Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dinler Birleştirilemez... Cemalnur Sargut 3. Bölüm

-Bir Mevlevi dedesi var Mevlana’nın kırmızı postu bende diyor.

Herkesin böyle şahsi fikirleri vardır. Oğlum birinin değerini anlamak için iki şeye iman edeceksin:. Kur’an’a ne kadar uyuyor, hadislere ne kadar uyuyor. Ben Kur’an’a uyan insanların ayağının tozuyum.

Ben iç yüzünü bilemem, dışarıdan tanıyorum kendisini ama yani ölçü budur diye düşünüyorum. Bir de Kur’an’a aykırı bir şey varsa, ben ona da biraz acizane orada çok uymuyorum ama hürmet ediyorum.

-Kırmızı postun Mevlana’dan birisine geçmesi gibi bir şey var mı?

Hiç duymadım, kırmızı post yani kırmızı postun manası da şudur, Hz. Mevlana çok ironik bir şekilde tam güneşin battığı anda vefat etmiştir. Şems’in gittiği anda vefat ediyor.

-Nasıl?

Şems güneş demek biliyorsunuz yani alıp götürüyor gibi Hz. Şems, Mevlana’yı çok önemli. İkincisi Mevlana hazretlerinin manasında İbrahim’in İsmail’i kesmeye kalktığı gibi kendi nefsini kesmişlik ve postu kırmızıya boyamayı o anlamda da düşünebilirsiniz. Nefsini kana boyamak nefsinden vazgeçmek... bu iki özellikten dolayı Mevlevilerin postu kırmızıdır ama kim kimde onları aile çok daha iyi bilir ben bilmem. Zaten postun gidip gelmesiyle Mevlevi olunmaz. Mevlevi olmak için Mevlana diyor ki, Hamama girdiğinde hiç kıyafetin yokken, cübben sarığın yokken sana Mevlevi diyorlarsa sen Mevlevi’sindir diyor.

-Bir de bu dede Mevlana erkek bozması olanları dergaha almazdı dedi...

Hz. Mevlana her türlü insanı kabul etmiş, hatta abdestsiz gezen bir adam üç kere Mevlana’nın karşısına çıkmaktan edep ediyor. Abdestim yok şimdi nasıl böyle bir büyüğümün karşısına çıkacağım diye, üç kere Hz. Pir onun karşısına çıkıyor, bizim nazarımız sudan daha aşağı mı ki seni temizlemesin diyor. Yani herkese nazar etmiş herkesi birleştirmiş hiçbir inancı kişiyi reddetmemiş sarhoşa hürmet etmiş, genel evde çalışan bir hanıma bile Rabia diye hitap etmiş bir büyük sultandan bahsediyorum.

-Bir de bu dedenin başka dedelerle kavgası var.

Oğlum kaçın böyle şeylerden çünkü mutasavvıf, mutasavvıfla kavga etmez, ayağının tozu olur, birbirine hürmet eder saygı duyar. Hep söylüyorum aleyhimde bile olsalar ben bütün şeyhlerin ayağının altında tozum, beraber hizmet etmeye niyaz eden bir insanım böyle birbiriyle kavgaları kıyametleri falan hiç bana göre değil.

KERİM: Hz. Mevlana’nın böyle bir şeyin zaten olması mümkün olmadığı konusunda iki grubu Hacı Bektaş ile Hz. Mevlana ile ilgili bir anekdot var bende

Şimdi şurada şu var ki. İki mürşit iki Allah aşıklısı birbirine ters düşmediği gibi devamlı birbirini metheder. Kerim onu anlatmaya çalışıyor. Yani aynı bakmamışlar olaya biri bu haramdır demiş öbürü getir kabul ettim demiş haram koyunu. Öyle deyince gidip kışkırtmışlar Mevlana kabul etti sen haramdır dedin diye, ‘Onun gönlü o kadar temizdir ki haramı bile temizler demiş. Öbürüne de sorunca onun gönlü o kadar Allah’ın emrinin dışında olamaz ki yanlış olan bir şeyden uzak durur demiş. Hep yüceltme hep yükseltme görüyoruz. 

