GeriBünyamin GEZER Günlük başarı mı?Kalıcı başarı mı?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Günlük başarı mı?Kalıcı başarı mı?

GELECEK hafta Dünya Kupası başlıyor. Ülke olarak hüzünlüyüz.

Brezilya’da olmalı, maçları izlerken ayrı bir keyif almalıydık. Üzüntülüyüz, bu kupaya katılabileceğimiz bir eleme grubuna sahiptik. Grubun favorisi Hollanda’nın ardından en iyi ikinci olabilir ya da play off oynayıp Brezilya’ya gidebilirdik. Ama olmadı. Sebep hoca mı? Hadi hocayı değiştirdik. Yoksa yabancı kuralı mı?
Yabancı kuralını TFF ne için getirdi? Güya, her zaman unuttuğumuz ama iş dört yılda bir yapılan Avrupa ve Dünya şampiyonalarına geldiği zaman hatırladığımız A Milli Futbol Takımımız için getirildi. Kulüpler itiraz etse de, yerli oyuncuların fiyatları yükselse de, Avrupa’da kulüplerin başarısı için yabancı futbolcu şart dense de, önemli olan A Milli Takım. Acaba öyle mi? Başarısızlık sadece yabancı futbolcuların ülkemizdeki çokluğundan mı yoksa kaliteli oyuncu grubumuzun olmayışından mı? Her iki yanıt da, Millilerimizin başarısızlığının, Brezilya’da olmayışının sebebi mi?

İskelet aynı ama

Kafamı bu konu üzerinde yoğunlaştırdım. 96 Avrupa Şampiyonası’na ilk kez katıldığımız kadroya, 2000, 2002 ve 2008’de A Milli Takımımızla yakaladığımız başarılara odaklandım. Kadrolar kısmen değişse de teknik direktör isimleri farklı olsa da (Terim, Denizli, Güneş) iskelet aynı, yani bir kulüp takımı gibi zaman zaman takviyeler yapılmış, bazı oyuncularla ise yollar farklı nedenlerle ayrılmış. Bunlar normal ama anormal olan kadro istikrarsızlığı, bir maç milli formayı giyen oyuncumuzun ertesi maç kadroda olmayışı başarısızlığın nedenlerinden birisi değil mi? Sercan Sararer, Tunay Torun gibi birçok milli oyuncumuzun hem de genç olmasına rağmen bugün çağrılmaması, Hasan Ali gibi Milli Takımımızın sol bekinin bugün takımında forma şansı bulamaması bu soruma örnek olabilir mi? Bu sezon Galatasaray’ın Hocası Mancini’yi en çok niçin eleştirdik? Kadroda istikrarı sağlayamadı diye. Başarılı mı? Diyebilirsiniz ki, Türkiye Kupası’nı kaldırdı, Şampiyonlar Ligi’ne direk katılma hakkını kazandı, daha ne yapsın? Peki, elindeki kadro daha fazlasını yapamaz mıydı? Bu kadroya en azından taraftarın hoşuna giden, onları coşturan futbolu oynatamaz mıydı? Şampiyonluğu takımına ligin sonuna kadar kovalatamaz mıydı? Elbette ki soruma futboldan biraz anlayanların cevabı ‘Evet’ olurdu.

20 oyuncu farklı

Neyse, konumuza dönelim. Abdullah Avcı, A Milli Takım Teknik Direktörü olduğunda ilk Avusturya Kampı kadrosuna futbolu bırakacak olan Rüştü dahil 32 futbolcu çağırmış. Fatih Terim ise yeni dönemde Amerika kampına bu 32 futbolcudan yaklaşık Egemen, Serdar Aziz, Serdar Kurtuluş, Sinan Bolat gibi 20 futbolcuyu çağırmamış. Buna performans deyin, takımlarında oynayamadı deyin veya hoca tercih etmedi deyin. Sayıyı çok net yazmıyorum çünkü sakat olan veya izin isteyen ya da Mustafa Pektemek gibi sonradan dahil olanlar olduğu için. Ama şöyle bir araştırıp, en azından Milli Takım kadrolarımıza bir göz attığınızda, iki hocanın kamp kadrolarındaki farkı görüp, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Panzer hep aynı

Size küçük bir örnek: Bundesliga’da yabancı futbolcu sınırlaması uygulamayan Almanya’ya bakalım, sürekli turnuva takımı olarak anılan Panzerler neden başarılı oluyor biliyor musunuz? 2012 Avrupa Şampiyonası’nda görev yapan kadroda bulunan Kaleci Neuer’den tutun da forvetteki Miroslav Klose’sine kadar Low’ün kadrosunun Brezilya’da da 3 oyuncu haricinde aynı olduğu görürsünüz. Onun için Milli Takımlarda günlük değil de sürekli başarının en önemli sırrı bana göre yabancı sınırlamasında değil, kadro istikrarındadır. Nokta.

HAKEM OLMAYA GEREK YOK

SON yıllarda okuduğum en güzel hakem yazısını, Selahattin Duman ağabeyim salı günü köşesinde yazmış. Usta gazetecilik bu olsa gerek. Hayatında hiç hakemlik yapmamasına rağmen kelimeleri o kadar güzel kullanmış, yazısına mizahı o kadar güzel eklemiş, hakemleri de bir o kadar güzel tahlil etmiş ki okumaya doyamadım. Okumayanlar varsa Selahattin Ağabey’in ‘Hakem Milletinden Allah Razı Olsun Yazısını’ mutlaka okusun.

X

3'ü de penaltıydı

Önemli eksikleriyle 3 puan mücadelesi veren siyah beyazlıların 3 net penaltısı verilmedi. Evet, Slaven Bilic’in öğrencileri günlerinde değildi ama hakkaniyetli kararlar galibiyeti getirebilirdi.

Beşiktaş Demba Ba ve Oğuzhan’ın yokluğunda pozisyon üretmekte zorlandı. Dolayısıyla Rize karşısında kötü bir oyun sergiledi. Ama maçta Beşiktaş’tan daha da kötü bir yönetim gösteren hakem vardı. Maçın başında topla oynama gayreti içresindeyken ceza sahasında Gökhan Töre’nin ayağına istemeden de olsa vuran Ali Adnan’ın pozisyonu penaltıydı. Belki, 0-0’iken bu penaltı gol olsa Beşiktaş öne geçmenin avantajıyla maç sonunda skoru lehine çevirebilirdi.
Sadece bu mu? Maçın ikinci yarısında Gökhan Töre’nin attığı şutu Giray ceza sahası içinde vücudunu büyüterek elle kesti. Bu çarpma değil, net bir elle oynamaydı. Penaltının yanında Giray’a sarı kart da gerekirdi.

