Burak Kesayak

Casus yazılımlara karşı neden savunmasızız?

16 Ağustos 2021
Casus yazılımlar, son yıllarda büyüyen bir endüstri haline geldi. Pegasus yazılımı, bu endüstri için endişelerin artmasına neden oldu.

Geçtiğimiz günlerde NSO Group’a ait olan Pegasus isimli casus yazılım gündem olmuştu. Pegasus büyük bir etki yaratmış olsa da casus yazılımların geçmişi aslında 1990’lı yıllara kadar dayanıyor. Casus yazılımlar, günümüzde ise binlerce kurumun yer aldığı devasa bir endüstri haline geldi.

Casus yazılım endüstrisinin temelinde web kameralarına erişmek, bilgisayar tuş vuruşlarını kayıt altına almak, konum verilerini toplamak gibi çeşitli gözetleme yöntemleri yer alıyor. Bu tür casus yazılımların takipçiler ve tacizci ortaklar tarafından kullanılması, giderek artan endişe verici bir sorun haline geliyor. Casus yazılımların geçmişinde çok büyük ölçekli olaylar yer alıyor. 2017'de, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı'ndaki seçkin programcılardan oluşan gizli bir ekip, Eternal Blue isimli bir siber casusluk silahı geliştirmişti. Daha sonra Eternal Blue, Shadow Brokers isimli hacker topluluğu tarafından çalındı ve Dark Web’de satıldı. Bu yazılım, Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) ve diğer yüzlerce kuruluşu hedef alan kötü şöhretli 2017 Wannacry fidye yazılımı saldırısının bel kemiğini oluşturacak kadar büyüdü. Casus yazılımlardaki son kötü vakalardan biri ise Pegasus oldu.

Peki Pegasus neden farklı?

Pegasus'un arkasındaki İsrail siber istihbarat firması NSO Group, casus yazılımlarının lisansını, yalnızca uluslararası suç ve terörle mücadele adına incelenmiş hükümet ortaklarına verdiğini iddia ediyor. NSO Group, dünyada basında çıkan iddialarla ilgili artık yorum yapmayacağını ve bunun “kötü ve iftira niteliğinde bir kampanya” olduğunu belirtiyor.

Ancak NSO Group'un kurucusu ve CEO'su daha önce "bazı durumlarda müşterilerinin sistemi kötüye kullanabileceğini" itiraf etmişti. Grubun casus yazılımını, yolsuzluk ve insan hakları ihlalleri gibi olaylardan dolayı sicili kötü olanların da aralarında bulunduğu 40 ülkeye sattığı göz önüne alındığında, Pegasus'un önemli ölçüde kötüye kullanıldığı ve basın özgürlüğünü, düşünce özgürlüğünü baltaladığı iddialarının temeli kuvvetli diyebiliriz.

ABD’de eski Ulusal Güvenlik Dairesi çalışanı Edward Snowden, hiçbir cihazın güvenli olmadığı bir dünyaya doğru ilerlediğimizi söylüyor. Casus yazılımların lisanslanma sürecinin Snowden’in belirttiği gibi kontrol altına alınması gerekiyor. Bunun için kurumsal casus yazılımların geliştirilmesi ve satışına ilişkin uygulanabilir kontroller hakkındaki önemli tartışmaların yeniden gündeme gelmesi büyük önem arz ediyor. Bu tartışmalar olmadan, Pegasus'un ve gelecekteki casus yazılım araçlarının mahremiyet için oluşturduğu tehdit, şimdiye kadar ortaya çıkan yüksek profilli hedeflerle sınırlı kalmayacak, hepimiz için bir tehdit olacak.

Yazının Devamını Oku

Veri bilimi otomotiv sektörüne güç sağlıyor

17 Temmuz 2021
Otomotiv devleri teknolojik altyapılarını güçlendirmek ve satışlardaki başarısını artırmak için veri biliminden faydalanıyor.

