"Buradan ilan edeyim, artık kuzu yemeyeceğim”

Hürriyet yeme-içme yazarı Vedat Milor, sosyal medyayı kullanmaya başladıktan sonra fenomene dönüştü. Takipçilerin yorumlarıyla zaman zaman çileden çıkardığı Milor’a hem “Sosyal medyanın onu nasıl delirttiğini” hem de Türk mutfağını sordum. Geçtiğimiz yıllarda 20 günlük süt kuzusu yediği için çok eleştirilen Milor, hayvanseverleri mutlu edecek bir açıklama da yaptı: “Buradan ilan edeyim, artık kuzu yemeyeceğim.”

Buradan ilan edeyim, artık kuzu yemeyeceğim”
Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU

◊ Sosyal medyayı çok iyi kullanıyorsun... Hatta geçenlerde Twitter’da “Menemen soğanlı mı olur, soğansız mı?” diye sorarak büyük bir tartışmanın fitilini ateşledin. Sence soğanlı mı, soğansız mı olur?

- Eğer olağanüstü domates ve eski tohum biber bulursan soğansız olur.

◊ Bulamazsan...

- Lezzet vermesi için soğanlı olur...

◊ Bu cevabın büyük hayal kırıklığı oldu. Ben her koşulda “Soğansız” diyenlerdenim çünkü...

- Ama domates sıradansa, biber de tarla biberi değilse, soğan lezzet verir.

◊ Sen de Türkiye gibi arada kaldın...

- Ne şiş yansın, ne kebap...

◊ Yılın çoğu zamanı eşin Linda ile birlikte Atlanta’da yaşıyorsun... Orada neler yapıyorsun?

- Yemek, ev işleri yapıyorum. Kızımın ödevlerine yardım ediyorum...

◊ Gerçekten mi?

- Yok. (Gülüyor) Sadece kızıma bazı derslerde yardım ettiğim doğru.

◊ Kızınız Ceylan kaçıncı sınıfta okuyor?

- Şu an 11’inci sınıfa gidiyor. Seneye lise sona geçecek...

◊ O kadar büyüdü mü, en son gördüğümde 7-8 yaşındaydı... Zaman gerçekten çok çabuk geçiyor...

- Evet, ben de ne kadar çabuk büyüdüğüne inanamıyorum. Şimdi 17 yaşında... Tarih, felsefe gibi epey ciddi dersleri var, onunla ilgileniyorum.

 Kitap yazıyorum

 ◊ Hürriyet’teki yazıların dışında yeni projelerin yok mu?
- Dergilere de yazı yazıyorum. Ama asıl önemlisi şimdi bir de kitap hazırlıyorum.

◊ Nasıl bir kitap yazacaksın?
- Hayat nasıl yaşanmalı tarzında bir kitap olacak. İlber Ortaylı’nın “Bir Ömür Nasıl Yaşanır” kitabı gibi... Kronik Yayıncılık’tan çıkacak...

◊ Sence hayat nasıl yaşanmalı?
- Benim konuştukça, düşündükçe fikirlerim değişiyor. Bu sorunun cevabı için biraz daha beklemeni istiyorum. Çünkü ben de henüz yanıtını bulmadım.

Buradan ilan edeyim, artık kuzu yemeyeceğim”

Şöhretten kendimi koruyorum

◊ Hayatına dışarıdan gıpta ile bakılıyor. Yiyorsun, içiyorsun... Kâh İtalya’da, kâh Fransa’da tatildesin... Bu hayatın bir zorluğu var mı?

- Tabii ki var. Hiçbir şey uzaktan göründüğü gibi değildir. Kim olursan ol, hangi ekonomik seviyede olursan ol, hayat karşınıza birçok sorun çıkarıyor.

En önemlisi de sevdiklerinle ilgili sağlık sorunları çıkabiliyor. Ölümler, hastalıklar olabiliyor. Bu Türkiye’de de böyle, Amerika’da da böyle... Yapmamız gereken hayatın zorluklarına karşı kendi kefemize ağırlık koymak.

◊ Koyamayanlar da var... İntihar ederek yaşamına son veren dünyaca ünlü şef Anthony Bourdain gibi...

- O da koymaya çalıştı ama demek ki bir yerde “yeter benden bu kadar” dedi.

◊ İntiharını nasıl yorumluyorsun?

- Saygıyla karşıladım ama sevdikleri açısından egoist bir karar olabilir.

Çünkü kızı var. Ama ben bu konularda yargıda bulunmuyorum. Çünkü konuyu içten bilmeyince verilen yargılar havada kalır ve yanılırsın...

