Burak Kesayak

Robotlarla insanlar arkadaşlık kurabilecek mi?

1 Mart 2021
Günümüz robotları, endüstride üretim yapmanın çok daha ötesine geçti. İnsanlarla etkileşime giren sosyal robotlar, hayatımızda yer edinmeye başladı.

Dostluk kavramının tarihine baktığımızda, Yunan filozof Aristotales gerçek dostluğu karşılıklı iyi niyet, hayranlık ve paylaşılan değerler üzerine kurulu görüyor. Aristoteles'in kriterlerini karşılayabilecek bir robot inşa etmek, önemli bir teknik zorluk olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzdeki örneklere baktığımızda bu konuda aslında gelişme aşamasında olduğumuzu görüyoruz. Örneğin; ilk çıktığında tüm dünyanın ilgisini toplayan robot Sophia, davranışları önceden hazırlanan ve bunu temel alarak insanlarla etkileşime geçen bir robottu. Benzer bir şekilde Alexa veya Siri ile bazı ileri testler yaptığınızda da yapay zekanın bu konuda halen gelişmesi gerektiğini kolaylıkla görebilirsiniz.

Bununla birlikte, "robot etiği" alanında, robotlarla herhangi bir dostluk biçimi geliştirip geliştiremeyeceğimiz veya geliştirmemiz gerekip gerekmediği konusunda düşünce birliğine halen varabilmiş değil. Ancak araştırmalar insanların gün içinde kullandığı sıradan makinelerle bile bağlar geliştirdiğini gösteriyor. Bulaşık makinesi fiyatından daha ucuza satın alınabilen elektrikli süpürge, çim biçme makineleri gibi makinelere evcil hayvan isimleri veriliyor. ABD’de Boomer isimli bir bomba imha robotuna operasyondaki başarısı için madalya verilmesi de bu bağ geliştirme sürecinin bir kanıtı niteliğinde.

Ancak akrabalarımızla, arkadaşlarımızla veya sevgilimizle ilişkimizi düşündüğümüzde, Aristotales’in tanımlamasına göre robotlar bu ilişkinin çok gerisinde kalacak. Robotlarla ilişki tamamen eşit bir şekilde ilerlerken, sevdiklerimizle ilişkilerimiz çok azı eşit bir şekilde ilerleyiş gösterir. Ayrıca sosyal bağlılık biçimleri de Aristotalesçi idealden çok uzak konumda.

Sosyal etkileşimin, kendi başına ödüllendirici olduğunu ve bizlerin güçlü bir şekilde ihtiyaç duyduğu bir şey olduğunu biliyoruz. Robotlarla kurulan ilişkilerin, şu anda diğer insanlar tarafından sağlanan fiziksel rahatlık, duygusal destek ve keyifli sosyal alışverişler gibi hepimizin sosyal bağlantı için derin bir şekilde hissettiği dürtüyü gidermeye yardımcı olması muhtemel görünüyor.

Tony J. Prescott.’ın yazarlığını yaptığı ve iSicience’da yayınlanan ‘İnsan-robot ilişkilerinin yararları ve riskleri’ isimli makale bu konuda detaylı bir araştırma içeriyor. Araştırmaya göre fiziksel ve duygusal rahatlık, doğrudan sosyal etkileşim ve başkalarıyla sosyal etkileşim, davranış modellemesi sosyal robotların olumlu etkileri arasında yer alıyor. Örneğin; bakım amaçlı geliştirilen sosyal robotlar, uzun vadeli ilişkilerde insanların en önemli yardımcısı haline gelebiliyor.

Özetle; yapay zeka ne kadar ilerlerlerse ilerlesin, büyük ihtimalle Aristotales’in tanımladığı dostluğu robotlarla kuramayacağız. Ancak bu durumu sosyal robotların hayatımıza küçük bir anlam katacağı yönünde yorumlamak da yanlış olur. Evde bakım süreçleri, alışverişte müşteri karşılama ve eğitim süreçleri sosyal robotlarla çok daha etkileşimli ve etkili hale getirilebiliyor.