Otomotiv sektörü veri analizi ve büyük veriyle birlikte önemli bir dönüşüm yaşıyor. Otomotiv şirketleri, çeşitli sensörler tarafından toplanan çok sayıda değerli veriden yararlanarak tahmine dayalı analizler yapıyor. Üreticiler özellikle de kalite sorunlarını çözebilmek ve kullanıcı konforunu rahatlatmak, otonom sürüş teknolojisine geçebilmek, perakende satışlarındaki başarılarını artırmak için bu verileri topluyor.

Perakende satışlarını artırıyor

Veriler teknolojik altyapının geliştirilmesinde kullanıldığı gibi perakende de yoğun bir şekilde kullanılıyor. Birçok otomobil üreticisi, potansiyel alıcıların yerel bayiyi ziyaret etmek zorunda kalmadan araba satın almasına yardımcı olan sanal ve dijital showroomlar kurdu. Bu web siteleri, aracı özelleştirmenize ve yapılandırmanıza, bayinin müdahalesi olmadan aracı istediğiniz şekilde oluşturmanıza izin veriyor.

Artık müşterilerin araçlarını özelleştirip çevrimiçi satın alabilecekleri bu perakende modeli, otomobil üreticilerinin müşteri ihtiyaçlarını ve seçimlerini daha iyi anlamalarına yardımcı oldu. Örneğin Audi, kurumsal ve ürün bilgisinden çok daha fazlasını sunan bir web sitesi oluşturmak için Adobe ile ortaklık kurdu. Web sitesi artık Audi alıcıları, hayranları ve meraklıları için onlara satın alma tavsiyeleri, en son haberler, mevcut ve gelecek modeller, promosyon etkinlikleri ve aktiviteler sağlayan ve ayrıca yeni bir araba seçme, yapılandırma ve satın alma konusunda yardımcı olan etkileşimli bir platform haline geldi.


Araçlar için kestirimci bakım

Otomobiller; hızı, yakıt tüketimini, fren sürelerini, dönüş biçimlerini, motor performansını vb. sürekli olarak kaydeden ve ölçen birçok sensör ile donatılmış durumda. Toplanan bu veriler üreticilere gönderilerek, otomobilin farklı koşullar altında davranışları tespit edilir. Ayrıca bu veriler, otomobil üreticileri tarafından, otomobilin sahibini parça arızaları, sıvı seviyeleri, servis programları vb. hakkında uyararak kestirimci bakım sistemleri geliştirmek için kullanılır.

Yazının Devamını Oku

Giyilebilir cihazlarla gelen tehlike

5 Temmuz 2021
Günlük hayatı planlayan, fitness verilerinin takibini sağlayan, çocuklar için konum takibi sunan giyilebilir cihaz, bazı güvenlik sorunlarını beraberinde getiriyor.

Giyilebilir teknoloji pazarı, 2020'de dünya çapında satılan yarım milyar giyilebilir cihazla çok hızlı bir büyüme yaşadı. Bu cihazlar ve cihazlarda kullanılan uygulamalar, genellikle hastalıkları tespit etmek için sağlığımızı ve fitness hedeflerimize ulaşmamıza yardımcı olmak için antrenmanlarımızı izlediğini, zinde kalmamıza yardımcı olduğunu iddia ediyor. Ayrıca giyilebilir cihazlar, kullanıcıların güvenliklerini artırmak için çocukların konum bilgilerini de takip ediyor. Birçok çalışma, fitness takip cihazlarının ve uygulamalarının birçoğunun tıp uzmanları tarafından kullanılamayacak kadar yanlış ve yanıltıcı olduğunu, her türden giyilebilir teknolojinin acil düzenleme gerektiren güvensiz bir teknoloji olduğunu gösteriyor.