◊ Şöhret mi onu intihara sürükledi?

- Şöhretli insanların birçoğu yalnız oluyor. Çoğu insan, onlara değil, imajlarına yaklaşıyor.

İmajlarını seviyorlar ve gözlerinde büyütüyorlar. Ancak bu kez de onları yakından tanıyınca hayal kırıklığına uğruyorlar. Çünkü yakından tanıdığın zaman hayatta hiç kimsenin büyütülmeye değmeyecek kadar, sıradan olduğunu görürsün.  Herkesin zayıf tarafları, zaafları ve çürükleri vardır...

Ünlü açısından da devamlı o imajı yaşamaya çalışmak, çok büyük stres getiren bir olaydır.

◊ Şöhret senin hayatını nasıl etkiliyor?

- Ben kendimi koruyorum. Önceliklerimin farkındayım.

Burada senenin 360 günü çalışıp, korkunç bir para kazansan da o paranın keyfini çıkaramadıktan sonra sana zül olur. Elbette benim de maddi kaygılarım var. Kızım üniversiteye gidecek ve üniversitenin yıllık ücretleri çok fazla.

Buradan ilan edeyim, artık kuzu yemeyeceğim”

İyi bir tat hafızam var

◊ Kendini gurme olarak görmediğini söylüyorsun...

- Çünkü gurme diye bir şey yok. Sen yazarsın, ben de yazarım. Bir adamın damak zevkini, boy ölçer gibi ölçemezsin. Birçok insanın damak zevki vardır. Benim avantajım uluslararası yemek yeme tecrübemin çok fazla olması. Dünya Bankası’nda çalıştığım yıllardan beri birçok ülkede dolaştım, dışarıda çok yemek yedim.

İyi de bir tat hafızam var. Hukukçu olduğum için, tarihler de aklımda kalır, referans notları oluşturabiliyorum.

Bu nedenle kendimi yeme ve içme eleştirmeni olarak görüyorum.

◊ Dünya Bankası’nda çalıştığın yılları özlüyor musun?

- Özlemiyorum çünkü bana göre bir yer değildi. Dünya Bankası çok hiyerarşik bir yapı. Eğer yaratıcı bir tarafın varsa, iyi bir iş yapmaya çalışıyorsan bin tane engelle karşılaşıyorsun.

Dünya Bankası’na ilk girdiğimde heyecanlandım tabii, çünkü prestijli bir yer. Çok zeki insanlar vardı çevremde... Ancak çalışmaya başladıkça giderek artan bir hayal kırıklığı yaşadım. Oradan ayrılıp, akademiye kaçtığım için çok mutluyum.

Az bile söyledim ‘hödük oğlu hödük’

◊ Son derece nazik, beyefendi ve centilmen birisin... Ancak geçenlerde sosyal medyada bir takipçine “hödük” diye bağrındın...

- Az bile söyledim.

◊ Sosyal medyada seni nasıl delirtiyorlar?

- Hayatta en kızdığım şeylerden biri, üstüne vazife olmayan birinin bana ne yapmam gerektiğini söylemesidir. Lokantaya gidiyorum, sosyal medyada sevdiklerimi paylaşıyorum. Bu, kamusal bir görev değil. Keyfimin istediği yere gider, canımın istediğini yerim... Sen ister bakarsın, ister bakmazsın... Ben bir paylaşım yapmışım, adam altına büyük bir ukalalıkla “İtalya’nın türlüsü tanıtacağına, Anadolu’yu dolaş da bizim türlüleri tanıt” yazmış. Ulan sen kimsin, hödük oğlu hödük. Az bile söyledim yani! (Gülüyor) Dışarıda karşılaşsak gelip benimle iki kelime konuşamaz ama bana ne yapmam gerektiğini söylüyor. Üstelik karşı tarafa kızdıkları zaman bir de homofobik yapılarını gösteriyorlar...

◊ Nasıl yani?

- Beğendiği bir cevap gelmeyince ‘karı kılıklı adam’, ‘kılıbık’ gibi şeyler yazıyor. Çünkü kendi kafasında erkeğin buyurgan olduğu bir dünyada yaşıyor ve karşı tarafa kızdığı zaman ona dişil özellikler atfediyor.

◊ Peki gerçekten evde kimin sözü geçiyor?

- O kadar seneden sonra biz bu konuyu aştık. Gerçek bir çift olmayı başardık.

◊ Linda Hanım’la kaç yıldır evlisiniz?