Yazının Devamını Oku

Yükselen trend tüketici elektroniği

9 Şubat 2021
Tüketici elektroniğine talepte artış yaşanırken, stok sorunları nedeniyle üreticiler bu talebi karşılamakta zorlanıyor. Tüketici elektroniğinde 2021’in ilk yarısı bir hayli zorlu geçecek.

Pandemiyle birlikte elektronik cihazlarımızın bizim için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladık. Elektronik cihazlarımız sayesinde sevdiklerimizle iletişimde kaldık, yeni bir şeyler öğrendik, eğlenceli vakit geçirdik, ev içindeki yaşamımızı kolaylaştırdık. Bu durum alışveriş alışkanlıklarımıza doğrudan yansıdı.

Özellikle de uzaktan çalışma ve uzaktan eğitime tüm dünyada adapte olmaya çalışılırken, bilgisayar ve tablet satışlarında zirve yaşandı. Strategy Analytics tarafından paylaşılan 2020 yılı tüketici elektroniği satış istatistikleri de bunu çok net bir biçimde gösteriyor. Strategy Analytics verilerine göre, tüketici elektroniği kategorisindeki satışlarda 2020 yılında yüzde 7’lik bir artış yaşandı. Küresel ölçekte tüketici elektroniği hacmi 358.5 milyar dolara ulaştı. İlk sırada ise tahmin edebileceğiniz gibi kişisel bilgisayarlar yer aldı. Kişisel bilgisayarlar, toplamda 396 milyon adet satış ve 199 milyar dolarlık ekonomik hacme sahip oldu.

Araştırma şirketi Canalys’in paylaştığı veriler de bilgisayar sektöründeki büyümeyi bize net bir şekilde gösteriyor. Tabletleri de bilgisayar kategorisinde ele alan Canalys’in verilerine göreyse, 2020 yılı 4. çeyrek sonuçlarına göre, Lenovo bu 3 aylık dönemde 28.8 milyon adet satışla lider oldu. iPad serisi ile büyük başarı yakalayan Apple ise tabletlerin de bilgisayar kategorisinde tutulduğu raporda 26.4 milyon adet satışla ikinci sırada yer aldı. Dizüstü bilgisayar sınıfında Lenovo’nın en büyük rakibi HP 19.3 milyon adet, Samsung ise 11.5 milyon satış sayısıyla dikkat çekti.

Son yıllarda oyun sektöründeki yükseliş, pandemiyle yeni bir boyut kazandı. Oyun konsolu satışları yüzde 18’lik artış ve 11.9 milyar dolarlık hacmiyle bu dönemin dikkat çekenleri arasında yer aldı. TV satışları ise biraz da sürpriz bir şekilde düşüş yaşayan kategoriler arasında bulundu. Bu dönemde 240 milyon adet TV satışı gerçekleşirken, yüzde 2’lik düşüş dikkat çekti. İnsanların evlerine kapanmasıyla kablosuz hoparlör kategorisinde de yüzde 3’lük bir düşüş yaşandı.

Tüketici elektroniğine artan talep, üreticileri de zor durumda bırakıyor. Teknoloji devleri bu dönemde siparişlere yetişmekte zorlanıyor. Özellikle de yarıiletken hammadde stoğundaki azalma, üreticileri zor durumda bıraktı. TSMC ve Samsung gibi döküm yapan şirketler, üreticilerden gelen siparişleri karşılayamadıklarını duyurdu. Benzer bir durumu akıllı telefonlarda da görüyoruz. Örneğin; Apple modem tedarikinde yaşadığı sorunlar nedeniyle 2021 yılında iPhone 12 üretiminde hedefine ulaşamayacağını duyurmuştu. İşlemci ve çeşitli donanım bileşenlerinin üretiminde yaşanan azalma, önümüzdeki aylarda ürünlerin fiyatlarını da doğrudan etkileyecektir. 2021’in ilk yarısı sonrasında bizi nasıl bir tablonun karşılayacağını hep birlikte göreceğiz.

