Burcu Babaç

Bunca Şiddet Nereye Varır?

7 Ocak 2021
Şiddet deyince ne çağrışıyor sizde? Kelime köken olarak Arapçadan dilimize yerleşmiş ve TDK (Türk Dil Kurumu) şiddet kelimesini bir hareketin, bir gücün derecesi, yeğinlik, sertlik, karşıt görüşte olanlara kaba kuvvet kullanma, kaba güç, duygu veya davranışta aşırılık şeklinde tamamlıyor. Peki bu tanım ülkemizde yaşanan kadına karşı şiddeti tanımlıyor mu? Elbette hayır...

Son 10 yılda kadın cinayetlerinin üç kat arttığına dair araştırmalar mevcut. Elbette bu konu derin ve sosyoloji, psikoloji, halkbilim, hukuk, hatta antropoloji gibi pek çok farklı bilimin disiplinler arası araştırma konusu ama bu yazıda vurgulamak istediğim şu ki, mevcutta şiddet olgusunu hafife alan bir bakış açısı hakim.

VPA (Violence Prevention Alliance) "Dünya Şiddet ve Sağlık Raporu"n da şiddeti "Bir kişinin, kendisine veya bir başkasına, gruba, topluluğa karşı tehdit olarak ya da aksiyona geçmiş halde yaralanma, ölüm, psikolojik zarar, kötü gelişim veya yoksunluk ile sonuçlanan kasıtlı güç veya fiziksel güç kullanımı" olarak tanımlıyor.

Bu tanımın da ifade ettiği üzere şiddette kasıt vardır. Hiç bir duygusal açıklama,  duygusal yoksunluk, töresel izinler bireydeki şiddet eğilimine sebep oluşturamaz. Bu noktada diğer yazılarımda bahsetmek üzere şiddet eğiliminin pek çok psikiyatrik durumun semptomlarından biri olduğu gerçeğini de kısaca belirtmek isterim.

Peki şiddeti önlemek için ne yapalım? 

Başta belirttiğim gibi şiddet olgusunun tam olarak anlaşılması ve önlenmesi disiplinler arası bir konu ama net olan bir kaç durum var. Çocuğunda şiddet eğilimi gözlemleyen ebeveynlerin, bunu takdir aracı haline getirmek yerine sağaltmaya odaklanması, öfke kontrol ile ilgili sorun yaşayan bireylerin destek alma konusunda daha açık olması, kadınların partner seçimi konusunda tekrarlayan sorunları varsa, tekrara düşmek yerine bu yanlış seçimlere onları yönlendiren zihinsel süreçlerini anlamaya yoğunlaşması ve kendilerini korumak için gereken aksiyonları önceden alabilecek gücü kullanmalarıdır.

Yazının Devamını Oku

'Sadakat'siz Aldatmanın Anatomisi

2 Aralık 2020
"Son dönemlerde eşinde bazı değişiklikler seziyordu. Daha az konuşur olmuştu, iş gezileri sıklaşmaya başlamıştı. Daha bir dalgındı, telefonuyla daha haşır neşir bir haldeydi. Hatta zaman zaman sosyal medyada manidar paylaşımlar yapmaya başlamıştı. Ona ne olduğunu, neden değiştiğini sorduğunda aldığı cevap "işler çok yoğun" ya da "nereden çıkardın ki" şeklindeydi. Eşine inanırdı, bunca yıllık ilişkileri vardı ve hep yan yana olmuşlardı. Bir gün tamamen tesadüf, eşinin telefonunda, biriyle çekilmiş samimi pozlarını gördü. Tam bir şoktu onun için, onca güvendiği eşi onu aldatıyordu. Önce inanmak istemedi, sonra büyük bir acı, öfke ve hayal kırıklığı hissetti."

Tabii ki bu bir kurgu, tüm aldatma öyküleri bu şekilde yaşanacak diye bir durum yok ama şu da bir gerçek ki, sadakatsizlik neredeyse insanlık tarihi kadar eski. Yunan Mitolojisinde bile Zeus'un karısı Hera'yı defalarca aldattığına dair öyküler anlatılır. Tarih Josephine'nin Napoleon'u defalarca aldatmasından tutun da  Elizabeth Taylor ve Richard Burton'un ilişkilerinin ikisinin de o dönemki eşlerini aldatarak başladığına dair öykülerle doludur.

İnsan neden aldatır?

Doğası gereği meraklı ve bilinmeze, yasağa ilgi duyan bir varlıktır. Sadakatsizlikse bu merakın bencilce ihanete geçiş yaptığı noktadır. 2017'de Florida Eyalet Üniversitesi'nde Frank D. Fincham ve Ross W. May tarafından yapılan araştırmada, araştırmaya katılan çiftlerin %2 ila 4'ü son 12 ay içinde bir başkasıyla beraberlik yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Yetişkin birey için aldatma eğlenceli, heyecan verici, baştan çıkarıcı, yenileyici, gençleştirici olabilir. Aldatma bir ihanettir. Çünkü resmi bir sözleşme içersin içermesin, partnere verilen sözün tutulmamasıdır. Aldatma sadece aşk ya da sevgi bittiği için olmaz, mutlu devam ilişkilerde de aldatma olduğu araştırmalar tarafından kanıtlanmıştır.

Aldatan bireylerde görülen bazı ortak özelliklere bakacak olursak,

-  Zayıf oto-kontrol veya ilişkiye adanmış hissetmeme, genellikle dürtüsel davranma eğilimi gösterme, aksiyonlarının sonuçlarını düşünmeden davranma, verdiği sözlerde duramama,

- Bencillik veya öfke, kendi ihtiyaç ve isteklerini partnerinin ihtiyaçlarının önünde görme veya partneri cezalandırma eğilimi,

- Dikkat çekme isteği, mevcut ilişkide tatmin olamama,  fiziksel ya da duygusal ihtiyaçların karşılanmadığını düşünme,

- Sıkılma ve güvensiz hissetme, kendine güvenememe ve istenen olmanın teyidine ihtiyaç duyma.

Yazının Devamını Oku