- 30 yıl oldu. Evlendiğimde Linda üniversitede okuyordu. Bitirir bitirmez evlendik. Çocuk yapmak için de 13-14 sene bekledik.

Buradan ilan edeyim, artık kuzu yemeyeceğim”

O çorabı bana Linda aldı

◊ Galatarasay çorabı giydin ve şampiyonluk geldi...

- Kızım Ceylan çocukken Atlanta’daki bir parka giderdik... Orada ördekleri beslerdik. Sonra onların bize uğur getirdiğine inandık. Bu çorabı  eşim Linda almış. Galatasaray’ın maçı öncesi tesadüfen komodini düzenliyorduk. Linda çorabı bulunca “A bu çorabı bugün giy” dedi. Ben de “Şimdi değil, bir bakalım maç nasıl başlayacak” dedim.

◊ Gol yiyince mi giydin?

- Evet, baktım ilk yarı 1-0 yeniliyoruz, Linda’ya “çorabı getir” dedim. Çorabı giydikten sonra maçı izlemeyi bıraktım. Daha sonra televizyonu tekrar açtım, baktım 2-1 öndeyiz, çoraplar da ayağımda...

Türk yemekleri, Türk erkeklerine benziyor

◊ Türk mutfağını nasıl buluyorsun?

- Türk mutfağını aynı Türk erkeği gibi kendi kendimize o kadar çok övüyoruz ki...

◊ Kesinlikle katılıyorum... Türk mutfağı övüldüğü kadar iyi değil. Yemekler çok yağlı ve salçalı...

- Hem kötü hem iyi tarafları var. Ama dediğim gibi o kadar abartıyoruz ki, Türk mutfağı deyince akan sular duruyor. Türk mutfağını namus meselesi yapıyoruz. Ancak mutfakta milliyetçilik olmaz.

◊ Türk mutfağının kuvvetli ve zayıf tarafları neler?

- Hamur işlerinde bayağı iyiyiz. Ev yemeklerinde de kuvvetliyiz. Fakat deniz ürünlerinde zayıfız.

Eskiden Türkiye mutfağının lezzeti, kozmopolit yapısından geliyordu... Türkiye’de yaşayan Boşnaklar, Museviler ve Ermenilerin lezzetleriyle çok güçlü bir tarafı vardı.

Ancak bu yapı yavaş yavaş erozyona uğramaya başladı.

Geleneksel yemekler ortadan kalkmaya, çok emek gerektirdiği için yapılmamaya başladı.

Zeytinyağlı yemek bulmak çok zorlaştı.

Balık pişirmeyi çok az insan biliyor. İstanbul’da 100 balıkçıya gidiyorsun, aynı meze geliyor.

Sanki tek bir yer var, hepsine aynı meze gökten iniyor gibi.

Şimdiki aklımla geçmişe dönsem vegan beslenirdim

◊ En çok hangi dünya mutfağını seviyorsun?
- Kategoriye göre değişiyor. Hamur işlerinde Türkiye ve İtalya. Sebze yemeklerinde Japonya, sakatatlarda Fransa, deniz ürünlerinde İspanya...

◊ En sevdiğin yemek nedir?

- En sevdiğim yemek diye gerçekten bir şey yok. Ama onsuz yaşamam dediğim daha çok deniz ürünleri... Ot da çok seviyorum.

◊ “Ot seviyorum” diyorsun ama bu kuzu meselesi ne olacak? Günün birinde vegan olur musun?

- Şimdiki aklımla 23 yaşında olsaydım, vegan beslenirdim. Vegan beslenme bana çok ters gelmiyor. Ama benim çocukluğumda et daha iyiydi. Bir de daha çeşitli etler yeme şansım vardı...

◊ Şimdi de körpe kuzuları yiyorsun...

- Evet, o yüzden çok kötü rüyalar görmeye başladım. Artık vazgeçtim. Buradan ilan edeyim, artık kuzu yemeyeceğim.

◊ Yemeyecek misin gerçekten?

- Hayır yemeyeceğim.

◊ Son bir akşam yemeği yiyecek olsan, nerede ve ne yemek istersin?

- 1985-90 Romanée-Conti şarap içmek isterdim. Paris’te bir lokanta var. Orada ocak ve şubat aylarında trüf böreği ve kaz ciğeri yapılıyor. Olağanüstü yemek... Onu tercih ederdim...

◊ Ama sen hep hayvanseverlerin itiraz ettiği yemekleri yiyorsun... Dünyada artık kaz ciğeri yenmesine büyük tepki var...