Yazının Devamını Oku

İnternet temel ihtiyaç haline geldi

1 Şubat 2021
Tıpkı elektrik gibi internetsiz bir dünya düşünmek artık mümkün değil. Dünyada internet erişiminde ve internette geçirilen süredeki artış tüm hızıyla devam ediyor.

Teknoloji gelişimi yaşam tarzlarımızda değişime, yaşam tarzlarımızdaki değişim ise teknolojinin gelişimine neden oluyor. Birbirini besleyen bu iki değişkenle, günümüzde artık tıpkı elektrik gibi internetsiz bir dünya düşünmek de artık mümkün değil. İş, eğitim ve sosyal hayat için internet olmazsa olmazlarımız arasında yer alıyor. Son yıllarda tüm dünyanın internete erişiminde önemli bir artış yaşanıyor. Bunda altyapı çalışmaları büyük bir rol oynarken, Google gibi şirketlerin çalışmalarına devam ettiği internet balonları, tüm dünyada erişimi mümkün hale getirecek.

Çevrimiçi varlık ve sosyal medya yönetim platformu Hootsuite, küresel ölçekte internet kullanıcı sayısına ve sosyal medya kullanımı alışkınlıklarına yönelik yeni istatistikler paylaştı. Hootsuite verilerine göre, küresel ölçekte yıllık bazda internet kullanıcı sayısı 316 milyon arttı. Bu artışla birlikte tüm dünyada internet kullanıcısı sayısı 4.66 milyara ulaştı.

İnternet kullanan kişi sayısında yaşanan artış, sosyal medya kullanımına da doğrudan yansıdı. 2020 yılında 12 aylık süreçte tüm dünyadaki sosyal medya kullanan kişi sayısı 4.2 milyara ulaştı. Bu da toplam dünya nüfusunun yüzde 53’ü anlamına geliyor. 2020 yılında her gün 1.3 milyondan fazla kişi, sosyal medya kullanmaya başladı. Sosyal medya kullanımı alışkanlığına baktığımızda ise dünyada internette geçirilen büyük bir sürenin sosyal medya geçtiğini görüyoruz. Küresel ölçekte sosyal medyada geçirilen ortalama süre 2 saat 25 dakika iken, Filipinler 4 saat 15 dakika ile bu kullanımda lider konumda yer alıyor. Japonya, günde ortalama 51 dakika sosyal medya kullanımıyla bu listede en son sırada bulunuyor.

Ortalama bir internet kullanıcısı, zamanının 7-8 saatlik kısmını internette geçiriyor. Bu da haftalık 48 saatlik ortalama bir süreye den geliyor. Yaklaşık 7-8 saat uyuyan bir kişi, uyanık kaldığı sürenin yüzde 42’lik kısmını internette geçiriyor. Küresel ölçekte internette geçen süre ise yaklaşık 12 trilyon saate karşılık geliyor.

Ayrıca şu anda dünya nüfusunun yüzde 66,6’sına denk gelen 5.22 milyar kişi akıllı telefon kullanıyor. 2020 yılında akıllı telefon kullanıcısı sayısında yüzde 1,8’lik artış yaşanırken, mobil bağlantı sayısı 8.02 milyar oldu. Mobil bağlantı sayısının bu denli yüksek olması, bazı kişilerin birden fazla telefona sahip olmasından ve bazı izleme-kontrol sistemlerinde mobil bağlantı kullanılıyor olmasından kaynaklanıyor.

Yazının Devamını Oku

RPA ile iş süreçlerinizi otomatikleştirebilirsiniz

25 Ocak 2021
RPA (Robotik Süreç Otomasyonu) rutin dijital işleri otomatik hale getirirken, işletmeler ve çalışanlar için zaman tasarrufu sağlıyor.

