GeriCengiz SEMERCİOĞLU Bizim ailede herkes kendi kıyametini yaşıyordu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bizim ailede herkes kendi kıyametini yaşıyordu

Annesini intihara teşebbüs ettikten sonra bulmuş... Bağdat Caddesi’nde araba çarpıp bütün kemikleri kırılıp öldü diye bırakılmış... Babası, annesine sürekli şiddet uygulamış... Esra Oflaz Güvenkaya’yı cemiyet hayatının güzel ve ışıltılı kadını olarak bilirdim... “Geçit: Hikayem ve Ötesi” adıyla yazdığı kitabını okuyunca dram dolu yanıyla karşılaştım. Röportaj yapmak istediğimde, “TV’de de yaparsan olur” dedi... O yüzden bu röportajın TV versiyonunu bugün 17.45’te Lifetime’da izleyebilirsiniz.

Hikayeni kitap haline getirip herkesle paylaşmak neden istedin?

- Kitap yazma fikri, 4 sene önce aklıma geldi. Benim yaşadıklarımın, tecrübelerin gücünden faydalanmak isteyen diğer insanlara ilham olacağına inandım. Ancak “ben yazar değilim, nasıl olacak bu iş” diye korktum. Gerçi çocukluğumdan beri şiir yazardım, kalemimin bir gücü vardı. “Ben bunu bir yazar olarak yapmıyorum” diyerek kendimi cesaretlendirdim ve kitap böyle ortaya çıktı.

Kitabı sen mi kaleme aldın?

- Tamamını ben yazdım. Bu arada kitap yazmak çok zor bir şeymiş. Hayatım boyunca özellikle yalnız geçirdiğim çocukluğum ve ergenliğim süresince çok fazla kitap okumamın, kitabımı yazmamda yardımı oldu diye düşünüyorum.

Ne kadar sürede yazdın kitabı?

- 4 senede bitirdim. Ardından çok değerli yazar ve eleştirmen Feridun Andaç’a gösterdim. Kendisi yazı dilimi ve hikayemi beğendi ama editlenmesi gerektiğini söyledi. Feridun Bey, “Ben size belirli okumalar vereceğim, siz kendi kitabınızı kendiniz editleyeceksiniz” dedi. Böylece kitabımın editini de Feridun Hoca’nın desteği ile kendim yaptım.
Bizim ailede herkes kendi kıyametini yaşıyordu

KADINLARI GÜÇLENDİRMEK İÇİN BU YOLA ÇIKTIM

Lifetime kanalını kuralı ne kadar oldu?

- Lifetime’ı 3 sene önce yabancı ortaklarımla beraber açtım.

Kanalında “Senin Mucizen” diye bir program da yapıyorsun. O program bir sosyal sorumluluk projesi olarak başladı değil mi?

- Evet, “Senin Mucizen”i sosyal sorumluluk projesi olarak hayata geçirmek istedim.

Çünkü herkesin hayatında travmaları, inişleri çıkışları ve de mucizeleri var. Tüm bunları samimiyetle konuşalım, kadınlara ilham olalım, güçlendirelim diye yola çıktım. Tabii bunu da güçlü, iz bırakmış, sevilen sanatçılarımızla yapmak önemliydi. Ajda Pekkan, Nükhet Duru, İdil Biret, Serra Yılmaz, Muazzez Abacı derken aylardır çok kıymetli sanatçılarımızla devam ediyor.

Ne okudun?

- İstanbul Üniversitesi İktisat mezunuyum. Sonrasında New York Üniversitesi’nde bir dönem uluslararası finans okudum.

O sırada sonrasında Fox tarafından satın alınan bir şirkette staj yapıyordum.

“Cesur ve Güzel” dizisi vardı bilirsin, bana verilen ilk iş o dizinin hayran mektuplarına yanıt yazmaktı. Amerika’da medyaya adım atmak çok zordur.

Arkadaşlarım, “Güzin Abla mı oldun” diye dalga geçiyorladı. Ama gocunmadım, o mektupların hepsine cevap yazdım.

Kitabı yazmak için annemden izin aldım

◊ Seni TV sektöründe ve cemiyet hayatında her zaman başarılı, alımlı ve güzel bir iş insanı olarak tanıdık. Bu parlak görüntünün altında bir dram olduğunu, bu kitabın sayesinde öğrendim.

- Doğduğun coğrafya, doğduğun aile senin mutlak yazgın. Onu değiştiremiyorsun. Ama sonrasında yaptığın seçimlerle değiştirebildiğin bir kader de var. Ben ilham olmak adına hikayemi paylaşmaya karar verdim. Ve çocukluğumu bu kitapta anlatabilmek için annemden izin aldım.

Çünkü benim çocukluk hikayemin içinde annemin sırları var. Benim bilinmeyen dramımın içinde annemin dramı var. Benim çocukluğum ve genç kızlığımdaki yaşam hikayem, annemin bizim ailede yaşadıkları, babamla yaşadıkları izin almadan anlatılamazdı. Onları anlatmadan da yaşam yolculuğu anlatmak mümkün olmayacaktı.

◊ Baban hayatta mı?

- Babam, 5 sene önce vefat etti.

