadece yaşlılar değil düşünmemiz gereken bir de çocuklar var... Geçen gün 5 yaşındaki oğlum uzaktan eğitim sırasında sınıf arkadaşıyla konuşuyordu; “Delireceğiz oğlum evde oturmaktan” diyorlardı birbirlerine...
Şaka yapmıyorum 5 yaşındaki çocuklar bunu konuşuyordu.
Avrupa’nın en ağır faturasını ödeyen ülkelerinden İspanya, çocuklara “temiz hava izni” verme kararı aldı. 18 Mart’tan bu yana karantina altında olan 8 milyon çocuğa konan yasak 27 Nisan’dan itibaren temiz hava alabilmeleri için gevşetilecek.
Birçok çocuğun 40-50 metrekare evlerden haftalardır çıkmadığını söyledi İspanya Başbakanı...
Bizde de durum farklı değil...

Yazının Devamını Oku

65 yaş üstü hafta sonu sokağa çıksın

Yaşlılar haftalardır evde. Bakmayın güneşi gördüğünde kendini meydanlara, banklara atan üç-beş kişiye. Milyonlarca yaşı ilerlemiş insanımız uzun süredir dört duvar arasında yaşıyor.


Kendi annemden, etrafımdaki yaşı ilerlemiş insanlardan biliyorum.
Evde oturmaktan hasta olacaklar artık.
Moralleri bozuldu, torun torba etraflarında değil, yürüyüşe çıkamıyorlar, çıkıp temiz bir hava alamıyorlar.
Sürekli kapalı bir evde bağışıklık sistemleri zayıflamaya başladı.
En ufak bir mikroba karşı vücutları direnç göstermeyecek artık...
Unutmayın herkesin evi bahçeli, balkonlu, salon salamanje değil.

Yazının Devamını Oku

Belki de maçları böyle izleyeceğiz

Bu haber tam 6 yıl önce çıkmıştı...



Güney Koreli The Hanwha Eagles adlı bir beyzbol takımı seyirci sayısını artırmak için stadyuma robot taraftarlar yerleştirmişti.
Taraftar stadyuma gitmeden akıllı telefonları sayesinde bu robotlardan birini kontrol ediyor ve stattaymış gibi karşılaşmayı robotun gözünden izliyor.
Evinde oturan seyirci robotlara tezahürat yaptırıyor, hatta elindeki dijital pankartları kaldırtıp, şarkılar bile söyletebiliyor.
Her robotun yüzündeki dijital ekrana da evinde oturan seyircinin görüntüsü yansıtılıyor.
Güney Kore beyzbol takımı bu formülü seyirci ve gelir sayısını artırmak için 6 yıl önce bulduğunda ortada virüs falan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Neymar bile ağladı, ben hâlâ ağlamadım

“7. Koğuştaki Mucize”, geçen yılın en başarılı filmiydi... 5 milyon 316 bin gişe yaptı, Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğu çok konuşuldu...


Seyreden herkesi hüngür hüngür ağlatan bir baba-kız hikayesi;
Haksız yere hapsedilen Memo ve
7 kışındaki kızı Ova’nın...
Şu sıralar farklı dijital platformlarda tavsiye olarak önüme düşüyor film. Belli ki PSG’nin dünyaca ünlü futbolcusu Neymar’ın da önüne düşmüş ve açıp izlemiş “7. Koğuştaki Mucize”yi...
Daha sonra da sosyal medyasından, “Çocuğu olanlar bu filmi izledikten sonraki duygumu daha iyi anlar. İnanılmaz güzel bir film, izlerken çocuklar gibi hüngür hüngür ağladım” paylaşımını yaptı.
137 milyon takipçisi var Neymar’ın... Türk yapımlarının dünyada gücünü ve etkisini göstermek açısından çok önemli bir nokta bu...

Yazının Devamını Oku

Tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılara çağrım var

Lady Gaga bu cumartesi akşamı (18 Nisan) sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla "One World: Together at Home” adında YouTube üzerinden bir konser düzenliyor. Konseri Jimmy Fallon, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert sunacak.


Paul McCartney’den
Stevie Wonder’a birçok ismin şarkılarını seslendireceği
konsere David Beckham, John Legend, Kerry
Washington, Priyanka Chopra Jonas gibi ünlü isimler de katılacak.
Ve burada amaç bir bağış toplamak değil. Sadece eğlenmek, sağlık çalışanlarına moral vermek. Bizde de sağlık çalışanlarımız için bir YouTube konseri neden olmasın?
İlk akla gelen tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılar moral gecesi düzenlemeliler.

Yazının Devamını Oku

Sokağa çıkma yasağında İstanbul

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı çok doğru bir karardı, 25 gün önce bu köşede önerdiğim bir konuydu bu...

Cuma akşamı yaşanan izdihamın önüne geçilecek tedbirler alınmalıydı meselesi, zaten hepimizin ortak düşüncesiydi...