MUSTAFA’YI ÇEKMEYE NASIL KART ÇIKMAZ?

Ceza sahası içerisinde bir de Motta’nın tam topa vuracakken Eren tarafından itilmesi vardı. Bu da açık bir penaltıydı.
Hakem olarak Hüseyin çok kötü bir günündeydi. Ama öyle bir pozisyon var ki, penaltıları atlayabilir, göremeyebilir, yakalamayabilirsiniz, ama bunu atlayamazsınız. Mustafa Pektemek’in hücuma çıkarken formasından çekilerek durdurulmasına sarı kart çıkartmamanın izahı yoktur. Bu pozisyona kart çıkartmıyorsan 94. dakikada Murat Duruer’e verdiğin sarı kart neyin nesi?


Yazının Devamını Oku

Fırat ve ekibi iyi iş çıkardı

STRESİ yüksek bir müsabaka... Ama bunlara alışkın, tecrübeli bir hakem vardı sahada; Fırat Aydınus...

Özellikle oyunun 14. dakikasında Trabzonspor’un hocası Vahid Halilhodzic’in şiddetli itirazına karşılık, “İkinci sefer yaparsan, sahanın dışına çıkarsın” hareketi ile ciddi bir uyarıda bulunması doğruydu. Oyunu hep kontrol altında tuttu. Maçın gerginleştiği anlarda ise ikazları yerindeydi. Ekibi ile uyum içerisinde çok başarılı bir maç yönetti. Tek hatası, atağa kalkan Trabzonspor’un hücumunu elle kesen Bekir’e sarı kartını göstermemesiydi.

HAZIR OLMASALAR DA...

TRABZONSPOR için şu söylenebilir; Zamana ihtiyaçları var. Ancak takımın başında hem camiasını, hem ligimizi iyi bilen çok tecrübeli bir teknik adam bulunuyor. Şampiyonluğa aday Üç Büyüklerden sonra elindeki kadronun değerini bilen bir teknik adam... Takımının tam anlamıyla hazır olmadığı dönemde şampiyonluğa oynayan rakibi karşısında aldığı bu 1 puan, ligin sonunda çok işine yarayabilir.

KARTAL CESARETSİZDİ

FENERBAHÇE içinse şu söylenebilir; Teknik adam mantalitesi takıma olumsuz yönde yansımaya başlamış... Geçen sezon Ersun Yanal, takımın kazanması adına 4. santraforu bile oyuna sokarken, İsmail Kartal’da bu cesareti göremedim. Oyuncu değişikliklerinde önceliği topa hakim olmasına rağmen santraforlarından yana oldu.
Son olarak şunu söyleyebiliriz... Belki bu maç, futboluyla değil ama en azından olayları ile hatırlanmayacak bir maç oldu... Bu da umuyorum ki, Trabzonspor ile Fenerbahçe maçlarında yaşanan gerginliğin son bulmasına neden olur.

Yazının Devamını Oku

Her çilek sisteme uymaz

GALATASARAY Başkanı Ünal Aysal, Sneijder için “Inter Başkanı Moratti bana ‘Çok iyi transfer yaptın.

Sneijder büyük futbolcu ama bizim takımın sistemine uymuyor’ demişti. İşte Galatasaray’ın çileği Wesley Sneijder, takımın işleyen dişlisini, sistemini, sağlam defans, sağlam orta saha ve önde basan çift forvet hattını bozdu. Bunu, Eskişehirspor maçında kötü oynadığı için değil, geldiği günden beri takımın sistemini bozmasından dolayı yazıyorum. Hatta bu durumu Sneijder’le çalıştığı dönemde ne Fatih Terim, ne Mancini çözemedi. Bu maça bakınca Prandelli’nin de sorunu çözmesi zor gözüküyor. Wesley Sneijder için yazdıklarım yanlış anlaşılmasın, onun futbolculuğuna, kalitesine söylenecek söz yok. Juventus maçı başta olmak üzere önemli takımlara, önemli maçlarda attığı golleri unutmuş değilim. Ama Galatasaray’da oynadığı futbol takımına bence faydadan çok zarar veriyor.

KANATLARI KULLANAMADILAR

Gelelim maça, sarı kırmızılılar dün kanatları kullanamadı. Tarık ve Veysel gibi iki defans oyuncusuyla ne kadar atak yapabilirse o kadar atak yaptı. Bu arada da defansında büyük açıklar verdi. Eskişehirsporlu oyuncular biraz dikkatli olsa, Chedjou ve Muslera gününde olmasa Es Es 1 değil 3 puanı rahatlıkla alırdı.
Şu var, Cimbom’un çok ciddi pozisyonları da yok değil. İki pozisyonda Dzemali ve Bruma pozisyonlarını kendileri bitirse topu arkadaşlarına ikram etmeseler, Umut oyuna girdikten sonra Sneijder’in ortasına vurduğu kafa vuruşnda meşin yuvarlak direkten dönmese Aslan da galip gelebilirdi. Ama şu bir gerçek... Galatasaray oynadığı oyunla ne tat veriyor ne de Süper Lig ve Şampiyonlar Ligi için umut vaadetmiyor.
Barış Şimşek iyi maç yönetti. Kendisini fazla zorlayacak pozisyon olmadı. Ancak Eskişehirspor’un 43. dakikadaki çok ciddi atağında kalkan bayrakla yardımcı hakeminin kurbanı oldu.
Bir sözüm de yayıncı kuruluşa 32. dakikada Eskişehirspor gol atıyor, ofsayt diye iptal edilen gol sadece 2 kez tekrar ediliyor. 2 kez izledikten sonra pozisyona ancak hissiyatla ofsayt diyebiliyorum. Son dakikada yardımcı hakemin ofsayt gerekçesiyle iptal ettiği Galatasaray’ın golünde karar doğruydu.

Yazının Devamını Oku

Bu sahada asla maç oynanmaz

STATTA olmadığım için kesin yargıya varmak istemem, ancak televizyondan gördüğüm durum şu; çimler kalkıyor ve bu da futbolcu sağlığını tehdit ediyor.