◊ Kaç kardeşsiniz? Anne ne iş yapıyor?

- Annem ev hanımıydı... Babamın ilk evliliğinden de bir oğlu var. Annemden de 3 çocuğu var. Toplamda 4 kardeşiz. Babamın daha önceki evliliğinden olan ağabeyim, ara ara bizi ziyarete gelirdi.

◊ Baba ne iş yapıyordu?

- Babam serbest meslek sahibiydi, iş insanıydı. Çok zekiydi fakat gelgitleri olan bir adamdı. Çok güzel işler yapıp çok para kazanırdı ama bir bakardık birkaç gün sonra eve icra gelmiş. İki gün sonra yeniden işi düzeltirdi. Bu iniş çıkışlar sadece işle ilgili değildi, ruhunda da gelgitler vardı.

◊ Tek sorun bu muydu?

- Hayır, bizim ailedeki en büyük sorun babamın şiddet eğilimiydi. Ve maalesef anneme şiddeti çok uzun yıllar yaşattı. Tabii ki ben de çok negatif etkilendim. Çok zor yıllardı, çünkü ben annesine çok düşkün bir çocuktum. Tabii annemin kendi ailesi içinde yaşadığı bir dramı da var, onu da kitapta paralel anlatıyorum.

“Bu kadar başarılı olsan da annen gibi sürüneceksin”

Babanın sana karşı davranışı nasıldı?

- Babam tarafından ailede çok yalnızlaştırıldığım uzun bir dönem oldu. Bu yalnızlığımı kitaplarla avutuyordum.

Sürekli okuyordum ve oradaki kahramanları bana aileden daha yakın buluyordum, kendime farklı bir dünya kurmuştum.

Baban niye böyle yalnızlaştırma uyguluyor sana?

- Babamın kendi sanrılarından kaynaklı sorunları vardı. Ve benim hayatımda büyük bir dramın sebebi oldu.

Bizim ailede herkes kendi kıyametini yaşıyordu

O kadarını söyleyeyim sana...

Yapamazsın, başaramazsın, yapsan bile devamını getiremezsin gibi psikolojik bir şiddet mi bu?

- Çocukluk anılarımda bunu sahne sahne hatırlıyorum. Bunu aslında ilk anneme yaptı. Annem Hollywood starlarına benzerdi, çok güzeldi... Babam çok kıskanırdı annemi ve sürekli ona “sen sürüneceksin” derdi. Ve bu kehanetini perçinleyen özel el işaretleri vardı. Onları gördükçe neden bunu yapıyor, herhalde bir bildiği var diye düşünür, endişelenirdim.

Nasıl özel el işaretleri?

- Mesela dantelli masa örtüsü üstünde yukarıdan aşağıya baş parmağıyla çizer gibi yapardı. “Bak buraya yazıyorum sürüneceksin” diyerek... Fakat ben büyüdükçe bu olay bana yöneldi. Ben okulda çok başarılı bir çocuktum, sınıf birincisi oluyordum, takdir alıyordum. Tek özlemim babamın takdirini kazanmak, sevilmekti aslında.

Karneni götürdüğünde ne yapardı?

- Bakmazdı bile... “Hmmm... Yine takdir mi aldın ama yarın başarısız olacaksın” derdi. Bir çocuk için bu çok zor bir şey... Hatta bir kere hatırlıyorum, uyuyorum saat sabah 06.30’da gözümü açtım babam başımda böyle duruyor; “Bak” dedi, “Bu kadar başarılar da alsan sonunda annen gibi sürüneceksin...” Ki annem hiç sürünmedi, sürünmesini gerektirecek bir durumu da yoktu.

Sende tüm bunların yansıması nasıl oldu?

- Yıllar sonra kalp krizi şiddetinde gelen panik ataklarım oldu. Bir psikanalize girdim ve orada tüm bunların babamın bana yüklediği bu programlar yüzünden olduğu ortaya çıktı. Bunun farkındalığını bulduk ve o panik ataklar yok oldu. Tek başına ayağının üzerinde duran, başarılı ve güçlü bir kadın olmaya karar verdim.

Öyle bir yumruk attı ki ağzından kan fışkırdı

◊ Baban annene düzenli şiddet mi uyguluyordu?
- Evet, çok döverdi. Benim bir seferinde gözümün önünde öyle bir yumruk attı ki ağzından kan fışkırdı. Daha da kötüleri oldu.

◊ O şiddet dolu ortamı çocuk olarak anlamlandırabilmek çok zor değil mi?

- Feci bir durumdu... Babamın dışarıda çok nüktedan ve cazibeli bir tarafı vardı. Onun bir pelerini vardı ve üstüne geçirirdi, şeytan tüyü derler ya dışarıda öyle olurdu. Ama eve geldiğinde öfke doluydu.

◊ Annen gezmeye ve yemeğe gittikleri gibi hafızanda öyle fotoğraflar yok mu?

- Var tabii, annemi çok alımlı bir kadın olduğu için özellikle onu iş yemeklerine götürürdü. Ama maalesef daha çok kendisi dışarıdaydı, annemi aldattığı başka hayatı da vardı.