- Hayat felsefem, sen kendi doğru bildiğini yap... Başkalarının davranışlarım hakkında yargıda bulunması beni enterese etmiyor. Çocukken de, 18 yaşındayken de böyleydim.

Yeniden TV programı yapmak isterim

◊ Yurtdışındayken İstanbul’daki en çok hangi mekanları özlüyorsun?

- Kazasker’deki Konyalılar Etliekmek, Beyti, Kurtuluş’taki Adana Ocakbaşı ve Kıyı... Daha çok kebap, balık ve meyhane kategorisindeki mekanları özlüyorum.

◊ Üç günlük İstanbul ziyaretinden hepsine gidecek misin?

- Hayır, buraya çalışmaya geldim. adece Kıyı’da balık yiyeceğim.

◊ Yeniden televizyon programı yapacak mısın?

- Ciddi, güvendiğim bir yerden teklif gelirse yeniden yapmak isterim.

Ama tekrar televizyon programı yaparsam, en önemli kaygım bağımsızlığımı korumak olur.

Yani lokantalarla kırmızı çizgilerim her zaman devam edecek. Objektifliğimizi koruyacağız.

◊ Hiçbir mekanda sponsorluk almıyor musun?

- Hayır...

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

1 Haziran’da açılacaksa, 3 Temmuz’da kapansın

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam Ahmet Hakan’ın programında, gidişata göre okulların 1 Haziran’da açılabileceğini söyledi.

Dün de yazdım ben bu konuyu...
2 haftalığına okul açmanın kimseye bir faydası yok.
Çocukların hazırlığı, okula adaptasyonu derken iki hafta bitecek zaten.
Bu sürede de hiçbir şey öğrenmeyecekler ve virüs konusunda gereksiz bir risk alınmış olacak.
“WhatsApp Anneleri” gruplarından da biliyorum, “2 haftalık okula çocuk göndermem” diyen veli sayısı hiç az değil...
O yüzden bu yılı zorlamanın anlamı yok, artık oturmaya başlayan uzaktan eğitim 19 Haziran’a kadar uzamalı ve öylece okullar kapanmalı.
İlla çocuklar eğitimde geri kaldı diyerek okulları açmayı düşünüyorsak benim bir önerim var...

Yazının Devamını Oku

Virüsün iyi yanı

Koronavirüsle ilgili duyduğum en iyi haber bu oldu:11 Mart-27 Nisan arasında 24 kadın cinayete kurban gitmiş..


Geçen yıl aynı tarihlerde bu rakam 44’tü...
Neredeyse yarı yarıya azalmış.
Oysa tam tersi aynı eve kapandıkları için çiftler arasında tartışmaların, boşanmaların, kavgaların daha fazla olması beklenirdi...
Vuhan’da karantina sonrası boşanmaların arttığını biliyoruz.
Belki de bu kendine güvensiz, kadını dövmeyi, öldürmeyi namus meselesi sayan katillerin en büyük derdi kadının dışarıda olması...
Eve kapanıp dışarı adım atmadığı sürece belki de o yere batasıca kıskançlıkları hortlamıyor, kadının dört duvar arasında yaşamasından memnun oluyorlar...

Yazının Devamını Oku

Müdavim hareketi

Virüs nedeniyle kapanan restoranlar, kafeler için dünyada başlayan dayanışma hareketinin bir benzeri bizde de başladı. Adı: Müdavim Hareketi...


Gittiğiniz, sevdiğiniz restoranlar için 50, 100, 200, 400 lira ödeyerek yüzde 25 indirim sağlayan bir çek alıyorsunuz... Restoran açıldığında da gidip o çeki kullanıyorsunuz...
Aslında karantina sonrası yiyeceğiniz yemeğin parasını bugünden peşin ödüyorsunuz.
Ekonomik sıkıntı yaşayan sevdiğiniz mekanlara destek olmak amacıyla...
Restoranlar, kafeler 1,5 aydır kapalı, haziran ortası açılabilirse 3 ay kepenk indirmiş olacaklar...
3 ay boyunca hiç gelir elde etmeden kira ödemek, personel çıkartmamaya çalışmak, ayakta kalabilmek benim diyen işletme için bile kolay bir şey değil.
O yüzden bu sosyal sorumluluk hareketi önemli.