Bununla birlikte bu kadar çok verinin toplanması ve izlenmesi, güvenlik sorunlarını da beraberinde getiriyor. The UK Code of Practice for Consumer IoT Security raporu, giyilebilir cihazlarla ilişkili güvenlik risklerinin yanı sıra çocukların kullandığı “akıllı oyuncaklar” da ele alıyor. Raporda, özellikle çocuklara yönelik cihazların, en temel siber güvenlik önlemlerinden bile yoksun olduğu ve onları kötüye kullanıma açık bırakan endişe verici güvenlik eksiklikleri bulundu.

Fitness takipçileri ve kişisel veriler

Birçok fitness takip sistemi, antrenmanları haritalamak için kullanıcının konumuna ilişkin verileri kullanıyor. Ancak antrenmanlar bir uygulamaya yüklendiği ve herkese açık olarak poaylaşıldığı için veri hırsızları, kullanıcıların belirli bir zamanda nerede olabileceğinizi tahmin edebilir; tarih bazlı olarak koşu, bisiklet veya yürüyüş rotalarını kullanabilir. Bu güvenlik sorunu yalnızca antrenmanlarla sınırlı değildir.


Çocuklar için güvenli mi?

2025 yılına kadar 875 milyon dolarlık satış hacmine ulaşması beklenen çocuklar tarafından giyilmek üzere tasarlanan cihazlar daha da endişe verici. Bu saatler çocukları güvende tutmak, konumlarını takip etmek ve olası olumsuz durumlarda ebeveynleri uyarmak için piyasada bulunuyor. Çocuki belirli bir alanın dışına çıkarsa ve üzerindeki SOS tuşuna basarsa uyarı veriyor.

Yazının Devamını Oku

Baş hareketlerinden kişilik profili çıkarılabilir mi?

14 Haziran 2021
Yapay zekanın yüz ifadelerini analiz ederek duygu tespiti yapması artık alışılagelmiş bir teknoloji haline geldi. Peki yapay zeka baş hareketlerinden kişilik profili çıkarabilir mi?

Dijital gözetim sistemleri sadece birinin kim olduğunu belirlemekle kalmıyor. Birinin nasıl hissettiğini ve ne tür bir kişiliğe sahip olduğunu çözebiliyor. Hatta gelecekte bu kişilerin nasıl davranacaklarını bile tespit edebilecek seviyeye ulaştılar. Günümüzde kafa hareketlerini incelemek, bu bilgilerin kilidini açmakta kullanılan en önemli yöntemler arasında yer alıyor.

Japonya'da bu tür sistemlerin müşterileri arasında dünyanın önde gelen yüz tanıma sağlayıcılarından NEC, en büyük güvenlik hizmetleri şirketlerinden ALSOK, Fujitsu ve Toshiba gibi devler yer alıyor. Ayrıca Güney Kore'de polis sorgulamalarında kullanılmak üzere temassız bir yalan tespit sistemi olarak geliştiriliyor. Çin'de havaalanlarında, sınır geçişlerinde ve başka birçok yerde şüpheli kişileri tespit etmek amacıyla polisin kullanımı için resmi olarak onaylanmış sistemler kullanılıyor.

Vibraimage ise bu alandaki en önemli yapay zeka araçlarından biri diyebilirim. 2001 yılından beri Rus biyometrist Viktor Minkin tarafından şirketi ELSYS Corp tarafından geliştirilmeye devam eden yapay zeka, bir kişinin kafasının kaslardan ve dolaşım sisteminden kaynaklanan istemsiz mikro hareketlerinin veya “titreşimlerinin” video görüntülerini analiz ediyor. Böylelikle klasikleşmiş hale gelen yüz ifadeleri ile analizin ötesine geçiliyor.