◊ Diğer kardeşlerine yönelik şiddet var mı yoksa sadece sana mı?

- Çocuklarına fiziksel şiddeti yoktu. Bana ise manevi şiddet uyguladı. Yalnızlaştırdı. İnsanı parçalamayı, lime lime etmeyi severdi. O yolla da kontrol ederdi.

Bizim ailede herkes kendi kıyametini yaşıyordu

Tek özlemim babamın beni sevmesiydi

Babanla ilgili en büyük özlemin neydi?

- Tek özlemim babam beni sevsin, karşısına alsın konuşsundu. Okuldaki başarılarımla takdir etsindi. Bizim ailede herkes kendi kıyametini yaşıyordu, usulca birbirine değmeden. O kıyamet hep devam ediyor gibiydi ama en zor annemin yaşadığıdır. Çünkü en uzun şiddete o maruz kaldı.

Geçen yaz ailede büyük bir travmaya yol açan büyük abin Fatih Oflaz için “Bizimle beraber yaşamıyordu” dedin. Onun baba ile ilişkisi nasıldı?

- Evet, o kendi annesiyle beraber yaşıyordu. O zamanları az hatırlıyorum çünkü abim bize sık gelmezdi. Benim genç kızlığımda ve üniversite zamanlarımda o hep yurtdışındaydı. O yüzden az bir temasımız var onunla. Sonra babamın bu işi kurmadan önce Cidde’ye giderken abimi yanında götürdüğü bir dönem var. Dönüşte aile şirketi fikrini ortaya attığ dönem var. O dönemde iş vesilesiyle hepimiz bir araya geldik zaten.

O dönem yaşadığın içine kapanıklık ne durumda?

- İçine kapanıklık demeyelim ona çünkü ben ona çok önem veriyorum. İçine dönmek diyorum. İçine kapanık bir çocuk değildim ama içime dönüktüm. Her şeyimi Allah ile konuşurdum. Dertlerimi anlatır, dileklerimi sıralardım.

İntihara kalkışan annemi ben buldum

Çocukluk döneminde unutamadığın başka olay var mı?

- 12 yaşlarındayım. Yine evde kavga olmuştu. Hani derler ya kan gövdeyi götürüyordu, öyle bir kavga.  O zamanlar kalp romatizmam vardı, iğne olurdum ve canım çok yanardı. O gün evden çıkarken Allah’a “Bugün bir şey olmasın, bir daha sızlanmayacağım” diye dua etmiştim...

İçine doğmuş kötü bir şey olacağı...

- Evet, okuldan dönünce anahtarı paspasın altından aldım ve eve girdim. Ev dağınıktı. Baktım annem odasında yatıyor. İlk uyuduğunu düşündüm, sonra ilaç kutusunu gördüm.

O an gerçekten öldü zannettim. 9’uncu katta oturuyorduk...

Sonra ne yaptın?

- Bizim mahallede bir ‘yok yok amca’ vardı. Ona koştum, ambulansı aradı. Daha sonra annem kurtuldu çok şükür ki...

Bu laflar dönüm noktam oldu

Babanı 5 yıl önce kaybettiğini söyledin. Sen ise 20-25 yıldır çok başarılı bir iş insanısın. Sana “Başaramayacaksın, sürüneceksin” diyen baban, sana son 20 yılında nasıl davranıyordu?

- Bizim aramızda çok tuhaf bir dramımız var. Onu ilk defa kitabımda yazdım. Burada anlatmayayım, kavisli bir hikaye... Babam bana hiçbir zaman “seninle gurur duyuyorum” demedi. Benim için de önemi kalmamıştı artık.

Babana karşı bir nefret var mı?

- Asla nefret yok ama öfke duyduğum çok oldu. Bana büyük bir haksızlık yaptı. Son yıllarında Bodrum’dayken Alzheimer olmuştu.  Bir gün dışarıya bakıyordu, “Bak görüyor musun? Her şey ne kadar da olması gerektiği gibi. Doğa ne güzel, ahengi ne güzel” dedi.

Bunlar babamın ağzından dökülmesi imkansız kelimeler. Şaşırdım. Sonra bana döndü, “Sen de 17 mi oldun? Lise mi bitiyor, ne kadar güzel bir kızsın. Seninle gurur duyuyorum” dedi...

17 yaşında zannediyor beni. Bu laflar bana bir dönüm noktası oldu. Çünkü bu laflar ile hayatımın büyük bir dramını aydınlatmaya karar verdim.

Öldü diye yolda bıraktılar

Hayatının kırılma noktalarından biri de 18 yaşında geçirdiğin büyük kaza...

- 18 yaşındayım... Annem, babamı terk etmişti. Anneannemin vefatıyla anneme mirası kaldı ve annem özgürlüğüne kavuşabilmişti. Beni de babamla bırakmıştı giderken. Tam o dönemin sonrasında yaşadım kazayı. Arkadaşımla beraber saç kestirmeye gidiyorduk, ağzımızda da bir patates cipsi, o ekşi tadı bugün gibi hatırlıyorum. Bugün bile patates cipsi hâlâ yiyemem.

Kaza anı nasıl oldu?