Yazının Devamını Oku

Marvel’in müzikleri

Ben atlamışım, bir Türk kadın müzisyenin Captain Marvel’ın müziklerini yaptığını bilmiyordum. Geçen akşam filmi izlerken sonunda, “Müzik: Pınar Toprak” imzasını görünce şaşırdım. Hemen kimdir diye baktım...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı bitirdikten sonra çok az İngilizce bilmesine rağmen 17 yaşında Amerika’ya gitmiş. Önce Chicago’da caz, ardından Boston’da dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu’nda okumuş.
Orada film müzikleri yapmayı öğrenmiş. Geçen yıl 8 Mart’ta Captain Marvel vizyona girdiğinde, Türk basınında da haberleri çıkmış Pınar Toprak’ın... O dönem Variety dergisine de röportaj vermiş.
Dedim ya ben kaçırmışım, Captain Marvel’ın sonunda imzasını görünce keşfettim ve bir Türk kadınının başarısı filmin kendisinden daha mutlu etti beni...

Tüp... Yallah... Yemek vs...
◊ Hastaları vefat ettiği için yoğun bakıma dalan, sağlık personeline tüple saldıran kendini bilmez hasta yakınları bakalım ne ceza alacak?
12 gün önce Meclis’ten geçen ve cezaları yarı oranında artıran sağlıkta şiddet düzenlemesinin ilk sonucunu göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

İstanbul budur işte

Andrea Bocelli’nin Milano Duomo’dan verdiği konseri, dünyaca ünlü sanatçıların evlerinden seslendikleri “One World: Together At Home” konserini geçen hafta çok yazdık, çizdik...


23 Nisan akşamında bir konser de bizde vardı...
7 Tepenin Şehri İstanbul’dan 7 Kıtaya adıyla yayınlandı.
Ben Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın YouTube hesabından yayınlanacağını sanıyordum konserin.
Meğer pek çok kanal yayınlamış, evde o saatte TV açık olmadığından farkında değilim, saat tam 19.00’da YouTube’u açtım o yüzden...
Ayasofya önünde ney sanatçısı Yavuz Akalın’la başladı konser...
Drone’larla çekilmiş tarihi yarım adanın görüntülerine müthiş bir ney sesi eşlik ediyor...

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya

Merak ediyorum, neden Almanya’nın ölüm rakamları tartışılmıyor da Türkiye’nin tartışılıyor?


New York Times neden Almanya’yı değil de, Türkiye’yi mercek altına almaya kalkıyor?
Oysa Avrupa’da koronavirüs salgınını başarıyla yürüten iki ülke var... Biri Almanya, diğeri Türkiye.
Almanya’da 150 bini geçti vaka sayısı, 5 bin 500 kayıp var.
Türkiye’de 100 bine yaklaştı vaka sayısı, 2 bin 500’e yakın kayıp var. Bu iki ülkede vaka sayısıyla vefatlar arasında çok ciddi bir makas var.
Demek ki olabiliyormuş.
Bizde ilk vaka sayısının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana 6 hafta geçti, 7’nci haftanın içindeyiz.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar da çıkmalı...

Dün 65 yaş üstü insanımıza hafta sonu birkaç saat de olsa dışarıya çıkma izni verilmesi gerektiğini yazdım, “eve kapanmaktan hastalanacaklar” diyerek...Pek çok okur destek verdi bu öneriye...


Cumartesi- pazar 08.00-12.00 arası sadece 65 yaş üstü sokağa çıksa inanın hepsine büyük moral olur.
Sadece yaşlılar değil düşünmemiz gereken bir de çocuklar var... Geçen gün 5 yaşındaki oğlum uzaktan eğitim sırasında sınıf arkadaşıyla konuşuyordu; “Delireceğiz oğlum evde oturmaktan” diyorlardı birbirlerine...
Şaka yapmıyorum 5 yaşındaki çocuklar bunu konuşuyordu.
Avrupa’nın en ağır faturasını ödeyen ülkelerinden İspanya, çocuklara “temiz hava izni” verme kararı aldı. 18 Mart’tan bu yana karantina altında olan 8 milyon çocuğa konan yasak 27 Nisan’dan itibaren temiz hava alabilmeleri için gevşetilecek.
Birçok çocuğun 40-50 metrekare evlerden haftalardır çıkmadığını söyledi İspanya Başbakanı...
Bizde de durum farklı değil...

Yazının Devamını Oku

65 yaş üstü hafta sonu sokağa çıksın

Yaşlılar haftalardır evde. Bakmayın güneşi gördüğünde kendini meydanlara, banklara atan üç-beş kişiye. Milyonlarca yaşı ilerlemiş insanımız uzun süredir dört duvar arasında yaşıyor.