Son yıllarda kullanımı yaygınlaşan Robotik Süreç Otomasyonu veya daha kısa bir ifadeyle RPA; veri girişlerinin yapılması, belgelerden bilgilerin toplanması ve dosya aktarma gibi tekrarlı görevleri yerine getirmede oldukça başarılı işlere imza atıyor. Aslında bir çalışanın gün içinde yaptığı rutin tuşa basma, kopyalayıp veri aktarma işlemleri, RPA ile otomatik hale geliyor. Üstelik bu işlemler daha yüksek hacimli bir şekilde RPA tarafından daha hızlı yapılabiliyor.

2000’li yılların başında RPA yazılımları kısmen de olsa insan müdahalesine ihtiyaç duyarken, son yıllarda tamamen otomatik bir şekilde çalışır hale geldi. Yapay zeka ve makine öğreniminin entegrasyonuyla, karmaşık işlevleri de yerine getirebilen bir otomasyon aracı ortaya çıktı. Hatta standart RPA’in bir adım ötesi olan Akıllı RPA, karar verme yetisine de sahip oluyor. Böylelikle insan gözetimine bağlılık ortadan kalkıyor.

Infoholic tarafından yayınlanan ve 2025 yılı pazar tahminlerini içeren araştırmaya göre sağlık hizmetleri alanında RPA, yüzde 20 yıllık bileşik büyüme oranına sahip olacak. Enterprise Technology Research (ETR) tarafından yapılan ankete göre RPA girişimlerini uygulayan veya planlayan kuruluşlar, üretkenliği artırmanın en önemli amaç olduğunu ve yüzde 78’inin bu kazanımları şimdiden gerçekleştirdiğini belirtti. Automation Anywhere tarafından yapılan, 4.000’den fazla müşteri, Global 2000 ve Fortune 500’den yüzlerce yöneticinin katılımıyla yapılan anket de benzer bir tablo ortaya koyuyor. Bu ankete katılan şirketlerin yüzde 63’ü akıllı otomasyon popülaritesinin arttığını ve kendilerinin de aktif olarak RPA ile ilgili çalışmalar yaptıklarını belirtiyor.

Salesforce'da Kıdemli Başkan Yardımcısı Wing Yu ise RPA ile 40 bin saatin üzerinde zaman tasarrufu sağladıklarını söylüyor. RPA kullanımındaki artışta COVID-19’un da büyük bir etkisi bulunuyor. Gartner tarafından yapılan Mayıs 2020 tarihli araştırma, sağlık hizmeti sağlayıcılarının yalnızca yüzde 5'inin salgın öncesinde RPA'e yatırım yaptığını, ancak yüzde 50'sinin önümüzdeki 3 yıl içinde RPA yatırımı yapmayı planladığını ortaya koyuyor.

Mevcut uygulamalarla sorunsuz bir şekilde bütünleşen RPA, bir çalışanın yaptığı gibi diğer sistemlerle etkileşime geçiyor. Üstelik bunun için RPA’e kullanıcı adı ve parola tanımlamak yeterli oluyor. İşletmenizdeki iş süreçleri için geliştireceğiniz RPA yazılımıyla; tekrarlayan manuel dijital görevler otomatikleştirilebilir, personellerin farklı ve yaratıcı alanlarda katma değer katmasını sağlanabilir, çalışanların verimliliği ve iş memnuniyetleri artırılabilir, yatırım kazancı sağlanabilir.

Yazının Devamını Oku

Sağlık kuruluşları siber saldırılarla karşı karşıya

18 Ocak 2021
Pandemiyle birlikte sağlık kuruluşları siber saldırıların hedefi haline geldi. Son dönemde bu alandaki siber saldırılarda yüzde 45 artış yaşandı.

Pandeminin etkisiyle tüm dünyada sağlık kuruluşlarının zor durumda kalması, siber saldırılarda sağlık kuruluşlarının hedef almasına neden oluyor. Sağlık kuruluşları, vatandaşların verilerini güvenli bir şekilde koruyabilme konusunda zor bir süreçten geçiyor. Bu dönemde kişisel verilerin tehlikeye atılmasında, kötü amaçlı yazılımların yayılmasında, fidye yazılımlarda ve siber istismarlarda eşi görülmemiş bir artış yaşanıyor. Şu anda COVID-19 aşıları tüm dünyanın odak noktası haline gelmişken, bu konudaki dolandırıcılık amaçlı reklamlar, sahte bilgiler ile kişisel verileri elde etme amaçlı girişimler büyük bir tehlike oluşturuyor.