- O zaman Bağdat Caddesi çift yön ve çok tehlikeli. Biz kaldırımdaydık. Bir tamirhane çırağı, 17 yaşında reşit de değil müşterilerden birinin spor arabasını alıyor ve Bağdat Caddesi’nde hız yapıyor. Ve biz kaldırımda duruyoruz. 100 kilometre hızla kaldırıma giriyor ve bana çarpmasıyla beni havaya fırlatıyor... Bir an karanlık oldu.

Sonra kendimi büyük bir ışığa çekilirken gördüm.

Filmlerde gördüğümüz doğru demek ki...

- Çok garip bir duygu gerçekten, ölüme yakın bir an yaşamışım orada. Kendime yukarıdan baktım, kanlar içindeyim. Kavuniçi bir eteğim vardı üstümde, paramparça olmuş. Kendimi tam bir kırılmış bebek gibi gördüm ama hiç acı hissetmiyordum. “Allah Allah” dedim. Yukarı ışığa doğru çekilmem devam etti ve bir yere geldim orada. “Ne kadar büyük bir mutluluk, ne kadar büyük bir sevgi var burada” dedim.

Büyük koşulsuz bir sevgi...Dün gibi çok net hatırlıyorum, “yuvaya döndüm” dedim. Hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Sonra kuvvetli bir ses duydum, o ses “Vaktin gelmedi henüz” dedi.

Sonrasında ne hissettin?

- Bunu düşünürken yine bir çekilme hızı ile acı dolu bir bedenin içine düştüm.

Nasıl tuhaf bir yere sıkıştım anlatamam. O sırada benim birkaç dakikalık kalbim duruyor, çünkü beni hastaneye bile götürmüyorlar, öldü diye orada bırakıyorlar.

Nasıl dönüyorsun hayata?

- O sırada caddedeki eczacı beni çok severdi, o koşup geliyor. “Aaa bizim Esra” diye ağlamaya başlıyor, tekrar nabız arıyor o kanların içinde... “Nabız var” diye bağırıyor. Ambulans geliyor.

Ne kadar kaldın hastanede?

- Bilemiyorum çünkü hiçbirini hatırlamıyorum, geçici hafıza kaybı yaşamışım. Paramparça olmuş bedenim, beni hastanede dikiyorlar. Kıkırdağımdan kulağımın içine kadar. Elmacık kemiklerim bile parçalanmıştı.

Yaralarını seviyor musun, sonra hiç estetik yaptırmadın mı?

- İnsanlar içeriye girip ağlıyorlardı, o zaman anladım ki benim görüntümde bir sıkıntı var. Bana ayna vermiyorlardı ama ben de umursamıyordum. Çünkü yaşadığım ölüme yakın deneyim beni büyülemişti sanki.

Hâlâ göz altlarımdan kulağıma kadar giden  yerlerimde dikiş izlerim var.

Hiçbirine estetik yaptırmadım çünkü onları hep sevdim. Ben bu ölüme yakın tecrübemi bir mucize olarak gördüm. Tekrar hayata dönmemi bir mucize olarak gördüm.

Yaşadığım üzüntüden dolayı beyin kanaması geçirdim

Bu kaza hayatında neyi değiştirdi?

- Her şeyi... Aileme ilahi aidiyet duygusu duydum. Bu aileye doğmamın bir nedeni olduğu bana anlatıldı. Gittim, koşulsuz sevgi ile karşılaştım ve döndüm. Benim ölümle karşılaşmam 5 defa oldu; 4 tanesi kızım Almila doğmadan önce. Bana ailede”9 canlısın” derler. Bu ocakta yaşadığım beyin kanamasıyla 5 canım gitti...

Çok geçmiş olsun.

- Son yaşadığım ailevi sebeplerden dolayı üzüntüden beyin kanaması geçirdim. Kanayan damarımın ikinci bir başı olduğu için mucizevi bir şekilde hayatta kaldım. Yoksa fişim çekilmiş gibi ölüp gidecektim ama ölümden hiç korkmadım. Sadece Almila’yı yalnız bırakmak duygusu beni çok üzdü. O yüzden Allah beni yanına almadığı için şükrettim.

Geçen yıl neler oldu

Esra Oflaz Güvenkaya, 1998 yılında abisi Fatih Oflaz ile birlikte MCD adlı şirketi kurarak yabancı kanalların Türkiye temsilciliklerini aldı. Ancak aile, geçen yıl Fatih Oflaz’ın öz kızına cinsel istismar bulunduğu haberiyle sarsıldı. Mahkemede öz kızına cinsel istismarda bulunmaktan
18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan Fatih Oflaz, yurtdışına kaçtı.

 

X

1 Haziran’da açılacaksa, 3 Temmuz’da kapansın

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam Ahmet Hakan’ın programında, gidişata göre okulların 1 Haziran’da açılabileceğini söyledi.