Minkin, bu hareketlerin duygusal durumlara bağlı olduğu fikrini destekleyen iki teori öne sürüyor. Birincisi, vücudun denge ve uzamsal yönelimden sorumlu sisteminin psikolojik ve duygusal durumlarla ilgili olduğu fikrine dayanan bir “vestibulo-duygusal refleks” varlığı. İkincisi ise belirli duygusal-zihinsel durumlar ile kaslar tarafından harcanan enerji miktarı arasında doğrudan bir bağlantı kuran duyguların termodinamik modeli. Bu teorilere göre, yüzün ve başın istem dışı hareketi nedeniyle duygu, niyet ve kişiliği görünür kılıyor. VibraImage destekçileri de bu verilerin kişilik tipini belirlemek, suç işleme olasılığı daha yüksek olan kişileri tespit etmek veya milliyet ve etnik kökene göre istihbarat türlerini sınıflandırmak için kullanılabileceğine inanıyor. Ancak bu konuda yapılan araştırmaların azlığı ve makale sayısının azlığı göz önüne alındığında, teknolojinin geçerliliği için henüz erken aşamalarda olduğumuzu söyleyebiliriz.

Elbette VibraImage, bu türdeki tek sistem değil. Örneğin; Avatar ABD-Meksika sınırında ve iBorderCtrl AB sınırlarında test ediliyor. Bu sistemlerin her ikisi de göçmenler arasındaki aldatmacayı tespit etmek için tasarlanmış durumda.

Daha geniş algoritmik duygu tanıma endüstrisi, 2018'de 12 milyar dolar değerindeydi. Bu endüstrinin 2026 yılına kadar 37.1 milyar dolar değerine ulaşması bekleniyor. Yapay zekanın etik gelişimi etrafında kurallar oluşturma ihtiyacına dair artan küresel endişenin ortasında, bu tür açık algoritmik gözetim ve kontrol sistemlerine çok daha yakından bakmamız gerekiyor.

Avrupa Komisyonu'nun yakın zamanda duyurduğu taslak yapay zeka düzenlemeleri, yasa uygulayıcılar tarafından duygu tanıma sistemlerinin kullanımını “yüksek riskli” olarak sınıflandırıyor.

Yazının Devamını Oku

Ne kadar veri üretiyoruz? Ne kadar depoluyoruz?

24 Mayıs 2021
Dünyanın en değerli kaynağı haline gelen veri, teknolojinin gelişimine yön veriyor. Bundan yaklaşık 110 yıl sonra dijital veri üretiminin sürdürülebilirliği için gereken güç, bugünkü toplam güç tüketimini geçecek.

Mağara resimleriyle başlayan bilgiyi depolama çalışmaları, 40 bin yıl öncesine kadar dayanıyor. İnsanlar geliştikçe, diller ortaya çıktıkça ve kağıdın icadıyla bilgiyi saklama şeklimiz dönüşüme uğradı. Bin yıldan uzun süre önce Çin’de ilk basılı kitapların ortaya çıkması, bilgiyi saklamada yeni bir dönem başlattı.

Son 150 yıldaki teknolojik gelişmeler ise insanlık tarihini değiştirdi diyebiliriz. Transistörün 1947'de ve entegre mikroçipin 1956'da keşfedilmesinden bu yana, bir dönüşüm yaşandı. 50 yılı aşkın bir süredir ise benzeri görüşmemiş bilgi işlem gücü, kablosuz teknolojiler, internet, yapay zeka ve görüntü teknolojileri, mobil iletişim, ulaşım, genetik, tıp ve uzay araştırmalarında ilerlemeler yaşanıyor.

Dijital veri depolama teknolojileri; bilgiyi üretme, kullanma ve saklama şeklimizi de değiştirdi. Dijital depolamanın bilgi depolamak için kağıda göre daha uygun maliyetli hale geldiği 1996 yılı ise dönüm noktası oldu.

Manyetik depolama (HDD gibi), optik diskler (CD, DVD, Blu-Ray gibi) ve yarı iletken bellekler (SSD, flash sürücü gibi) dijital veri depolamada devrim yarattı. Yarı iletken bellekler, taşınabilir elektronikler için tercih edilirken, optik depolama çoğunlukla filmler, yazılım ve oyunlar için kullanıldı. Manyetik veri depolama ise kişisel bilgisayarlar ve veri sunucuları dahil olmak üzere yüksek kapasiteli bilgi depolaması için tercih edildi.