 İsrail merkezli yazılım şirketi Checkpoint Security’nin paylaştığı veriler de bu alandaki tehlikeyi gözler önüne seriyor. Ocak 2021’de paylaşılan verilere göre 2020’nin sadece son 2 aylık döneminde siber saldırılarda yüzde 25 oranında bir artış yaşandı. Kasım 2020 öncesinde Checkpoint Security haftada ortalama 652 siber saldırı bildirirken, Aralık sonunda bu sayı haftalık 813’e yükseldi. Ayrıca küresel ölçekte sağlık kuruluşlarını hedef alan siber saldırıların yüzde 45 artması da bu alandaki tehlikeli tabloyu gözler önüne seriyor. Bununla birlikte sağlık kuruluşlarına yapılan siber saldırılar, tüm endüstrilerdeki siber saldırıların iki katını geçmiş durumda.

Bu artışa ülke bazlı baktığımızda yüzde 250'nin üzerinde artışla en dramatik yükselişi Kanada yaşarken, onu yüzde 220 artışla Almanya izledi. Genel listeye bölge bazlı baktığımızda ise sırasıyla yüzde 145 ile Orta Avrupa, yüzde 137 ile Doğu Asya, yüzde 112 ile Latin Amerika ve yüzde 67 ile Avrupa yer aldı.

Checkpoint Security özellikle de fidye yazılımların, botnetlerin, uzaktan kod çalıştırma ve DDoS saldırılarının bu dönemde artış gösterdiğini belirtiyor. Ayrıca Checkpoint Security’e göre sağlık kuruluşlarının fidye taleplerini karşılamasının daha muhtemel görülmesinin de bu saldırılarda ana hedef olmasının nedenleri arasında yer alıyor.

Checkpoint Security araştırmacılarına göre tüm dünya pandemiyle başa çıkmaya odaklanmışken, siber saldırgınlar da bu odağı kendi yasadışı amaçları için kullanmaya devem edecekler.

Elbette dijital dünyada siber saldırıları sıfıra indirmek çok da gerçekçi bir hedef değil. Ancak kuruluşların bu konuda alabileceği basit önlemler var. Örneğin, birçok siber saldırı BT ve güvenlik personellerinin çalışma olasılığının düşük olduğu hafta sonları ve tatil günlerinde gerçekleşiyor. Dolayısıyla bugünlerde ekstra önlemler almak büyük avantaj sağlayacaktır. Ayrıca çalışanların kötü amaçlı e-postalar konusunda eğitilmesi ve güvensiz bağlantılara erişmemeleri konusunda farkındalık yaratılması da bir diğer önemli konu diyebilirim. İlgili BT ve güvenlik personellerinin Truva atlarına, yani zararlı kod içeren yazılımlara karşı her zaman hazırlıklı olması da büyük önem arz ediyor.

Yazının Devamını Oku

Ekran sürenizi kontrol altına alın

11 Ocak 2021
Telefon ve bilgisayarla güne başlıyor, bu cihazlarla günü sonlandırıyoruz. Sağlıklı ve verimli bir gün için ekran sürelerinizi çok basit bir şekilde kontrol altına alabilirsiniz.

Zamanımızın büyük kısmı bir kısmı nereye gidiyor? Yüksek ihtimalle birçoğumuz buna telefon ve bilgisayar cevabını verecek. Sabah uyanmayla başlayan bu süre, gece uyuma saatimize kadar çok kısa aralıklarla da olsa devam ediyor. Ancak ekrana bakarak geçen süreyi kontrol altına almak, verimli ve sağlıklı bir yaşam tarzı için kritik öneme sahip.