Dün de yazdım ben bu konuyu...
2 haftalığına okul açmanın kimseye bir faydası yok.
Çocukların hazırlığı, okula adaptasyonu derken iki hafta bitecek zaten.
Bu sürede de hiçbir şey öğrenmeyecekler ve virüs konusunda gereksiz bir risk alınmış olacak.
“WhatsApp Anneleri” gruplarından da biliyorum, “2 haftalık okula çocuk göndermem” diyen veli sayısı hiç az değil...
O yüzden bu yılı zorlamanın anlamı yok, artık oturmaya başlayan uzaktan eğitim 19 Haziran’a kadar uzamalı ve öylece okullar kapanmalı.
İlla çocuklar eğitimde geri kaldı diyerek okulları açmayı düşünüyorsak benim bir önerim var...

Yazının Devamını Oku

Virüsün iyi yanı

Koronavirüsle ilgili duyduğum en iyi haber bu oldu:11 Mart-27 Nisan arasında 24 kadın cinayete kurban gitmiş..


Geçen yıl aynı tarihlerde bu rakam 44’tü...
Neredeyse yarı yarıya azalmış.
Oysa tam tersi aynı eve kapandıkları için çiftler arasında tartışmaların, boşanmaların, kavgaların daha fazla olması beklenirdi...
Vuhan’da karantina sonrası boşanmaların arttığını biliyoruz.
Belki de bu kendine güvensiz, kadını dövmeyi, öldürmeyi namus meselesi sayan katillerin en büyük derdi kadının dışarıda olması...
Eve kapanıp dışarı adım atmadığı sürece belki de o yere batasıca kıskançlıkları hortlamıyor, kadının dört duvar arasında yaşamasından memnun oluyorlar...

Yazının Devamını Oku

Müdavim hareketi

Virüs nedeniyle kapanan restoranlar, kafeler için dünyada başlayan dayanışma hareketinin bir benzeri bizde de başladı. Adı: Müdavim Hareketi...


Gittiğiniz, sevdiğiniz restoranlar için 50, 100, 200, 400 lira ödeyerek yüzde 25 indirim sağlayan bir çek alıyorsunuz... Restoran açıldığında da gidip o çeki kullanıyorsunuz...
Aslında karantina sonrası yiyeceğiniz yemeğin parasını bugünden peşin ödüyorsunuz.
Ekonomik sıkıntı yaşayan sevdiğiniz mekanlara destek olmak amacıyla...
Restoranlar, kafeler 1,5 aydır kapalı, haziran ortası açılabilirse 3 ay kepenk indirmiş olacaklar...
3 ay boyunca hiç gelir elde etmeden kira ödemek, personel çıkartmamaya çalışmak, ayakta kalabilmek benim diyen işletme için bile kolay bir şey değil.
O yüzden bu sosyal sorumluluk hareketi önemli.

Yazının Devamını Oku

Marvel’in müzikleri

Ben atlamışım, bir Türk kadın müzisyenin Captain Marvel’ın müziklerini yaptığını bilmiyordum. Geçen akşam filmi izlerken sonunda, “Müzik: Pınar Toprak” imzasını görünce şaşırdım. Hemen kimdir diye baktım...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı bitirdikten sonra çok az İngilizce bilmesine rağmen 17 yaşında Amerika’ya gitmiş. Önce Chicago’da caz, ardından Boston’da dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu’nda okumuş.
Orada film müzikleri yapmayı öğrenmiş. Geçen yıl 8 Mart’ta Captain Marvel vizyona girdiğinde, Türk basınında da haberleri çıkmış Pınar Toprak’ın... O dönem Variety dergisine de röportaj vermiş.
Dedim ya ben kaçırmışım, Captain Marvel’ın sonunda imzasını görünce keşfettim ve bir Türk kadınının başarısı filmin kendisinden daha mutlu etti beni...

Tüp... Yallah... Yemek vs...
◊ Hastaları vefat ettiği için yoğun bakıma dalan, sağlık personeline tüple saldıran kendini bilmez hasta yakınları bakalım ne ceza alacak?
12 gün önce Meclis’ten geçen ve cezaları yarı oranında artıran sağlıkta şiddet düzenlemesinin ilk sonucunu göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

İstanbul budur işte

Andrea Bocelli’nin Milano Duomo’dan verdiği konseri, dünyaca ünlü sanatçıların evlerinden seslendikleri “One World: Together At Home” konserini geçen hafta çok yazdık, çizdik...


23 Nisan akşamında bir konser de bizde vardı...
7 Tepenin Şehri İstanbul’dan 7 Kıtaya adıyla yayınlandı.
Ben Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın YouTube hesabından yayınlanacağını sanıyordum konserin.
Meğer pek çok kanal yayınlamış, evde o saatte TV açık olmadığından farkında değilim, saat tam 19.00’da YouTube’u açtım o yüzden...
Ayasofya önünde ney sanatçısı Yavuz Akalın’la başladı konser...
Drone’larla çekilmiş tarihi yarım adanın görüntülerine müthiş bir ney sesi eşlik ediyor...

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya

Merak ediyorum, neden Almanya’nın ölüm rakamları tartışılmıyor da Türkiye’nin tartışılıyor?