Stat güvenliği ne kadar önemliyse futbolcu sağlığı da o kadar önemlidir. Bu zeminde maç oynatılmaması daha doğru olurdu. En azından federasyon bu maçı, Mersin’e en yakın il olan Adana’da oynatabilirdi.

Yazının Devamını Oku

Karabük’ün işi zor

Karabükspor için Rosenborg maçı zor değil çok zordu.

Eksileri o kadar fazlaydı ki, kamp ortamından yeni çıkmasına mı, yeni tranfserleri ile ilk resmi maçını oynaması mı, tarihinde ilk kez katıldığı bir Avrupa maçında yönetiminin bilet fiyatlarını yüksek tutması ile tribünlerin boş kalması mı, yoksa liginde 15 haftayı oynamış, hazır bir takım karşısında oynamasını mı?

Hangisini yazayım?

Allah’tan karşısında çok kaliteli bir takım yoktu. Defansı ön planda tutan, ‘beraberlik bana yeter’ diyen bir takım var.

Karabükspor mu?..

O da rakibini açacak pozisyonları bulmakta zorlandı. Gerçi ilk yarı biterken Erdem’in güzel şutu direkten dönmese belki avantajlı bir skorla Norveç’e gidebilirdi...

Karabükspor için bir şey söylemek için henüz erken ama defansta hem Erdem hem Erkan Kaş hem de kaleci Watermann mükemmele yakın futbol oynadılar.

Bu skor Karabük‘e yeter mi biraz zor görünüyor. Çek hakeme fazla iş düşmedi. 84. dakikada Erdem’in kornerden kestiği topta Onur’un vuruşu gol oldu ama hakemler geçersiz saydı. Görüntülerden pozisyon net olarak anlaşılamadı.

Yazının Devamını Oku

Geç olmadan

SONUNDA bir Dünya Kupası’na hem de 40 yıl sonra bir hakemimizi yardımcıları ile birlikte göndermeyi başardık.

Bayağı da iyi oldu. Neden mi? Hem dünyanın en iyi hakemlerinin nasıl maç yönettiklerine, pardon nasıl maç katlettiklerine şahit olduk; hem de yıllardır yorumcuların genelinin zaten bizim hakemlerimiz iyi olsalar büyük turnuvalarda görev alırlar eleştirisinden kurtulduk. Kurtulduk diyorum; benim de hakemlik yaptığım dönemin en kolay söylenilen eleştirisi buydu da ondan. Sağ olsun Cüneyt ve ekibi hem güzel maç yönetip hem de Türkiye’yi en iyi şekilde temsil ettiler de kimsenin artık böyle bir söylemle eleştirecek hali kalmadı.
Asıl sorgulanması gereken, 40 yıldır Türk hakemliği böyle bir organizasyonda neden yok? Gördünüz Dünya hakemliğini, ortada çok büyük kalite farkı mı var? Olmadığını, hatta daha iyi olduğumuzu bile söyleyebiliriz. Şu var UEFA konvansiyonuna girip UEFA Hakem Kurulu üyesi Uilenberg’in ülkemizden sorumlu olması elbette büyük şans ama bir de farklı açıdan bu konuyu ele almak istiyorum.
2 hafta önce bir fıkra yazmıştım. Hani cehennemde her milletin ayrı bir kazanının olduğu fıkra. Diğer milletlerin kazanının başında zebaniler duruyor da Türklerin kazanında bir zebani bile yok. Çünkü ihtiyaç yok. Türkler birbirlerini çektikleri için kazandan kurtulan da yok.

ONLAR DA DESTEKLENMELİ
İŞTE maalesef hakem camiası da böyle. Birbirini yemekten, ben yükselemiyorsam o da yükselmesin demekten, onun hakkı değildi benim hakkımdı düşüncesinden ve de onun adamı FIFA olmasın benim adamım olsun zihniyetinden dolayı tam 40 yıla mal oldu. Birlik ve beraberliğin olmadığı yerde başarıdan söz etmek ise ne mümkün.
Hakem camiasının bütünleşememesi, koltuk kavgalarının ve biraz daha görevde nasıl kalırımın hesabı vardı. Geçmişte kendi kendimizin ipini çektiğimize örnek mi istiyorsunuz? Alın size örnek: Kim söktü Avrupa’da şakır şakır maçlara giden Orhan’ın, Erol’un, Ali’nin, Metin’in kokartlarını? Anladınız değil mi? Elin Avrupalısı veya başkası değil, biz Türkler. Camiamızın büyükleri değil mi? Tam anlattığım fıkradaki gibi.

Yazının Devamını Oku

Can sıkıcı maça kusursuz yönetim

DOĞAN Babacan’dan sonra dile kolay tam 40 yıldır hakem gönderemediğimiz bir turnuva...

Turnuvaya hakem gönderip, bir de o hakemlerin yarı final maçı yönetmesi gerçekten gurur verici bir tabloydu. Her ne kadar Arjantin basınında bu atama eleştirilse de, Cüneyt’in bugünlere gelmesinde büyük katkısı olan Uilenberg üzerinden atama ‘sıkıntılı’ olarak nitelendirilse de Cüneyt Çakır ve ekibi karşılaşmayı başarıyla yönetti. Cüneyt, ikazlarını ve sarı kartlarını doğru bir şekilde kullandı. Özellikle yardımcılarının ofsayt tespitleri harikaydı.

YAĞLI GÜREŞ!

Yardımcı demişken, onlara da bir parantez açmak lazım. Cüneyt Çakır’ın bu turnuvaya katılırken, en ciddi rakibi Macar Viktor Kassai ve Sloven Damir Skomina’ydı. İkisinin de bu turnuvaya katılmamasının en büyük nedeni kendileri değil, yardımcılarıydı. Maç mı? Buna ister, “Almanya’nın Brezilya’yı 7-1’lik hezimete uğratmasının etkisi” deyin, ister “İki takımın da finali çok istemesi” deyin ya da “İki takımın da birbirlerinin yıldızlarından korkması” deyin...
Arjantin de, Hollanda da, yağlı güreş yapan bizim Kırkpınar başpehlivanlarına benziyordu. “Bir açık yakalasak da, rakibimize karşı puan alacak hareketi yapsak” diye düşünür gibiydiler. Hatırlarsanız bu sene de Kırkpınar’da Fatih Atlı, İsmail Balaban’ı uzatmada rakibinin verdiği açıktan dolayı yenmişti. Arjantin o açığı uzatmalarda Palacio ile buldu ama değerlendiremedi.
Bir başka büyük organizasyonda dev maçları yönetmeniz dileğiyle...Teşekkürler Cüneyt... Teşekkürler Bahattin... Teşekkürler Tarık... Türkiye’yi ve Türk hakemliğini bu turnuvada en iyi şekilde temsil ettiğiniz için...