Telefon ve bilgisayarınızda geçen süreyi veri odaklı izleyerek ve kendinize küçük kısıtlamalar koyarak gününüzü daha verimli bir şekilde geçirebilirsiniz. Bunun için cihazlarınızda yerleşik olarak bulunan araçların yanı sıra, üçüncü parti uygulamalarla da detaylı analizlere erişebilirsiniz. Tabii bu uygulamaları kullanmak için birçok verinizi karşı tarafla paylaşmanız gerekiyor. Bu nedenle kullanmaya başlamadan önce hizmet koşullarını kontrol edip okumakta da fayda var.

Ekran sürenizi kontrol altına alabileceğiniz araçlar ve uygulamalardan bazı örnekler vereceğim. Apple’ın Screen Time özelliğini iOS için ayarlar menüsünden, macOS için Sistem Tercihleri’nden kullanabilirsiniz. Çok basit bir ara yüze sahip olan Screen Time ile oturum açtığınız tüm Apple cihazlarındaki istatistiklerinizi görebilirsiniz. Bu sayede alışkanlıklarınızı tespit edebilir, kendinize günlük sınırlar belirleyebilirsiniz. Screen Time’a benzer şekilde Digital Wellbeing ile Android cihazlarınızda kendinize sınırlar belirleyebilir ve verilerinizi görebilirsiniz.

 Ayrıca Android için QualityTime, App Usage, StayFree gibi üçüncü parti uygulamalar da bulunuyor. Bunun yanı sıra hem Android hem iOS’ta kullanılabilen Moment, RescueTime gibi büyük bir kullanıcı kitlesine sahip olan uygulamaları da tercih edebilirsiniz.

Bilgisayar kullanıcıları için ise Windows ve macOS ile uyumlu WhatPulse, zamanınızın çoğunu hangi araç/program üzerinde geçirdiğinizi size gösteriyor. Bununla birlikte bant genişliğinizin çoğunu hangi uygulamaların kullandığını da gösteriyor.

Chrome için geliştirilen Webtime Tracker ise internette vaktinizi nasıl geçirdiğinize yönelik detaylı bir rapor sunuyor. Webtime Tracker ile Chrome’da ziyaret ettiğiniz sitelerle ilgili periyodik olarak raporlar alabilir ve zaman planlamanızı bu rapor doğrultusunda yapabilirsiniz.

Elbette kullanabileceğiniz seçenekler, istediğiniz rapor formatı ve verilerle daha da detaylandırılabilir. Ancak temel olarak ekran süresini kısaltmanın sizin elinizde olduğunu söyleyebilirim. Özellikle de bu ekran sürelerinde ebeveynlerin çocukları için dikkatli olması gerekiyor. JAMA Network’te yayımlanan John S. Hutton’ın yazarlığını yaptığı

Yazının Devamını Oku

Sağlık hizmetlerinde teknoloji devri

4 Ocak 2021
Sağlık hizmetlerinin geleceği inovatif teknolojilerle şekilleniyor. Sağlıkta teknolojiyi ve bu alanda Türkiye’deki mevcut durumu sağlık iletişim danışmanı Serap Öcal ile konuştuk.

Daha iyi bir sağlık hizmeti için teknoloji anahtar bir rol oynuyor. Sağlık çalışanlarının güncel kalabilmesini sağlayan teknolojiler aynı zamanda tıp uzmanları ile hastalar arasındaki ilişkiyi daha kolay hale getirerek, daha ucuz ve daha etkili çözümler sağlıyor. Sağlık teknolojilerindeki güncel gelişmeleri, ülkemizin sağlık yatırımlarını ve sağlıkta yapay zeka konusunu ve sağlık teknolojileri ve sağlık ekonomisi konularında araştırmalar yapan sağlık iletişim danışmanı Serap Öcal ile konuştuk.