Kendi annemden, etrafımdaki yaşı ilerlemiş insanlardan biliyorum.
Evde oturmaktan hasta olacaklar artık.
Moralleri bozuldu, torun torba etraflarında değil, yürüyüşe çıkamıyorlar, çıkıp temiz bir hava alamıyorlar.
Sürekli kapalı bir evde bağışıklık sistemleri zayıflamaya başladı.
En ufak bir mikroba karşı vücutları direnç göstermeyecek artık...
Unutmayın herkesin evi bahçeli, balkonlu, salon salamanje değil.

Yazının Devamını Oku

Belki de maçları böyle izleyeceğiz

Bu haber tam 6 yıl önce çıkmıştı...



Güney Koreli The Hanwha Eagles adlı bir beyzbol takımı seyirci sayısını artırmak için stadyuma robot taraftarlar yerleştirmişti.
Taraftar stadyuma gitmeden akıllı telefonları sayesinde bu robotlardan birini kontrol ediyor ve stattaymış gibi karşılaşmayı robotun gözünden izliyor.
Evinde oturan seyirci robotlara tezahürat yaptırıyor, hatta elindeki dijital pankartları kaldırtıp, şarkılar bile söyletebiliyor.
Her robotun yüzündeki dijital ekrana da evinde oturan seyircinin görüntüsü yansıtılıyor.
Güney Kore beyzbol takımı bu formülü seyirci ve gelir sayısını artırmak için 6 yıl önce bulduğunda ortada virüs falan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Neymar bile ağladı, ben hâlâ ağlamadım

“7. Koğuştaki Mucize”, geçen yılın en başarılı filmiydi... 5 milyon 316 bin gişe yaptı, Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğu çok konuşuldu...


Seyreden herkesi hüngür hüngür ağlatan bir baba-kız hikayesi;
Haksız yere hapsedilen Memo ve
7 kışındaki kızı Ova’nın...
Şu sıralar farklı dijital platformlarda tavsiye olarak önüme düşüyor film. Belli ki PSG’nin dünyaca ünlü futbolcusu Neymar’ın da önüne düşmüş ve açıp izlemiş “7. Koğuştaki Mucize”yi...
Daha sonra da sosyal medyasından, “Çocuğu olanlar bu filmi izledikten sonraki duygumu daha iyi anlar. İnanılmaz güzel bir film, izlerken çocuklar gibi hüngür hüngür ağladım” paylaşımını yaptı.
137 milyon takipçisi var Neymar’ın... Türk yapımlarının dünyada gücünü ve etkisini göstermek açısından çok önemli bir nokta bu...

Yazının Devamını Oku

Tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılara çağrım var

Lady Gaga bu cumartesi akşamı (18 Nisan) sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla "One World: Together at Home” adında YouTube üzerinden bir konser düzenliyor. Konseri Jimmy Fallon, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert sunacak.


Paul McCartney’den
Stevie Wonder’a birçok ismin şarkılarını seslendireceği
konsere David Beckham, John Legend, Kerry
Washington, Priyanka Chopra Jonas gibi ünlü isimler de katılacak.
Ve burada amaç bir bağış toplamak değil. Sadece eğlenmek, sağlık çalışanlarına moral vermek. Bizde de sağlık çalışanlarımız için bir YouTube konseri neden olmasın?
İlk akla gelen tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılar moral gecesi düzenlemeliler.

Yazının Devamını Oku

Sokağa çıkma yasağında İstanbul

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı çok doğru bir karardı, 25 gün önce bu köşede önerdiğim bir konuydu bu...

Cuma akşamı yaşanan izdihamın önüne geçilecek tedbirler alınmalıydı meselesi, zaten hepimizin ortak düşüncesiydi...

Cumartesi evden çıkmadım ama pazar günü gazeteci merakıma yenilip atladım bisiklete, şehirde ne oluyor diye bir tura çıktım...

Fotoğraf çekmek, yasağa uyulup uyulmadığına bakmak için...

Cihangir’den Beyazıt’a kadar bisikletle gidip geldim, şunları gördüm;

◊ Denetimler müthişti. Yol boyunca 6 kez çevrildim, memur arkadaşların kimi tanıdı geçmeme izin verdi, kimi sarı basın kartımı görmek istedi.

Yasağa uyma oranı yüzde 100’dü. Yol boyunca toplasan 3-5 araç, sokaklarda sadece 5-10 insan gördüm.