Yazının Devamını Oku

Panzer finali kesin görür

1990’dan bugüne kadar baktığımızda hakem atamaları hep eşit dengede oldu.

Bu finali ise bir UEFA hakeminin yönetmeyeceğini düşünüyorum. Cüneyt Çakır ya yarı finalde olur ya da 3-4.’lük maçında görev alır.
Finale ise Almanya’nın yüzde 100 çıkacağını düşünüyorum. Rakibi de Hollanda olacaktır. Brezilya ve Arjantin rakiplerine direnecek kapasitede değiller.

Yazının Devamını Oku

Finali Çakır’a vermezler

Çok isterim ama FIFA’nın Dünya Kupası finalini Cüneyt Çakır’a vereceğini düşünmüyorum. Brezilyalı Ricci ve Cezayirli Haimoudi şanslı.

HAKEM performansları ortada... Bizim için önemli soru finali kim yönetir?
8 adet 2. tur maçında Cüneyt Çakır’ın da içinde bulunduğu 9 UEFA hakeminden 4’ü görev aldı: Kuipers, Webb, Proença ve Eriksson.. Bunlardan Webb bir önceki finali yönetti, Proença formsuz, Eriksson’da da final yönetecek ışık yok. Kuipers ise Hollanda’nın saf dışı kalmasını bekleyecek.
Geriye Sırp Mazic, İtalyan Rizzoli, İspanyol Carballo, Alman Brych ve Cüneyt Çakır kalıyor.
Mazic iki maçta da formsuzdu. Alman Brych ise şu an Kuipers ile aynı kaderi paylaşıyor. Carballo ve Rizzoli ise UEFA ve FIFA’nın çok tuttuğu, hakemler. İkisinin de milli takımları evine döndü, doğum tarihleri 1971. Onlar için başka Dünya Kupası yok. Cüneyt ise 1976 doğumlu, Rusya’daki kupaya katılabilir. FIFA bu tip detayları göz önünde tutar.
Beni ve Türkiye’yi çok mutlu eder ama Cüneyt’e finali yedirmezler. İki final adayım var. Birincisi Brezilyalı Ricci (yönetememesi Brezilya Milli Takımı yüzünden olur). İkincisi ise Cezayirli Haimoudi (hem çok tecrübeli hem Belçika-ABD maçını çok iyi yönetti hem de CAF hakemi).

Yazının Devamını Oku

Finali Cüneyt Çakır mı yönetir

CEHENNEMDE her ülkenin bir kazanı varmış ve içinde de sıcak kaynayan yağ olurmuş.

Günah işleyenler bu kazanlarda cezalandırılıyormuş. Kazandan çıkaranları zebaniler kafasına vurarak geri sokuyormuş. Baş zebani bir bakmış diğer kazanlarda herkes çıkmaya çalışıyor ama Türkiye’nin kazanından kimse kafasını bile çıkarmıyor. Baş zebani, zebanilerden birini çağırmış ve sormuş: “Niçin Türkiye’nin kazanından kimse çıkmıyor? Yoksa orada günahkar yok mu?” Zebani: “Olmaz mı? Ama çıkmaya çalışanı alttakiler geri çekiyor!”
Fıkraya esasında içimizin yanması gerekirken biz gülüyoruz. Geçen hafta Galatasaray camiasına “Neden Türk değil?” diye yazdığım yazıya karşılık, az sayıda olumlu fakat çok sayıda olumsuz tepki aldım. Efendim Hikmet Karaman Galatasaray’ın başına gelir miymiş, bu zamana kadar ne başarısı varmış, ne yapmış diye. Türksen durum bu maalesef. Bu zihniyet Ersun Yanal’ı da hazmedememişti. Ersun Yanal Fenerbahçe ile anlaştıktan sonra otoritelerden bazıları Fenerbahçe’nin başarılı olamayacağı görüşündeydi. Hatta ilk yarıyı lider bitirdiğinde bile ikinci yarı Ersun Hoca’nın takımları düşüşe geçer denilmişti. İlk yarıyı 8 puan farkla bir yabancı teknik adam Fenerbahçe’nin başında lider bitirseydi, bu otoriteler tarafından methiyeler dizilmez miydi? Ünal Aysal’ın her türlü tepkiye rağmen Hikmet Karaman ile en azından görüşmesi bile bu ortamda olumlu bir adımdır. Yukarıdaki fıkrayı neden yazdığımı şimdi anladınız değil mi?

‘ŞÜKÜR ALLAH’ DİYORUM

Bahreynli hakem Nawaf Shukralla’yı Portekiz–Gana maçında görünce, bizim hakemlere “Şükür Allah” dedim. FIFA artık şunu gözetmeli, kıta mı önemli yoksa hakem mi? Macar Viktor Kassai gibi bir hakem çağrılmıyor ama hem Shukralla hem de Yuichi Nishimura gibi sıradan hakemler kıta kontenjanından çağrılıyor. Dünyanın güya en iyi hakemleri Brezilya’da. Ama önemli hakem hataları var. Bir de Pierluigi Collina, Kim Milton Nielsen, Urs Meier, Anders Frisk gibi özelliği olan hakem sayısı oldukça az. Cüneyt Çakır’ın Brezilya–Meksika’dan sonra, iki takımın da 2. tur ihtimali bulunan Cezayir–Rusya maçını da başarıyla yönetmesiyle daha üst turlarda maç yöneteceği kanımca kesinleşti. Bu arada Capello da maçtan sonra “Hakemler hakkında konuşmak istemiyorum ama...” diye başlayan bizim ligimizin klasiği olan sözcüklerle Cüneyt’i eleştirmiş, penaltılarının verilmediğini söylemiş. Penaltı varsa o da Cezayirli Slimani’nin şortundan çekilmesiydi. Çakır finali yönetir mi o biraz zor. Çünkü 1990’dan beri FIFA, UEFA’dan bir hakemi finale veriyorsa bir sonrakine başka kıtadan birine vermiş. 2010 finalini İngiliz Howard Webb, yönettiğinden Çakır’ın final şansı düşük ama yine de ümitliyim...