Ülkemiz sağlık teknolojilerinde yüzde 85 oranında dışa bağımlı

Türkiye’nin sağlık teknolojilerinin üretiminde hangi konumda hakkında Serap Öcal: “Robotik cerrahi, sağlık hizmetlerinde simülasyon teknolojilerinin kullanımı, kök hücre ve gen tedavileri, dijital patolojide yapay zeka ve karar destek sistemleri, hastanelerde yoğun bakım klinik bilgi sistemleri, tanı ve tedavide yapay zekanın kullanımı, giyilebilir teknolojiler ve biyosensörler, girişimsel kardiyolojik çalışmalar, biyoteknoloji girişimleri ve sağlıkta nanoteknolojiler günümüzün yüksek sağlık teknolojilerinden bazıları. Ülkemiz ise sağlık teknolojilerini (cihaz, ilaç ve aşı) alanında yüzde 85 oranında dışa bağımlı olduğu bilinmektedir. İleri teknoloji içeren medikal cihazların da tamamına yakını yurt dışından ithal edilmektedir.  Ülkemizde yüksek sağlık teknolojilerinin AR-GE çalışmalarına gereken yatırımlar yapılır ise yetişmiş insan gücü, coğrafi konum ve fiyat avantajları ile gerek sağlık teknolojilerinde gerekse de sağlık turizminden elde edeceği gelir ile dünya devi ülkeler ile rekabet edebilir hale gelecektir.” diyor.

Üç kıtanın sağlık harcaması, küresel sağlık harcamalarının yüzde 91’ine eşit

Sağlık ekonomisindeki tabloya da değinen Serap Öcal: “The Economist IntelligenceUnit’in 2017 verilerine göre dünyada sağlığa 7 trilyon 724 milyar dolar harcanmıştır. Bu harcamaların 3 trilyon 509 milyar doları Kuzey Amerika, 1 trilyon 745 milyar doları Avrupa, 1 trilyon 766 milyar doları ise Okyanusya kıtalarında yapılmıştır. Bu üç kıtadaki sağlık harcamaları küresel sağlık harcamalarının yüzde 91’ine eşittir. Rapora göre küresel sağlık harcamaları 2022 yılında 10 trilyon 59 milyar dolara ulaşacak; Kuzey Amerika, Avrupa ve Avustralya’daki sağlık harcamalarının küresel sağlık harcamalarına oranı yüzde 88’e gerileyecektir. Bu devasa rakamların konuşulduğu mega sektör sağlık ve sağlık teknolojileri ülkelerin ekonomik sistemlerinin vazgeçilmez bir parçası. Geçtiğimiz yarım yüzyılda birçok ülke bilgi teknolojisi, tıbbi ekipman, tıbbi cihaz ve ilaç yatırımlarıyla sağlık alanında teknolojik altyapısını güçlendirmiştir. Birçok yeni sağlık teknolojisiyle tanışan sağlık sistemleri sağlık hizmet sunumunda önemli gelişmeler kaydetti.” dedi.

Günümüzün en trend teknolojisi olan yapay zekanın sağlıktaki etkilerine de değinen Serap Öcal: “Dünyada en çok yatırım alan girişimlerin sağlık teknolojisi, biyoteknoloji ve siber güvenlik konularında olduğunu görüyoruz. Sektörlerde teknolojik yeniliklerle ilgili trendin yükselmesi ve buna bağlı olarak siber güvenlik risklerinin artması, bu alana yapılacak yatırımların büyümeye devam edeceğini ve girişim yatırımlarda ise yapay zekanın kritik bir odak noktası olacağını gösteriyor. Yapay zeka ve robotlar Endüstri 4.0 devriminin önemli parçasıdırlar. Biyoteknoloji ve nanoteknolojinin de devreye girmesi ile daha büyük bir sanayi devriminin gerçekleşmesine katkıda bulunmaktadır. Yapay zeka şu ana kadar en fazla Radyoloji alanını etkilemişse de sağlığın her alanını derinden etkilemektedir. Sağlık verilerinin miktarları hiç görülmedik bir hızla artmaktadır. Bu verileri insanlar için hızla toparlayıp değerlendirebilecek zeki algoritmalar daha iyi sağlık hizmeti sunumu için önemli olacaklardır. Tıbbi hataların engellenmesi, sağlık verilerinden yeni bilgilerin öğrenilmesi gibi işler yapay zeka algoritmalarının doğal olarak doldurabilecekleri alanlardır.” dedi.