◊ Geçmişte sayım günlerinde böyle boş olurdu İstanbul. O günlerde de ya gazeteye çalışmaya giderdim ya da sayım memuru olarak görev yapardım. Ama o zamanlar bile bu kadar yasağa uyulmazdı.

◊ Doğma büyüme İstanbulluyum, ben kenti bu kadar sessiz bu kadar boş hayatımda görmedim...

Yazının Devamını Oku

333 katlı bir hapishane

Bir hapishane düşünün 333 katlı bir gökdelen ve her katında iki mahkûm kalıyor...


Ortada 8 metreye 2 metre gibi uzunca bir masanın geçebileceği dikdörtgen bir boşluk var her katta...
Her gün en üstteki katta mükellef bir sofra hazırlanıyor; karidesler, pastalar, etler, balıklar aklınıza ne gelirse... Üstelik çok usta aşçılar tarafından.
Ve bu ancak birinci sınıf restoranlarda olabilecek mükellef masa asansör gibi en üst kattan aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Her katta 3-4 dakika duruyor en fazla... 4 dakikada ne yedin yedin, çünkü masadan yiyecek alıp saklamak yasak. Bunu yaptığın an ceza var: Bulunduğun kat hızla buz gibi soğutuluyor ya da çok sıcak hale getiriliyor.
En üstteki ilk 30 kat en şanslısı çünkü her şeyin olduğu masaya saldırıp istediklerini yeme, talan etme şansları var...
Her katta 4’er dakika dura dura gelen masada 40-50’nci kattan sonra neredeyse yiyecek hiçbir şey kalmıyor.

Yazının Devamını Oku

Gazetem kapımda

Evlere kapandığımız şu günlerde bizim grup İstanbul’daki okurlar için çok güzel bir uygulama başlattı.


“Bir Tıkla Gazeten Kapıda” uygulaması.
Biliyorsunuz Dünya Sağlık Örgütü, gazete kağıdında koronavirüs riski olmadığını açıkladı, yani gazeteyi gönül rahatlığıyla kağıttan okuyabilirsiniz.
İşte bu keyiften vazgeçmek istemeyen okurlar için Bir Tıkla Gazeten Kapıda uygulaması var.
Demirören Medya’ya bağlı Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik gazeteleri için şimdilik sadece İstanbul’daki okurlara yönelik bir uygulama bu.
Yakın zamanda Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerle kapıya teslim sistemi daha da büyüyecek.
Yakala.co ve Scooty işbirliğiyle hayata geçen bir sistem bu. Ben kendi işimi kendim yapmayı severim.

Yazının Devamını Oku

Karantina altında seks hayatımız... Eyvah libidomuz düştü!

Koronavirüsle ilgili her şeyi konuşuyoruz da, bir tek seks hayatımızı konuşmuyoruz. Sağ olsun ekrandaki birbirinden kıymetli hocalar sayesinde hepimiz birer pandemi uzmanı olduk...


Ama bugüne kadar insanların seks hayatıyla ilgili bilgi veren, bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan tek bir uzmana rastlamadım. Bir tek Ender Saraç’ın Posta’ya verdiği röportajı hatırlıyorum; “Lütfen bu dönemde tek eşli olun” diyordu.
Bu konuyla ilgili bizde yeterli bilgiyi bulamayınca yabancı kaynaklara baktım, New York Times’ın pazar sayısından aşağıdaki bilgileri derledim. İşte 15 maddede karantinadaki seks hayatımız...
1- Bunlar eşi benzeri görülmemiş dönemler olduğu için, karantina altında insanların seks hayatlarının köreldiği ya da zenginleştiği konusunda elde şimdilik yeterli veri yok.
2- Ama şu kesin: Yaşadığımız günler hiç seksi zamanlar değil...
3- İnsanlar yeni seks partnerleri bulma konusuna uzak duruyorlar. Çoğu kişi virüsle ilgili bilgilendirmelere, cinsel sorunlardan daha fazla ilgi duyuyor.
4- 2019’u libido tartışmalarıyla kapatmıştık. Can Yaman’a kötü bir haberim var: Depresyon ve anksiyete libidoyu doğrudan olumsuz etkiliyor. Kesin bilgi!

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapanlara: Emma Teyze’nin Kitabı

Emma Teyze kim? Bizim Kelebek’in zeytinyağı yazarı olan Elvan Uysal Bottoni’nin eşi sevgili Paolo’nun büyük teyzesi...