KERİM: Kurbanın haram olup olmama konusunda biri kesmiş biri kesmemiş kışkırtmaya çalışmışlar, biri demiş ki onun gönlü o kadar geniştir ki ufacık bir damla haram girse zaten onu şey yapar, öbürü demiş ki o şahin gibidir her leşe konmaz. İkisi de birbirini methetmek için aynı konu üzerine.

O felsefecidir. Mutasavvıf felsefecileri ayırıyorum. Aristo felsefesi olunca mutlaka zıt düşünceler olur o zaman ters düşebilirler ama mutasavvıflar birbiriyle ters düşmez.

Dinler Birleştirilemez... Cemalnur Sargut 3. Bölüm

-Venüs diye bir proje var. İnsan ve toplum mühendisi denilen bazı kişilerin para olmadan, tamamen teknoloji ve insanların kölelik sistemi gibi çalışmasına gerek kalmadan, insanların kendini geliştirebileceği ve uzaya açılabileceklerine dair bir proje bu.

Hiç duymadım bilmiyorum. Ben teknolojiyi insan-ı kamillerin çok iyi kullandığın biliyorum. Yani Allah’ın hiçbir ilminden vazgeçmeden, hiçbir şeyi reddetmeden, eğer bir şey ortada varsa onu da kullanarak insanlara tesir ettiklerini.

-Bu projede para olmadan dünyada yaşanılabileceğini söyleniyor.

Allah isterse yaşanır.

KERİM: Peygamber efendimizin yaşadığı dönem itibarıyla Asrı Saadet dönemi zaten öyle bir dönem.

-Yani olur da yine beş parasız yaşanır mı? Beş parasız olmasa da cüzi bir para ile ben yaşıyorum. Hocamın yaptığı gibi, bugüne kadar hiçbir manevi çalışmamdan para almadım.

KERİM: Kitapların dahi geliri vakfa bağışlanıyor.

-Oğlum ben 1.500 lira öğretmen maaşıyla geçiniyorum. Dünyanın en zengin insanıyım. Her sene Umre’deyim, parasız Umre yapıldığını ben öğrendim. Davet edildiğim zaman sadece yol paramı ödüyorlar o kadar. Başka beş kuruş almam. Çünkü hocam maneviyat için hiçbir yerden para almamam gerektiğini söylediği için hiçbir şekilde beş kuruş almam.

-Siz davet ediliyorsunuz yani...

Davet ediliyorum bazen gitmem bile zor oluyor çünkü ciğerlerim kanıyor. 65 yaşındayım. Uzun yolculuk yasak olduğu halde gidiyorum. Çünkü hizmet edeyim diye. Allah’ım inşallah güç verirse gideceğim. Benim için ne gitmenin ne gelmenin önemi var. Zaten gittiğim yeri görmüyorum bile, ancak hizmet edip dönüyorum ve hiç parayla yaşamıyorum. Yani onu bil.  Bu bana lütuf gerçekten. Acizane, kiliselerde konuştuğum zaman, ki Kur’an’ı anlatıyorum. Bir de rahip öğrencim var.

-Türkiye’de mi?

Yurt dışında. Almanya, Hollanda gibi ülkelerde kiliselere davet ediliyorum. Kur’an’ın manasını anlatıyorum. Mesela bir konu veriyorlar, cihad diyorlar. Kur’an’a göre onu anlatıyorum. Bana diyorlar ki Hz. Yusuf’u diğer kitaplar da yazıyor. Kur’an ne farklılık gösteriyor? Onu anlatıyorum. Tasavvuf Hz. Ademden beri vardır ve tasavvufla ilgilenenler birbirlerine zıt olamazlar, ancak tekamül vardır. Bizim İslam tasavvufunun şöyle bir üstün yanı var. Tevhit getiriyor ve tamamlanıp kemale ulaşıyor. Yani tevhit nedir? Biz Türkler güzeli anlatırken şöyle parmakları birleştirerek elimizi yukarı aşağı hareket ettiririz. Beş parmak da farklıdır ancak birbirini kabul ettiği zaman bir şey güzel olur. Yaratılmış her şeyin, yaratıcının bir ismini taşıdığını kabul edersek, kimseye kızmıyor ve kırılmıyoruz.