Yazının Devamını Oku

Artık görev sizde

ESASINDA bu yazımda işleyeceğim konuyu Cüneyt Çakır’ın, Avrupa’dan Dünya Kupası’na davet edilen 9 hakem arasına girmesi üzerine TFF’nin bu başarıyı sahiplenip, basın toplantısı düzenlediği dönemde işleyecektim.

O dönem devam eden ligler, zaman zaman da hakemlerin yönettiği kötü maçlar yüzünden bir türlü bu konuya köşemde yer veremedim.
O zaman yazsam, çok fazla ilgi görmezdi. Ama hem Dünya Kupası’nın oynanmaya başlanması, hem de Cüneyt Çakır ile ekibinin başarılı bir performans sergilediği Brezilya-Meksika maçı sonrası umarım bu konu ilgililerin dikkatini çekecek ve gereği yapılacaktır.

TÜM HAKEMLER iÇiN

ŞİMDİ sadece Cüneyt Çakır için ya da yalnızca futbol hakemleri için değil, tüm spor branşlarındaki hakemler için önemli bir konuya değineceğim. Bir kanunumuz var, 3289 Sayılı Spor Genel Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun... Ve bir de bu kanuna dayandırılan ‘Spor Hizmet Ve Faaliyetlerinde Üstün Başarı Gösterenlerin Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmelik’ var. Amacı uluslar arası spor organizasyonlarında ülkemizi temsil eden kişilerin ödüllendirilmesi. Ama bu yönetmeliğin “Amaç” yazan 1. Maddesi’nde ne yazıyor biliyor musunuz?
MADDE 1 - (1) Yönetmeliğin amacı; ulusal ve uluslar arası spor hizmet ve faaliyetlerinde üstün başarı gösteren sporculara, spor kulüplerine, teknik direktör ve antrenörlere ödül verilmesi ile nakdi yardım yapılmasına dair usul ve esasları düzenlemektir.

EN İYİSİNİ YAPSANIZ BİLE...

GÖRDÜNÜZ değil mi? Bu yönetmeliğin 1. Maddesi’nde içinde hakem geçen bir cümle yok. Yani devletimiz bu ödül yönetmeliğinin 9. Maddesi’ne göre; Akdeniz Oyunları’nda bile 1. olan sporcuyu 100 adet Cumhuriyet Altını karşılığı Türk Lirası ile ödüllendiriyor. 3. olana bile 25 adet Cumhuriyet Altını karşılığı Türk Lirası veriliyor.

Yazının Devamını Oku

Gurur duydum

DOĞAN Babacan’ın ardından, tam 40 yıl sonra Dünya Kupası’na katılma başarısı gösterip kritik Brezilya–Meksika maçını yöneten Cüneyt Çakır gurur duyacağımız bir performans sergiledi.

Maçın başındaki sertlikleri ikazlarla geçiştirerek kart enflasyonu yaratmadı. Yani iyi bir hakemin, tansiyonu yüksek bir maçın başlangıcında ne yapması gerekiyorsa onu yaptı. Sonrasında verdiği sarı kartlar doğru, 12. kural yorumları da başarılıydı. Marcelo’nun kendisini yere bırakmasına aldanmadı, Japon Yuichi Nishimura’nın Hırvatistan maçında Brezilya lehine verdiği gibi penaltı bir vermedi. Böylece hem kendini hem de FIFA’yı kurtardı. Bana göre Çakır, bu yönetimiyle turnuvanın zorluk derecesi daha yüksek maçlarını çıkmayı şimdiden garantiledi.

Yazının Devamını Oku

Dost acı söyler

HAKEM Geribildirim Formu:

3. Bulunduğunuz klasmanda maç dağılımının adil olduğuna inanıyor musunuz?
5. Terfi listesindekilerin adil olarak belirlendiğini düşünüyor musunuz?
17. Gözlemci notlarının adil olduğunu düşünüyor musunuz?
MHK Başkanı sayın Zekeriya Alp, geçen hafta 600 civarındaki hakemine 20 soruluk bir anket gönderdi. “Görevleri daha iyiye götürmenin önemli yöntemlerinden birisi de geribildirim almaktır. Bu nedenle gelecekteki MHK çalışmalarına yön vermek üzere, muhtelif konularda görüşlerinize başvurmak istiyorum” diyerek, modern bir yöneticilik anlayışını ortaya koydu.
Lakin hakemlerin bu sorlara gerçekten samimiyetle cevap verebileceklerini düşünüyorsa, yanılıyor. Çünkü her ne kadar isim istenmeden yapılan bir anket çalışması olsa da, her ne kadar modern bir yazılım olsa da, ben de 20 yılını futbol hakemliğine vermiş bir kişi olarak, hiçbir hakemin kendi e-postasına gelen bu tarz sorulara gönül rahatlığıyla cevap veremeyeceğine adım gibi eminim. Hakemlerin tespit edilebilirim duygusunu maalesef silemezsiniz. Ve hatta bazı bölgelerde klasmanlarda bulunan hakem sayısı o kadar az ki hakem arkadaşımızın ismini yazmasına gerek bile kalmıyor. Ayrıca, bu geribildirimin sağlıklı ve objektif olabilmesi için hakemlerin genelinin ya mutlu ya da mutsuz olması gerekir. Biri mutlu biri mutsuz olmaz. Mutlu olan, bu sezon fazlasıyla maç yöneten, istediği maçları alan hakem, sorulara pembe gözlükle cevap verip sorulara pozitif yönden yaklaşırken, yine bu sezon klasmandaki yerini beğenmeyen, istediği maçları alamayan hakem ise sorulara negatif yönden yaklaşıp, öyle cevaplayacaktır.
Alp’in bazı sorularına gerek yok. Halihazırda 2 yılı aşkın süredir görev yapan bir kişinin bu sorulardan bir kısmının cevabını zaten biliyor ve düzeltmeye çalışıyor olması gerekirdi. İçinde adil kelimesi olan sorulara ben cevap vereyim.
3. sorunun cevabı: Hakemlikte adalete inanmam. Öncelik yetenek ve performanstır. Bir üst klasmana çıkacak hakeme fazla maç verebilirsiniz, sizi kurtaran hakemi ödüllendirebilir, yine fazla maç verebilirsiniz. Ancak 2 katı fazla maç yönettiremezsiniz. Aynı tip hatalara, takımların ismine veya hakemin ismine göre farklı cezalar uygulayamazsınız. Örnek mi, o kadar çok ki hangi yönetimden sonra hakem 8 hafta bekletildi, maç verilmedi? Peki bu sezon kaç hakem 8 haftalık cezaya girdi?