Cumartesi evden çıkmadım ama pazar günü gazeteci merakıma yenilip atladım bisiklete, şehirde ne oluyor diye bir tura çıktım...

Fotoğraf çekmek, yasağa uyulup uyulmadığına bakmak için...

Cihangir’den Beyazıt’a kadar bisikletle gidip geldim, şunları gördüm;

◊ Denetimler müthişti. Yol boyunca 6 kez çevrildim, memur arkadaşların kimi tanıdı geçmeme izin verdi, kimi sarı basın kartımı görmek istedi.

Yasağa uyma oranı yüzde 100’dü. Yol boyunca toplasan 3-5 araç, sokaklarda sadece 5-10 insan gördüm.

◊ Geçmişte sayım günlerinde böyle boş olurdu İstanbul. O günlerde de ya gazeteye çalışmaya giderdim ya da sayım memuru olarak görev yapardım. Ama o zamanlar bile bu kadar yasağa uyulmazdı.

◊ Doğma büyüme İstanbulluyum, ben kenti bu kadar sessiz bu kadar boş hayatımda görmedim...

Yazının Devamını Oku

333 katlı bir hapishane

Bir hapishane düşünün 333 katlı bir gökdelen ve her katında iki mahkûm kalıyor...


Ortada 8 metreye 2 metre gibi uzunca bir masanın geçebileceği dikdörtgen bir boşluk var her katta...
Her gün en üstteki katta mükellef bir sofra hazırlanıyor; karidesler, pastalar, etler, balıklar aklınıza ne gelirse... Üstelik çok usta aşçılar tarafından.
Ve bu ancak birinci sınıf restoranlarda olabilecek mükellef masa asansör gibi en üst kattan aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Her katta 3-4 dakika duruyor en fazla... 4 dakikada ne yedin yedin, çünkü masadan yiyecek alıp saklamak yasak. Bunu yaptığın an ceza var: Bulunduğun kat hızla buz gibi soğutuluyor ya da çok sıcak hale getiriliyor.
En üstteki ilk 30 kat en şanslısı çünkü her şeyin olduğu masaya saldırıp istediklerini yeme, talan etme şansları var...
Her katta 4’er dakika dura dura gelen masada 40-50’nci kattan sonra neredeyse yiyecek hiçbir şey kalmıyor.

Yazının Devamını Oku

Gazetem kapımda

Evlere kapandığımız şu günlerde bizim grup İstanbul’daki okurlar için çok güzel bir uygulama başlattı.


“Bir Tıkla Gazeten Kapıda” uygulaması.
Biliyorsunuz Dünya Sağlık Örgütü, gazete kağıdında koronavirüs riski olmadığını açıkladı, yani gazeteyi gönül rahatlığıyla kağıttan okuyabilirsiniz.
İşte bu keyiften vazgeçmek istemeyen okurlar için Bir Tıkla Gazeten Kapıda uygulaması var.
Demirören Medya’ya bağlı Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik gazeteleri için şimdilik sadece İstanbul’daki okurlara yönelik bir uygulama bu.
Yakın zamanda Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerle kapıya teslim sistemi daha da büyüyecek.
Yakala.co ve Scooty işbirliğiyle hayata geçen bir sistem bu. Ben kendi işimi kendim yapmayı severim.

Yazının Devamını Oku

Karantina altında seks hayatımız... Eyvah libidomuz düştü!

Koronavirüsle ilgili her şeyi konuşuyoruz da, bir tek seks hayatımızı konuşmuyoruz. Sağ olsun ekrandaki birbirinden kıymetli hocalar sayesinde hepimiz birer pandemi uzmanı olduk...


Ama bugüne kadar insanların seks hayatıyla ilgili bilgi veren, bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan tek bir uzmana rastlamadım. Bir tek Ender Saraç’ın Posta’ya verdiği röportajı hatırlıyorum; “Lütfen bu dönemde tek eşli olun” diyordu.
Bu konuyla ilgili bizde yeterli bilgiyi bulamayınca yabancı kaynaklara baktım, New York Times’ın pazar sayısından aşağıdaki bilgileri derledim. İşte 15 maddede karantinadaki seks hayatımız...
1- Bunlar eşi benzeri görülmemiş dönemler olduğu için, karantina altında insanların seks hayatlarının köreldiği ya da zenginleştiği konusunda elde şimdilik yeterli veri yok.
2- Ama şu kesin: Yaşadığımız günler hiç seksi zamanlar değil...
3- İnsanlar yeni seks partnerleri bulma konusuna uzak duruyorlar. Çoğu kişi virüsle ilgili bilgilendirmelere, cinsel sorunlardan daha fazla ilgi duyuyor.
4- 2019’u libido tartışmalarıyla kapatmıştık. Can Yaman’a kötü bir haberim var: Depresyon ve anksiyete libidoyu doğrudan olumsuz etkiliyor. Kesin bilgi!