Yazının Devamını Oku

Sosyal medya alışkanlık mı bağımlılık mı?

3 Mayıs 2021
Aşırı sosyal medya kullanımının alışkanlık mı yoksa bağımlılık mı olduğu konusunda birçok farklı görüş yer alıyor. Peki bilimsel çalışmalar bu konuda ne diyor?

Pandemi döneminde eve kapanmayla birlikte, muhtemelen sizler de sosyal medyada eskiye göre çok daha fazla zaman harcadığınızı hissediyorsunuz. Hatta daha fazla geçen bu süreler ‘sosyal medya bağımlılığı’ konusunda endişelere neden olabiliyor.

Sosyal medya bağımlılığının detaylarına değinmeden önce, tanım olarak bağımlılığın; hem alkol gibi kimyasal maddeler hem de kumar gibi sosyal davranışların benzer semptomlara neden olduğunu söyleyebiliriz. Bu bağımlılık yapıcı özelliklerin en belirginlerinden biri de bağımlılıkla ilgili nesnelere, görüntülere ve gereçlere yönelik dikkat önyargısıdır. Örneğin sigara bağımlıları, sigara ve sigarayla ilgili diğer uyaranlar konusunda daha dikkatlidir.

Sosyal medya kullanımı ile bağımlılık arasındaki bağlantıyı incelemek isteyen Strathclyde Üniversitesi araştırmacıları, dikkat önyargısının belirgin olup olmadığı üzerine çalıştı. 100 katılımcıya sahte iPhone ekranları sunulan araştırmada, katılımcılardan bir hedef uygulamayı (Siri veya kamera) olabildiğince hızlı ve doğru bir şekilde tespit etmeleri istendi. Yani katılımcılar, ekrandaki diğer uygulamaları görmezden gelmeye çalıştı.

Bazı deneylerde katılımcılara dikkat dağıtıcı farklı uygulamalar gösterilirken, bazılarında Facebook, Twitter, Instagram ve Snapchat gibi sosyal medya uygulamaları gösterildi. Bunun amacı, en yüksek düzeyde kullanım ve etkileşim bildiren kullanıcıların, sosyal medyada daha tipik kullanım düzeyleri sergileyenlere kıyasla, bildirimler olsun veya olmasın, dikkatlerini sosyal medyaya daha fazla verdiklerini gösterdi. Bu çalışma, sosyal medya ile ilgili uyaranlara karşı dikkatli bir önyargı olduğunu ortaya koydu. Bununla birlikte bulgular, bağımlılık yapıcı davranışın temel bir özelliği olan ‘dikkatli önyargının’ varlığını desteklemedi. Örneğin, Facebook'u günde on kez kontrol eden ve gönderi paylaşanların, Facebook hesabını yalnızca haftada bir kez gönderip kontrol eden biriyle benzer bir davranış gösterdiği tespit edildi.

Sosyal medyanın kullanıcıların sağlığı ve davranışları üzerindeki etkilerine dair araştırmalarda ise nispeten farklı görüşler mevcut. Ancak bu çalışma, sosyal medya kullanımının hastalık olarak görülmemesi gerektiğini gösteriyor. Örneğin, sosyal medya kullanımındaki bireysel farklılıklar ile kullanıcıların depresyon ve anksiyete düzeyleri arasında bağlantı görülmüyor.

Ayrıca sosyal medya kullanımının sosyal bağlantıyı güçlendirmek gibi olumlu yönlerini gösteren birçok çalışma da mevcut. Bu araştırma sık sosyal medya kullanımının şu anda geleneksel bağımlılık çerçevelerine tam olarak uymayabileceği görüşünü destekliyor.

Yazının Devamını Oku

Kripto para ekosisteminde yenilenebilir enerji hedefi

12 Nisan 2021
Crypto Climate Accord, kripto para endüstrisini 2030'a kadar yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanır hale getirmeyi amaçlıyor.