-Dalai Lama‘da şu an İran’lı Müslümanlık üzerine Profesörlerle çalışma yapıyormuş. Bütün dinleri birleştirmek üstüne, birlik olması adına bir çalışma yapıyormuş. Sizce bütün dinler birleşebilir mi?

Birleşemez çünkü Kur’an’da, “Ümmetlerden her birinin bir yönü vardır, o ona yönelir, haydi hep hayırlara koşun, yarışın...” ayeti vardır. Ama Kur’an’da yine “Senin dinin sana, benim dinim bana” ayeti de var.

-Osmanlı torunları hak talep etmeye başladılar son dönemde bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Tarihimizi reddetmemeliyiz, ben cumhuriyet çocuğuyum tabi iki. Öyle bir aileden de geldim. Ama aynı zamanda eskiyi de hiç reddetmeyen çok kabul eden Osmanlı sülalesine de çok hürmet eden, Atatürk’ü de çok seven bir aileden geldim. Yani bir şeyleri birbirine düşman etmek değil bir şeyleri birleştirerek sevmek gerektiğine inanıyorum. Hak verilmesinden maksat Osmanlı sülalesine Türkiye’de yaşama hakkı verilmesi lazım. Birçoğuyla tanıştım. Birçoğunun ülkeye girme hakkı bile yok maalesef. Şimdi var ama gelip gidemiyorlar mülk sahibi olamıyorlar. Benim tanıdıklarım içinde hiçbir iddia sahibi yoktu. Hepsi memleketi çok özlediklerinden bahsediyorlardı. Genel olarak ben her şeye hürmet edip birlemek gerektiğine inanıyorum.

-Mesnevi çok bilinen bir kitap başka bilinmeyen üstatların hangi kitapları var?

İbn-i Arabi hazretleri batıda çok iyi biliniyor. Hatta Mevlana hazretleri çok seviliyor İbn-i Arabi de çok bilinip çok seviliyor batıda. Füsusu’l Hikem, eski Amerikan başkanı Roosevelt’in okumakla iftihar ettiği kitaplardandı biliyorsunuz. Türk heyetini kabul etiğinde çekmecesinden çıkarmış ve göstermiş. Bugün dünyanın birçok yerinde İbn-i Arabi merkezleri var. Hatta İngiltere’de Oxford’da asıl ana merkez var. Şimdi İspanya’da açılıyor. Doğduğu yerlerde çok iyi biliniyor.

-İbn-i Arabi nereli?

İspanyol Endülüs Emevisi

-Arap yani...

Evet ama Endülüs Emevilerinin en şaşalı devrinde yaşamış ve çok büyük bir öğretmen. Yani çok geniş, çok derin bir ilmi var. Ama kamil insanı kabul etmek zor. Halbuki ben onlar kadar mütevazi ve Allah’tan başka hiçbir varlığın hakiki olmadığını empoze eden öğretmenler görmedim. Allah korkusunu, Allah aşkını yaradılmışa hürmeti, dolayısyla Kur’anın ayetlerini anlayarak, yaşayarak öğretiyorlar. Yaşar hale geçiriyorlar. Aynı şekilde İmam-ı Gazali hazretleri batıda çok seviliyor. Hallacı Mansur çok seviliyor. ABD’de bizim kürsünün yanındaki kürsüde geçen sene Hallacı Mansur dersleri verdi Carl Ernst. Yani batı alemi Arapça ve Farsçaları kuvvetli olduğu için okuyabildiği mutasavvıfları çok sevmiş tercih etmişler ve İslam’ı onlardan öğrenmişler. Ama Osmanlı’nın mutasavvıfları var: Mısri Niyazi, Hacı Bayram Veli gibi.  Hacı Bayram Veli 2. Murat döneminde yaşamış. Ama Osmanlı dönemi mutasavvıfları son devir mutasavvıflarına ışık saçmışlar ama onlar maalesef Türkçe yazdıkları için pek bilinmiyorlar. Şimdi bizim yapmaya çalıştığımız onların bazı eserlerini Farsça, Arapça ya da İngilizceye çevirerek onları da Avrupa’da okunabilir hale getirmeye çalışıyoruz. Bir de ben Amerika’dayken İndiana Üniversitesinde bir konuşmam oldu. Orada birkaç Amerikalı çocukla karşılaştım. Türkçe öğretmenliği yapıyorlar. Şimdi Türkçe çok geçerli dil. Müjde olarak söylüyorum. Biz kürsüyü kurduğumuzda orada Türkçe dersleri konulması gerektiğini şart koşmuştuk, konulmuş. Şimdi düşünün Türkçe’ye ne kadar ihtiyaç var Üniversitelerde. Hatta iş bulmak için Türkçe öğretiyor. Müjde veriyorum.

-Hz. İsa’nın da evlendiğinden bahsediyorlar...

Ben inanmıyorum. Kur’an-ı Kerim onun göğe çekildiğinden bahseder. Hatta en büyük mucizelerinden biri budur, İbn-i Arabi’ye göre o dördüncü makamı temsil eder. İki peygamber miraca gidip dönmemiştir, biri İdris biri de İsa hazretleri. Bu güneş makamındaki tecellilerde vücut dönmez. Şems’in de hiç mezar yeri yok.

-Şems de mi yükselmiş?

Şems yükselmiş mi bilmem ama bizde ‘Şems’in ölümü’ denmez ‘Şems’in gaybubeti’ denir. Gayba gitti. O bir yerde değil, zaten Mevlana’da söylüyor, biz aşıkların kalbindeyiz diyor. Ben insanların vücutlarına değil manalarına iman ediyorum. Yani ruh İsa’dır, akıl Musa’dır, onların vücud giymiş haline de Muhammed adı verilmiş orada da Hamd kelimesi önemli vücudun önemi yok. Hamd, bana aittir diyor Allah, yok olup baştan aşağı Hamd kesilmek.

-Aydınlanmaya inanıyor musunuz?

Tekamül, idrakin açılma hali. Kesinlikle iman ediyorum. Zaten hayat andan ibarettir diyor mutasavvıflar. O an hani geliyor ya, işte o yeni bir diriliş hali oluyor. Ona çok iman ediyorum.

-Budist rahiplerde de ölmeden önce haber verip, oturup kendisi meditasyona girip kendi isteğiyle bedeninden çıkıyor. Bende onu çok isterim mesela…

Çok kolay Mevlana diyor ki; “Allah aşkını artırın, o zaman öleceğinizi önceden bilir koşa koşa gidersiniz.”

-Düşmanlarınıza karşı ne yapıyorsunuz kötü insanlara karşı?

Çok seviyorum, herkesi seviyorum, onların da vazifeli olduğuna inanıyorum. Hiç de problem etmiyorum. Çünkü bunların hepsi olacaktır. Ben iyi bir iş yapıyorsam çok şükür onun hakkında da konuşulacaktır, düşmanlık da yapılacaktır. Hiç kimseye karşı içimde düşmanlık yok. Yalnız benim şahsıma değil memleketin hayrı için çalışmayan, ya da insanlara eziyet etmeyi seven kişilere karşı kalben değil şeklen mücadeleye devam ediyorum. Kalben onların da olması gerektiğine inanıyorum ama Peygamber Efendimizin bir hadisi var; “Zalimin zulmüne eşlik etmek gibidir onun zulmünü kabullenmek” diyor. Çok mücadele ediyorum. Kalemimle ediyorum, sevgimle ediyorum ama bir şekilde ediyorum. 

-Müslümanlıkta savaş ve cihad gibi kavramlar var. Bu özünde var mı sonradan mı oldu?

Özünde var bu cihadın hakiki manası nefsiyle savaştır başka savaş yok.

-Atlantis ve Lemurya gibi eski uygarlıklardan bahsediliyor. Onlara inanıyor musunuz?