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapanlara: Emma Teyze’nin Kitabı

Emma Teyze kim? Bizim Kelebek’in zeytinyağı yazarı olan Elvan Uysal Bottoni’nin eşi sevgili Paolo’nun büyük teyzesi...


Emma Mancini, 1907’lerde kuzey ve orta İtalya’da yaşamış ve o dönem yaptığı yemeklerin tariflerini defterine not almış.
Mancini ailesinin ikinci kuşağı olan Emma Teyze’nin bu not defteri, Elvan’ın eşi Paolo’nun kız kardeşine kadar ulaşmış.
20 yıldır İtalya’da yaşayan Elvan da kucağına kadar gelen bu hazineyi değerlendirme kararı vermiş.
Ve ortaya “Emma Teyze’nin Kitabı” adlı geleneksel İtalyan yemekleri tarifinin olduğu bu kitap çıkmış...
Elvan’la neredeyse 30 yıla yakın dostluğumuz var; kendisi çok iyi zeytinyağı, şarap, peynir ve bal tadımcısıdır.
Bu İtalyan mutfağı ve yemekleri üzerine yazdığı 6’ncı kitabı...

Yazının Devamını Oku

Neden para ödüyorum?

Tartışma sadece bizde değil, dünyada da yaşanıyor.


Şu sıralar dünyada herkesin sorduğu soru aynı: Neden almadığım hizmete para ödüyorum?
Hafta sonu New York Times’da okudum, ESPN gibi birkaç spor kanalına aylık abone olan bir kullanıcı koronavirüsten dolayı maçların oynanmadığını ve ödediği ücretin geri verilmesini istemiş.
ESPN de nanik yapmış ona. Geçen hafta ben de bizim özel okulları ve anaokullarını yazmıştım.
Uzaktan eğitim için normal eğitim ücreti almaya devam etmeleri doğru mu?
Okul binalarında hiçbir şeyden değilse ısıtma, elektrik, su, temizlik gibi pek çok giderden kurtuldu özel okullar.
Bunu neden ücretlere yansıtmıyorlar?

Yazının Devamını Oku

Radyoculara iyi bir haberim var

Media Liven 26-31 Mart tarihleri arasında 15.328 kişiyle radyo dinlenmesi üzerine bir araştırma yaptı.


Söz konusu tarih hepimizin evlerine kapandığı karantina tarihleri...
Açıkçası evde daha çok televizyon izlendiği, insanların araçlarına binmediği için radyo dinleme sürelerinin azaldığını düşünüyordum ben...
Radyocu meslektaşlarıma güzel haberi vereyim, meğer tam tersiymiş...
Korona günlerinde radyo dinleme süreleri artmış...
Ankete katılanların yarıya yakını, 7212 kişi her gün radyo dinlediğini söylemiş...
Her gün 1-2 saat dinleyenlerin sayısı 3804, 4 saatten fazla dinleyenlerin sayısı 3586...

Yazının Devamını Oku

Yanlış yapan ünlüler

.

Serdar Ortaç
“Bir çay demleyenim bile yok” diyerek taksi durağını ziyarete gitti, taksicilerle çay içip sohbet etti.
Üstelik maske takmayan taksici “Acı patlıcanı kırağı çalmaz” dedi.
Anlaşılan o ki; sevgili Serdar’ın ne izolasyondan ne de sosyal mesafeden haberi var.

Nasuh Mahruki-Coşkun Aral
Nasuh Mahruki, Silivri-Durusu’da açacağı Doğada Liderlik Okulu’ndaki son hazırlıkları ailesiyle birlikte hafta sonu denetledi.

Yazının Devamını Oku

Zombiler de gerçek olacak mı?

2013’te Cannes Film Festivali’nde Brad Pitt’in “World War Z” filminin tanıtımındaydım... (O zamanlar uçağa biniyoruz ey sevgili okur, yurtdışına festivallere, maçlara, tatillere gittiğimiz yıllar, ne günlerdi be!)


O yıl Cannes’ın ağır topu Brad Pitt’ti, her yer “World War Z” afişleriyle doluydu.
Şu sıralar sürekli virüs, pandemi yapımları izliyoruz ya, geçen akşam “World War Z” önüme düşünce, “Cannes yılları nostaljisi yaparım” diyerek satın aldım filmi...
Film aman aman bir şey değil, yaşayan ölüler, zombiler hikayesi...
Güney Kore’de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getiriyor.
Her zombi filminde olduğu gibi burada da yaşayan ölüler, yeni hücrelere ihtiyaç duyduğu için kontrolsüzce sağlıklı insanlara saldırıyorlar.
Filmi izlerken düşündüm; bu Hollywood yapımlarındaki her şey gerçek oluyor ya, bu zombiler de günün birinde gerçek olacak mı? Belki de bu korona belası insanlığın ilk büyük sınavı...

Yazının Devamını Oku