Crypto Climate Accord isimli bir grup, kripto para madenciliğinin olumsuz etkileriyle başa çıkmaya çalışıyor. Bu grup, kripto para endüstrisindeki enerji tüketimini, 2030 yılına kadar yüzde 100 yenilenebilir enerjiden karşılayacak şekilde düzenlemeye çalışıyor. Grup, sürdürülebilir blok zinciri ve kripto teknolojisi isteyen CoinShares, ConsenSys, Web 3, Ripple ve Birleşmiş Milletler gibi tarafları bir araya getiriyor.

Kâr amacı gütmeyen Energy Web'in CEO'su Walter Kok, blok zincirinin yeşil enerjiyle çalışır hale gelmesini amaçladıklarını söylüyor. Kripto paralar için artan talep ve bireyler arasında blok zinciri tabanlı çözümlerin benimsenmesi kritik bir konuyu gündeme getiriyor: Teknolojinin artan enerji tüketiminin dünyanın iklimi üzerindeki etkisi.

Kripto paraların daha yaygın hale gelmesi, yenilenebilir enerjiye geçişi zorunlu kılıyor. Energy Web pazarlama direktörü Peter Bronski, Bitcoin'in yılda yaklaşık 136 terawatt saat elektrik tükettiğini söylüyor. Küçük bir kıyaslama yapıldığında Çin, tek başına 2 bin 200 terawatt saat yenilenebilir elektrik üretiyor. Cambridge Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma ise Bitcoin için yıllık elektrik tüketiminin İsveç'in bir yıl içinde ürettiği elektriğe denk olduğunu gösteriyor. Digiconimist verilerine göre ise Ethereum ağı yılda tahmini 33.6 terawatt saat elektrik tüketiyor. Bu tüketim, Danimarka’nın tüketimiyle aynı seviyede.

Crypto Climate Accord, tüm blok zincirleri dahil olmak üzere kripto para endüstrisi ile birlikte çalışarak, 2030 yılına kadar yüzde 100 yenilenebilir elektrik enerjisi kullanılmasını hedefliyor. Pek çok kuruluş, faaliyetlerini karbondan arındırmak için tek tek adımlar atarken, Crypto Climate Accord endüstri çapında bir koalisyon ve ölçeklenebilir çözümler sunmak istiyor. Bu çalışmalarda en büyük yenilik ise kripto para endüstrisi tarafından ortaya çıkan emisyonların ölçülmesinde kullanılacak, açık kaynaklı standart oluşturulması olacak. Oluşturulacak standart ve geliştirilecek yazılımla birlikte kripto endüstrisindeki karbon ayak izi doğrudan ölçülebilecek. Bu sayede küçük ölçekli gruplarla yapılan ölçümlerin ötesine geçilecek.

Yıllık bazda karbon ayak izi yönünden baktığımızda Bitcoin tek başına Hong Kong ile Ethereum ise Litvanya ile eş değer karbon ayak izine sahip. Kripto para ekosisteminde tüketimler çok yüksek olsa da yenilenebilir enerjiyle desteklenebilme potansiyeli halen yüksek. CoinShares tarafından 2019'da yapılan araştırma, Bitcoin ağının yaklaşık yüzde 74,1'inin Güneybatı Çin gibi bölgelerdeki hidroelektrik santraller sayesinde yenilenebilir enerji ile güçlendirildiği sonucuna vardı.

Yazının Devamını Oku

Dijitalleşme ve dijitalizasyon karmaşası

22 Mart 2021
Günümüzde çok sık duyduğumuz dijitalleşme ve dijitalizasyon kavramları birbiriyle çok sık karıştırılıyor. Bu da stratejilerin belirlenmesinde hatalara neden olabiliyor.

Dijitalleşme ve dijitalizasyon, son yılların trend konuları arasında yer alıyor. İşletmeler iş süreçlerini dijitale taşırken veya dijitaldeki iş süreçlerini yatay bir şekilde büyütürken dijitalleşme ve dijitalizasyona ihtiyaç duyuyor. Ancak birçok yenilikte olduğu gibi bu iki kelimenin anlamı tam olarak bilinmiyor ve kavram karmaşası yaşanıyor. Dijitalleşme ve dijitalizasyon kavramlarını anlamak, doğru stratejiyi oluşturabilmek için kritik öneme sahip.

Dijitalleşme: Aynı şeyleri farklı şekilde yapın

Dijitalleşme en basit tanımıyla analog verileri dijital forma dönüştürmektir. Fiziksel kağıtları elektronik dosyalara dönüştürdüyseniz, kasetlerden MP3 kayıtlarına geçtiyseniz verilerinizi dijitalleştirdiniz demektir. Modern teknolojinin ortaya çıkışı, bizi çok hızlı bir şekilde dijital çağa götürdü ve ihtiyacımız olan verilerin çoğunu dijital biçimde erişilebilir hale getirdi. Artık bilgi için internette dolaşıyor, akıllı telefonlarımızla fotoğraf çekiyor ve dizüstü bilgisayarlarımızda e-posta gönderiyoruz. Günlük hayatımızdaki bu basit örnekler bile dijitalleşmeyi net bir şekilde tanımlamamızı sağlıyor.

Dijitalleşme günümüzde iletişimi daha hızlı ve daha kolay hale getirdi, bilgiye erişim için bize yeni kanallar açtı. Dijitalleşmeye ticari sektörden baktığımızda ise basit bir tanımla yeni teknolojilerin uygulanmasını içeriyor diyebiliriz. E-postalar ve elektronik veritabanları gibi dijital teknolojilerin ortaya çıkışıyla başlayan süreçte; makine öğrenimi, robotlar ve veri analitiği dünyasına giriyoruz. Özetle dijitalleşme her zaman yaptığınız şeyi yapmak, ancak daha verimli hale getirmek için teknolojiyi kullanmaktır. Dijitalleşmede iş modeli değişmez ancak operasyonel verimlilik artar.

Dijitalizasyon: iş faaliyetlerini teknolojiyle dönüştürün

Dijitalizasyon yeni teknolojinin ışığında mevcut iş modellerini değiştirme sürecidir. Dijitalizasyonun amacı yeni düşünme biçimleri oluşturmak için teknolojiyi kullanmak, bununla birlikte değer yaratmaktır. İşletmeler yeni pazarlara açılmak, yeni ürünler sunmak ve yeni müşterilere hitap etmek için dijitalizasyonu kullanabilir. Bu durum, her yeni teknolojinin mümkün kıldığı farklı türden fırsatların peşinden gitmekle ilgilidir. Özetle dijitalizasyon dijital bir deneyimin dijital meraklı tüketiciye sunulmasını sağlar.

Dijitalizasyona en iyi örnekler; Amazon ve Apple’ın sağlık hizmetlerine geçişidir. Bu teknoloji devlerinin sektöre girişi, dijital teknoloji olmadan mümkün olmazdı. (Özellikle müşteri verilerinin takibi ve analizi konusunda) Bu sayede; biyometriyi takip etmek için giyilebilir cihazların kullanımından hastalıkları teşhis etmek için yapay zekanın kullanımına kadar sağlık sektöründe yeni iş modelleri ortaya çıktı. İşletmeler daha iyi hizmet, daha fazla değer ve daha iyi bir müşteri deneyimi sunmak için teknolojiyi kullanarak, gelecekte dijitalizasyon stratejilerinden yararlanmayı hedefliyor.

Modern çağda dijitalleşme ve dijitalizasyon işletmelerin güncel kalmasını sağlayan iki hayati strateji olarak ön plana çıkıyor. Bu iki kavramın da teorisini bilmek, uygulama kısmında işletmelere gerçekten fayda sağlayacaktır.

Yazının Devamını Oku