Yazının Devamını Oku

Elle gider Mersin'e

İKİNCİ Lig play off yarı final maçları oynanıp Alanyaspor ile Hatayspor takımları finale kalınca, maç bu iki takımın seyircisinin rahatça ulaşabileceği bir ilde oynanır diye düşünmüştüm.

TFF, finali İstanbul Olimpiyat Stadı’nda oynatma kararı alınca şaşkına döndüm.
Öyle ya, Alanya 998, Hatay ise 1141 km uzaklıkta bu şehre... Takımları geçtim, hadi onlar uçakla İstanbul’a gider de taraftarlar nasıl gidecek. Binlerce insan takımlarının bu önemli maçını seyretmek mi istemeyecek!..
Final yerinin analizini yaptım. Federasyon herhalde ‘yayıncı kuruluş masraf yapmasın, yönetim kurulumuz, federasyon çalışanlarımız il değiştirip yorulmasınlar’ diye düşündü... İlla bir sebep bulacağız ya, TFF adına buldum işte.
Hadi ilk tercihiniz Konya, sahası bakımda diye kabul edilmemiş, onu mazeret gösterebilirsiniz. O zaman Kayseri veyahut başka bir ili neden tercih etmediniz?
Her iki takım taraftarı da elbette ki finale gitmek, takımlarının bu kadar önemli maçında destek olmak isteyecekler. Herkes uçağa binemeyeceğine göre, herkes şehirlerarası otobüs terminaline gidip takribi 14-18 saat otobüs yolculuğunu çekmeyeceğine göre, ya final seyircisiz bir maça dönecek ya da taraftarlar kulüplerin tahsis edeceği otobüslere binecek veya özel araçlarını tercih edecek.

O KADAR ÇOK SORU VAR Kİ...

Yazının Devamını Oku

Unutmayalım unutturmayalım!

A Milli Takımımız toplanır toplanmaz, Soma’ya hareket etti.

Soma Belediye Mezarlığı’nda yatmakta olan şehitlerimizin kabirlerini ziyaret ederek ailelere başsağlığı diledi. Acıları paylaşmaya, bir nebze olsun azaltmaya çalıştı. Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, “Ateş sadece düştüğü yeri değil, düşmediği yeri de yaktı” açıklamasında bulundu. Nasıl yakmasın ki? 1 değil 5 değil 10 değil tam 301 şehit!
A Milli Takımımız, kardeş ülke Kosova ile bir dostluk maçı yaptı. Maçtan sonra Fatih Terim, “Soma’yı unutturmamalıyız” diyerek Türk milletinin hislerine tercüman oldu. Ama şu bir gerçek ki, biz yaşanan olayları çabuk unutan bir toplumuz, istatistikler bile balık hafızalı olduğumuzu 21 günde unuttuğumuzu söylüyor. Soma’yı unutmamak adına, Türkiye’de çalışan 170 bin maden işçisinin çalışma şartları düzeltilene kadar, bu tarz acı olaylar yaşanmaması namına A Milli Takım’a ve TFF Yönetimi’ne bir çağrıda bulunmak istiyorum. Kosova’da giydiğimiz hatta uçakla son anda yetiştirdiğimiz siyah formayı, en azından 2016 Avrupa Şampiyonası grup eleme maçlarının tamamında giyin. Giyin ki, giydiğiniz her maç biz Soma’da yaşanan bu felaketi hatırlayalım, unutmayalım, unutturmayalım.

BİR TEŞEKKÜR ONUN DA HAKKI
ZAMAN zaman yazılarımda belirtiyorum. Biz biraz yabancı hayranıyız. Özellikle yabancı hocaların milletimizin hoşuna giden duyarlı davranışlarını göklere çıkartırız. Bilic de Beşiktaş’ta çalıştığı bir yıl içerisinde sanki içimizden biri oldu. Sempatikliğinin yanında sosyal mesajlar vermesi ben dahil hepimizin hoşuna gitti. Son oynadıkları Gençlerbirliği maçında ‘Başımız Sağolsun’ yazılı siyah tişörtü giymesi, saha içerisinde yapılan saygı duruşuna hiç görmediğimiz bir şekilde katılması fevkalade güzeldi. Hepsi 10 numara, yazalım, konuşalım, takdir edelim. Bu Bilic’in hakkı.
Peki, şu ölümlü dünyada bir babanın en mutlu günlerinden biri, evladının mürüvvetini görmek değil midir? Böyle acılı bir günde kızının nikahını erteleyen Fatih Terim’in bu asil hareketini yazmak, köşemde yer ayırmak, ona bir spor adamı olarak teşekkür etmek te benim görevimdir.

Yazının Devamını Oku

Vicdanlar sızlıyor mu?

HEP şunu söyledim: Bir hakem bazen bir takımın, bazen bir hocanın geleceğini belirler.

Bu sezon Okan Buruk, Elazığ’da üst üste 5 mağlubiyetle ‘hocalık’ kariyerine başlamıştı. Bir mağlubiyet daha olsa takımıyla bağları kopacak ve kariyeri sekteye uğrayacaktı. Antalya’ya karşı belki de son maçına çıkıyor, oyun da istediği gibi gitmiyordu. Ama hakem Fırat Aydınus’un çok doğru bir kararıyla penaltı çalıyor, Antalya da 10 kişi kalıyordu. Sonuçta Elazığ maçı rahatça kazanıyordu. Böylesine kritik bir karar verilmese, Okan Hoca için bugün konuştuklarımızı konuşabilir miydik?Geçelim İrfan Buz hocaya. Hayli emek vermiş. Almanya’da ilk diploması UEFA B lisansını hem de birincilikle Köln Spor Akademisi’nden almış. Yıllarca Almanya Futbol Federasyonu bünyesinde altyapılarda çalışırken, bazı ismi duyulmamış Alman kulüplerinde teknik adamlık yapmış. Hem Türk hem de Almanya’da çalışmış olması nedeniyle, Daum onu tercih etmiş; birlikte yolları Bursaspor’a düşmüş.