Yapay zeka ve hekimler için

Yazının Devamını Oku

Drone’lar gürültü kirliliğiyle geliyor

28 Aralık 2020
Yapılan bilimsel çalışmalar, drone’ların vızıltı seslerinin karayolu taşıtlarının çıkardığı seslerden daha rahatsız edici olduğunu gösteriyor.

Drone’lar günümüzde bilimsel araştırmalardan yemek teslimatlarına kadar birçok alanda kullanılıyor. Drone’larla ilgili yasal düzenlemeler bir yandan netleşmeye devam ederken, bir yandan da bu araçların gelecekte nasıl bir değişime yol açacağına yönelik tartışmalar sürüyor.

Eğer drone uçurduysanız veya çalışan bir drone’un yakınlarında bulunduysanız, muhtemelen o rahatsız edici vızıltı sesini duymuşsunuzdur. 20 kg’a kadar olan küçük yapıdaki dronel’lar, geleneksel hava araçlarından 40 desibel sessiz olmalarına rağmen, bir hayli rahatsız edici ses çıkarabiliyor. NASA tarafından drone’ların gürültüsünün psiko-akustik özelliklerine yönelik yapılan çalışmaya göre, drone sesleri karayolu taşıtlarının çıkardığı seslerden daha rahatsız edici özellikte. Torija Martinez’in ‘Drone gürültüsü algısını değerlendirmek için metrikler’ isimli makalesine göre, drone’ların gürültüsü, aynı seviyedeki sivil hava araçlarının gürültüsünden bile daha rahatsız edici.

Aslında buradaki ana sorunun, drone’ların nispeten düşük irtifa diyebileceğimiz yüksekliklerde uçması diyebiliriz. Bu durumu göz önüne aldığımızda, drone’ların çok yaygın bir şekilde kullanıldığını düşündüğümüz bir senaryoda, gürültü sorunları meydana gelecek, drone’ların benimsenmesi ve ticarileşmesinde toplumsal engeller ortaya çıkabilecek.

Şu anda küçük ve orta boy drone'lar, tıbbi teslimatlar ve kayıp kişilerin aranması gibi çok sayıda uygulama için halihazırda kullanılıyor. Ticari havacılıktaki diğer bir yenilik ise şehirlerde yolcu taşımak için elektrikli dikey kalkış ve iniş özelliğine sahip araçların geliştirilmesi oluyor. Hem drone’lar hem uçan taksileri düşündüğümüzde, bu araçlar gürültü kirliliği sorununu da beraberinde getirecek.

Yapılan bir çalışmada, drone’ların insanlardan 50 metreden daha uzakta uçtuğu bir senaryo ele alındı. Yapılan sanal testlerde, küçük bir drone’un çıkardığı sesin, ses ortamına göre kullanıcıda farklı etkilere yol açtığı ortaya çıktı. Örneğin, karayolu trafiğinden kaynaklanan gürültüye maruz kalan bir kişi için drone gürültüsü daha az fark edilebilir oldu. Ancak nispeten trafiğin az yoğunlukta olduğu sakin ortamdaki biri için drone gürültüsü çok rahatsız edici olabildi. Bu durum, drone’ların trafiğin yoğun olduğu yollardan geçmesiyle ‘gürültü etkisinin’ nispeten azaltılabileceğini gösteriyor.

Drone’ların yaygınlaşmasıyla ortaya çıkacak olası bir gürültü rahatsızlığının önüne geçmek için vatandaşlarla birlikte değerlendirmeler yapmak gerekiyor. Ayrıca otomotiv endüstrisinde yayın bir şekilde kullanılan psiko-akustik ölçümler, drone’larla ilgili çalışmalarda da kullanılabilir. Bu testlerle birlikte drone’ların rotorları, daha az rahatsız edici sesler çıkaracak şekilde konumlandırılabilir. Bu durumu göz önüne aldığımızda, drone’ların yaygınlaşmasının önünde, gürültü kirliliği riskinin de olduğunu söyleyebilirim.

Yazının Devamını Oku