Ben her şeyin aynı anda yaşandığına inanıyorum. Hepsi her an her şekilde var. Ben ona inanıyorum. Dolayısıyla eski yok yeni yok benim eski halim var, yeni halim var, bir an önceki halim var her şeye üzüldüğüm her şeyi problem ettiğim, mutlu halim var ileride daha da mutlu olacağım an var inşallah. 

-Hacı Bayram Veli ile ilgili ne söylemek istersiniz?

Hacı Bayram-ı Veli Allah sevgililerinden biri olup tasavvufu en güzel şekilde yaşamış, padişahlara dahi öğretip onları bu bilgileriyle korumaya almıştır. Torunu büyükelçi Fuat Bayramoğlu’nun anlattığına göre, cumhuriyet kurulurken Atatürk, bir kısım mebusları Hacı Bayram-ı Veli’ye yolluyor, sancağı alıp getiriyorlar. Sancağın üzerine Kur’an konarak yemin ediliyor. Yani, İstanbul’un alınışından, Cumhuriyetin kuruluşuna kadar hizmet ve himmet etmiş bir Allah velisi. Bir sempozyum yaptık onun hakkında, kitabını vereyim size. Bütün bilgiler de var orada. Hz. Fatih’in de biliyorsunuz İstanbul’u alacağı müjdesini babasına veren ve Akşemsettin’i yetiştiren Hacı Bayrım-ı Veli’dir. II. Murat’a İstanbul sana değil ama bu çocukla bu köseye nasip olacak demiş. Akşemsettin köseymiş. İstanbul’un alınışında manevi rolü çok büyüktür. Hem Akşemsettin gibi bugün bile batının üzerine doktoralar, masterler yaptığı çok büyük bir mutasavvıf felsefeciyi yetiştirmiştir. Hem de Hz. Fatih gibi bir dehanın İslam dünyasında çok mühim bir rol oynayarak İstanbul’un alınmasına alet olunmasına sebep olmuştur. Arkadan da cumhuriyetin kuruluşunda hizmet etmiştir. O bakımdan çok mühim bir sultan olarak düşünüyorum. 

-Hacı Bayram Veli, Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli ile ilgili üçünün arasındaki farklılık nedir?

Hacı Bayramı Veli’de tevhit, birlik ve herkese tesir kabiliyeti, Hacı Bektaşı Veli’de, insanlık alemine hürmet, saygı, şeriata uymak fakat bütünü görmek, kadına değer vermek var. Çok büyük bir Sultan hacı Bektaş-ı Veli, çok çok büyük bir sultan. Hiç anlatıldığı gibi değil yalnız onu da söyleyeyim. Çok yanlış şeyler anlatılıyor hakkında.

Mevlana baştan aşağıya aşktır kimseye düşman olmaz. Onun için hepsi ilimle aşkla giden çeşitli farklı yollarla giden sultanlar aynı yolda kesişmişler. Üçünün söylemek istediği de yalnız Allah var ve her kul onun isminden bir isim taşıdığı için varlık haline geçiyor. Hacı Bayram Veli tesir ve birlik, Hacı Bektaşı Veli’de ilim ve tevhit gene onda.

-Tevhit nedir?

Farklılıkları bir görmek,farklılıklara hürmet etmek. Orada o hoşgörü ve sevgi had safhaya uzamış Mevlana’da da tamamen Allah aşkı ve aşktan başka hiçbir şeyin önemi yok dolayısıyla da ilim de aşkın ilmi oluyor. Büyük bir ilim çıkıyor Mesnevi’de ama aşkın ilmi olduğu için tesiri çok kuvvetli oluyor. Onun için kimisi onu edebiyatçı, kimisi şair olarak görüyor. Biz mutasavvıf ve Allah sevgilisi olarak görüyoruz. Ayrıca bize öğrettiği tek şey Kuran’ın bendesi ve Peygamber’in ayağının altının tozu olduğudur.

-Hacı Bektaşı Veli ile ilgili ne söylemek istersiniz

Kendi kitabı var çok büyük bir sultan. Hocamın aşık olduğu bir sultan hiç anlatıldığı gibi değil. Benim onda en methettiğim şey kadına verdiği değer. Kadın erkek farkı gözetmemek Mevlana’da da var, Hacı Bayram Veli’de de var ama Hacı Bektaş’da daha bariz ortaya çıkmış. Mevlana’nın bir sözü üçünde de var ve çok çok önemli. ‘Bir ayağımla şeriatta sabit öbür ayağımla 72 milletle beraberim’ Yani Allah’ın kaidelerinden vazgeçmedim ama herkesle bir ve beraberim. İşte hakiki mutasavvıfın olması gereken bu makamdır bunu üçünde de görüyorsunuz ve yine üçünde ortak olan bir taraf; Peygamber aşkı. Hz. Muhammed aşkı ve Hz. Ali’ye hürmet var. Hz. Ali’nin Peygamber’in varisi olduğunu kabul ediyorlar. Bütün tarikatlar de oradan gelmiştir.

-On tane üstat sayarsanız kimleri sayarsınız?

Anadolu İslam’ın hakikatini en iyi anlayan en münbit topraktır. İbn-i Arabi’nin de Mevlana’nın da Anadolu’ya geliş sebebi budur. Fütuhatı Mekke’yi İbn Arabi on senede Mekke’de yazıyor. Sonra Peygamber Efendimizin manada kendisine: ‘senin ilmin yalnız Anadolu’da anlaşılabilecektir, git ilmini Anadolu’da yay’ dediğini söylüyor Çünkü kuvvetli bir ilim anlatacaksın Anadolu yegane müsait yerdir, diyor. İbn-i Arabi onun üzerine Anadolu’ya geliyor. Mevlana’da Anadolu’ya geliyor. Bu sultanların geçtiği ve kaldığı yerlerde hiç kurtuluş savaşı olmamış düşman ayağı basmamış. Çok enteresan Sivas’a bakın, Konya’ya bakın mesela, Malatya’ya bakın.

-Malatya’da kim var?

Hem Hz. Mevlana Hem İbn-i Arabi gelmişler bir dönem. Sonra Mısri Niyazi orada yaşamış Hacı Bayrım-ı Veli, Üftade hazretleri, Aziz Mahmud Hüdayi, Yunus Emre, Merkez Efendi, Yahya Efendi, gibi Anadolu’yu aynı mananın çeşitli yorumlarıyla etkilemiş, sultanlara mürşitlilk yapmış ve günden güne artan tesirleriyle hepimizin kalbinde Allah aşkı ve Peygamber sevgisi, Kuran idraki uyandırmışlardır.

-İbn-i Arabi hepsinden eski mi?

Hepsinden eski, Mevlana’dan elli sene önce, Ama Hz. Şems’le, İbn-i Arabi’nin karşılaştıkları söyleniyor. Size şunu da söyleyeyim, bana: ‘İbn-i Arabi mi Mevlana’dan, Mevlana mı İbn-i Arabi’den etkilenmiştir?’ Diye bir soru geldi Cevabını Amerikalı bir profesör arkadaşım verdi. ‘Aynı kaynaktan besleniyorlar niye birbirlerinden etkilensinler?’ dedi. Tabii hepsinden önce Ahmet Yesevî hazretleri var.

-O nerede?

Türki cumhuriyetlerde.

-Hepsinin kökeni Ahmet Yesevi mi?

Tasavvufun hakikati, Peygamber’in yaşam biçimidir. Fakat peygamber yaşadığı sürece tasavvuf diye bir ilim olamaz zaten yaşantısı ortada. Bütün tarikatların ilmi Hz. Ali’den gelmiştir. Tasavvuf, ahlak-ı Muhammedi’yi Peygamber gibi yaşamaya çalışmak, aynı zamanda dünyadaki vazifeleri ihmal etmemek ve bunları Hz. Ali’nin öğrettiği ilim sayesinde yapabilmektir. Bu arada büyük mutasavvıflardan Harakânî Hazretlerini de anmak lazım.

En son hocam Kenan Rifai Hazretleri çok büyük bir arif. 8 lisan biliyor, hatta 4 tane şeyhülislam onun evladı olmuş. Bu konuda İlahiyat fakültesinde yapılmış bir araştırma var. Şeyhülislama, ‘niye sarıklı cübbeli değil de böyle şık bir beyefendiye gidiyorsun, ondan ne öğreneceksin şeyhliği bile değişik’ dediklerinde şeyh, ‘Diğer şeyhlerin ilmi bende de var. Ben Kenan Bey’in ilmini öğrenmeye gidiyorum’ diyor. Son Şeyhülislam, devrin dini lideri padişah bile ondan fetva alıyor. Ve şunu söyleyeyim Hocamın en büyük vizyonu bu sözdür ki, bir gün tekkeler kapatılabilir, ama tasavvuf akademilerde öğretilecektir.

-Siz onun öğrencisi oldunuz mu?

Ben doğmadan iki sene önce vefat etmiş ben kendisini, annem babam ve hocam Samiha Ayverdi’den, öğrendim. Samiha Ayverdi hocamı en iyi temsil eden öğrencisi, aynı zamanda yazar, tarihçi, mutasavvıf.

-Mevlevi mi?

Hem Rifai, hem Mevlevi, hem Kadiri, hem Şazeli, birleştirici, bize de onu empoze etmiş. Kendisi de diyor ki: Ben daha sonra dünyaya gelmiş olsaydım üniversitede hoca olmayı tercih ederdim. Kendileri, Milli Eğitim camiasından, Medine dahil birçok bölgede Milli Eğitim müdürlükleri yapmış bir öğretmen ve tekkeler kapatıldığında ilk uyan, yapanın ve yaptıranın Allah olduğunu öğreten bir büyük mutasavvıf.

-Onun hocası kimmiş?

Kenan Rifai hazretlerinin birkaç hocası var Hz. Ethem annesinin de mürşidi. Bakın çok mühim Kenan Rifai hazretlerinin gerçek mürşidi annesidir ama icazet aldığı öğretmenleri vardır.

-Annesinin adı ne?

Hatice Cenan Hanımefendi.

-Asıl Mürşidi annesi mi?

Evet İbn-i Arabi’nin de kadınlardır mürşidi. Onun için İbn-i Arabi’nin Şam’daki mezarına giderseniz ağırlıkla olarak kadınların orada dua ettiğini görürsünüz. Kendi 40 öğrencisinin çoğu da kadındır.

Hz. Ethem şah o. Hz. Şems diyor ya ben iki kişi için geldim, Hz. Ethem’de, ‘ben de valide sultanla Kenan için geldim bu aleme’ diyor, onlara Kadirilik edebi, terbiyesi öğretiyor.

-Kadirilik nedir?

Kadirilik Abdülkadir Geylani’den gelen ve ilmin hakim olduğu bir tarikat. Daha sonra hocam Medine’de öğretmenlik yaparken, okul müdürlüğü yaparken Ahmet Er Rifai’nin torunundan Rifailik icazeti alıyorlar. Aynı zamanda Peygamber Efendimizin bulunduğu Mescidi Nebevi’nin şeyhi o beyefendi. Yine Ahmet Rifai onun da adı. Bir gün Bursa’da vazifeliyken (çok güzel keman, piyano ve ney çalıyorlar), kendisine ait ‘Taştı can bahri’ ilahisini okuyor ve kemanla çalıyor. Bu sırada Nilüfer çayı taşmaya başlıyor. Bir Şazeli şeyhi – ki Şazeli olağanüstü demek, Afrika’dan gelen bir tarikat-, bu hale şaşarak, hocamızın kendisinden daha çok bu vazifeye liyakatı olduğunu düşünüp kendisine Şazeli icazeti veriyor. Bu arada, İstanbul Fatih’te açtığı tekkesinde Mesnevi şerh ediyor. Ve hali ile anlatıyor. Böylece kendisine Mevlevilik icazeti de veriliyor. Böylece dört tarikatın anlayışını birliyor. Zaten diyor ki, ‘tarikatın önemi yoktur, yoldaşın, arkadaşın, sana yol gösterenin önemi vardır. Onlar Kur’an’a ve Hadis’e uyduğu sürece seni doğru yola götürürler. İsim önemli değildir, hepsini birleştirin’ diyor biz de onun için çalışıyoruz.

X