İRFAN BOZ’A ACIYORUM

Daum’un istifasıyla teknik adamlık koltuğa emanetçi olarak oturmuş. Sonrası malum; Abdullah Avcı, Elvir Balic derken,-hatta Balic ile prensipte anlaşıldı denirken- G.Saray ile oynanan kupa yarı finali ilk maçı ve deplasman da alınan iyi sonuçla belki de hayatboyu yakalamak istediği şansı, hem de şampiyon olmuş bir takımda yakaladı.
Ama Türkiye’de hoca olmak zor. Skor üretip sonuç alacaksınız. İstatistiklere bakıldığı zaman takımınızla göz dolduracaksınız. Ama o da ne? Kupada G.Saray ile yarı final 2. maçı oynuyor, maç 2-1 lehine iken olmayan penaltı ile gol yiyor. Takımın direnci düşüyor ve kupadan ağır bir yenilgi ile eleniyor. Gençlerbirliği deplasmanında da, içeride Trabzon ile oynadığı maçta da ikişer tane tartışılmayacak penaltıları verilmiyor. Erciyes deplasmanında ise oyun berabere iken atılan nizami gol, elle oynandı denilerek iptal ediliyor.
Hakem hataları Bursaspor’a kasıtlı yapılıyor demiyorum. Çünkü hakemlere ne kadar hata yapsalar da güveniyorum. Lakin İrfan Hoca’ya da acıyor ve üzülüyorum. Hayatboyu belki de bir kez yakaladığı teknik adamlık şansını yavaş yavaş kaybediyor. Nedeni mi? Türkiye’de bir maçta zirveye çıkarken, bir maçta teknik adamlık görevin son bulabiliyor. Ne oynanan oyuna ne yetiştireceğin oyuncuya ne de elindeki kadro kalitesine bakılıyor. Türkiye’de bakılan şey, öncelikle üç puan, sonrasında sezon sonunda sıralamada aldığın yer oluyor. Merak ediyorum, bir büyük takımımızın aleyhine yapılmış hatalardan sonra, Zekeriya Alp’in açıkladığı gibi hıçkıra hıçkıra ağlayan hakem olduğunu biliyoruz da, peki bir Anadolu takımı aleyhine hem de üst üste bu kadar hata yapıldıktan sonra ağlayan ya da hiç olmazsa vicdanı sızlayan hakem veya yönetici var mıdır?Soma’da hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Başımız sağ olsun!

Yazının Devamını Oku

Neden korkuyorsunuz?

MHK’nin bu haftaki atamalarına baktım, hakemlik yıllarımı hatırladım.

Bir alt ligde görev yaparken ligin sonuna doğru üst ligde sadece prestij maçlarına çıkan takımların maçları çoğalınca hem sevinir hem de heyecanlanırdım. Acaba bir maçta bana görev verilir mi, diye. Şanslıymışım ki iki kez hem B klasman hakemiyken hem de A klasman hakemiyken bu mutluluğu yaşadım. Bir üst ligde maç yönetebilme şansını yakaladım (Yavuz ve Çulcu’nun başkanlığındaki kurullar). MHK’ye de üst lige hazır olduğum mesajını yolladım, onlar da bu mesajı aldılar ve sezon sonunda da gereğini yapıp, bir üst klasman kadrosuna terfi etmemi sağladılar. Şimdi bırakın alt lig hakemini, MHK’nin elinde Süper Lig’de hiç düdük çalmamış ama kadrosunda üst klasman hakemi yazan tam 16 hakem, çok sayıda yardımcı hakem var. Tamam, bu hafta Kutluhan’a Gençlerbirliği-Antalya maçını verdiniz (İzmir bölgesi hakemi olmasa verir miydiniz bilmiyorum). Yanına bir kişi olsun, genç yardımcı veremeseniz de, bu iyi bir atama. Ama bakıyorum küme düşmesi mucizelere bağlı Konyaspor ile küme düşmüş Kayserispor’un bu haftaki yapacağı maça son haftaların en formda ismi Volkan Bayarslan verilmiş. O halde bir yerlerde hata var. Demek ki kadronuzda yer alan hakemlerinize güveniniz yok; yani size göre yetersizler. O zaman soru şu: Bu hakemleri neden üst klasman hakemi kadrosuna aldınız? Eğer yeterli, biz onlara güveniyoruz ama henüz erken diyorsanız, “Acaba Süper Lig’de bir kez bile düdük çalabilecek miyim”, diye bekleyen üst klasman hakemlerinizden hiç olmazsa birine daha neden bu maçta da görev veremediniz? Çok az da olsa maçta bir risk var mı, dediniz. O zaman soru şu: Sizin, bir hakem daha kazanalım gibi, bir önceliğiniz; bir hakeme daha fırsat verme gibi, bir düşünceniz; hatta geçmiş MHK’lerden daha az da olsa, cesaretiniz yok mu?

YÜREK LAZIM!

Futbol hakemliği yapıp da hata yapmayan hakem yoktur. Bir maç olur, penaltıyı süzemezsiniz; bir maç olur elle atılan golü göremezsiniz. Ofsayt hataları, faul hataları... Hepsi hakemliğin doğasında var. Şansınız varsa hatanız sadece skora tesir eder, “Hata” denilir ve gelir geçer. Şansınız yoksa hatanız neticeye tesir eder, yani bir takımın haksız bir şekilde kazanmasına sebep olursunuz. Tabii ki yorumlar hakemi fazlasıyla üzer.
Nasıl ki futbolcu yüzde yüzlük pozisyonu gol yapamıyor veya kaleci olmayacak golü yiyebiliyorsa; teknik adamlar yanlış kadro tercihi ile takımının yenilgisine neden oluyorsa, hakem hataları da vardır, olacaktır. Ama hakemlikte affedilmeyecek, hakemliğin olmazsa olmazları arasında yer alan bir konu var ise o da cesarettir, yürektir. Siz futbolcunun yüzüne bakamazsanız, siz futbolcudan azar işitirseniz, abartılı el kol hareketlerini size karşı yaptığı mimiklerini görmezden gelirseniz; siz futbolcudan ve giydiği formadan korkarsanız belki birkaç maça fazladan çıkarsınız ancak hiçbir zaman adından söz ettirecek bir hakem olamazsınız. Bu satırları kimlere niye yazdığımı ve de hangi futbolculardan bahsettiğimi eminim anlamışsınızdır!