Emma Mancini, 1907’lerde kuzey ve orta İtalya’da yaşamış ve o dönem yaptığı yemeklerin tariflerini defterine not almış.
Mancini ailesinin ikinci kuşağı olan Emma Teyze’nin bu not defteri, Elvan’ın eşi Paolo’nun kız kardeşine kadar ulaşmış.
20 yıldır İtalya’da yaşayan Elvan da kucağına kadar gelen bu hazineyi değerlendirme kararı vermiş.
Ve ortaya “Emma Teyze’nin Kitabı” adlı geleneksel İtalyan yemekleri tarifinin olduğu bu kitap çıkmış...
Elvan’la neredeyse 30 yıla yakın dostluğumuz var; kendisi çok iyi zeytinyağı, şarap, peynir ve bal tadımcısıdır.
Bu İtalyan mutfağı ve yemekleri üzerine yazdığı 6’ncı kitabı...

Yazının Devamını Oku

Neden para ödüyorum?

Tartışma sadece bizde değil, dünyada da yaşanıyor.


Şu sıralar dünyada herkesin sorduğu soru aynı: Neden almadığım hizmete para ödüyorum?
Hafta sonu New York Times’da okudum, ESPN gibi birkaç spor kanalına aylık abone olan bir kullanıcı koronavirüsten dolayı maçların oynanmadığını ve ödediği ücretin geri verilmesini istemiş.
ESPN de nanik yapmış ona. Geçen hafta ben de bizim özel okulları ve anaokullarını yazmıştım.
Uzaktan eğitim için normal eğitim ücreti almaya devam etmeleri doğru mu?
Okul binalarında hiçbir şeyden değilse ısıtma, elektrik, su, temizlik gibi pek çok giderden kurtuldu özel okullar.
Bunu neden ücretlere yansıtmıyorlar?

Yazının Devamını Oku

Radyoculara iyi bir haberim var

Media Liven 26-31 Mart tarihleri arasında 15.328 kişiyle radyo dinlenmesi üzerine bir araştırma yaptı.


Söz konusu tarih hepimizin evlerine kapandığı karantina tarihleri...
Açıkçası evde daha çok televizyon izlendiği, insanların araçlarına binmediği için radyo dinleme sürelerinin azaldığını düşünüyordum ben...
Radyocu meslektaşlarıma güzel haberi vereyim, meğer tam tersiymiş...
Korona günlerinde radyo dinleme süreleri artmış...
Ankete katılanların yarıya yakını, 7212 kişi her gün radyo dinlediğini söylemiş...
Her gün 1-2 saat dinleyenlerin sayısı 3804, 4 saatten fazla dinleyenlerin sayısı 3586...

Yazının Devamını Oku

Yanlış yapan ünlüler

.

Serdar Ortaç
“Bir çay demleyenim bile yok” diyerek taksi durağını ziyarete gitti, taksicilerle çay içip sohbet etti.
Üstelik maske takmayan taksici “Acı patlıcanı kırağı çalmaz” dedi.
Anlaşılan o ki; sevgili Serdar’ın ne izolasyondan ne de sosyal mesafeden haberi var.

Nasuh Mahruki-Coşkun Aral
Nasuh Mahruki, Silivri-Durusu’da açacağı Doğada Liderlik Okulu’ndaki son hazırlıkları ailesiyle birlikte hafta sonu denetledi.

Yazının Devamını Oku

Zombiler de gerçek olacak mı?

2013’te Cannes Film Festivali’nde Brad Pitt’in “World War Z” filminin tanıtımındaydım... (O zamanlar uçağa biniyoruz ey sevgili okur, yurtdışına festivallere, maçlara, tatillere gittiğimiz yıllar, ne günlerdi be!)


O yıl Cannes’ın ağır topu Brad Pitt’ti, her yer “World War Z” afişleriyle doluydu.
Şu sıralar sürekli virüs, pandemi yapımları izliyoruz ya, geçen akşam “World War Z” önüme düşünce, “Cannes yılları nostaljisi yaparım” diyerek satın aldım filmi...
Film aman aman bir şey değil, yaşayan ölüler, zombiler hikayesi...
Güney Kore’de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getiriyor.
Her zombi filminde olduğu gibi burada da yaşayan ölüler, yeni hücrelere ihtiyaç duyduğu için kontrolsüzce sağlıklı insanlara saldırıyorlar.
Filmi izlerken düşündüm; bu Hollywood yapımlarındaki her şey gerçek oluyor ya, bu zombiler de günün birinde gerçek olacak mı? Belki de bu korona belası insanlığın ilk büyük sınavı...

Yazının Devamını Oku