New York Times neden Almanya’yı değil de, Türkiye’yi mercek altına almaya kalkıyor?
Oysa Avrupa’da koronavirüs salgınını başarıyla yürüten iki ülke var... Biri Almanya, diğeri Türkiye.
Almanya’da 150 bini geçti vaka sayısı, 5 bin 500 kayıp var.
Türkiye’de 100 bine yaklaştı vaka sayısı, 2 bin 500’e yakın kayıp var. Bu iki ülkede vaka sayısıyla vefatlar arasında çok ciddi bir makas var.
Demek ki olabiliyormuş.
Bizde ilk vaka sayısının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana 6 hafta geçti, 7’nci haftanın içindeyiz.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar da çıkmalı...

Dün 65 yaş üstü insanımıza hafta sonu birkaç saat de olsa dışarıya çıkma izni verilmesi gerektiğini yazdım, “eve kapanmaktan hastalanacaklar” diyerek...Pek çok okur destek verdi bu öneriye...


Cumartesi- pazar 08.00-12.00 arası sadece 65 yaş üstü sokağa çıksa inanın hepsine büyük moral olur.
Sadece yaşlılar değil düşünmemiz gereken bir de çocuklar var... Geçen gün 5 yaşındaki oğlum uzaktan eğitim sırasında sınıf arkadaşıyla konuşuyordu; “Delireceğiz oğlum evde oturmaktan” diyorlardı birbirlerine...
Şaka yapmıyorum 5 yaşındaki çocuklar bunu konuşuyordu.
Avrupa’nın en ağır faturasını ödeyen ülkelerinden İspanya, çocuklara “temiz hava izni” verme kararı aldı. 18 Mart’tan bu yana karantina altında olan 8 milyon çocuğa konan yasak 27 Nisan’dan itibaren temiz hava alabilmeleri için gevşetilecek.
Birçok çocuğun 40-50 metrekare evlerden haftalardır çıkmadığını söyledi İspanya Başbakanı...
Bizde de durum farklı değil...

Yazının Devamını Oku

65 yaş üstü hafta sonu sokağa çıksın

Yaşlılar haftalardır evde. Bakmayın güneşi gördüğünde kendini meydanlara, banklara atan üç-beş kişiye. Milyonlarca yaşı ilerlemiş insanımız uzun süredir dört duvar arasında yaşıyor.


Kendi annemden, etrafımdaki yaşı ilerlemiş insanlardan biliyorum.
Evde oturmaktan hasta olacaklar artık.
Moralleri bozuldu, torun torba etraflarında değil, yürüyüşe çıkamıyorlar, çıkıp temiz bir hava alamıyorlar.
Sürekli kapalı bir evde bağışıklık sistemleri zayıflamaya başladı.
En ufak bir mikroba karşı vücutları direnç göstermeyecek artık...
Unutmayın herkesin evi bahçeli, balkonlu, salon salamanje değil.

Yazının Devamını Oku

Belki de maçları böyle izleyeceğiz

Bu haber tam 6 yıl önce çıkmıştı...



Güney Koreli The Hanwha Eagles adlı bir beyzbol takımı seyirci sayısını artırmak için stadyuma robot taraftarlar yerleştirmişti.
Taraftar stadyuma gitmeden akıllı telefonları sayesinde bu robotlardan birini kontrol ediyor ve stattaymış gibi karşılaşmayı robotun gözünden izliyor.
Evinde oturan seyirci robotlara tezahürat yaptırıyor, hatta elindeki dijital pankartları kaldırtıp, şarkılar bile söyletebiliyor.
Her robotun yüzündeki dijital ekrana da evinde oturan seyircinin görüntüsü yansıtılıyor.
Güney Kore beyzbol takımı bu formülü seyirci ve gelir sayısını artırmak için 6 yıl önce bulduğunda ortada virüs falan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Neymar bile ağladı, ben hâlâ ağlamadım

“7. Koğuştaki Mucize”, geçen yılın en başarılı filmiydi... 5 milyon 316 bin gişe yaptı, Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğu çok konuşuldu...


Seyreden herkesi hüngür hüngür ağlatan bir baba-kız hikayesi;
Haksız yere hapsedilen Memo ve
7 kışındaki kızı Ova’nın...
Şu sıralar farklı dijital platformlarda tavsiye olarak önüme düşüyor film. Belli ki PSG’nin dünyaca ünlü futbolcusu Neymar’ın da önüne düşmüş ve açıp izlemiş “7. Koğuştaki Mucize”yi...
Daha sonra da sosyal medyasından, “Çocuğu olanlar bu filmi izledikten sonraki duygumu daha iyi anlar. İnanılmaz güzel bir film, izlerken çocuklar gibi hüngür hüngür ağladım” paylaşımını yaptı.
137 milyon takipçisi var Neymar’ın... Türk yapımlarının dünyada gücünü ve etkisini göstermek açısından çok önemli bir nokta bu...

Yazının Devamını Oku

Tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılara çağrım var

Lady Gaga bu cumartesi akşamı (18 Nisan) sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla "One World: Together at Home” adında YouTube üzerinden bir konser düzenliyor. Konseri Jimmy Fallon, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert sunacak.


Paul McCartney’den
Stevie Wonder’a birçok ismin şarkılarını seslendireceği
konsere David Beckham, John Legend, Kerry
Washington, Priyanka Chopra Jonas gibi ünlü isimler de katılacak.
Ve burada amaç bir bağış toplamak değil. Sadece eğlenmek, sağlık çalışanlarına moral vermek. Bizde de sağlık çalışanlarımız için bir YouTube konseri neden olmasın?
İlk akla gelen tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılar moral gecesi düzenlemeliler.

Yazının Devamını Oku

Sokağa çıkma yasağında İstanbul

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı çok doğru bir karardı, 25 gün önce bu köşede önerdiğim bir konuydu bu...

Cuma akşamı yaşanan izdihamın önüne geçilecek tedbirler alınmalıydı meselesi, zaten hepimizin ortak düşüncesiydi...

Cumartesi evden çıkmadım ama pazar günü gazeteci merakıma yenilip atladım bisiklete, şehirde ne oluyor diye bir tura çıktım...

Fotoğraf çekmek, yasağa uyulup uyulmadığına bakmak için...

Cihangir’den Beyazıt’a kadar bisikletle gidip geldim, şunları gördüm;

◊ Denetimler müthişti. Yol boyunca 6 kez çevrildim, memur arkadaşların kimi tanıdı geçmeme izin verdi, kimi sarı basın kartımı görmek istedi.

Yasağa uyma oranı yüzde 100’dü. Yol boyunca toplasan 3-5 araç, sokaklarda sadece 5-10 insan gördüm.

◊ Geçmişte sayım günlerinde böyle boş olurdu İstanbul. O günlerde de ya gazeteye çalışmaya giderdim ya da sayım memuru olarak görev yapardım. Ama o zamanlar bile bu kadar yasağa uyulmazdı.

◊ Doğma büyüme İstanbulluyum, ben kenti bu kadar sessiz bu kadar boş hayatımda görmedim...

Yazının Devamını Oku

333 katlı bir hapishane

Bir hapishane düşünün 333 katlı bir gökdelen ve her katında iki mahkûm kalıyor...


Ortada 8 metreye 2 metre gibi uzunca bir masanın geçebileceği dikdörtgen bir boşluk var her katta...
Her gün en üstteki katta mükellef bir sofra hazırlanıyor; karidesler, pastalar, etler, balıklar aklınıza ne gelirse... Üstelik çok usta aşçılar tarafından.
Ve bu ancak birinci sınıf restoranlarda olabilecek mükellef masa asansör gibi en üst kattan aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Her katta 3-4 dakika duruyor en fazla... 4 dakikada ne yedin yedin, çünkü masadan yiyecek alıp saklamak yasak. Bunu yaptığın an ceza var: Bulunduğun kat hızla buz gibi soğutuluyor ya da çok sıcak hale getiriliyor.
En üstteki ilk 30 kat en şanslısı çünkü her şeyin olduğu masaya saldırıp istediklerini yeme, talan etme şansları var...
Her katta 4’er dakika dura dura gelen masada 40-50’nci kattan sonra neredeyse yiyecek hiçbir şey kalmıyor.

Yazının Devamını Oku

Gazetem kapımda

Evlere kapandığımız şu günlerde bizim grup İstanbul’daki okurlar için çok güzel bir uygulama başlattı.


“Bir Tıkla Gazeten Kapıda” uygulaması.
Biliyorsunuz Dünya Sağlık Örgütü, gazete kağıdında koronavirüs riski olmadığını açıkladı, yani gazeteyi gönül rahatlığıyla kağıttan okuyabilirsiniz.
İşte bu keyiften vazgeçmek istemeyen okurlar için Bir Tıkla Gazeten Kapıda uygulaması var.
Demirören Medya’ya bağlı Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik gazeteleri için şimdilik sadece İstanbul’daki okurlara yönelik bir uygulama bu.
Yakın zamanda Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerle kapıya teslim sistemi daha da büyüyecek.
Yakala.co ve Scooty işbirliğiyle hayata geçen bir sistem bu. Ben kendi işimi kendim yapmayı severim.

Yazının Devamını Oku

Karantina altında seks hayatımız... Eyvah libidomuz düştü!

Koronavirüsle ilgili her şeyi konuşuyoruz da, bir tek seks hayatımızı konuşmuyoruz. Sağ olsun ekrandaki birbirinden kıymetli hocalar sayesinde hepimiz birer pandemi uzmanı olduk...


Ama bugüne kadar insanların seks hayatıyla ilgili bilgi veren, bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan tek bir uzmana rastlamadım. Bir tek Ender Saraç’ın Posta’ya verdiği röportajı hatırlıyorum; “Lütfen bu dönemde tek eşli olun” diyordu.
Bu konuyla ilgili bizde yeterli bilgiyi bulamayınca yabancı kaynaklara baktım, New York Times’ın pazar sayısından aşağıdaki bilgileri derledim. İşte 15 maddede karantinadaki seks hayatımız...
1- Bunlar eşi benzeri görülmemiş dönemler olduğu için, karantina altında insanların seks hayatlarının köreldiği ya da zenginleştiği konusunda elde şimdilik yeterli veri yok.
2- Ama şu kesin: Yaşadığımız günler hiç seksi zamanlar değil...
3- İnsanlar yeni seks partnerleri bulma konusuna uzak duruyorlar. Çoğu kişi virüsle ilgili bilgilendirmelere, cinsel sorunlardan daha fazla ilgi duyuyor.
4- 2019’u libido tartışmalarıyla kapatmıştık. Can Yaman’a kötü bir haberim var: Depresyon ve anksiyete libidoyu doğrudan olumsuz etkiliyor. Kesin bilgi!

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapanlara: Emma Teyze’nin Kitabı

Emma Teyze kim? Bizim Kelebek’in zeytinyağı yazarı olan Elvan Uysal Bottoni’nin eşi sevgili Paolo’nun büyük teyzesi...


Emma Mancini, 1907’lerde kuzey ve orta İtalya’da yaşamış ve o dönem yaptığı yemeklerin tariflerini defterine not almış.
Mancini ailesinin ikinci kuşağı olan Emma Teyze’nin bu not defteri, Elvan’ın eşi Paolo’nun kız kardeşine kadar ulaşmış.
20 yıldır İtalya’da yaşayan Elvan da kucağına kadar gelen bu hazineyi değerlendirme kararı vermiş.
Ve ortaya “Emma Teyze’nin Kitabı” adlı geleneksel İtalyan yemekleri tarifinin olduğu bu kitap çıkmış...
Elvan’la neredeyse 30 yıla yakın dostluğumuz var; kendisi çok iyi zeytinyağı, şarap, peynir ve bal tadımcısıdır.
Bu İtalyan mutfağı ve yemekleri üzerine yazdığı 6’ncı kitabı...

Yazının Devamını Oku

Neden para ödüyorum?

Tartışma sadece bizde değil, dünyada da yaşanıyor.


Şu sıralar dünyada herkesin sorduğu soru aynı: Neden almadığım hizmete para ödüyorum?
Hafta sonu New York Times’da okudum, ESPN gibi birkaç spor kanalına aylık abone olan bir kullanıcı koronavirüsten dolayı maçların oynanmadığını ve ödediği ücretin geri verilmesini istemiş.
ESPN de nanik yapmış ona. Geçen hafta ben de bizim özel okulları ve anaokullarını yazmıştım.
Uzaktan eğitim için normal eğitim ücreti almaya devam etmeleri doğru mu?
Okul binalarında hiçbir şeyden değilse ısıtma, elektrik, su, temizlik gibi pek çok giderden kurtuldu özel okullar.
Bunu neden ücretlere yansıtmıyorlar?

Yazının Devamını Oku

Radyoculara iyi bir haberim var

Media Liven 26-31 Mart tarihleri arasında 15.328 kişiyle radyo dinlenmesi üzerine bir araştırma yaptı.


Söz konusu tarih hepimizin evlerine kapandığı karantina tarihleri...
Açıkçası evde daha çok televizyon izlendiği, insanların araçlarına binmediği için radyo dinleme sürelerinin azaldığını düşünüyordum ben...
Radyocu meslektaşlarıma güzel haberi vereyim, meğer tam tersiymiş...
Korona günlerinde radyo dinleme süreleri artmış...
Ankete katılanların yarıya yakını, 7212 kişi her gün radyo dinlediğini söylemiş...
Her gün 1-2 saat dinleyenlerin sayısı 3804, 4 saatten fazla dinleyenlerin sayısı 3586...

Yazının Devamını Oku

Yanlış yapan ünlüler

.

Serdar Ortaç
“Bir çay demleyenim bile yok” diyerek taksi durağını ziyarete gitti, taksicilerle çay içip sohbet etti.
Üstelik maske takmayan taksici “Acı patlıcanı kırağı çalmaz” dedi.
Anlaşılan o ki; sevgili Serdar’ın ne izolasyondan ne de sosyal mesafeden haberi var.

Nasuh Mahruki-Coşkun Aral
Nasuh Mahruki, Silivri-Durusu’da açacağı Doğada Liderlik Okulu’ndaki son hazırlıkları ailesiyle birlikte hafta sonu denetledi.

Yazının Devamını Oku

Zombiler de gerçek olacak mı?

2013’te Cannes Film Festivali’nde Brad Pitt’in “World War Z” filminin tanıtımındaydım... (O zamanlar uçağa biniyoruz ey sevgili okur, yurtdışına festivallere, maçlara, tatillere gittiğimiz yıllar, ne günlerdi be!)


O yıl Cannes’ın ağır topu Brad Pitt’ti, her yer “World War Z” afişleriyle doluydu.
Şu sıralar sürekli virüs, pandemi yapımları izliyoruz ya, geçen akşam “World War Z” önüme düşünce, “Cannes yılları nostaljisi yaparım” diyerek satın aldım filmi...
Film aman aman bir şey değil, yaşayan ölüler, zombiler hikayesi...
Güney Kore’de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getiriyor.
Her zombi filminde olduğu gibi burada da yaşayan ölüler, yeni hücrelere ihtiyaç duyduğu için kontrolsüzce sağlıklı insanlara saldırıyorlar.
Filmi izlerken düşündüm; bu Hollywood yapımlarındaki her şey gerçek oluyor ya, bu zombiler de günün birinde gerçek olacak mı? Belki de bu korona belası insanlığın ilk büyük sınavı...

Yazının Devamını Oku