Yazının Devamını Oku

Şehir efsanesi

GEÇEN hafta Fenerbahçe 19. şampiyonluğunu Çaykur Rizespor maçı sonrası ilan etti.

Dolayısıyla kamuoyunun gündemi şampiyon takım ve takımı şampiyon yapan isimlerin üzerindeydi. Şüphesiz Ersun Hoca da bu başarının baş mimarlarından biriydi. Sadece Caner hamlesi bile benim bu satırları yazmamın nedenidir. Ersun Hoca, Caner’i oynatarak hem kulübesinde bir yabancı santrafora kontenjan açma şansına sahip oldu hem de oynadığı futbolla Caner’i takımın ve taraftarın gözbebeği haline getirdi.
Hatırlıyorum ilk yarı bittiğinde Fenerbahçe’nin en yakın rakibine 9 puanlık bir fark atmasına rağmen bir şehir efsanesi üretilmiş, Ersun Hoca’nın çalıştırdığı takımlar ikinci yarı düşüşe geçer denmişti. (Aynı başarıyı ilk yarı Bilic, Mancini veya bir başka yabancı hoca yakalasa ne methiyeler dizilirdi.) Ancak beklenen olmadı, Ersun Hoca’nın takımı düşmedi, sadece biraz tökezledi, bazen sıkıntıya girdi, puan kaybetti. Sadece bu kadar. Ve nihayetinde ligi son yılların en rahat şekliyle şampiyon olarak bitirdi.

ARAŞTIRMADAN KONUŞANLAR...

Bir deli kuyuya bir taş atıyor, kırk akıllı çıkaramıyoruz. Şehir efsanesi üretiyoruz, maalesef araştırmadan bilgi sahibi olmadan yazıyor, yorumlar yapmaktan çekinmiyoruz.
Halbuki biraz araştırılsa görülecek ki Ersun Hoca’nın çalıştırdığı takımlar içerisinde sadece Manisaspor ikinci yarı düşüş göstermiş. O da hangi hocada olmuyor ki. (Bu arada bizim Futbol Ateşi ekibini kutluyorum, Ersun Hoca’nın istatistiklerini takım takım veren tek araştırmacı ruhlu program niteliği taşıması sebebiyle.)
Neyse; Ersun Yanal yapılan yorumlara göre rüştünü şampiyon olarak ispat etmiş! Ersun Hoca gibi, bütçesi belli, kadrosu sınırlı Anadolu takımlarını UEFA Kupasına taşıyorsanız, ligde iyi bir sıralamaya hatta ilk beşe oynuyorsanız, hatta ve hatta küme düşmesine kesin gözüyle bakılan bir takımı kümede bırakıyorsanız, bu başarı rüştünü ispat için yeterli değil midir?

ÖZ EVLATLARIMIZA BAKALIM...

CARVALHAL’e iyi insan diyerek takımlarımızı emanet ederken, Prosinecki’yi bir anda göklere çıkarıp, Hagi’yi sırf efsane futbolcumuz diye hem de iki kez takımın başına getirirken başta Ersun Yanal olmak üzere, Ertuğrul Sağlam’a, Mehmet Özdilek’e, Hikmet Karaman’a, Tolunay Kafkas’a ve dahasına yani kendi öz evlatlarımıza şampiyonluğa oynayan takımları emanet ederken zorlanmamız, yabancı hocalara verdiğimiz şansları, kredileri tanımamamız, yaptığımız acımasız yorumlar zulüm değil de nedir?

Yazının Devamını Oku

F.Bahçe'ye tebrik federasyona sitem!

İNGİLTERE Futbol Federasyonu’na şaşıp kalıyorum. Liverpool-Chelsea karşılaşması farklı, Crystal Palace-Manchester City maçı farklı saatlerde...

Şampiyonluğa oynayan 3 farklı takımın maçı, hiç ayrı saatlerde olur mu? Bakın bizim federasyona, işini ne kadar ciddi yapıyor. Süper Lig’in bitmesine şu anda 4 hafta var. Maçları aynı saate koyarak, ne kadar önemli iş yapıyor!
Sanki bütün takımlar birbirini takip edecek. Bütün skorlara göre teknik adamlar taktik belirleyecek! Ne Fenerbahçe’nin şampiyonluk maçını, ne Elazığ’da, ne Sivas’ta, ne de başka bir yerdeki karşılaşmaları izleyemedik. Neler olduğunu, neler yaşandığını çözemedik.

HERKES KABULLENDİ

GELELİM maça... Zaten lig şampiyonluğunu Fenerbahçe çoktan elde etmişti. En yakın rakibi Beşiktaş bile, hafta içi Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu kabullenmişti. Federasyona ‘Fenerbahçe şampiyonluk turunu seyircisi önünde atsın’ demişti. Hatta olabilirse erteleme istemişti. Gerçi maç seyircili oynandı. Ama bir farkla... Bu sezon alıştığımız şekliyle kadın ve çocuk taraftarlarla...
Nitekim kadın ve çocuk taraftarların performansı yine müthişti. Fenerbahçe, 7’den 77’ye şampiyonluğa inanmıştı. Taraftarıyla, futbolcusuyla bu kupayı hak ederek kazandılar. Tek eksikle; tribünlerdeki müthiş taraftara gol sevinci yaşatamadılar.

SIKINTISIZ 90 DAKİKA

HAKEM ise sıkıntısız bir maç yönetti... Ama beraberliğe kimse aldanmasın... İki takım da galibiyet için oynadı. Çaykur Rizespor bile yakaladığı fırsatları değerlendirseydi galip gelebilirdi. Karadeniz ekibi de, birkaç net fırsatta ağları sarsamadı. Fenerbahçe, Konya deplasmanında sıkıntılı başladığı sezonu, Rize maçıyla mutlu bitirdi. Fenerbahçe oynadığı futbol, attığı goller, aldığı galibiyetlerle şampiyon oldu. 19. şampiyonlukları, camialarına hayırlı uğurlu olsun, tüm takımı ve taraftarları kutluyorum.

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI